Habitat Derneği’nin Infakto Research Workshop iş birliğiyle 2017’den bu yana düzenli yürüttüğü “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali” araştırmasının 2025 sonuçları geçen hafta yayımlandı. Türkiye genelinde kentsel genç nüfusu temsil eden örneklemle yürütülen bu çalışma, yalnızca tekil bir araştırma değil; zaman içinde tekrar eden ve karşılaştırmalı analiz imkânı sunan, altı araştırmadan oluşan uzun soluklu bir veri setinin de parçası.
Bu nedenle bu araştırmayı
okurken önemli bir ayrımı akılda tutmak gerekir: Her araştırma, yapıldığı
dönemin bir “an fotoğrafını” sunar. Ancak bu çalışma gibi düzenli tekrar edilen
araştırmaların değeri tek bir fotoğrafta değil, bu fotoğrafların zaman içinde
oluşturduğu hikayede yatar. Çünkü asıl mesele nerede olduğumuzdan çok, nereye
doğru gittiğimizdir.
Bu hikayenin bugünkü
karesi bize basit ama güçlü bir şey söylüyor: Türkiye’de gençler artık bugünü
idare edebiliyor ama yarına inanmıyor.
Kısmi toparlanma da zayıf
umutlanma da istihdama bağlı
2025 verilerine göre
gençlerin yüzde 54’ü yaşamından memnun olduğunu ifade ediyor. Bu oran 2023’e
kıyasla artış göstermesine rağmen hâlâ 2017 seviyelerinin belirgin biçimde
altında. Daha dikkat çekici olan ise umut göstergesi. Gelecekten umutlu
olduğunu söyleyen gençlerin oranı yalnızca yüzde 45.
Bu ikili durum, mevcut
koşullarda kısa vadeli bir rahatlama hissi olsa bile uzun vadeli beklentilerin
hâlâ çok zayıf olduğunu ortaya koyuyor.
Yaşam memnuniyetinde son
iki yılda gözlenen görece artış yüzeyde bir toparlanma hissi yaratıyor. Ancak
araştırmanın tüm veri ve bulguları birlikte ve derinlemesine incelendiğinde
ortaya çıkan tablo, bu iyileşmenin oldukça kırılgan ve yapısal sorunlarla çevrili
olduğunu gösteriyor.
Memnuniyet artarken umut
düşüklüğü şeklinde karşımıza çıkan bu ikili ruh hali sıradan bir veri değil.
Gençler artık hayat kurmuyor, hayatı idare ediyor.
Araştırmanın en güçlü
bulgularından biri, yaşam memnuniyetinde en belirleyici faktörünün çalışma
durumu olması. Çalışan gençlerin memnuniyet oranı yüzde 58 iken, iş arayanlarda
bu oran yüzde 27. Benzer şekilde umut düzeyi de dramatik biçimde ayrışıyor. İş
arayan gençlerin yalnızca yüzde 16’sı gelecekten umutlu.
Bu fark, işsizliğin
yalnızca gelir kaybı değil, aynı zamanda kimlik, güven ve psikolojik istikrar
kaybı anlamına geldiğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Ekonomik sıkışma ve
göreli yoksunluk
Gençlerin yalnızca yüzde
40’ı maddi durumundan memnun. Bu oran 2017’de yüzde 61 düzeyindeyken sonraki
yıllarda gerilemiş ve 2023’te yüzde 38’e kadar düşmüş. 2025’te sınırlı bir
toparlanma görülse de memnuniyet hâlâ geçmiş dönemlerin oldukça gerisinde.
Gençlerin yüzde 67’si
Haziran 2018’den itibaren yaşanan ekonomik sorunlardan etkilendiğini ifade
ediyor. Ekonomik sıkıntı yaşadığını söyleyen gençlerin yüzde 61’i bazı zorunlu
giderlerini ödeyemediğini, yüzde 55’i yakın çevresinden borç aldığını, yüzde 53’ü
ise kredi kartı borçlarını ödeyemediğini belirtiyor.
Gençlerin yüzde 42’si
ailelerinin maddi durumunun da son bir yılda kötüleştiğini düşünüyor. Bu tablo,
gençlerin ekonomik gelecek algısında belirgin bir kırılganlığa işaret ediyor.
Daha çarpıcı olan ise yüzde 84’ünün kendisini ihtiyaç duyduğu gelir seviyesinin
altında hissetmesi.
Bu durum, mutlak
yoksulluktan ziyade “göreli yoksunluk” duygusunun yaygın olduğunu gösteriyor.
