1.Terörsüz Türkiye Süreci ve Gelişmeler
Türkiye, yaklaşık elli yıldır kan ve
gözyaşına sebep olan bölücü terör örgütü PKK’nın feshiyle yeni bir gün doğumuna
şahitlik etmektedir. Terörsüz Türkiye hedefi doğru zamanda atılan doğru
adımlarla gerçeğe dönüşmektedir. Türkiye millî birliğin güçleneceği, barış ve
huzurun kalıcılaşacağı bir döneme girmekte, yeni bir siyasî ve toplumsal hayat
vasat bulmaktadır. Türkiye için tarihî bir fırsat olan PKK’nın silah bırakması
ve fesih sürecinin uzun vadeli beklenen başarıya ulaşması için demokratik,
siyasî ve ekonomik reformlarla millî birliğimiz daha da güçlendirilmeli,
toplumsal uzlaşı, adalet ve eşitlik esas olmalıdır.
Türkiye’de milli bütünlüğün tahkim
edilmesi gayesiyle toplumsal mutabakat ve dayanışmanın yükseltilmesi, son
dönemde “terörsüz Türkiye” vizyonu ekseninde şekillenen güvenlik, siyaset ve
sosyal entegrasyon tartışmalarıyla birlikte merkezi bir önem kazanmıştır.
Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda toplumsal uzlaşıyı derinleştirmek,
toplumun her kesiminin ortak bir milli benlik ve gelecek tasavvuru etrafında
kenetlenmesini teşvik etmek manasına gelir.
Bu bakış açısıyla “terörsüz Türkiye”
gayesi, hem devletin bekasını teminat altına almayı hem de halkın farklı
katmanları arasında sarsılmaz bir birliktelik zemini inşa etmeyi hedefleyen
geniş ufuklu bir siyasi tasavvurun parçası olarak sunulmaktadır. Milli birlik
mefhumu; Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter niteliğinin korunması, ortak milli
şahsiyetin kuvvetlendirilmesi ve toplumun tüm unsurları arasında bir kader
birliği algısının yerleştirilmesiyle doğrudan ilintilidir. Bu perspektifte
milli bütünlük, vatandaşlık statüsü yanında; ortak mazi, kültür, lisan ve
değerler manzumesi etrafında kristalleşen bir toplumsal aidiyet hissidir. Bu
nedenle sıklıkla karşımıza çıkan “milli dayanışma”, “toplumsal kucaklaşma” ve
“ortak istikbal” gibi kavramlar; milli birliğin sadece devlet aygıtının
hamleleriyle değil, toplumun her bir ferdinin katılımıyla tahkim edilebileceği
inancını yansıtır.
Bunu mümkün kılacak siyasî hukuki ve
sosyal şartlar ülkemizde mevcuttur. Nitekim TBMM “Milli Dayanışma Kardeşlik ve
Demokrasi Komisyonu” bu yönde önemli bir işlev görmüş, çok önemli mesafe kat
edilmiştir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’yi demokrasisi gelişmiş, ekonomik ve
sosyal olarak güçlenmiş, Dünya liginde üst sıralarda olan bir ülke yapmak temel
hedefimizdir. Bu yönde oluşturulacak bir uzlaşma zemini birlikte yaşama
iradesini güçlendirilebilecek aynı zamanda da gelişmiş bir ülke olma yolunda
kalkınma hedeflerine odaklanılabilecektir. Bu zeminin çerçevesi; öncelikle
Türkiye Cumhuriyeti’nin beka ve birliğini azim ve sadakatle savunarak ülkemizin
geleceğini millet iradesinden aldığı güçle güvenceye kavuşturacak, demokrasi,
insan hakları ve hukukun üstünlüğüne, millî birlik ve kardeşlikte uzlaşmaya
açılan bir siyasetin şekillenmesidir. Demokratik standartları yükseltmek, temel
insan hak ve hürriyetlerini teminat altına almak, hukukun üstünlüğünü ve
adaleti her alanda hâkim kılmaktır.
Önemli olan toplumun her kesiminin,
milletimizin her ferdinin kendisini ait hissedeceği kuşatıcı, kapsayıcı ve
koruyucu bir devlet ve toplum düzeni inşa etmektir. Türk milletinin her
ferdinin kendisini ifade edebileceği, ayrıştırmak yerine birleşmeyi, dağılmak
yerine toplanmayı, kavga yerine barış ve huzuru arayacağı, “hep birlikte
Türkiye” anlayışıyla geleceğin güçlü Türkiye’sinin inşasını mümkün kılan bir
zeminde buluşmaktır. Bu kapsamda yasama yürütme ilişkilerine, yürütmenin
kapsayıcılığına, yargının bağımsız ve tarafsızlığına, katılımcılığa ve temsil
adaletine, aynı zamanda da yönetim istikrarına uygun düzenlemeler
yapılabilecektir.
