“İnsanın sağlığı tamamen kendi ellerindedir. Bunun üç temel ayağı vardır: Ayıklık, her şeyde ölçülülük ve hafif egzersiz.” Voltaire
Uyuşturucu, alkol ve
bahis bağımlılığı, yakın zamana kadar Türkiye açısından yönetilebilir bir risk
alanı olarak değerlendirilirken, günümüzde çok boyutlu ve yapısal bir toplumsal
tehdit niteliği kazandı.
Son 15 yıla ilişkin resmî
ve özel saha verileri, Türkiye’nin özellikle uyuşturucu ve kumar alanlarında
beklenen başarıyı sağlayamadığını, aksine sorunun derinleşerek yeni sosyolojik
katmanlara yayıldığını ortaya koyuyor. Bu durum, bağımlılığı yalnızca bireysel
bir zafiyet ya da kriminal bir olgu olarak değil, kamu sağlığı, toplumsal
güvenlik ve sosyolojik çözülme başlıkları altında ele alınması gereken yeni bir
“pandemi” olarak tartışmayı zorunlu kılıyor.
Türkiye’de 18 milyon
ilkokul, ortaokul ve lise öğrencisi ile 6 milyon üniversite öğrencisi olmak
üzere yaklaşık 24 milyon öğrenci eğitim görüyor. Buna ek olarak, ne eğitimde ne
istihdamda yer alan yaklaşık 5 milyon “ev genci” ile birlikte 30 milyona yakın
genç nüfus, potansiyel risk altında. Uyuşturucu, alkol, kumar ve tütün
kullanımına başlama yaşının ergenlik dönemi (12–19) aralığında yoğunlaştığı
bilinmekte. Bu durum da erken müdahale ve koruyucu sosyal politikaların hayati
önemini açıkça ortaya koyuyor.
Resmî raporlar,
uyuşturucu, yasadışı bahis ve alkol kullanımına başlama yaşının 12–13
seviyelerine kadar düştüğünü gösteriyor. Milyonlarca insanın doğrudan ya da
dolaylı biçimde mağdur olduğu bu tablo, ceza adalet sistemi üzerindeki yükü de
arttırıyor. 1 Ekim 2025 itibarıyla Türkiye’deki ceza infaz kurumlarında bulunan
toplam mahkûm sayısı 420.904’tü. Bu, Cumhuriyet tarihinin en yüksek
seviyesiydi. 2024 yılında kayıtlara geçen uyuşturucu bağlantılı suç sayısı
309.000’in üzerine çıkarken, uyuşturucu suçlarından cezaevinde bulunan tutuklu
ve hükümlü sayısı 149.523 olarak kaydedildi. Suç dağılımına bakıldığında,
uyuşturucu bağlantılı suçlar %40 ile ilk sırada yer alıyor, bunu %25 ile
hırsızlık ve %15 ile yaralama suçları izliyor. Bu veriler, bağımlılıkla suç arasındaki
doğrudan ve güçlü ilişkiyi açık biçimde ortaya koymaktadır.
Psikiyatri uzmanı Prof.
Dr. Nevzat Tarhan, Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişinin madde ve davranış
bağımlılığı taşıdığına dair güçlü veriler bulunduğunu belirtiyor. Adli Tıp
uzmanı Prof. Dr. Sevil Atasoy ise özellikle sentetik ecza, sahte ilaçlar ve
sentetik esrar kullanımındaki hızlı artışa dikkat çekiyor. Son iki yıl içinde
metamfetamin yakalanma oranlarının dört katına çıkması, uyuşturucu
piyasasındaki dönüşümün en somut göstergelerinden biri. “Türkiye eroin
bağımlısı olmadı ama bugün metamfetamin bağımlısı oluyor” uyarısı, klasik
uyuşturucuların yerini sentetik maddelerin almasının yarattığı yeni ve daha
yıkıcı risklere işaret ediyor.
Narkotik birimlerinin
çalışmaları, Türkiye’nin metamfetamin başta olmak üzere kimyasal uyuşturucu
kaçakçılığında hedef ve transit ülke olmaya devam ettiğini gösteriyor.
Türkiye’nin, toprakları üzerinden geçen uyuşturucunun %40’ını yakalayarak dünya
genelinde yüksek bir başarı sergilemesi önemli olmakla birlikte, bu oran
yakalanamayan ciddi miktarların hem başka ülkelere hem de Türkiye iç pazarına
sızmaya devam ettiğinin işaretini veriyor.
YOKSULLUK, DOYGUNLUK VE
ORTAK BAĞIMLILIK ALANI
Son 5 yılda uyuşturucu ve
bahis bağımlılığı, sanat, spor, iş dünyası ve eğitim alanları dahil olmak üzere
toplumun yatay ve dikey tüm katmanlarında görünür hale gelmeye başladı.
Türkiye’de ilk kez, yoksul-eğitimsiz ile zengin-eğitimli kesimler, farklı meslek
grupları ve yaşam tarzları, ortak bir bağımlılık zemininde buluştu. Bir yanda
ekonomik kriz ve işsizlik kaynaklı umutsuzluk, diğer yanda ekonomik ve kariyer
doygunluğunun yarattığı anlam boşluğu, kontrolsüz haz arayışlarını patolojik
bir çerçeveye sürüklüyor. Bu durum, modern Türkiye toplumunun karşı karşıya
olduğu sosyolojik trajedi olarak tanımlanabilir. Neo-teknolojik ve dijital
dönüşümün yarattığı sanal kültür tsunamisine hazırlıksız yakalanan ideolojik ve
dini yapılar da bu savrulmadan payını alıyor.
