İkinci Cihan Harbi sonrası başlayan Soğuk Savaş dönemi aslında uzun süren barış yıllarıdır. Adı üstünde soğuk ve gergin geçmiştir. 50 yıla yakın sürmüştür. İki blok birbirini dengelediği için tedirgin bekleyişe rağmen savaşılmamıştır. Dolayısıyla “zorunlu barış” demek mümkündür.
Demirperde kapalı rejimdi. Ekonomisi de kapalıydı. Daha çok Varşova Paktı
ülkeleri arasında bir alışveriş ve etkileşim vardı. Üçüncü Dünya ülkelerine
sattığı ve onlardan aldığı emtia da mevcuttu. Türkiye’deki gibi, bazı
fabrikalar kurduğu ülkeler de olurdu. Rejimleri gibi serbest ve liberal bir
anlayışa uzaktılar.
İkinci Dünya Savaşı’nın
etkileri ağırdı. Milyonlar kaybedilmişti. Devletlerin yeniden ayağa kalkması,
düzenin kurulması, şehirlerin onarılması zaman alacaktı. Savunma paktlarının
kurulmasını ekonomik düzenlemeler takip etti. ABD öncülüğünde, 1960’lardan itibaren,
dünyaya rekabete dayalı, kâr odaklı serbest piyasa ekonomisi empoze edilmeye
başlandı. Yaratılan barış ortamında savunma harcamaları frenlendi ve kaynaklar
yatırıma, daha fazla üretime, daha fazla kâra ve teknolojik gelişmeye ayrıldı.Üretilen
malları dünyaya pazarlamak için de küresel serbest ticaret sistemi oluşturuldu.
BATI’DA SERBEST PİYASA
DÜZENİ
Oluşan bu sistem giderek
hızla yerleşti, rekabet arttı ve ABD öncülüğünde sermayenin serbest dolaşımı
küresel ekonomiye ilave edildi. Amaç, yatırımları Gelişme Yolundaki Ülkelere
(GYÜ) kaydırarak ucuz işçi, emek ve altyapı imkânlarından yararlanmaktı. Böylece
kârlar maksimize edilmeye başlandı. Uluslararası dev şirketler ortaya çıktı.
Bu sistemden bazı Gelişme
Yolunda Ülkeler akıllıca davranarak ciddi yarar sağlamaya başladılar ve yabancı
yatırımların ülkelerine girmesini teşvik ederek yarışa girdiler. Bu yolla,
özellikle Uzak Doğu ülkeleri, yabancı yatırımlar vasıtası ile önce mühendis ve
kalifiye işçi yetiştirerek teknoloji ve üretim metotlarını öğrendiler, sonra da
kendi teknolojileri ile üretim yapmaya başladılar.
Amerika öncülüğünde
Batı’nın temsil ettiği ekonomi düzeni dünyada egemendi. 1970’lerde yaygınlığı
ve mekanizmaların kullanılışı daha da hız kazandı. Sermayenin serbest
dolaşımından ilk yararlanan ve gelişen ülkeler Japonya, Güney Kore, Singapur ve
Tayvan oldu.
ÇİN’İN LİBERALİZMİ
Şaşırtıcı olan komünist
rejimdeki Çin’in durumuydu. 1970 sonlarında dışa açılan Çin de, ekonomide
liberalizmi benimsedi. Serbest bölgeler oluşturarak sermaye ve teknolojik
yatırımları en çok cezbeden ülke olmaya başladı.
1980’de, Birleşmiş
Milletler’den bir heyeti, ülkelerinin yeni politikasını anlatmak üzere davet
emişlerdi. Değişik ülkelerden 13 kişilik heyette ben de vardım. Dünyaya
verdikleri mesaj; Mao döneminin artık sona erdiği, Çin’in dünyaya açılma
politikası izleyeceği ve dünya ekonomik sistemine entegre olmaya başlayacağı
idi. Yabancı sermayeyi cezbetmek için yeni serbest yatırım alanları oluşturmaya
başlamışlardı. Bugünü anlamak için o yıllara bakmak gerekecektir. Planlı ve
programlı şekilde ve sessizce yürüdüler. Japon gelişmesinden de faydalandılar.
Fakat yaptıklarına bakılırsa özel bir örnektir.
1994’de Cumhurbaşkanı
Demirel’le yine Çin’e gittiğimizde değişme ve gelişme hamleleri görünür hale
gelmişti. Heyete önce iki gün yeni yatırım bölgelerini gezdirdiler. Başta
Demirel olmak üzere hepimiz, açılan devasa serbest bölgelerde Amerika’dan,
Avrupa’dan ve diğer gelişmiş ülkelerden gelen dev yatırımları görünce çok
şaşırmıştık. Resmi toplantıda Demirel’in, Çin Devlet Başkanı Zemin’e
söyledikleri değişimi anlamak için önemli bir dikkatti: ‘Başkan biz iki gün
Çin’nin çeşitli bölgelerini gezdik ve gördüklerimiz bizi çok şaşırttı. Biz
Çin’i komünist biliyorduk, siz Türkiye’den daha liberalsiniz’ dedi. Zemin’in
cevabı da, ‘Evet biz yönetimde komünist, Ekonomide liberaliz’ olmuştu. 1980 ve
1994 arası, 14 yılda Çin’deki gelişme akıl almaz bir seviyeye çıkmıştı.