Bu sebeplerle süreçte atılan her adımın
tek motivasyon kaynağı Türkiye’yi terör belasından kalıcı bir şekilde kurtarmak
olduğu sarihtir. Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında terörü tamamen bitirmiş bir
Türkiye’yi inşa etmek etnik ve dinî kökenine, mezhebine, meşrebine ve siyasî
aidiyetine bakmaksızın her bir vatandaşımızın hayrınadır. Daha demokratik, daha
güçlü, daha müreffeh bir Türkiye herkesin ortak arzusudur. Terörsüz Türkiye
böylesi bir anlayıştan hareketle Türk ve Türkiye yüzyılı hedefinin stratejik kapısıdır
ve Türkiye, önemli bir eşiği aşarak terör belasından tamamen kurtulmak için
kararlılıkla ve titizlikle faaliyet yürütmektedir. Ya terör ya demokrasi; ya
silah ya siyaset yönündeki tercihlerin ortaya konulacağı bu süreç, silahsız ve
terörsüz Türkiye’de siyasetin ve demokratik meşru kurumların öne çıkacağı bir
dönem olacaktır. Terörsüz Türkiye, terörü geçmişiyle normalleştirmek değil, tüm
varlığıyla fiil ve eylemleriyle hayatın her yerinden ve zihinlerden
çıkarmaktır. Terörsüz Türkiye taviz ve teslimiyet, terörle pazarlık değil,
terör örgütlerinin yeşereceği alan da bırakmamaktır. Zira tam demokrasi ancak
böyle bir zihinsel ve sosyal iklimde istendiği gibi gelişebilecektir.
Terörsüz Türkiye ve iç cepheyi güçlendirme
çağrısının üzerinden yaklaşık bir yıl sekiz ay geçmiştir. Bu sürede alınan
mesafe umut vericidir, herhangi bir eylemin olmaması da memnuniyet verici aynı
zamanda atılan adımların samimi olduğunun işaretidir. Abdullah Öcalan’ın 27
Şubat 2025 “Barış ve Demokratik Toplum Çağrı”sında Türkiye’nin birliğinden
beraberliğinden yana tavır ortaya konulmuştur. 27 Şubat 2026’da ise “demokratik
siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağının beyanı ve tercihin
açıkça siyasetten yana yapıldığının ilanı, bir ilke bütünlüğü” olarak bu
çağrıya atıf yapılmıştır. Bunun gereği de yapılmış, nitekim örgüt feshedilmiş,
silah bırakma iradesi teyit edilmiştir. Terörsüz Türkiye hedeftir. Barışta ve
kardeşlikte buluşma iradesidir. Hedefe en hızlı ve kalıcı şekilde ulaşmak ise
amaca uygun yol ve yöntemlerin etkili bir şekilde kullanılmasını gerekli
kılmaktadır. Kaybedecek zamanımızın olmadığını etrafımızdaki gelişmeler çarpıcı
şekilde göstermiştir.
Barış iki taraflıdır ve bölücü terör
örgütü PKK’nın taahhütlerini yerine getirmesi yanında Devlet olarak atılması
gerekli adımların ikmal edilmesiyle süreç tamamlanabilecektir. Türkiye siyasi
ve toplumsal ekseriyetle süreci desteklemektedir. Böylesi bir kapsamlı
mutabakat meşru zemini güçlendirmekte, gerekli adımların atılması için
motivasyon sağlamaktadır. Türkiye’nin en kronik sorununa kısa sürede çözüm
üretmek kolay olmasa da zamanı etkin kullanmak, muhtemel provokasyonları
engelleyerek sonuç almak bakımından hayati önemdedir.
Bugüne kadar ortaya konulan terörsüz
Türkiye adımları az zamanda elde edilen önemli bir başarıdır ve artık sonuca
ulaşacak hamlelerin de yapılması şarttır. Bu noktada kurumları harekete
geçirmek ve ne yönde karar alacaklarına dair yönlendirme yapmak, bu süreçteki
iletişimi sağlamak, bilgi kirliliğine fırsat vermemek, münfesih örgütün
üzerindeki yaptırımların hayata geçmesini mümkün kılacak mekanizma oluşturmak,
gelişmelerin takibini ve nihai hedefe doğru yürünmesini sağlayacak devlet
kurumlarını yetkilendirmek ve terörün tekrar ortaya çıkmasının önünü kesmek
amacıyla gerekli yasal ve idari düzenlemeleri yapmak öne çıkmaktadır.
Bu çerçevede, şu kritik aşamalardan
geçilmiş olduğunu hatırlatmakta fayda vardır:
• 12 Mayıs 2025 tarihinde PKK terör örgütü
kongresini topladığını ve Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli çağrısı
üzerine örgütü feshetme ve silahlı mücadeleyi bırakma kararı aldıklarını
açıklamıştır.
• 11 Temmuz 2025 tarihinde silah bırakma
kararının göstergesi olarak 30 PKK militanı silahlarını yakmak suretiyle
bırakmıştır.
• Silah bırakma ve devlet yetkililerinin bu
silahları teslim alma süreci kısmen de olsa devam etmektedir.
• 27 Şubat 2026 tarihinde Abdullah Öcalan bir
yıl önce yaptığı çağrının arkasında durduğunu ifade ederek PKK’nın bölgesel
uzantılarına da silah bırakma çağrısı (üstü kapalı da olsa) yapmıştır.
• TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi
komisyonu çalışmalarını tamamlayarak komisyonda yer alan partilerin tamamına
yakın bir ekseriyetle kabul ettiği ortak raporunu hazırlamış ve kamuoyuna
duyurmuştur. Buradaki irade ise terörü ülkemizin gündeminden kalıcı olarak
çıkarmak ve terörsüz Türkiye’yi inşa etmek için yasal düzenlemelerin yapılması
gerektiği yönündedir.
Ayrıca, bu süreçte başta Suriye olmak
üzere İran ve Irak’ta yaşanan gelişmeler PKK terörünün bölgesel uzantıları ve
tüm bileşenleriyle sonlanmasının önemini göstermiştir. ABD’nin İran’daki PKK
unsurlarına silah verdiğini ve bunun karşılığında kendisine destek beklediğini
ifşa etmesi, Türkiye’de PKK’nın feshedilmesiyle nasıl bir kazanım elde
edildiğini de ortaya koymuştur.
