Kur’an, hayatın anlamını/hakikatı bulma konusunda: “Bunu, onlara akıllarımı emrediyor; yoksa, onlar azgın bir toplum mu?”(52/32) sorusunu sorar ve insan hakkında şöyle bir tespitte bulunur: “Hayır! İnsan, kendini müstağni/yeterli olarak görünce, azgınlaşır.”(96/6-7). Bu azgınlığın, İnsanlığın dinsel-ahlaki kültürel tarihinde iki tane “Militan” versiyonu vardır. Biri, şımarık Yahudilerden; diğeri, kuduruk Yunanlılardandır. Helen-Roma döneminden itibaren bu iki halkın, dilin ve kültürün birbiri ile ilişkisi bilinmektedir: “Yevanic-Romaniyot”
1-JUDEO(YAHUDİ)
GENETİK/METAFİZİK
Tevrat ve Kur’an,
Tanrının, Firavunlar tarafından Mısırda köleleştirilen İbranileri kurtarmak
için Hz. Musa’yı görevlendirdiğini ve daha sonra da, onu ve soyundan birçok
kişiyi peygamber yaparak onları hidayete erdirmek istediğini sarih olarak
ortaya koyar. Ancak, İbranilerin büyük bir bölümü (57/26) şımarık bir şekilde
Tanrı’nın kendilerini tercih etmesini, “Seçilmişlik/Üstünlük” olarak görüp;
diğer insanları aşağılık (Goi-Nokri-Gentile) olarak niteleyip; Tanrı (Yahwe)’ya
karşı nankörlük ederek; -O’na teslim olma ve itaat yerine-, O’nu teslim
almaya/temellük etmeye, kendilerine hizmetçi yapma küstahlığına
kalkışmışlardır. Hz. İsa’nın İncilller’ de ki eleştirileri (Örneğin: Matta. 23.
Bölüm) ve Kur’an’daki eleştiriler (2. Bakara suresi), bu gerçeği ortaya koyar.
İbraniler, “Ahiret”
inancına iltifat etmedikleri için, kendilerini hesap vermeyecek/hesap
sorulmayacak kimseler olarak görüp, dünya hayatına tutku ile gömülmüşlerdi.
Kur’an, bu gerçeği şöyle tasvir eder: “Andolsun, sen onları yaşamaya bütün
insanlardan –hatta müşriklerden bile- daha düşkün olduğunu görürsün. Onların
her biri, bin yıl yaşamak ister; oysa uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak
değildir. Allah, onların yaptıklarını görür.”(2/96). Yine bir İbrani/Yahudi
tipolojisini şöyle tasvir eder: “Ve kendisine mesajlarımızı lütfettiğimiz
halde, onları bir kenara atan kimsenin başına gelecek olanı onlara anlat:
Şeytan, onu yakaladı; o da, yoldan çıktı. Biz, -eğer isteseydik-, onu
ayetlerimizle yüceltir ve üstün kılardık; fakat o, hep dünyaya sarıldı/saplandı,
arzu ve heveslerinin peşine takıldı. Böyle birinin durumu, bir köpeğin durumuna
benzer: üzerine varsan da, kendi haline bıraksan da, dili dışarda solur.
Ayetlerimizi yalanlamaya kalkışanların âkibeti, işte böyledir.”(7/175-176).
“Karun” tiplemesinde
olduğu gibi, uzun yaşama ve zenginlik/mal-mülk biriktirme tutkusunu Kur’an,
azgınlık ve nankörlüğün (küfr) asli/içgüdüsel itkisi olarak görür: “Allah,
kullarına rızkı genişletseydi; yeryüzünde fesat, taşkınlık
çıkarırlardı.”(42/27. Ayrıca bkz:43/33-35). Kuzey yarım-kürede uzun zamandan
beri olan da, işte bu. Zenginliğ de, gasp ve teknoloji ile elde ettiler.
