Son yıllar ülkemizde siyasi ahlak konusu tartışılmaktadır. Bu konuda yasal bir düzenleme yapmak için İktidar Partisi dahil TBMM’ne kanun teklifleri verilmiş ancak sonuçlandırılamamıştır.
Ülkemizde hem merkezi hem de yerel
yönetimlerde yolsuzluk, kayırmacılık, özel hayata ilişkin ortaya çıkan olaylar
gibi konularda yaşanan sıkıntılar siyasi ahlak konusunun tekrar yoğun şekilde
gündeme gelmesine neden olmaktadır. Bu gelişmeler siyasi ahlak konusunda bir
yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.
Siyasi ahlak konusunda yapılacak düzenleme
bütün siyasi görevlerde bulunanlara siyasi faaliyetleri ve özel hayatlarında
önemli sınırlamalar getirecektir. Ancak yapılacak yasal düzenleme kendiliğinden
ahlak ve siyaset ilişkisi konusunda her şeyi düzeltmeyecektir. Asıl olan siyasi
partilerin siyasi ahlak konusunda da birbirleri ile yarışmaları, kendi yönetici
ve üyeleri için siyasi ahlak kuralları geliştirmeleri ve siyasi görevlere
seçilen temsilcilerinin siyasi ahlaki davranışlarını kendi içlerinde
denetlemeleridir.
Konfüçyüs’ün dediği gibi “İnsanları yasa
ve ceza ile yönetirseniz, onlar bir daha belki yanlış yapmayacaklar, ama şeref
ve utanma duygularına da sahip olmayacaklardır. İnsanları erdem ve ahlak
kuralları ile yönetirseniz o zaman onlar hem utanma duygusuna sahip olacaklar
hem de doğruyu yapmaya çalışacaklardır.”
Siyasi ahlak konusundaki çabaların amacı
da bundan farklı değildir: Siyasi görevlerde bulunanları utanma duygusu ve
doğruyu yapmaya çalışma erdemine ulaştırmaktır. Bir ülkede temel amaç okul
öncesinden başlayarak “dürüstlük en iyi siyasettir” Japon atasözünde olduğu
gibi dürüst ve erdemli bireyler yetiştirmektedir.
Siyasi partiler ulusal ekonominin sektörel
sınıflandırmasında, dernekler, vakıflar, meslek kuruluşları gibi, kar amacı
gütmeyen hane halkına hizmet sunan kuruluşlar (Non-governmental
Organizations-Sivil Toplum Kuruluşları) içinde yer almaktadır. Siyasi partilere
diğer sivil toplum kuruluşlarından farklı olarak anayasa ve yasalarla ülke
genelinde teşkilatlanma, genel ve yerel seçimlere katılma ve başarılı
olduklarında ülkeyi ve kentleri yönetme hakkı verilmiştir. Siyasi partilere
ayrıca faaliyet giderleri ve seçim zamanlarında seçimlerin finansmanına destek
olmak üzere Hazine yardımlarından belirli kriterlere göre yararlanma imkanı
tanınmıştır. Sahip oldukları bu haklar ve yetkilerinden dolayı siyasi partiler
bir ülkede yaşayan bütün vatandaşların ilgi alanında ve gözetimindedir.
İngiliz gazeteci ve siyaset insanı John
Morley’in “Politika ile ahlakı ayrı tutanlar ikisini de anlamamış demektir”
diye anlamlı bir sözü vardır. Gerçekten de bir ülkenin geleceğinin
belirlenmesinde önemli rol sahibi olan siyasetçilerin aynı zamanda ahlaklı
kişiler olmaları gerekir. Yine İngiliz siyasetçi William E. Gladstone’nun
“Ahlak bakımından yanlış olan bir şey politika bakımından doğru olamaz”
şeklinde ahlak ve siyaset arasındaki ilişkiyi bütünleştiren ve tamamlayan
kavramlardır.
Siyasi partiler, bütün dünyada olduğu
gibi, ülkemizde de seçime dayalı temsili demokrasinin temel kurumlarıdır. O
nedenle partilerin, onların liderlerinin, seçilmiş temsilcilerinin,
adaylarının, çalışanlarının, üyelerinin siyasi faaliyetleri ve davranışlarında
ahlaki kurallara göre hareket etmeleri siyasi partilerle vatandaşlar arasında
güvenin oluşması ve demokrasiye güvenin kazanılması ve demokrasi kültürünün
gelişmesi, yerleşmesi ve ayrıca TBMM, üyeleri ve diğer siyasi görevlerde
bulunanların itibarı ve saygınlığı açısından kritik öneme sahiptir. Bu itibar
ve saygınlık kazanıldığında ünlü hukukçumuz Ali Fuat Başgil’in “Politikacı
kalbinin diliyle konuşabildiği gün devlet adamı olmuş sayılır” sözünde olduğu
gibi özü, sözü ve eylemlerinde tutarlı olabilirler.