2.Yeni Aşama ve Yol Haritası
Ancak yapılanların ve söylemlerin
karşılıklı anlam kazanması noktasında bir iletişim eksiliği yaşandığı
görülmektedir. Bu noktada yeni aşama için bir yol haritası ortaya koymak bu
doğrultuda gerekli mekanizmaları harekete geçirmek gerekmektedir. Örgüt üzerindeki
yaptırımların hayata geçmesini mümkün kılacak mekanizma oluşturmak,
gelişmelerin takibini sağlayacak devlet kurumlarını yetkilendirmek, bir yandan
da yasal ve idari düzenlemeleri yaparak barış ve kardeşliği, siyaseti ve
demokratik değerleri öne çıkarmak terörsüz Türkiye hedefine ulaşma amacına
hizmet edecektir. Genel olarak terör örgütü kurumsal kimliği ile örgütün feshi
yönünde söylem geliştirilse de münferit farklı çıkışlarla kamuoyu terörsüz
Türkiye’ye karşı kışkırtılmaya çalışılmaktadır.
Diğer yandan devlet ile örgüt arasındaki
ilişki biçimi bir çerçeveye oturtulmadığından belli kurumlar eliyle sistematik
olmayan bir kontrol ve yönlendirme süreci işlemektedir. Bu durum işlerin ortaya
konulan irade paralelinde yürümemesi gibi bir sonuç ortaya çıkarmaktadır. Temel
hedef terörü ülkemizin gündeminden, bölücülüğü zihinlerden tamamen çıkarmak ve
terörsüz Türkiye’yi bütünüyle inşa etmektir. Devamında terörsüz ve istikrarlı
bölgenin alt yapısını oluşturarak bölgesel barış ve huzura da katkıda bulunmaktır.
Bu doğrultuda hızlı, etkin ve sonuç alıcı karar ve uygulamayı mümkün kılan bir
model ortaya konulmalıdır. Böylesi bir tercihte ise çok yönlü ve dağınık
yapılarla ayrı ayrı ilişki yahut irtibat yerine tek merkezli karar mekanizması
ile hızlı ve etkin karar süreçlerini inşa etmek öne çıkmakta, belirleyici
olmaktadır.
Parçalı yapılarla terörsüz Türkiye yolunda
yürümek sonuç almayı geciktirecek, provokasyonları artıracak, dış müdahalelere
imkan verecek, örgüt içi çatışma dinamiklerini öne çıkararak görünür kılacak ve
sonuç almayı zorlaştıracaktır. Başından beri “örgütün kurucu önderi” ifadesinin
kullanılması da bu endişeyi gidermeye, olası riskleri azaltmaya ve en hızlı
şekilde terörsüz Türkiye hedefine ilişkin sonuç almaya yöneliktir.
Terör örgütlerinde kurucu önderler,
örgütsel kimliğin inşası, ideolojik çerçevenin tahkimi ve hareketin siyasal
meşruiyet anlatısının oluşturulması bakımından merkezi bir rol oynarlar.
Siyaset bilimi literatüründe bu durum çoğu zaman “karizmatik otorite”,
“örgütsel kurumsallaşma”, “lider-merkezli mobilizasyon” ve “kolektif eylem
çerçevesi” gibi kavramlarla açıklanır. Özellikle yeraltı örgütlenmelerinde
kurucu lider, yalnızca askerî ya da operasyonel bir figür değil; aynı zamanda
hareketin ideolojik repertuarını belirleyen, üyeler arasında sadakat ilişkisi
üreten ve örgütün dost-düşman ayrımını tanımlayan sembolik bir merkez işlevi
görür. Bu bağlamda kurucu önder, hareketin “kurucu miti”nin ve lider kültünün
taşıyıcısı hâline gelir ve örgütsel aidiyet büyük ölçüde liderin şahsında
somutlaşır. Birçok silahlı örgütte lider kültünün gelişmesi, Weberyen anlamda
karizmatik otoritenin bürokratik ya da kolektif yapılardan daha baskın hâle
gelmesine yol açabilir. Bununla birlikte örgüt zamanla büyüyüp kurumsallaştıkça,
kurucu liderin şahsî otoritesinin örgütsel mekanizmalara devredilmesi meselesi
kritik bir sorun alanı yaratır.
Bu nedenle barış süreçleri, lider
tasfiyeleri veya ideolojik dönüşümler sırasında kurucu önderlerin tutumu,
örgütün stratejik yönelimini ve çözülme ya da devamlılık kapasitesini doğrudan
etkileyen temel değişkenlerden biri olarak değerlendirilir. Terör örgütlerinin
tasfiye süreçlerinde liderlik mekanizmasındaki çok seslilik, örgütün tasfiyesi
sonrası başka liderliklerin doğmasına ve örgütün başka isimlerle yeniden
organize olmasına sebebiyet verebilir. Bu bağlamda terörün tasfiye süreçlerinde
muhatabın açık ve net bir şekilde ortaya konulması elzemdir. Bu muhataplık
sürecin kolaylaştırılması, etkin, hızlı ve sonuç alacak şekilde yürütülmesi ile
ilgilidir. İspanya’nın Bask bölgesindeki bölücü terör örgütü ETA, Birleşik
Krallık’ta Kuzey İrlanda merkezli İRA mono-liderlik mekanizmasına sahip olduğu
için fesih görüşmeleri bu zeminde ilerlemiştir. PKK terör örgütü de
mono-liderlik mekanizmasının liderlik kültüyle beraber tesis edildiği bir
sisteme haizdir. Lakin PKK’nın farklı isimlerle İran, Irak, Suriye gibi ülkelerde
barınması ve İsrail, ABD ve Bazı Kıta Avrupası ülkelerinin bölgede
etnik/dini/mezhep temelli istikrarsızlıkları besleyecek emellere sahip olması,
yönetici kadroların manipüle edilerek farklı terör faaliyetlerinin başlamasına
neden olabilir. Bu durum fesih ve silah bırakma kararlılığını gösteren, bu
yönde bölgeye de çağrı yapan PKK’nın kurucu önderliğinin örgüt üzerindeki etki
alanını devam ettirme, buna uygun bir kavramsal çerçeve geliştirerek etki
gücünü artırma zarureti ortaya çıkarmaktadır.
Nitekim yaşanan süreçte Abdullah Öcalan’ın
örgüt üzerindeki etkisi ve iradesi test edilmiş ve görülmüştür. Terörsüz
Türkiye hedefinin nihai aşamasına geçildiği bu safhada devletin barışa ilişkin
uzattığı müşfik elin gereği olarak ceza hukuku ve demokratikleşmeye dönük bazı
adımların atılması, terör örgütünün silah bırakma kararlılığının fiiliyata
dökülerek sonlandırılması gerekmektedir. Bu noktada devlet kurumlarının
bırakılan silahları alma, silah bırakmayanları da bertaraf etme gücü ve
kudretiyle hareket etmesi gerekmektedir. Niyet beyanları ortadadır ve gecikmeye
mahal bulunmamaktadır. Tüm bu süreçleri koordine etmek ise devlet kurumları
yanında fesih sürecinde örgüt içi karar ve uygulamaları yönlendirecek bir
kapasite oluşumu ile yeterli hıza ve etkinliğe erişecektir. Bu durumda PKK’nın
kurucu önderlik (örgüt açısından) statüsü de sona erdiğinden, Abdullah
Öcalan’ın sürecin yönetimine katkı vermeye devam etmesini mümkün kılacak bir
mekanizma oluşturulması gereği ortaya çıkmaktadır. Adı geçenin mahkumiyet hali
saklı kalmak üzere bir sosyal statüyle teçhiz edilmesi, münfesih PKK ve
bileşenlerinin örgütsel faaliyetlerinin yahut silah bırakmalarının daha
sağlıklı şekilde yürütülmesini mümkün kılacaktır.
Bize göre “Barış Süreci ve
Siyasallaşma Koordinatörlüğü” bu doğrultuda uygun bir statü tarifi
olabilecektir.
Benzer bir sürecin yaşandığı İngiltere’de
IRA ile muhtelif ateşkesler olsa da asıl barış süreci 1997’de başlayıp 2005’te
neticelenmiştir. Bu süreçte IRA’nın siyasi kanadı olan Sınn Fein partisi
güçlenirken, örgüt içerisinde de tartışmalar artmış hatta süreci
kabullenmeyenler tarafından “Real IRA” hareketi kurulmuştur. PKK için böyle bir
seçeneğin oluşmaması maksadıyla Abdullah Öcalan’ın örgüt tarihindeki rolü ve
PKK’nın bir Apoculuk hareketi oluşundan ilhamla; Öcalan’ın örgüt mensuplarına
ulaşması ve özellikle teröristler üzerinde etkili bazı yöneticilere
talimatlarını ileteceği, bu yönüyle barışın inşasına ve siyaset alanının
açılmasına hizmet edecek bir mekanizma olarak söz konusu koordinatörlük
işlevsel olacaktır. “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü”nün kuruluş
amacı, kapsamı, görev ve sorumlulukları ile çalışma şekli şu şekilde
olabilecektir:
3.Koordinatörlük Mekanizmasının
Tanım, Amaç, Kapsam ve İşleyişi
Koordinatör PKK’nın kurucu önderi Abdullah
Öcalan olacaktır. Bu statü örgütün feshiyle örgütün bütün türevleri ve
unsurlarıyla katî suretle tasfiye edilmesine matuf bir tanımlamadır. Koordinatörlük PKK terör örgütünün bütün
uzantıları, örgüt yöneticileri ve militanlarının mutlak bir şekilde silah
bırakmasını ve tasfiyesini koordine etmek, yürüyen barış sürecini örgütsel
yönüyle sekteye uğratılmasını önlemek, silah yerine siyaset tercihine uygun
meşru yönlendirmeler yapmak amacına matuf olarak tasavvur edilmiştir. Bu
doğrultuda Öcalan’ın koordinatör statüsü, örgütün tasfiye süreci ile sınırlı
kalacaktır. Dolayısıyla bu koordinatörlük, Kürtlerin lider ve temsilcisi, etnik
ve kategorik hakların savunuculuğu gibi hususları kapsamamaktadır.
Bu noktada fiili sosyal statü, örgüt
mensupları ve siyasi uzantıları nezdinde Öcalan’ın var olan karşılığını
kapsayıcı hale getirme işlevini görecektir. IRA meselesinde Silahların İmha
Edilmesine İlişkin Bağımsız Uluslararası Komisyon (IICD) oluşturulmuş, bu
komisyonda devlet-uluslararası kuruluşlar-din adamları gibi unsurların yanı
sıra örgüt yönetimi ve Sinn Fein da hukuki bir karşılık bulmuştur. Dolayısıyla
Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü vasfı Öcalan’la sınırlı ve işlevi de
yukarıda özetlenen çerçevede olacaktır.