Yaptıkları şımarıklık ve
hadsizlikler yüzünden birinci kez Asur-Babil sürgünü (Mö: 722-593); ikinci kez
MS:70 de Roma imparatorluğu eliyle (17-İsra/4-7) cezalandırılan, sürgüne
gönderilen Yahudiler, diasporada iki bin yıldan beri, -Ruhlarını değil-; Zekâlarını
kullanarak finans (Rothschild-Rocfeller aileleri) ve bilim-teknoloji
alanlarında gösterdikleri “performans” (Byung Chul Han’ın teşhis ettiği anlam)
ile insanlığın başına tekrar bela olmuşlardır. Tüm dünyada karşılaşılan bir
içerleme/uçuklama olarak “Anti-Semitizm”in, yabana atılmayacak ciddi bir nedeni
vardır. Bu analiz, İbrani veya Yahudileri kategorik olarak kastetmez;
-Tanrı’nın yaptığı gibi- bir genelleme yapar.
İşte bir Yahudi olan
Yuval Noah Harari, yazmış olduğu “Homo Sapiens”, “Homo Deus” ve “Neksus” adlı
-Dünyada Yahudi iletişim-medya ağı ile “Best-seller” yapılan- kitapları, Çağdaş
Yahudi Metafiziğini/Dünya Görüşünü/Hayat-İnsan algısını (Yapay Zekâ- Trans-Humanizm-
Metavers), insanlığa yegâne hakikat olarak lansa eder. İsrail-Siyonizm ve
Netenyahu (Filistin-Gazze Dramı), bu metafiziğin aktüel tezahüründen başka bir
şey değildir. Epstein sıkandalı, yine bu Yahudi Tağutluğun (Güç
istenci-İstiğna-Şeytanlık) ABD ve AB’yi kontrol altına alan pedofili karanlık
yüzüdür. Amerika’nın muhalif kamusal entelektüeli olarak bilinen Yahudi Noam
Çomsky’nin dahi, Epstein ile olan ilişkisinde şaşılacak bir şey yoktur.
2- GREEK(YUNAN)-BATI
GENETİK/METAFİZİK
Trump ve ABD’ye gelince,
o ve orası, -Genellikle- Yunan’ın Dionysosçu-trajik insan ruhunun, Aydınlanma
ve Avrupa üzerinden Amerika’ya göç etmiş; George Orwell’in “Domuzlar Çiftliği”
romanında (“1984”) anlattığı tipin mücessem pratiğidir. Trump, Uzun süreden
beri Avrupa’yı yansılayan Amerika’nın politik aklının özgürlük, demokrasi,
insan hakları, hukuk devleti, BM, anayasa, diplomasi… Maskelerini kaldırıp
atarak, Amerikan toplumunun en az yarısının ruhunu açık etmiştir: Güç
istenci/Üst-insan (Nietzsche), Deaser-Machine=Arzu-makinası/Kapitalizm
(Deluze-Guattari).”Make America Great Again/MAGA”.
Hegel’in dediği gibi,
Pagan Yunanlılar, kendilerinde bulunmayan hiçbir niteliği, tanrılarına
atfetmemişlerdir. Filozof Platon, tek bir Tanrı’ya inanmış; ancak, onu
tanımadığı için, sadece ona “İyi-İdea” diyebilmişti. Aristo da, tek bir
Tanrı’ya inanmış; ona “Onto-teolojik” olarak “İlk neden” ve “Hareket Etmeyen
Hareket Ettirici” nitelikleri dışında ahlaki bir nitelik vermemiş ve Atina
toplumu için “İyi Yaşam” nihai amacı ile dünyevi bir “Mutluluk (Eudaimonia)”
ahlakı önermiştir. Bunlardan önce yaşamış olan Sokrates ise, pagan dinine ve
ahlakına karşı çıkarak, kendi vicdani ve düşünme gayreti ile doğru bir Tanrı
imgesi ve ahlak keşfetmeye çalışmış; pagan Yunanlılar tarafından idama mahkum
edilmiştir.