Kumar, tıp dünyası
tarafından en tehlikeli ve tedavisi en zor davranış bağımlılıklarından biri
olarak tanımlanıyor. Yasal ve yasadışı bahis, özellikle gençler arasında
yaygınlaşarak ciddi bir toplumsal sorun haline geldi. Verilere göre, 18–24 yaş
aralığındaki gençlerin %15,4’ü sürekli yasa dışı bahis oynuyor. 25–34 yaş
grubunda bu oran %13,4 düzeyinded. Yani, sokaktaki her 6 kişiden biri bahis
batağında. MASAK eski başkanı Ramazan Başak, Türkiye’de 8–10 milyon kişinin
düzenli bahis oynadığını belirtiyor. İçişleri Bakanlığı 2024 verileri, yasa
dışı bahis pazarının yıllık hacminin yaklaşık 50 milyar dolar olduğunu, buna
karşın yasal bahis pazarının 6 milyar dolar seviyesinde kaldığını gösteriyor.
Yeşilay’ın 2025 raporu, kumar ve sanal kumara başlama yaşının 15’e kadar
düştüğünü, 15 yaş üzerindeki her 10 kişiden birinin hayatında en az bir kez
kumar oynadığını ortaya koyuyor. Kumar bağımlılığı, finansal yıkım, ruhsal
çöküş, aile parçalanması ve intihar gibi ağır sonuçların yanı sıra alkol ve
sigara bağımlılığını da tetikliyor.
TEDAVİ VE
REHABİLİTASYONDA YAPISAL YETERSİZLİKLER
Türkiye’de 143 uyuşturucu
bağımlılığı tedavi merkezi var. Bunların 64’ü ayaktan ve yatarak, 79’u yalnızca
ayaktan tedavi hizmeti veriyor. Toplam yatak kapasitesinin 1.582 ile sınırlı
olması, milyonlarla ifade edilen bağımlı sayısı karşısında ciddi bir yapısal
sorun. 2024 yılında tedavi merkezlerine yapılan ayaktan başvuru sayısı 390.778.
Tedavi görenlerin %43,2’sinin düzenli bir işi yok, %3,2’si ise öğrenci.
Uzmanlar, AMATEM’de tedavi görenlerin %90’ının 1–2 yıl içinde madde kullanımına
geri döndüğü konusunda hemfikir. AMATEM’in kurucusu Prof. Dr. Mansur
Beyazyürek’in vurguladığı üzere, mevcut merkezler ağırlıklı olarak detoks
işlevi görüyor, uzun süreli rehabilitasyon ve toplumsal yeniden entegrasyon
sağlayacak ara istasyonlar yok.
Düzenli alkol tüketen
kişi sayısı ise son 5 yılda 13,8 milyondan 17,3 milyona yükseldi. IPSOS’un 2025
Haziran ayında yaptığı araştırma, Türkiye’de alkol tüketiminde dramatik bir
artışı gözler önüne seriyor. 18 yaş üstü nüfusta düzenli tüketim oranı %28’den
%33’e çıktı. Araştırmalar, bağımlılık riskinin özellikle “düzenli içici”
grubunda yoğunlaştığını gösteriyor. 2025 Marketing Türkiye ve PRAGMA iş
birliğiyle hazırlanan araştırmasında ise Alkol tüketiminin genellikle sosyal
bir alışkanlık olduğu ve toplumun %45’inin haftada birkaç kez alkol tüketen en
büyük grubu oluşturduğu görülüyor. Ayda birkaç kez alkol tüketen %34’lük kesim
ise daha dengeli bir alışkanlık sergiliyor. Ankete katılanların %16’sı ise
yılda birkaç kez alkol tükettiğini söyleyen, özel durumlarda bu alışkanlığı
sergileyen azınlık bir grup. Neredeyse her gün alkol tüketenlerin oranı ise %5.
Araştırmaya göre “düzenli içici” %46’lık, “sosyal içici” %32’lik, “arada sırada
içici” ise %22’lik bir orana sahip.
DİASPORA VE KKTC BOYUTU
Avrupa’da yaşayan Türk
gençleri arasında uyuşturucu ve kumar bağımlılığının ciddi boyutlara ulaşığı da
bir vakıa. Bu alanda Diyanet, Yunus Emre Enstitüsü ve sivil toplum
kuruluşlarının daha aktif rol alması gerekiyor. KKTC’de öğrenim gören 100 bin
üniversite öğrencisinin %60’ının Türkiye’den olması ve KKTC’nin kumar
bağımlılığında dünya dördüncüsü konumunda bulunması, koruyucu-önleyici
politikaların aciliyetini ortaya koyuyor.
Türkiye’de uyuşturucu,
kumar ve alkol bağımlılığı, mevcut klasik yöntemlerle çözülmesi zor. Bu durum,
partiler üstü bir halk sağlığı ve güvenlik sorunu haline geldi. Bu nedenle,
Bağımlılıklarla Mücadele Başkanlığı acilen kurulmalı, mücadele, devlet, yargı,
medya, üniversiteler ve sivil toplumun koordinasyonunda yürütülmelidir,
Yasal kumar ve alkol
arzına yönelik sınırlamalar güçlendirilmelidir, aile ve okul temelli koruyucu
politikalar önceliklendirilmelidir. Bilimsel, çözüm odaklı ve radikal
politikalar hayata geçirilmediği sürece, Türkiye’nin bu yeni pandemiyi kontrol
altına alması mümkün görünmüyor.
Bu mücadele, yalnızca
bağımlı bireylerin değil, toplumun geleceğinin korunması açısından da
ertelenemez bir zorunluluktur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.