Terörsüz Türkiye hedefinin gerçeğe
dönüştürülmesi ve kalıcı şekilde başarıya ulaşması bu konuda sağlanabilecek
toplumsal mutabakatla yakından ilişkilidir ve koordinatörlük bu yönde katkı
verecek, Türkiye Cumhuriyetinin ve terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet
edecektir. Bahsi geçen statü içerisinde siyasallaşma kavramıyla ifade edilen
gerçekliğin, Öcalan’ın ya da herhangi bir örgüt mensubunun siyasal figürleşmesi
değil siyasal karşılıklarının Türkiyelileşmesidir. Sinn Fein örneğinde olduğu
gibi Dem Parti ya da daha sonra ortaya çıkabilecek diğer alternatifler ülke
bazlı politika üretecek biçimde ulusallaşmalıdır. Dolayısıyla Öcalan’ın
buradaki fiili sosyal statüsü, silahın sustuğu ve siyasetin konuştuğu, bunu
yaparken de ulusal bazda bir siyasi hedef iddiası ile hareket ettiği bir alana
işaret etmektedir.
Abdullah Öcalan Barış ve Siyasallaşma
Koordinatörü sıfatıyla kendisine sağlanacak iletişim ve lojistik imkanlarla
fesih ve silah bırakma sürecindeki örgüte bağlı gecikme, karşı duruş ve diğer
aksaklıkları gidermede etkili olabilecektir. Dolayısıyla İletişimin dolaylı
sağlanmasının yarattığı handikap önlenecek barış ve kardeşlik süreci ile
siyaset daha sağlıklı bir zeminde yürüyecektir. Devletin belirleyeceği yetkili
kişiler ve lojistik destek, bulunduğu cezaevinde temin edilecektir. PKK’nın
fesih, mensuplarının silah bırakma, PKK’nın diğer ülke bileşenlerinin örgütsel
faaliyetlerini sonlandırma ve silah bırakma, terörsüz Türkiye sürecini
baltalamaya dönük örgütsel girişimlere karşı süreci tek merkezden yönlendirmek
temel görevi olacaktır. Kendisine örgüt mensupları yahut bileşenleriyle
sağlıklı iletişim kurma imkânı sağlanacaktır. Bu imkanların barış, kardeşlik,
siyaset ve terörsüz Türkiye istikametinde kullanıldığı teyit edilecektir.
Kamuoyuna doğrudan açıklama olmasa da basın yayın kuruluşları, akademik, STK ve
benzeri yapılarla temas hakkı tanınabilecek bu şekilde barış ve terörsüz
Türkiye hedef ve kararlılığının geniş kitlelerde karşılık bulmasına katkı
sağlanacaktır. Yürüttüğü faaliyetleri raporlaması devlet organları tarafından
yerine getirilecektir.
4.Sürecin Takibine İlişkin Yasama
ve Yürütmede Kurumsal Yapı İnşası
Diğer yandan milli dayanışma, kardeşlik,
demokrasi ve terörsüz Türkiye gelişmelerini takip etmek üzere yasama ve yürütme
içerisinde iki ayrı komisyon kurulabilecektir. Komisyonlar terörsüz Türkiye
hedefi gerçekleşene kadar devam edecektir. Gelişmeler konusunda hem TBMM, hem
de kamuoyu belirli aralıklarla bilgilendirilecektir. TBMM’nde kurulacak
komisyon, Meclis başkanının oluru ile
her partiden teamüllere göre belirlenecek sayıda milletvekilinin yer alacağı
bir takip komisyonu hüviyetinde olacak, Mecliste temsil edilen tüm siyasi
partilerin komisyonda yer almasına özen gösterilecektir.
Ayrıca Cumhurbaşkanı Yardımcısının
başkanlığında; Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı,
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı’ ile Milli
İstihbarat Başkanlığı’ndan oluşan bir “Tasfiye ve Düzenleme Sürecini
Yönlendirme ve Milli Birlik” komisyonu kurulacaktır. Terörsüz Türkiye sürecinin
hem yürütüleceği hem de kamuoyunun bilgilendirilmesinin sağlanacağı bu yapı
içerisinde “Terörle Mücadele Devlet Koordinasyon Merkezi” oluşturulacaktır.
İhtiyaç duyulan kişiler burada çalıştırılabilecektir. Bu koordinasyon
merkezinin topluma süreci anlatacak ve olası kara propagandalara karşı koyacak
bir iletişim boyutu olacak, sürece dair bilginin tekelden yürütülmesi ve
süreçle ilgili devlet kurumları arasındaki güçlü işbirliğinin tesis edilmesi
sağlanacaktır.
Terör örgütlerinin fesih süreçlerindeki
örgüt adına doğru ve doğrudan muhatabın belirlenmesi kadar devletin muhataplığı
da önem arz etmektedir. Bu bağlamda Barış süreci ve siyasallaşma
koordinatörlüğü ile devlet adına yapılacak görüşmelerin merkezi burası
olacaktır.
Bu şekilde;
• Bundan sonraki aşamaya dair Terörsüz
Türkiye yol haritası belirlenecektir
• Barış Süreci ve Siyasallaşma
Koordinatörlüğü’nün yaptığı faaliyetler raporlanacak, sürecin sağlıklı
yürümesine yönelik öneriler Tasfiye ve Düzenleme Sürecini Yönlendirme ve Milli
Birlik Komisyonu’nda değerlendirilecektir.
• Faaliyet izinleri meri hukuk çerçevesinde
ikmal edilecek, sağlıklı ve hızlı bir süreç yönetimi esas olacaktır.
• Atılması gerekli görülen adımlar idari
düzenlemeler için Cumhurbaşkanlığına, yasal düzenlemeler için siyasi partilere
ve TBMM başkanlığına iletilecektir.
• Gelişmeler belirli periyotlarda kamuoyunun
bilgisine sunulacaktır.
• Tek hedef terörsüz Türkiye’yi inşa etmek,
nihayete erdirmektir.
• Terörsüz Türkiye sadece bir güvenlik
mimarisi inşa etmek değil ekonomik, demokratik, sosyal ve kültürel alanları da
içeren bütüncül bir dönüşüm hamlesi ortaya koymak, milli birlik ve kardeşliği
tahkim etmektir.
Terörsüz Türkiye milletimizin özlemle
beklediği bir gelişme, daha müreffeh ve huzurlu bir geleceğin müjdesidir.
Kalıcı barışın, umudun, lider ülke Türkiye’nin habercisidir.
5.Terörsüz Türkiye: Algılar,
Olgular, Doğrular
Türk milleti, geçmişteki acılarının bir
daha yaşanmaması adına tedbirler alırken toplumsal ayrışmaları unutarak tarih
sahnesinde kurumsal varlığını sürdürerek büyük zaferlere imza atmıştır. Türk
milleti bir ve beraber olduğunda her sorunun üstesinden geldiği, her badireye
göğüs gerdiği, nice başarılara ve kahramanlıklara imza attığı da bilinen tarihi
gerçekliktir. Milli birlik anlayışı ile iç cepheyi güçlendirmek bu yönde bir
toplumsal mutabakat oluşturmak ise millet olma vasfını güçlendirecek önemli bir
aşama olacaktır. Toplumsal mutabakat; toplumsal dönüşüm, barış ve uzlaşmanın
önemli bir parçasıdır. Barış ve uzlaşma literatüründeki egemen görüş,
bireylerin ve halkların geçmişle yüzleşmesinin, affetmeye ve bağışlamaya hazır
ve istekli olmalarının, onları toplum içinde daha kuvvetli ve sağlam ilişkiler
kurmaya hazırladığı yönündedir.
Terörsüz Türkiye kapsamında barış kavramı,
terörle barış değildir. Barış; terörün Türk milletinin berrak bilincinde ve
temiz sinesinde açtığı yaraları rehabilite etme; etnik, dini veya mezhebi köken
ayırt etmeksizin Türk milletinin her bir ferdi arasında sokulmaya çalışılan
ayrılıkçı nifakları, hastalık yaratan parazitleri temizleme gayretidir. Türk ve
Türkiye yüzyılında Türk Barışı, ülkesi, bölgesi ve kültür coğrafyasıyla huzurun
tohumlarını istikrarla filizlendiren ve refah ile bölüşen cihanşümul medeniyet
misyonudur. Bu misyonun taşıyıcı kolonları, parlamentoda siyasî temsili güçlü
bir yasama mekanizması, etkin, hızlı ve verimli karar almayı ve uygulamayı
amaçlayan yürütme mekanizması ve Türk milleti adına adaleti tesis eden yargı
mekanizmasıdır. Bu mekanizmaların ortak zemini ise katılımcı demokrasi,
bireysel hak ve özgürlükler, milli dayanışma ve uzlaşı kültürüdür. Bu bağlamda
siyasetin geniş bir tabana yayılarak çatışma ve ihtilafları uzlaşı ve
işbirliğine dönüştürmesi, şiddet, terör, siyasî ahlak sorunlarından arınmış bir
politik iklimle mümkündür. Dolayısıyla Terörsüz Türkiye, milli güvenlik ve
asayiş meselesi olduğu kadar siyaseti sorunların çözüm alanı olarak görme ve
radikal, marjinal ve terör uzantılı siyasî partilerin sivil siyasete katılımını
sağlama, gerilimli fay hatları üzerine kurulan toplumsal kutuplaşmaları milli
birlik ülküsüyle doldurma vizyonudur.
Bu noktada Toplumda kültürel etkileşimi
artıracak adımların atılmasıyla millî kimliğe sahip çıkılırken onun bir
homojenizasyon ve kültürel tek tipleştirme olmadığı, aksine birleştirici bir
unsur olduğu da anlaşılmış olacaktır. Nitekim “Terörsüz Türkiye” girişimi
PKK’nın tüm bileşenleriyle feshedilmesiyle bitmeyecek; daha demokratik,
birleştirici, ortak değerlerin öne çıktığı kucaklayıcı yeni bir anlayışın
filizlenmesini sağlayacaktır. Türk milliyetçiliği milli birlik ve dayanışmayı,
uzlaşmayı ve demokrasiyi siyasetinin ana konusu olarak görmekte, birlikten
doğan güçle lider ülke Türkiye ülküsüne odaklanmaktadır. Terörsüz Türkiye ise
bu ülkünün hayata geçmesini mümkün kılacak ilk adımlardan birisidir.
6.Terörsüz Türkiye İnşasında
Toplumsal Düzen
Demokrasi
Terör ile demokrasi birbirine zıt
kavramlardır. Terörün ve şiddetin olduğu yerde insanların hür iradesinden,
insan haklarından ve demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla, PKK
terörünün sona ermesi, demokrasinin güçlenmesi için bir fırsat olacaktır.
Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiği terör, demokrasimizin gelişmesine engel
olmuştur. Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda PKK’nın fesih ve silah bırakma
kararına yönelik açıklamalarda ayrı bir devlet, federasyon, özerklik ya da
kültüralist taleplerin yer almaması Türkiye’de yeni bir başlangıç için önemli
bir adım olmuştur. Bu sürecin tam olarak başarıya ulaşması, terör örgütünün
silah bırakmasının da ötesinde, herhangi bir şekilde terörü olumlayan, sırtını
teröre ya da vandalizme dayandıran siyaset anlayışının da tarihe karışması ile
mümkün olabilecektir.
Bu kapsamda, Terörsüz Türkiye hedefinde
yalnızca dağdaki terörün değil bütünüyle şiddetin de bitirilmesi elzemdir.
Millet olma gerçeğimiz ve demokrasi kültürümüz dikkate alındığında kimlik,
siyasetin öznesi yapılmamalıdır. Bu anlamda Türk siyasetinde kimliğe dayalı
siyaset yerine müşterekleri ön plana çıkaran, farklılıklara hürmetkâr bir
anlayış hâkim olmalıdır. Milleti oluşturan her bir ferdin yerel kimliği ne
olursa olsun müşterek hislerde buluşması millî birlik için zorunludur. Bu
hissiyat bazen sevinçte bazen acıda mümkün olabilecektir. Şiddetsiz siyasetin
mümkün olabilmesinin unsurlarından biri de şüphesiz bu duygudaşlığın inşası,
müşterekleri çoğaltmak ve bu müşterekleri sosyal yaşamda görünür kılmaktır.
Siyasallaşma
Terörün bittiği, silahların sustuğu, ya
silah ya siyaset , ya terör ya demokrasi
çağrılarının demokrasi ve siyasetten yana olduğu bir Türkiye’de siyasetin alanını
genişletmek, demokrasiyi güçlendirmek bu yönüyle de katılımcı ve kapsayıcı
siyasetin önünü açarak her görüşün siyasette yer bulabileceği bir alanı inşa
etmek mümkündür ve de gereklidir. PKK’nın feshedilmesi ile hukuki meşruiyete
sahip herkesin, Anayasa ve ilgili kanunlara göre siyaset yapmasının önünde bir
engel bulunmamaktadır. Abdullah Öcalan’ın silahlı mücadele döneminin
bittiğinden ve terör örgütünün anlamsız kaldığından hareketle PKK’nın feshini
istemesi ve siyaset yoluyla fikirlerini inşa etme mücadelesinden bahsetmesi ,
savundukları fikirleri siyasi mücadeleye evirmek istediklerini göstermektedir.
Koordinatörlük bu yönüyle aynı zamanda meşru siyaset mekanizmalarının inşası
için taraftarları üzerinde etkili olabilecek bir mekanizma olarak da işlev
görebilecektir. Zira demokratik sistemlerin en önemli unsurlarından birisi de
temsildir. Siyasal sistemin adil ve kapsayıcı olabilmesi için farklı toplumsal
kesimlerin parlamentoda, yürütmede, yerel yönetimlerde ve karar alma
mekanizmalarında yeterince yer alması gerekir. Temsilde yaşanan sorunlar
dışlanma duygusunu geliştirebilecek, demokrasinin işleyişini aksatabilecek ve
halkın siyasete olan güvenini zedeleyebilecektir. Temsilin adil ve kapsayıcı
olması ise demokrasinin kalitesini artıracak, halkın siyasete olan güvenini de
pekiştirecektir. Böylece siyaset, yalnızca belirli grupların değil, toplumun
her kesiminin yer aldığı daha kapsayıcı ve demokratik bir alan haline
gelebilecek, ülkemizin insan gücü potansiyeli siyasetin ve devlet organlarının
her kademesinde yer bulabilecektir. Terörsüz Türkiye’nin inşası, yalnızca
güvenlik politikalarıyla değil, aynı zamanda kapsayıcı siyaset ve toplumsal
uyum gibi unsurlarla desteklenmelidir.
Demokratik Hukuk Devletinin
Güçlendirilmesi
İki asra yaklaşan demokratikleşme ve
yenileşme tecrübesi ışığında Türkiye, Cumhuriyetimizin yeni yüzyılında muasır
medeniyet ülküsünün en önemli gereklerinden olan demokratik hukuk devleti
ilkesini daha da güçlendirme aşamasındadır. Toplumsal barış ve huzurun temini
için daha demokratik ve şiddetin her türlüsünü reddeden bir anlayışla millî
birlik ve toplumsal uzlaşmanın tesis edilmesi, temel bir ihtiyaç olarak öne
çıkmaktadır.
Toplumun tüm kesimlerinin kendisini eşit,
saygın ve güvende hissettiği bir yapı, terörün haksız ve temelsiz propaganda
unsurlarını ortadan kaldıracak ve aynı zamanda demokrasinin gelişmesine de
önemli katkı sağlayacaktır. Huzur ve refah artışıyla birlikte Türkiye’nin
kalkınma hedeflerine ulaşması kolaylaşacaktır. Bu hedeflerin önündeki en önemli
engellerden biri olan bölücü terörün ortadan kalkması ile birlikte Türkiye’nin
daha güçlü bir demokrasiye ulaşması ve muasır medeniyet seviyesinin üzerine
çıkması mümkün olabilecektir.