Batı için,
“Hristiyanlık/Kilise” parantezini dışarda tutarsak; Descartesle başlayıp
Laeibniz, Kant, Hegel ve Nietzsche ile devam eden “Aydınlanma” sonrası
düşüncesi, “Metafizik” olarak eski Yunan’a tekrar bir geri dönüştür
(Re/ö-nesans). Bu süreç, Nietzsche tarafından Nihilizm olarak: “Tanrının
ölümü”, “Güç istenci”, “Çölleşme”, “Üst-insan”, “Ebedi Dönüş” olarak
nitelenmiştir. Yahudi Teolog Martin Buber, “Tanrı Tutulması”; Max Weber,
“Kutsal Kubbenin Çöküşü”; J.Derrida, “Huzur Metafiziğ”; E.Levinas, “Ontolojik
Emperyalizm”; Karl Marx, “Katı-Kutsal Olanın Buharlaşması”; T.S Eliot,
“Çoraklaşma”; Peter Watson, “Hiçlik Çağı”; M. Heidegger, “Ruhtan Zekâya Geçiş”
olarak isimlendirmiştir.
Heidegger, Yunan’dan
başlayan Batının Felsefe-Bilim-Teknoloji faaliyetini, “Gestell=Çerçeveleme”
olarak şeylerin/kendiliklerin “mevcudiyete getirilmesi”, “açığa çıkarılması”
tarzı olarak “Nihilizm” diye yorumlar: “Nihilizm, modern çağın güç alanı içine
çekilmiş yeryüzü insanlarının dünya-tarihsel hareketidir… Tehlike, teknoloji
yarışının kendini her yere yerleştirebilecek olmasıdır. “Her şeyin”, gerçekten
ve tıpkı en son, en güçlü bilim ve teknoloji içinde “olduğu gibi olduğu”
varsayımı, bizim dünya üzerindeki tahakkümümüz, giderek daha iyi/yaygın hale
geldikçe; üzerimizdeki tahakkümü, sağlamlaştırılabilir. Bu, sadece “Batı” için
bir tehdit değildir; Çünkü “Batı tarihi”, Dünya tarihine genişlemeye başlamak
üzeredir. (Çoktan tahakküm altına aldı bile-İG)” ( Jhon Richardson, Heidegger.
Çev: Soner Soysal. İst.2025. s 467). Tekniğin özünün “Teknik” değil;
“Metafizik” bir şey olduğunu söyleyen Heidegger, -İnsan dahil- bütün
şeylerin/kendiliklerin bu “Gestell/Çerçeveleme” içinde ekonomik birer kaynak,
rezerv, stok, donanım, teçhizat olarak görülmeye başladığını
vurgular.(Ricgardson, a.g.e, 453 vd.)
Hz. Nuh’tan Hz.
Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin davası olan “Rahman-Rahim” ve
Hayyu’l-Kayyum”, münezzeh, kişisel/şahsî bir Tanrı’nın “var” olduğu ve tüm
şeylerin/kendiliklerin, O’nun “Yaratma” sı ile mevcudiyete çıktıkları; bütün
kendiliklerin ve varoluşun birer “Ayet” veya rahmet, lütuf, nimet, rızık,
ihsan, ikram oldukları; İnsan soyunun da, özenle hazırlanan “Güneş sistemi” ve
“Eko sistem (Dünya)” içinde ahlaki bir bağlamda “Denendiği” ve ölümden sonra
tekrar diriltilerek “Ahiret”te hesaba çekileceği; ödüllendirileceği veya
cezalandırılacağı (Din) öğretisi, son dört yüzyıldır yeryüzünde görece
sönümlenmiştir. Onun yerini, Walter Suchubart’ın “Kahraman” diye isimlendirdiği
insan tipi, kültürü almıştır. (Schubart, Hz.Nuh-Hz. Muhammed çizgisini, Hz. İsa’nın
şahsında dolayımlayarak “Mesihçi” tip olarak niteler. Diğer iki proto-tip:
Çin’in doğa ile “Uyumlu” insan tipi ve Hindistan’ın doğadan kaçan “Zahit” insan
tipidir). Bu (Kahraman) tipi Schubart, şöyle tanımlar: “Bu kültür-zihniyeti
veya insan tipi, dünyayı örgütçü çabası ile düzene sokması gereken bir kargaşa
olarak görür. Kahraman insan, dünya ile barışçıl olarak geçinmez; var-olan
