“İktidar, iktidarını sürdürmeye, DEM ve PKK da seçime kadar taviz koparmaya bakıyor. İlk çözüm sürecinde Hendek olaylarını unutmayalım. Terör örgütüne verdiğiniz tavizden vazgeçtiğinizde siyasi bir çıkış aranamaz. Tek bildikleri dil “ateş kan ve barut” ile çatışma ortamını tırmandırırlar.”
Emekli Tuğgeneral Ali Er
Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.
- İsrail’in, Türkiye sınırına 70 km
uzaklıktaki bir havaüssünü vurmasının ardından Netanyahu İsrail devlet
televizyonunda “Anlamaları için mesaj verdik” ifadelerini kullandı. 27 Ekim’de
ise İsrail’de seçim var. Bu zaman diliminde Netanyahu daha ne kadar ileri
gidebilir?
İsrail’in en önemli sorunu, bölgedeki
kurumsal yapıları ve kökleri sağlam devletlerin varlığı. Bu devletlerin başında
da 100 yılı aşan Türkiye Cumhuriyeti Devleti geliyor ki Avrupa’da dahi 100 yılı
dolduran devlet bulmak zor. İsrail’in hesapları büyük bir devletle karşı
karşıya olduğunu bilmesine rağmen yanlış. İsrail’in Türkiye’yi açıkça risk ve
tehdit olarak algıladığını ortaya koyması, Kudüs, Kıbrıs, Yunanistan üzerinden
Türkiye’yi tehdit etmeye kalkması kendi ayağına kurşun sıkması anlamına
geliyor. Çünkü bunun sonu belli.
- Nedir belli olan son?
İsrail, Türkiye’ye zarar verebilir ama
Türkiye devletleşme sürecini tamamlamamış devlet, İsrail’e onanmaz yaralar
açar. Bir daha kendini toparlaması zorlaşır. Bu çok net.
- İsrail bize nasıl bir zarar
verebilir?
İsrail en fazla Türk Silahlı
Kuvvetleri’nin muharebe gücünü bir süreliğine yıpratabilir ama Türkiye’nin gücü
İsrail’in uzun vadede bizi yıpratmasına yetmez. Türkiye’nin stratejik ağırlığı
sadece bölgesel değil küresel de. İsrail’in Türkiye’yle hesaplaşması için
ABD’nin Türkiye’yi tam anlamıyla gözden çıkarması gerek.
- Türkiye’nin NATO üyeliğinin
etkisi de yok mu?
Bakınız, NATO demiyorum. Çünkü Suriye
coğrafyasında Türkiye’yle İsrail arasında meydana gelebilecek bir çatışmaya
NATO’nun doğrudan angaje olacağını düşünmüyorum. Çünkü out of area operation
(görev alanı dışı) kapsamına girer, Türkiye’nin ülke dışındaki güçlerine
yönelik bir saldırı NATO’nun altıncı madde kapsamına girmez. NATO buna
karışmaz. Türkiye de ister mi bilinmez.
- ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve
Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack havvaüssü saldırısıyla ilgili Türkiye’nin uçak
kaldırması durumunda savaş çıkabileceğini söyledi. Netanyahu provakasyona devam
ederse böyle bir ihtimal öngörür müsünüz?
Bunun Türklerin keşif unsurları
ayrıldıktan sonra yapılan bir harekât olduğu apaçık ortada. En fazla
“psikolojik harekât” diye ifade edilir. Başka hiçbir anlamı yok. Orada Türk
askeri konuşlanmış olsa, orası Türk uçakları tarafından kullanıyor olsa durum
farklı olurdu. Zaten öyle bir durumda İsrail de cüret edemez, o cesareti
gösteremezdi.
Netanyahu seçimlere kadar son atımlarını
kullanıyor, aşırı milliyetçileri ve onlara yakın olanları hedef alıyor ve
safları sıklaştırmaya çalışıyor. Ancak ABD’nin şu an İsrail’in şımarıklıklarına
tahammül edebileceğini düşünmüyorum.
‘İSRAİL DAHA İLERİ GİDEMEZ’
- Yani daha ileri gidemez mi?
