ABD ile İsrail’in İran’a dönük askeri hamlesi, bölgesel fay hatlarını harekete geçiren çok katmanlı bir kriz dalgası. Bu dalganın en kırılgan kıyısı ise hiç kuşkusuz Irak. Zira Irak, coğrafi konumu, İran’la iç içe geçmiş siyasi ve güvenlik mimarisi, ülkedeki Tahran yanlısı milis yapılanmaları ve ABD’nin askerî varlığı nedeniyle bu gerilimin dışında kalabilecek bir ülke değil.
Saldırıların ardından
tırmanan tansiyon, Irak’ın doğrudan ya da dolaylı biçimde savaşın parçası
haline gelme ihtimalini her geçen gün artırıyor. Savaşın derinleşmesi ise Irak
açısından hem güvenlik hem siyaset hem de ekonomi alanında korkunç bir maliyet üretebilir.
Bu üç alan birbirinden bağımsız değil, aksine biri tetiklendiğinde diğerlerini
de sürükleyen bir kırılganlık zinciri söz konusu. Bağdat’ın savaşı engelleyecek
ödeyecek kapasitesi yok ancak bağımlı siyasetin, şiddet tekelini bütünüyle
elinde bulunduramamanın ve alternatifsiz ekonominin yarattığı ders çıkararak
pozisyon alması, payına düşecek maliyeti sınırlayabilir.
MİLİSLERİN KONTROLSÜZLÜĞÜ
ÇATIŞMAYI BESLİYOR
Savaş devam ederken Irak
açısından en öncelikli tehlike elbette güvenlik riski ve milislerin savaşa tam
angajmanı. Irak, İran’ın bölgesel etki alanının kritik bir parçası. Bu nedenle
İran’a yönelik her askeri baskı, Irak sahasında dolaylı ya da doğrudan çatışma
dinamiklerini tetikliyor. ABD’nin İran’ı çevreleme ve caydırma stratejisi ile
İran’ın vekil güçler üzerinden alan tutma stratejisi en çok Irak topraklarında
kesişiyor.
İran’ın vekil güç
stratejisi Irak’ta halen güçlü ve kurumsallaşmış durumda. Irak’taki Şii milis
güçlerin çatı yapılanması Haşdi Şaabi’nin bünyesinde İran’a yakınlığıyla
bilinen on binlerce milis bulunuyor. Haşdi Şaabi yasal hüviyeti bulunan ve
içerisinde onlarca farklı fraksiyonu barındıran bir milis gücü. Bünyesindeki
240 bin milis her ay devletten maaş alıyor ancak pek çoğu İran hesabına
çalışıyor. Özellikle Ketaib Hizbullah gibi şahin yapılar, kriz dönemlerinde
devreye sokulabilecek “gölge savaş” kapasitesine sahip. Bu gruplar son yıllarda
drone ve kısa menzilli füze teknolojisinde belirgin bir kapasite geliştirdi.
Geçmişte Körfez ülkelerinde enerji altyapılarını hedef alan saldırılarla
adlarından söz ettirdiler. Son günlerde de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin
(IKBY) kontrolü altındaki bölgelere dönük saldırılar da bu kapasitenin halen
aktif olduğunu gösteriyor. Öte yandan, Suudi Arabistan’ın ekonomisinin şah
damarı Aramco’nun Ras Tanura kentindeki petrol rafinerisi vurulmasında da bu
ağların izleri olabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Son günlerde Irak’ın pek
çok vilayetinde İran destekli milis gruplarının karargahları ve depolarını
hedef alan ABD’nin bu gruplara yönelik askeri karşılıklarını artırması halinde,
bu unsurların doğrudan sahaya inmesi ve Irak’ın fiilen çatışmaya dahil olma
ihtimalini pekiştirir. Böyle bir senaryo sadece Bağdat-Washington hattını
değil, aynı zamanda Erbil-Bağdat-Haşdi Şaabi üçgenindeki kırılgan dengeleri de
dinamitliyor. Irak toprakları, iki güç arasındaki hesaplaşmanın açık mesaj
sahasına dönüşebilir. Bu da ülkeyi kontrolü zor, dağınık ve süreklilik arz eden
bir düşük yoğunluklu çatışma ortamına sürükleyebilir. Aslında Bağdat hükümeti
kontrol altına alamadığı hatta maaşlarını ödediği milislerin cürümlerinin
sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalıyor. Ve bu ilk değil, anlaşılan son da
olmayacak. Milislerin Haziran savaşında savrulmalarını engellemeyi başaran
Bağdat’ın baskı mekanizmasını güçlendirmemesi halinde ABD’nin saldırılarının
ülkeye daha fazla yayılması kaçınılmaz.
Savaşın bir diğer boyutu,
Irak’ın halihazırdaki kırılgan siyasi yapısını daha da zorlaması. 2025’in
Kasım’ında seçimler düzenlemesine rağmen ülkede halen hükümet kurulamadı.
Aylardır kurulamayan hükümet, ülkenin krizlere karşı dayanıklılığı ciddi
biçimde zayıflatıyor. Siyasi boşlukta karar alma mekanizmaları dar bir halkanın
inisiyatifine kalıyor ve siyasette bloklaşma derinleşiyor. Özellikle İran’a
yakın siyasi güçlerin meclisteki ağırlığı dikkate alındığında, bölgesel bir
savaşın Bağdat’taki siyasi denklemi daha da kilitlemesi muhtemel. Eski Başbakan
Nuri el-Maliki’nin yeniden adaylığı konusundaki ısrarına ABD’nin açıktan karşı
çıkması dikkate alındığında İran’a savaşın bağlamlarından birinin Irak’ta vuku
bulduğunu görebiliriz. İran’a saldırılardan bir gün önce ABD’nin Suriye Özel
Temsilcisi Tom Barrack’ın Donald Trump’ın Maliki’ye “adaylıktan çekilmesi
gerektiğini” içeren mektubu sunduğu belirtildi. Buna karşın, İran’ın ise
doğrudan siyasi kanallar aracılığıyla Maliki’ye “adaylıktan çekilmemesi” yönünde
tavsiye ilettiği iddia ediliyor.
Bu bakiyeyle bakıldığında
güvenlik krizinin büyümesi, zaten zor ilerleyen uzlaşma arayışları tamamen
askıya alınabilir. Savaşın gidişatı da Irak’ta hangi aktörün daha fazla
hegemonya kuracağını belirleyecek. Ancak Irak artık geleceğini hegemonlarının
istisnai anlarına teslim etmemeyi öğrenmeli. Yani Irak, ABD ile İran arasında
makul bir denge tutturamadığı sürece siyasi devinimden çıkamayacak.
Benzer bir siyasal
kırılganlık IKBY’de de mevcut. Ekim 2024’te seçimler yapılmasına rağmen halen
hükümetin kurulamamış olması, bölgede siyasi meşruiyet ve idari kapasite
açısından ciddi bir zaaf yaratıyor. Yasama döneminin neredeyse yarısı bitti
ancak KYB ile KDP arasındaki rekabet hükümeti akamete uğratıyor. Bu aynı
zamanda Bağdat’a karşı da ellerini zayıflatıyor. Özellikle son savaşla birlikte
Erbil ile Haşdi Şaabi milisleri arasındaki gerilimin artması, Bağdat-Erbil
hattındaki güven bunalımını daha da derinleştirebilir. Bu durum hem iç
güvenliği hem de merkezi otoritenin ülke genelindeki kontrol kapasitesini
zayıflatabilir. İran’ın da her fırsatta Erbil’i füzeler veya milisler
aracılığıyla hedef aldığı düşünüldüğünde IKBY’nin yaşamsal bir hale gelen güvensizliği,
kendi iç siyasi rekabetine öncelemesi uzun süredir kaybettikleri rasyonaliteye
uygun bir siyaset olur.
EKONOMİ SİYASETTEN DAHA
HAYATİ
Uzun bir savaşın altını
oyacağı ekonomik boyut ise en az güvenlik ve siyaset kadar kritik. Irak’ın
ekonomisi büyük ölçüde petrole bağımlı ve gelirlerinin yüzde 90’ından fazlası
enerji ihracatına dayanıyor. İran, Irak’ın en önemli ticaret ortaklarından biri.
Kalıcı istikrarsızlık sınır ticaretini, enerji alışverişini ve iç piyasadaki
mal arzını olumsuz etkileyecek. Bunun yanısıra hükümet kurma sürecinin uzaması
da zaten kırılgan olan mali yapıyı daha da darboğaza sokacak.
En kötü senaryo ise
Hürmüz Boğazı’nın kapanması ya da uzun süreli bir kesinti yaşanması. Irak
petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ı Basra üzerinden gerçekleştirilen
ihracata dayanıyor ve bu hat küresel enerji trafiğinin en hassas geçiş
noktalarından birine bağlı. Hürmüz’de yaşanacak bir aksama, sadece bütçe
açığını büyütmekle kalmaz, maaş ödemelerinde dahi zorlanan bir devlet yapısını
sosyal huzursuzluk riskiyle karşı karşıya bırakır. Ekonomik şok, hızla siyasi
ve güvenlik krizine evrilebilir. Bu açıdan bu savaşın sonunda Irak’ın behemehâl
petrol ekonomisini çeşitlendirecek kaynaklara daha da yönelmesi gerekiyor. Bu
noktada Kalkınma Yolu Projesi’nin ne kadar önemli olduğu yeniden ortaya
çıkıyor. Türkiye ile Irak öncülüğündeki proje, Irak’a yeni ekonomik alanlar
sunacağı gibi hayati önemdeki enerji kaynaklarını tek seçeneğe indirgemekten
kurtulacak. Zira “ekonomik nehir” olarak tanımlanan projenin aynı zamanda bir
enerji güzergahı olması planlanıyor.
Sonuç olarak, Irak’ın
karşı karşıya olduğu risk tek boyutlu değil. Güvenlikte vekil savaş ihtimali,
siyasette hükümet krizi ve ekonomide enerji bağımlılığı birleştiğinde, ülke çok
katmanlı bir kırılganlığın eşiğine geliyor. Bölgesel savaşın derinleşmesi halinde
Irak’ın tarafsız kalması her geçen gün daha zor. Milislerin tutumu, ABD’nin
vereceği askeri karşılık düzeyi, Bağdat’taki siyasi uzlaşma kapasitesi ve
enerji hatlarının güvenliği, Irak’ın bu krizden ne ölçüde etkileneceğinin temel
göstergeleri olacak. Mevcut tablo, Irak’ın sadece bir komşu ülke değil, krizin
potansiyel cephelerinden biri olduğunu gösteriyor. Bu kadere mahkûm olmak
zorunda değil ancak bunun için kendi toplumunu ve devletinin çıkarını önceleyen
siyasi irade lazım. Bunu görmeye şu an için oldukça uzağız.
KİMDİR
Mehmet Alaca
Irak, bölgesel Kürt
siyaseti ve Ortadoğu’daki Şii milisler konularında çalışmalar yürüten Alaca,
İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans, İngiltere’de
Exeter Üniversitesi’nin Politics and International Relations of the Middle East
Bölümü’nde yüksek lisans derecesi aldı.