biçimi altında ona karşı çıkar. Benlik gururu (kibir-istiğna-İG), erk tutkusu
ile (Güç İstenci-Nietzsche) ile doludur. Dünyaya bir köleye bakar gibi bakar;
ona efendilik etmek, egemen olmak ve onu kendi planlarına göre kalıplamak
ister. Dünyaya “Kahraman” insanın belirlediği amaçlar verilir. Bu insan,
gözlerini yukarıya kaldırıp saygı ile bakmaz; tersine, güç tutkusu/istenci ve
gururla dolu olduğu için, aşağıya doğru düşman ve kıskanç gözler ile yeryüzüne
bakar. Tanrıdan git gide daha çok uzaklaşır ve deneysel şeylerin dünyasına git
gide daha çok gömülür. Laikleşme, onun kaderidir; “Kahramanlık”, başlıca yaşam
duygusu; tragedya ise, sonu/amacı. Böyle bir dünyada, özellikle böyle bir
kültür-insan tipinde her şey, dinamiktir. Kahraman evrende hiçbir şey, statik
değildir. Promethaus gibi, Kahraman insan, her güce, her Tanrı’ya meydan okur;
etkindir, gergindir ve alabildiğine enerjiktir. Buna uygun olarak Kahraman veya
Promethausçuluk çağları, hareketli ve etkindir. Roma Dünyası, gücünün doruğunda
kendini böyle hissetti. 16. Yüzyıldan sonraki Germen-Roma Batısında da bu
proto-tip egemen olmuştur. Son dört yüzyılın promethausçu Batı Kültürü, bu
proto-tipin iyi bir örneğidir.”(P.A.Sorokin, Bir Bunalım Çağında Toplum
Felsefeleri. Çev: M.Tuçay. Ank.1972. s 117).
3- SONUÇ
Son üç yüz yılda
yaşadığımız yeryüzünün büyük bir bölümünün, Avrupa ve Amerika tarafından
kolonileştirilmesi, köle ticareti, sömürü, emperyalizm; Kapitaliz-Komünizm ve
Faşizm gibi üç büyük siyasi-İktisadi zulüm sistemi, iki Dünya savaşı; ikinci
Dünya savaşından sonra dünyanın yaşadığı nispi bir sükunet döneminden sonra,
tekrar silahlanma yarışının kızışması, Srebrenista-Gazze katliamları, Trump’ın
Görnland, Venezuella, Kanada, İran….a sarkıntılıkları, Epstein Adası skandalı,
yapay zekâ/dijitalleşme ile Heidegger’in bahsetmiş olduğu “Gestell=Çerçeveleme”
nin radikalleşerek insanlığın ruhunu/kalbini/vicdanını öldürmesi…; insanların
“Çileden”, Dünyanın “çivisinin” çıkması; bahsetmiş olduğumuz “Judeo-Greek”
metafiziğin oluşturduğu acı meyveleridir. Zira, egemen metafizik çerçevelemede
ölüm, eğer hiçliğin (Nihilizm) kapısı ise, -ki öyle- :” Ölüm dahi, eğer o, hâlâ
gerçekten yaşanmamış bir yaşamın sonunu oluşturuyorsa; daha da korkunç olur. Bu
nedenle, ölüm korkusu, ölümden sonrasına yönelik değil; aksine, boşa çıkan umut
ve beklentilerin son bulduğunun kesinliği karşısında, ölümden öncesine ilişkin
duyulan dehşeti yansıtır… Bu olasılık karşısında insanın duyduğu korku, onu
vahşice korunma stratejilerine: “Ya ben; ya onlar” stratejisine, her şeyi kendi
eline geçirme, her şeye sahip olma stratejisine götürür; yani kötülüğün
mekanizmasının içine iter.”(Alexıus J.Bucher. “Yitirdiğimiz Suçsuzluğumuz Ya
da: Özgürlüğün Saldırgan Gücü Üzerine.” Yüzyılımızda İnsan Felsefesi. Haz:
İonna Kuçuradi. Ank. 1977. S 218-219.). Şu anda Dünyada yaşanan, bundan başka
nedir ki?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.