Başka bir deyişle gençlerin büyük çoğunluğu, ihtiyaç duyduğunu düşündüğü gelir
düzeyinin altında yaşıyor. Bu oran 2023’te yüzde 80, daha önceki yıllarda ise
65 seviyelerindeydi.
Yani mesele yalnızca ne
kadar kazanıldığı değil; genç bireyin kendi beklentileriyle mevcut durumu
arasındaki fark. Bu fark büyüdükçe memnuniyet düşüyor. Bu bulgu, gençlerin iyi
olma halinin nesnel koşullardan çok bu koşulların nasıl algılandığıyla bağlantılı
olduğunu ortaya koyuyor.
Nitekim gelirinin
yetersiz olduğunu belirten gençlerin yüzde 25’i harcamalarını kısmak zorunda
kaldığını, yüzde 20’si tüketici kredisine başvurduğunu, yüzde 15’i ise
birikimlerini bozduğunu ifade ediyor. Araştırmaya göre gençlerin borçluluk
oranları da yüksek: Yüzde 35’inin kredi kartı borcu, yüzde 19’unun tüketici ya
da ihtiyaç kredisi borcu bulunuyor; yüzde 19’u ise arkadaşlarına borçlu.
Gençlerin en önemli gelir
kaynağının hâlâ aileden alınan destek olması, ekonomik bağımsızlığın sınırlı
kaldığını gösteriyor.
Fiziksel sağlık iyi
görünse de ruhsal yük fazla
Gençlerin yüzde 39’u
sağlık durumu için “Biraz memnunum”, yüzde 33’ü ise “Çok memnunum” yanıtını
vermiş. Toplamda yaklaşık her üç gençten ikisi sağlık durumundan memnun
olduğunu ifade ediyor.
Ancak psikolojik
göstergeler farklı bir hikâye anlatıyor. Uykusuzluk, tükenmişlik, mutsuzluk ve
kendine güven kaybı gibi belirtiler yaygın. Gençlerin yaklaşık beşte biri son
dört haftada sık ya da çok sık uykusuzluk (yüzde 21), bitkinlik (yüzde 20) ve
mutsuzluk (yüzde 19) yaşadığını belirtmiş. Benzer biçimde yüzde 19’u
sorunlarının üstesinden gelememe hissi yaşadığını, yüzde 18’i ise kendine güven
kaybı hissettiğini ifade etmiş.
Bu tablo, ekonomik
baskının yalnızca maddi değil, aynı zamanda ruhsal bir yük yarattığını
gösteriyor. Ekonomik belirsizlik arttıkça psikolojik dayanıklılık azalıyor; bu
da genel iyi olma hâlini aşağı çekiyor ve umutsuzluğu artırıyor.
Araştırma, gençlerin risk
alma eğiliminde belirgin bir azalma olduğunu ortaya koyuyor. Girişimcilik
isteği 2017’de yüzde 63 iken 2025’te yüzde 36’ya düşmüş. Bu, gençlerin artık
daha temkinli ve güven odaklı kararlar aldığını gösteriyor.
Benzer bir durum göç
eğiliminde de görülüyor. Yurt dışına gitme isteği önceki yıllara göre azalmış
olsa da tamamen ortadan kalkmış değil. Gençler hâlâ daha iyi fırsatlar arıyor,
ancak bu isteğin gerçekleşebilirliğine dair inanç zayıf.
Sosyal ilişkiler
açısından tablo görece olumlu. Gençler aileleri ve arkadaşlarıyla güçlü
duygusal bağlara sahip. Ancak bu ilişkiler çoğunlukla özel ve dar bir alanla
sınırlı kalıyor. Kültürel etkinliklere katılım düşük, sosyal hayat ise daha çok
düşük maliyetli aktiviteler etrafında şekilleniyor.
Gençlerin neredeyse
tamamı internet kullanıyor. Ancak yalnızca yüzde 28’i kendini dijital olarak
yetkin görüyor. Bu da kullanım ile üretim arasındaki farkı ortaya koyuyor.
Bu veriler kırılgan bir
dengeye işaret ediyor
Araştırmanın genel
tablosu, Türkiye’de gençlerin iyi olma halinin üç temel eksen etrafında
şekillendiğini gösteriyor: Ekonomik güvence, psikolojik dayanıklılık ve
toplumsal güven.
Bu üç alandaki
kırılganlık arttıkça iyi olma hali zayıflıyor; güvence arttıkça ise toparlanma
mümkün hale geliyor.
Bugünün Türkiye’sinde
genç olmak ne tamamen umutsuz ne de gerçekten güvende olmak anlamına geliyor.