Gidemez. Çünkü ABD’nin önceliği artık Çin.
ABD’nin İran’daki aceleciliği de bunu gösteriyor.
- ABD’de de seçim yaklaştı...
Hem seçim var hem de Çin bölgede ABD ile
denge kurabilecek kapasiteye ulaşmak üzere. ABD Başkanı Trump’ın duygusal
davranış biçimleri, ABD devlet aklının bir parçası. İran şu an ABD için büyük
bir sorun. İran’ın, ABD’nin bölgedeki müttefiklerine sorun çıkartmayacak kadar
zayıflatılması gerekiyor ki ABD tüm dikkatini Çin’e verebilsin.
- Netanyahu döneminde Genelkurmay
Başkanlığı yapan Gani Eizenkot seçim anketlerinde Netanyahu’nun en büyük rakibi
olarak öne çıkıyor. Eizenkot’un profilini düşündüğünüzde kazanması Türkiye’yi
nasıl etkiler?
Özellikle asker kökenli, stratejik
düşünen, muhakeme yapmaya alışkın bireyler, siyasete girip oy almak için
söylemlerini sertleştirseler de iktidar koltuğuna oturduklarında iş değişir.
“Heyecanlı” söylemler yalnızca iç politikaya dönük kullanılabilir. İran savaşı
dahi İsrail’in uzun süreli bir mücadeleyi götüremeyeceğini ortaya koydu.
‘NE YAPACAĞIMIZI KIBRIS’TA
GÖSTERDİK’
- Türkiye İsrail için bir tehdit
mi?
Türkiye’nin dış politikasında herhangi bir
ülkeye tehdit olması söz konusu değil. Bizde iktidarlar değişse de “Yurtta
sulh, cihanda sulh” söylemini 100 yıldır uyguluyoruz. Türkiye’nin nasırına bir
kez Kıbrıs’ta basmaya kalktılar ve biz ne yapacağımızı gösterdik. Bu kadar
basit. Dolayısıyla Türkiye kimseye tehdit değil. Türkiye, Türkiye’yi haddi
olmadan kendisine tehdit olarak gören ülkeler için büyük bir baş ağrısıdır.
Hiçbir zaman onların kışkırtmalarıyla uzun süreli bir stratejik hataya düşmez.
- SDG kendini fesh ettiğini ve
Suriye ordusuna entegre olduğunu açıkladı ancak hiyerarşik yapıya dahil
olmayacağı görüşü öne çıkıyor. Bu gelişmeyle dengeler nasıl değişti?
Bu karar SDG’ye yine SDG’nin patronları
tarafından yani ABD tarafından aldırıldı. Çünkü az önce ifade ettiğim gibi ABD,
Çin nedeniyle geri bölgesinde baş ağrısı istemiyor.
- Peki bu, Türkiye’nin başını
ağrıtacak bir gelişme mi?
Şu çok net: Ne ABD ne SDG, ne PKK ne de
Öcalan için “Büyük Kürdistan” hedefi buzdolabına kaldırıldı. Ancak Barzani
2017’de Kürdistan bağımsızlık referandumu yapmaya kalktığında onu ABD durdurdu.
Çünkü zamanı değildi. ABD’nin nihai hedefi, görmek istediği son resim (end
state), bölünmüş bir İran, zayıflatılmış bir Türkiye, güçlendirilmiş bir
“Kürdistan” ve onun doğal müttefiki İsrail ile Kürdistan/İsrail iş birliğine
destek veren Arap otokratik ve monarşik sermayesi.
‘SURİYE TAŞIYICI ANNE’
- Cumhurbaşkanı Erdoğan,
“Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor” dedi. Birkaç yıl öncesine kadar terörist
olarak kabul edilenlerin bugün statü sahibi siyasi aktörlere, hatta devlet
başkanlarına dönüştüğü bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç, tarihin yeniden yazılması
mı, bölgede sınırların ve güç dengelerinin yeniden şekillendirilmesi mi?
Suriye devlet başkan Ahmed Hüseyin eş-Şara
teröristti, başkan oldu. SDG kendini fesh edince Mazlum Abdi’yi de kendine
danışman yaptı. “Tencere Kapak misali.“ Diğer taraftan bu gelişme Suriye’de
devletleşen bir PKK’nın resmi değil mi? Gelinen noktada Suriye taşıyıcı anne
görevi görecek. Suriye’de Kürdistan, Irak’ta Barzani yönetimi ve dilim varmıyor
ama şartlar olgunlaştığında akıllarında Türkiye’nin olduğunu da biliyoruz...
Bunları birleştirebilmeleri için öncelikle kendi coğrafyalarında bağlı
oldukları devletler içerisinde o devletlere meydan okuyabilecek güce ulaşmaları
beklenecek. Erken öten horozun başı kesilir, ABD horozlar erken ötsün
istemiyor.
‘BU SÜREÇTEN TÜRKİYE’NİN BİRLİĞİ,
BÜTÜNLÜĞÜ ÇIKMAZ’
- Sizin söylemeye diliniz varmadı
ama Türkiye’nin farklı illerinde PKK’lılar için düzenlenen taziyelerin birinde
DEM Parti Eş başkanı Tülay Hatimoğulları “dört parça Kürdistan coğrafyası”ndan
söz etti...
Dört ülkede “Kürt bölgesi” olarak tarif
ettikleri her parçanın taşıyıcı anneliğini içinde bulundukları devletler
yapıyor. Terörsüz Türkiye denen süreçte Türkiye de taşıyıcı anneliğe
soyunduruldu. Bu süreçten Türkiye’nin birliği, bütünlüğü çıkmaz. Bölünme
nidaları atan, ayrılıkçı bir Kürt hareketi güçlenerek çıkar.
‘ETNİK GRUPLARA ÖZEL YASA OLMAZ’
- Kamuoyunda sürece karşı olanlar
ilk çözüm sürecinde olduğu gibi “barış karşıtı” diye eleştiriliyor. Bu
“barışın” bedeli ne olacak?
Sürecin başında “Türkiye Cumhuriyeti
Devleti kimseyle pazarlığa oturmaz” denmişti. Ama şu an silah bırakmak için
bile önce devletten adım beklediklerini görüyoruz. Zaten yaşananlar için
“barış” kelimesi kullanılması çok yanlış. Barış savaşan devletler arasında
olur. Terör, Türkiye’nin ayrılıkçı bir iç sorunudur. Türkiye’de şu an
konuşulanlar ayrılıkçı PKK’nın talepleri değil. Her Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı için sorun olan hak, hukuk, adalet ile temsiliyet gibi politik
konular ve sanki PKK’nın Türkiye’den istekleri gibi gösteriliyor. Türkiye’de
hukukun üstünlüğünü, anayasal hak ve özgürlüklerin sonuna kadar kullanılmasını,
kuvvetler ayrılığını, bağımsız bir yargıyı herkes istiyor. Belirli etnik
gruplar için özel anayasa, yasa olmaz.
‘MECLİS’TEKİ 467 EVET OYUNDAN
CESARET ALDILAR’
- ABD’nin nihai hedefinden söz
ettiniz. Bu hedef doğrultusunda bugün hem Suriye’de belli bir aşamaya gelindi
hem de Türkiye’de süreç kapsamındaki çerçeve yasa 467 milletvekilinin oyuyla
Meclis’ten geçti. Bu noktadan geri dönüş var mı?
Bu noktadan PKK açısından geri dönüş yok.
PKK bir terör örgütüdür. Gerek PKK gerek DEM Parti’liler tüm açıklamalarında
aba altından sopa gösteriyor. Onlara bu cezareti Meclis’teki 467 evet oyu
verdi. Burada iktidarın ve PKK’nın Meclis’teki temsilcilerinin bir hesabı var.
Eğer iki tarafın birleştiği nokta, Türkiye’nin anayasal düzenini değiştirmek,
Türkiye’yi hak ve özgürlüklerin azınlıklar üzerinden tanımlandığı bir ülke
yapmaksa, bu Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkılması anlamına gelir. Ben bunu olası
görmüyorum.