Ülkemizde daha çok “siyasi ahlak” kavramı
kullanılırken bu konuda düzenleme yapan ülkelerde “siyasi etik” kavramı
kullanılmaktadır. “Ahlak” ve “etik” kavramları birbirleri ile yakından ilişkili
olsa da aralarında anlam farkı vardır. Türk Dil Kurumu sözlüğünde “ahlak”
“toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve
kuralları” olarak tanımlanmıştır. Aynı sözlükte “etik” kelimesi ise “çeşitli meslek
kolları arasında tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü”
olarak tanımlanmıştır. Her iki tanımdan da siyasi açıdan doğru çıkarımlarda
bulunulabilir. Ülkemizde siyasi görevlerde bulunan topluma ve özellikle
gençlere rol model olduklarından siyasi faaliyetleri yanında, özel hayatlarını
çok sınırlamayacak şekilde, toplum içindeki davranışları için de sınırlayıcı
kurallar getirilmesinde fayda vardır. O nedenle “Siyasi ahlak” kavramının
kullanılmasının daha kapsayıcı ve içinde yaşadığımız toplumun genel bakış
açısını dikkate aldığımızda, daha doğru bir tanımlama olacağını söyleyebiliriz.
Dünyada siyasi ahlak konusunda düzenleme
yapan ülkelerin sayısı oldukça sınırlıdır. Siyasi etik konusunda başka
ülkelerde yapılan düzenlemelere bakıldığında sadece ulusal meclislere
seçilenlerin düzenlemeye dahil edildiği, yerel yönetimlere seçimle gelen belediye
başkanı ve meclis üyelerinin kapsam dışında tutulduğu görülmektedir. Oysa
siyasi etik konusu sadece ulusal meclislere seçilenleri değil yerel siyasi
görevlere seçilenleri de kapsayacak şekilde düşünülmelidir. Bu bakımda “siyasi
görev” kavramı cumhurbaşkanı yardımcıları, atanmış bakanlar, TBMM üyeliği,
belediye başkanlığı, yerel meclis üyeliğine seçilmiş veya bu görevlere atanmış
görevliler için kullanılması ve yapılacak siyasi ahlak kanunun kapsamına dahil
edilmeleri daha doğru olacaktır. Ülkemizde yerel yönetimlerde yolsuzluk,
kayırmacılık gibi konularda yaşanan sıkıntılar siyasi ahlak konusunda yapılacak
düzenlemenin kapsamının bu şekilde genişletilmesinin gerekli olduğunu ortaya
koymaktadır.
Cumhurbaşkanı (belki siyasi parti
faaliyetleri dolayısıyla kapsama alınabilir) Devleti temsil etmesi ve konumu
itibariyle siyasi ahlak konusunda yapılacak düzenlemenin dışında tutulması daha
doğru olacağı düşünülmektedir.
GRECO’nun 82’nci toplantısında (22 Mart
2019) kabul edilen Ara Uyum Raporunda; tavsiyelerin yerine getirilmesine
yönelik hiçbir somut ilerleme kaydedilmediğine ve Değerlendirme Raporunda
belirlenen eksikliklerin giderilmeden olduğu gibi kaldığına karar verilmiştir.
Dünya Adalet Projesi’nin 2025 yılı Ekim ayında yayımlanan Hukukun Üstünlüğü endeksi
verilerine göre Türkiye 143 ülke arasında 118’inci sırada yer almıştır. 2015
Yılında 80’ninci sıradayken 10 yılda 38 sıra gerilemiştir. Yolsuzlukla
mücadelede dünyanın önde gelen sivil toplum kuruluşlarından olan Uluslararası
Şeffaflık Örgütüne (Transparency International) Yolsuzluk Algı Endeksine göre
ülkemiz 2015 Yılında Yolsuzluk Algı Endeksinde 42 puanla 168 ülke arasında
66’ncı sırada yer alırken 2025 yılında ise 31 puan ile 182 ülke arasında
124’üncü sıraya düşmüştür. Ülkemiz son on yıldır hem puan hem sıralamada
sürekli gerilemiştir. Yapılan anketlerde TBMM’ne güveniyorum diyebilenlerin
oranı %50’nin altında çıkmaktadır.
Yukarıda sayılan olumsuzlukları ortadan
kaldırmak ve halkımızın gözünde siyaset kurumuna saygınlık ve itibarını
artırmak için merkezi ve yerel düzeyde siyasi görevlere seçilenlerin uymak
zorunda oldukları siyasi ahlak kurallarını yasal düzenlemeyle belirlemek,
bunların uygulanmasını takip etmek ve aykırı davrananlar hakkında gerekli
yaptırımların uygulanmasını sağlamak için gerekli yasal ve idari tedbirlerin
alınması gerekmektedir.