Araştırmanın bulguları, belirsizlik içinde ayakta kalmaya çalışan bir kuşağın
hikayesini anlatıyor. Bu hikayenin nasıl ilerleyeceği ise büyük ölçüde ekonomik
fırsatların, sosyal politikaların ve gençlere sunulan gelecek perspektifinin
nasıl şekilleneceğine bağlı.
Bu bulgulara yalnızca
sayılar olarak bakarsak meseleyi eksik okuruz. Çünkü burada gördüğümüz şey,
gençlerin tek tek yaşadığı sorunların toplamından ibaret değil. Türkiye’de
gençlik artık yalnızca bir yaş grubu değil; Batı’dan tercüme edilmiş şemalar ve
kategorilerle açıklanabilir de değil. Belki de bir duygu durumuna hapsolmuş,
kırılgan ve temkinli bir topluluktan söz ediyoruz. Fiziksel ve dijital
mahallelerine sıkışan, giderek içe kapanan bir genç kuşak fotoğrafı bu.
Infakto’nun Habitat
Derneği için yaptığı bu araştırmaya Veri Enstitüsü’nün bulgularını da eklersek,
tabloyu tek kelimeyle özetlemek mümkün: Geleceksizlik. Gençlerin giderek
geleceğe dair umut ve beklentileri geriliyor. Bir bakıma gençler artık
yoksulluktan çok geleceksizlik yaşıyor.
İstihdam meselesine bu
yüzden yalnızca “iş bulma” sorunu olarak bakamayız. Hele “Yeni kuşak iş
beğenmiyor” gibi kolaycı kalıplarla meseleyi açıklayıp kendimizi sorumluluğun
dışına çıkaramayız. İş, gençler için sadece gelir elde etmenin yolu değil;
hayata tutunmanın, kendini var etmenin ve kendi ayakları üzerinde durabilmenin
temel zemini.
İşsizliğin bu kadar derin
bir memnuniyetsizlik ve umutsuzluk üretmesi bu yüzden tesadüf değil. Çünkü
işsizlik, gençler açısından yalnızca bir “boşluk” hali değil, aynı zamanda bir
aidiyet kaybı. Üstelik bu kayıp yalnızca bireyin kendine ve hayata olan bağını
zayıflatmakla kalmıyor; memlekete, ortak değerlere ve ortak kadere duyulan
aidiyet duygusunu da aşındırıyor.
Araştırmanın ekonomik
bulguları da bu tabloyu güçlendiriyor. Gençler yalnızca yoksullukla değil, daha
çok bir yetersizlik hissiyle karşı karşıya. Mesele neye sahip oldukları değil,
neye sahip olmaları gerektiğini düşündükleriyle ilgili. Bu fark büyüdükçe
sadece memnuniyet azalmıyor, adalet duygusu da zedeleniyor. Bu zedelenme ise
uzun vadede toplumsal güveni aşındıran kritik dinamiklerden birine dönüşüyor.
Sosyal hayata
baktığımızda ise ilginç bir tablo var. Gençlerin yalnız olmadıklarını
söyleyebiliriz; aileleri ve arkadaşlarıyla bağları güçlü. Ama bu bağlar giderek
dar bir çevreye, kendi fiziksel veya dijital mahallelerine sıkışıyor. Kamusal
alanla, kültürel üretimle ve ortak hayatla kurulan ilişki zayıf.
Fiziksel ve dijital
mahallesine hapsolan bir gençlik
Bir bakıma
mahallelerinden ve dijital kozalarından çıkamayan gençler tablosuyla karşı
karşıyayız. Bu durum, sosyal sermayenin varlığını koruduğunu ancak
çeşitlenemediğini gösteriyor. Yani bağlar güçlü ama alan dar.
Bu da bize şunu
gösteriyor: Gençler kopmuyor ama çekiliyor. Daha küçük, daha güvenli alanlara
doğru geri çekiliyor. Belki de bu nedenle gençler artık daha az hayal kuruyor,
daha çok hesap yapıyor. Bu, sadece ekonomik koşulların değil, aynı zamanda
belirsizlik ikliminin bir sonucu.
Bu veriler ve bulgular
bir kriz fotoğrafı değil; aynı zamanda bir eşik fotoğrafı. Türkiye’de gençlik
ne tamamen hayattan ve toplumdan kopmuş ne de tam anlamıyla entegre olmuş
durumda. Arada bir yerde, ayakta ve hayatta kalmaya çalışıyor.
Bu denge sürdürülebilir
mi? Asıl soru bu. Çünkü gençlerin iyi olma hali yalnızca onların meselesi
değil; aynı zamanda ülkenin geleceği meselesi de.