Hindistan da tam zamanında aynı yolu izleyen ülke oldu. Artık global sistemin
Amerika’nın lehine işlemediği bir döneme gelindiği açıkça görülmeye
başlanmıştı.
GLOBALİZMİN YENİ ÇEHRESİ
21. yüzyıla gelindiğinde
ABD ve gelişmiş Batı ülkelerinden, gelişme yolundaki ülkelere ciddi sermaye,
teknoloji ve üretim kayması olduğu görüldü. Batı için göstergelerin iyi bir
gidişi işaret etmediği döneme gelindiği net bir şekilde ortaya çıkmıştı.
Şu tabloda, seçilmiş
ülkelerden, Gelişme Yolundaki Ülkelere üretim kayması, Gayrı Safi Milli Hâsıla
(GSMH) artışlarından net bir şekilde görülmektedir. (Kaynak Dünya Bankası):
Tabloyu bir daha açalım:
Gayri Safi Milli Hasılasını (GSMH) 30 yılda; ABD 7.3 kat, İngiltere 5 kat,
Almanya 4 kat ve Fransa 3.7 kat artırırken, Çin 77 kat, Hindistan 14 kat
artırmıştır. Gelişmiş ülkelerden Gelişme Yolundaki Ülkelere ekonomik ve
teknolojik kayma, başta ABD olmak üzere sermaye transferi yapan ülkeleri
rahatsız etmeye başladı. Hem sermaye transfer eden ve hem de bundan yararlanan
ülkelerde ültra zenginler çoğaldı. Ancak sermaye transfer eden ülkelerinde
işsizlik arttı, gelir dağılımı bozuldu ve GSMH artış hızı düştü.
Yukarıdaki tabloda da,
ABD ve Batı’nın gelişmiş ülkelerinin dünya toplam Gayrı Safi Milli Hasılası
içindeki paylarının, küresel ekonominin hız kandığı dönemde, düşüş gösterdiği
görülmektedir. Çin, Hindistan gibi küresel ekonomik dönemi iyi kullanan ülkelerin
payları da ciddi artış kaydetmiştir.
EKONOMİK GÜCÜN DEĞİŞİM
SANCILARI
Dünyadaki bu ekonomik
sistem 2020’ye kadar sürdü.
Dünya ticaretinin yüzde
60’ı ABD, Avrupa ve Doğu Asya’da Japonya gibi ülkelerin elindeyken, 2020’lerde
bu oran büyük bir değişiklikle, Gelişme Yolundaki Ülkelerin lehine döndü.
Gelişme Yolunda Ülkeler, dünya ticaret hacminin yüzde 60’a yakın bir paya sahip
oldular. Batı ciddi bir ekonomik güç kaybına uğradı. ABD’de ve bazı gelişmiş
ülkelerde yatırımların dışa kaymasıyla, işsizlik arttı, gelir dağılımı bozuldu.
Küresel ekonomi bazı gelişme yolundaki ülkelerin sanayileşmesini, gelişmesini
sağladı ve yatırımcı ülkelerin de büyük şirketlerini Dolar trilyonu yaptı.
Küresel, kâr odaklı
serbest piyasa ekonomisinin negatif etkisi en çok gelir dağılımı üzerindedir.
Küresel ekonomi sistemi döneminde gelişen ve daha önce gelişmiş bütün ülkelerde
gelir dağılımı bozulmuştur. Aşağıdaki tablodan ve ÇİN, Hindistan hakkında verilen
bilgilerden bu bozulma açıkça görülmektedir.
Bu tabloda; 1979 ve 2018
yıllarında, toplumların en alt yüzde 10 gelir grubu ile en üst yüzde 10 gelir
grubunun Gayrı Safi Milli Hasıla’dan aldıkları paylar veriliyor.
Görülüyor ki alt gelir
grubunun payları devamlı düşerken, üst gelir grubunun payları yükselmiştir.
Çin’de en üst gelir
sahibi yüzde 10 nüfus GSMH’nin yüzde 40’nı alırken, yüzde 50 alt grup GSMH’nin
sadece yüzde 14’ünü alabilmektedir. Hindistan’da aynı oranlar sırayla yüzde 55
ve yüzde 15’dir. Yani bu iki ülkede de gelir dağılımının çok bozuk olduğu görülüyor.
Bu bozukluğun giderilmesinin çok zor olacağı da, sosyal yapılarından kolayca
tahmin edilebilir. Yakın ve uzak dönemde sosyal çalkantılara açık bir durum
yaratacağı da kehanet değildir.