Toplumsal Mutabakat
Toplumsal mutabakat; toplumsal dönüşüm,
barış ve uzlaşmanın önemli bir parçasıdır. Barış ve uzlaşma literatüründeki
egemen görüş, bireylerin ve halkların geçmişle yüzleşmesinin, affetmeye ve
bağışlamaya hazır ve istekli olmalarının, onları toplum içinde daha kuvvetli ve
sağlam ilişkiler kurmaya hazırladığı yönündedir. Türk milleti, geçmişteki
acılarının bir daha yaşanmaması adına tedbirler alırken toplumsal ayrışmaları
unutarak tarih sahnesinde kurumsal varlığını sürdürerek büyük zaferlere imza
atmıştır. Türk milleti bir ve beraber olduğunda her sorunun üstesinden geldiği,
her badireye göğüs gerdiği, nice başarılara ve kahramanlıklara imza attığı da
bilinen tarihi gerçekliktir. Milli birlik anlayışı ile iç cepheyi güçlendirmek
bu yönde bir toplumsal mutabakat oluşturmak ise millet olma vasfını
güçlendirecek önemli bir aşama olacaktır.
Kucaklayıcı Yeni Bir Anlayış İnşası
Toplumda kültürel etkileşimi artıracak
adımların atılmasıyla millî kimliğe sahip çıkılırken onun bir homojenizasyon ve
kültürel tek tipleştirme olmadığı, aksine birleştirici bir unsur olduğu da
anlaşılmış olacaktır. Nitekim “Terörsüz Türkiye” girişimi PKK’nın tüm
bileşenleriyle feshedilmesiyle bitmeyecek; daha demokratik, birleştirici, ortak
değerlerin öne çıktığı kucaklayıcı yeni bir anlayışın filizlenmesini
sağlayacaktır. Siyasetin etik değerlere bağlı uzlaştırıcı ve kapsayıcı vasfının
öne çıkmasıyla ekonomik ve sosyal meselelerin istismarından vazgeçilecek, Türk
milletinin tamamına daha huzurlu, müreffeh bir Türkiye vadeden atılımlar kolay
ve mümkün hale gelecektir. “Herkes Eşittir Türkiye” toplumsal mutabakat
zeminidir. “Hep birlikte Türkiye’yiz” ortak hedeflere varma iradesidir. Meşru
hiçbir düşünce ve fikri dışlamadan, herkesi, inancı, etnik kökeni, mezhebi ve
meşrebiyle, değerleriyle eşit kabul etmek “toplumsal mutabakat” arayışlarının
ön şartıdır. Hukuk düzleminde bunu sağlamış olmak önemli bir demokratik
kazanımdır. Milliyetçi Hareket Partisi; Türk milletinin birliğini ve
beraberliğini koruyarak, herkesin inancına saygı duyarak birlikte yaşama ideali
etrafında kenetlenip toplumsal sıkıntı ve sorunları çözmeyi amaçlamaktadır.
Terörsüz Türkiye tarihi önemde bir dönüm noktasıdır. O sebeple tavsamaya,
gecikmeye, istismara müsaade edilmeden sonuç alınmalıdır. Terörsüz Türkiye
akıl, vizyon, emek, sabır ve itinayla; vatan ve millet aşkıyla, milletimizin
her ferdini kucaklama anlayışıyla ve devlet aklıyla yürütülen hayırlı bir
sürecin de ürünü olacaktır.
7.Sonuç
Terörsüz Türkiye sürecinde yeni bir
hamleye buna uygun yol haritasına ihtiyaç bulunmaktadır. Burada öne çıkan husus
Abdullah Öcalan’ın münfesih PKK’nın kurucu önderliği yerine örgüt üzerindeki
etkinliğini sürdürebileceği bir yapı inşa etme gereğidir. “Barış Süreci ve
Siyasallaşma Koordinatörlüğü” bu anlamda kendisi için uygun bir statü
oluşturacaktır. Bu yapının temel görevi tasfiye sürecinde PKK ve tüm
bileşenleriyle ortaya konulan iradenin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesini
mümkün kılacak iletişimi kurmak ve adımları atmaktır. Buna uygun devlet
kurumlarıyla muhataplık imkanı, izin ve benzeri lojistik desteklerin kendisine
sağlanması, raporlama ve diğer işler için, ayrıca örgütün tasfiye sürecini
takip ederek devlet adına yönetmek, gerekli idari düzenlemeleri hayata geçirmek
ve TBMM’nde yapılan düzenlemeleri izlemek görevlerini yerine getirecek
Cumhurbaşkanı yardımcısının başkanlığında bazı bakanlık ve kurumlardan oluşan
bir “Tasfiye ve Düzenleme Sürecini Yönlendirme ve Milli Birlik” komisyonu ve
içerisinde oluşturulacak “Terörle Mücadele Devlet Koordinasyon Merkezi”
teşekkül ettirilecektir. Düzenlemeyle bakanlıkların ve tüm devlet kurumlarının
aynı amaç doğrultusunda ve güçlü koordinasyonla hareket kabiliyeti artacaktır.
Böylece iletişim eksikliği giderilmiş, statü ve muhataplık sorunu çözülmüş
olacaktır. Tüm bunlar terörsüz Türkiye sürecinde hedefe bir an önce ulaşmak
amacına matuf örgütle bir pazarlık yahut taviz anlamına gelmeyen örgütün ilan
edilmiş iradesini hayata geçirecek altyapıyı oluşturmak manasındadır.