Ancak bu süreç eninde sonunda PKK’ya fayda
sağlar. Çünkü PKK süreç sonunda Türkiye’yi yıpratır, Türkiye’nin devlet
sistemini bozar. Yıpranan, birbirine düşmanlaşan, güven ortamının kalmadığı bir
ortamda, asıl hedefi Türkiye’den ayrılmak olan gruplar daha cesaretlenir ve
daha rahat hareket alanı bulurlar.
- “İktidarın ve PKK’nın Meclis’teki
temsilcilerinin bir hesabı var” dediniz. Nedir sizce hesap?
Herkes kendi hesabına göre iş yapıyor.
İktidar gelecek seçimlerde de iktidarını sürdürmek için adım atarken, DEM ve
PKK “O zamana kadar ne kadar taviz koparırsak kar” diye bakıyor. Bu politikanın
sonu çok kanlı bitebilir. Hala mı ders almadık... Unutmayalım, ilk çözüm
sürecinin ardından Hendek olaylarında 800’lere ulaşan şehit verdik. Çünkü başta
verilen tavizlerden sonra geri dönüldü. Karşımızda silahlı bir terör örgütü
var, verdiğiniz tavizden vazgeçtiğinizde siyasi bir çıkış aranamaz. Tek
bildikleri dil “ateş kan ve barut” ile çatışma ortamını tırmandırırlar…
- Yine benzer bir tehlike
olduğundan mı söz ediyorsunuz?
“Riski var” diyorum. Bunlar nasıl
görülmüyor, şaşkınlık içindeyim.
‘ŞARTLAR OLGUNLAŞTIĞINDA PJAK
EKLEMLENMEYE HAZIR’
- İran uzun zamandır ABD’ye
direniyor. PJAK da İran devletine karşı Trump’ın çağrısına rağmen harekete
geçmedi. PJAK’tan yapılan son açıklamada PKK’nın feshedilm esinin kendileriyle
doğrudan bağlantısı olmadığı da söylendi. Buradaki durum nihai hedefte değişiklik
yaratır mı?
PJAK’ın kapasitesi yeterli değil. PJAK’ın
İran’da harekete geçmesi için hem Irak hem de Suriye’deki PKK unsurlarından
destek gelmesi gerekiyordu. Öyle bir durumda Irak ve Suriye’deki unsurlar
zayıflayacaktı ve çok zaiyat verilecekti. Bu olmadı çünkü PKK kendini ucuza
satmak istemedi. “Önce Türkiye’deki kazanımlarımızı cebimize koyalım, sonra
İran’ı düşünürüz” dendi ve hedefe ulaşıldı. Çünkü Türkiye’de büyük bir durum
üstünlüğü sağladılar. PJAK’ın İran’daki çatışmaya girmemesi Türkiye’deki süreci
hızlandırdı.
Öte yandan İran’ın, direnişi Kürdistan
planını değiştirmez. Çünkü Kürdistan planı ayrı bir stratejik resim. İran’ın
PKK’nın devletleşme sürecine etkisi olmaz. Çünkü bölgede olası bir zayıflamada
PKK, ayrılıkçı, en organize güçlerden biri olduğunun farkında. Dolayısıyla
şartlar olgunlaştığında PJAK ana kaynağına eklemlenmeye hazır.
PORTRE
1954’te Balıkesir’de doğdu. Kuleli Askerî
Lisesi’ni, Kara Harp Okulu’nu, Kara Harp Akademisi’ni tamamladı. ABD Marine
Kurmay Koleji’nden ve TSK Akademisi’nden mezun oldu. Takım Bölük ve Tabur
Komutanlığı ile terörle mücadelede bölge güvenlik komutanlığı yaptı.
Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri, Ordu ve Kolordu karargâhlarında görev
yaptı. NATO IMS’te Müşterek Harekât Başkanlığı görevinde bulundu. Bu göreve
seçilen ilk Türk subayı oldu. 1997’ye kadar NATO IMS’te beş kişilik yeni komuta
yapısı sekretaryasında harekât teşkilat ve planlama mimarisi çalışmalarına
başkanlık etti. 2003 YAŞ kararları ile Tuğgeneralliğe terfi etti, 2007’de kendi
isteğiyle emekliye ayrıldı.