TÜRKİYE FIRSATLARDAN
YARARLANAMADI
Burada şu notu da düşmek
gerekir ki, maalesef bölgesel konumu ve ilişkileri bakımından Türkiye daha
avantajlı olduğu halde, küresel ekonomi olarak adlandırılan dönemden yeterince
yararlanamadı. Sebebi, siyasi ve ideolojik çekişmeler, askeri-sivil müdahaleler
ve yabancı sermayeye karşı ideolojik dirençler. Hâlbuki yabacı sermaye ile
ortak yatırımların ekonomide kalıcı faydalar sağladığı bütün ülkelerde
görülüyor ve yaşanıyordu. Türkiye bunu yapamamıştır. Sonuçta, ekonomide
sıkıştıkça dış borçlara yönlenmek durumunda kalınmıştır. Alınan borçları hem
yerinde kullanamama problemi ve hem de faiziyle geri ödeme sorunu yaşanmış ve
ekonomiye daha çok yük binmiştir.
Küresel ekonomi döneminde
en fazla yararlandığımız konu Savunma Sanayiidir. 1985’de çıkan kanunla kurulan
ve Cumhuriyet döneminin bu alanda en önemli reformu savunma sanayinin yeni bir
kurum ve finansman modeli ile ele alınmasıydı. Yeni savunma sanayi politikaları
çerçevesinde geliştirilen ve bu gün de devam ettirilen işleri ve ülke
ekonomisine getirdiklerini ‘Hâtıralarla Devlette 45 Yıl’ adlı kitabımda
belgeleriyle anlattım. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçları gözetilerek,
ileri teknoloji sahibi NATO ülkeleriyle yapılan ortak yatırımlarla; uçak
sanayi, zırhlı araçlar sanayi, roket sanayi, radar, haberleşme, yazılım gibi
elektronik sanayilerinde büyük tecrübeler o projelerle kazanılmıştır. Unutmamak
lazımdır: Bu gelişmenin Lokomotifi, devlet kurumları ve iştirakleri ile devlet
kontrolünde oluşturulan Türk ve yabancı teknoloji sahibi şirketlerin ortak
yatırımlardır. Bu tecrübe çok değerli ve önemlidir. Savunma Sanayii’nde o
yılları anlamadan varılmış başarıları anlatmak mümkün değildir. Teknoloji transferi
ve yerli teknoloji geliştirme o yıllardaki anlaşmalarla gerçekleştirilmiştir.
Yerli teknoloji geliştirme ve yerli teknolojiye dayalı üretimlere başlanma
sürecine geçilmesi de o yıllarda başlamıştır.
EKONOMİK DÜZENİN ÇÖKÜŞÜ
Dünyaya dönersek, dönüşün
başladığı zaman bellidir: Küresel serbest rekabete dayalı liberal ekonomik
sistem, bu sistemi oluşturan ülkelerin aleyhine işlemeye başlayınca işler
değişti. Küresel sistemden dönüş, ABD başkanı Trump’ın birinci döneminde (2007-2021)
gündeme geldi. ABD, ithalatta gümrükleri artırmaya ve ekonomide korumacılık
eğilimine girmeye, yatırım ve teknoloji kaymasını önleme tedbirleri almaya
başladı. Trump’ın ikinci döneminde ise, küresel ekonomi tamamen rafa
kaldırılmaya başlandı ve nerdeyse dünyaya ekonomik savaş ilan edilmeye
meyledildi.
Neden buraya gelindiğini
bir başka açıyı tekrar ederek hatırlatmak gerekir: Küresel, kâr odaklı, serbest
rekabete dayalı ekonomik sistem; gelişmiş ülkelerden gelişme yolundaki ülkelere
sermaye ve teknoloji kaymasını sağladı ve yeni gelişmiş ülkelerin doğmasına yol
açtı. Sermaye ve teknoloji transfer eden ülkeler de yüksek kârlardan vergi
aldılar. Ancak ekonomide ve uluslararası ticarette güç kaybına uğradılar.
Ayrıca bu ülkelerde, gelir dağılımı bozuldu, aşırı zenginler oluştu ve düşük
gelirli nüfus arttı. Küçük bir grup hariç, toplumlara yayılan bir refah
sağlanamadı. Tam bir ekonomik çalkantı böyle geldi.
Küresel ekonomiyle
entegre olan gelişme yolundaki ülkelerde ise devletler güçlendi, zenginler
arttı ve ancak gelir dağılımı bu ülkelerde de bozuldu ve toplumsal refah
sağlanamadı.
Dünya ekonomik sisteminin
çöküşü, insan ve toplum odaklı, toplumsal ve küresel refahı esas alan yeni bir
ekonomik sistem arayışını şart hale getirdi. Böyle bir ekonomik düzeni
hazırlayacak yeryüzünde tecrübeli ve liyakatli kadrolar mevcuttur. Ancak bunu isteyecek
siyasi iradeye ihtiyaç vardır. Bu konuda, büyük ve orta güç sahibi devletlerin
akıllı liderleri inisiyatif almalı ve küresel baskı unsuru oluşturmalılar.
*Vahit Erdem,
1980'li yılların Savunma Sanayii Müsteşarı, siyasetçi ve emekli büyükelçi.