Ahlak her yönüyle bir toplumun gelişmesi
ve refahı için çok önemli bir unsurdur. Yukarıda ifade edilen Konfüçyüs’ün
sözüne tekrar dönersek insanlar yasa ve cezalarla disipline edilebilir,
kurallara uymaları sağlanabilir ama asıl olan utanma duygusuna sahip olmalarını
sağlamaktır. Siyasi ahlak konusundaki çabaların amacı da bundan farklı
değildir: siyasi görevlerde bulunanları utanma duygusu ve doğruyu yapmaya
çalışma erdemine ulaştırmaktır.
Siyasi görevlerde bulunanların
davranışlarına yönelik düzenlemeler 1982 Anayasası, 3069 Sayılı Türkiye Büyük
Millet Meclisi Üyeliği ile Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun ve 3628 Sayılı Mal
Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununda yer almaktadır.
Ancak bu düzenlemeler siyasi ahlak konusunun bütününü kapsamamaktadır.
Ülkemizde siyasi partiler geçmiş yıllarda
siyasi ahlak konusunda kanun teklifleri vermişlerdir. Ak Parti İktidarı siyasi
ahlak konusundaki yasal boşlukları tamamlamak üzere 2016 yılında TBMM
Başkanlığına Siyasi Etik Kanunu Teklifini vermiştir. Teklif Anayasa ve AB Uyum
Komisyonlarında görüşülmüş ve raporları hazırlanmış olmasına rağmen Genel
Kurulda görüşülüp çıkarılması konusunda gerekli süreç tamamlanamamıştır.
Teklifin içeriği incelendiğinde Kanun kapsamı oldukça sınırlı tutulmuş, kapsama
sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri alınmış, Bakanlar Kurulu üyelerinin
milletvekilliği görevinden kaynaklanan haller bakımından Kanun hükümlerine tabi
olduğu kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanı yardımcıları ve özellikle sayıca çok
daha geniş bir alanı kapsayan belediye başkanları ve yerel meclislere
seçilenler kanun kapsamında düşünülmemiştir.
CHP Tarafından 2919 yılında TBMM Sunulan
Siyasi Ahlaksızlıkla Mücadele ve Siyasi Etik Kanunu Teklifi verilmiştir. Kanun
Teklifinin kapsamına TBMM üyeleri, cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve
bakanlar dahil edilmiş sayı olarak daha geniş bir alanı kapsayan belediye
başkanları ve yerel meclislere seçilenler ile kayyum uygulaması gibi siyasi görevlere
atananlar kapsamda düşülmemiştir.
Ak Parti ve CHP tarafından verilen
tekliflerin pek çok ortak yönler vardır. Ancak her iki teklifte de siyasi ahlak
konusunda gerekli çalışmaları yapacak, takip edecek, raporlayacak güçlü bir
kurumsal alt yapının düşünülmediği görülmektedir. Oysa yapılacak düzenlemenin
kontrol edilebilir, uygulanabilir ve yönetilebilir olması önemlidir.
TBMM’ne verilen kanun tekliflerinde siyasi
görevlerde bulunanlara nasıl rehberlik edileceği, belirlenecek ahlaki kurallara
aykırı davranışların nasıl takip edileceği, nasıl değerlendirileceği ve
uygulanacak yaptırımlar konusunda sağlam bir yasal ve kurumsal altyapının
oluşturulmadığı görülmektedir.
Siyasi etik konusunda düzenlemeler yapan
ülkeler ekonomik ve demokratik olarak gelişmiş, demokratik sistemleri çalışan
ülkelerdir. Pek çok ülkede konu “siyasi etik” olarak tanımlanmış ve sadece
ulusal meclise seçilenleri kapsayacak şekilde siyasi etik kuralları
belirlenmiştir. Bu kurallar meclis kararı şeklinde olup yasa gücünde/düzeyinde
kurallar değildir. Siyasi etik konusunda düzenleme yapılan ülkelerde
siyaset-yolsuzluk-kayırmacılık vb. ilişkilerde çok sorun yaşanmadığından bu
konuda yaygın içtihat/uygulamalar oluşmamıştır.
Ülkemizde siyasi ahlak konusunun yasal
düzenleme ile belirlenmesinde fayda vardır. Hem merkezi düzeyde hem de yerel
yönetimlerde yaşanan sıkıntılar siyasi ahlak konusunun yasal düzenleme olarak
yapılması, yapılacak yasada Siyasi Ahlak Dairesinin oluşturulması, siyasi
görevlere seçileceklerin uyacakları siyasi ahlak kurallarının açık olarak
belirlenmesi, bu kurallara uymayanlara uygulanacak yaptırımlara karar verecek
TBMM üyelerinin dışında üniversiteler, Barolar Birliği gibi kurumlardan
temsilcilerin de olduğu bağımsız bir Siyasi Ahlak Kurulunun oluşturulması, siyasi
ahlak danışmanı ve siyasi ahlak denetçilerinin de çalıştırıldığı güçlü bir
kurumsal yapının oluşturulması gereklidir.
*Baki Kerimoğlu, eski bürokrat ve Ankara
Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı.