Cumhuriyet Halk Partisi’ne mahkeme kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Genel Başkan” atanmasının ardından geçen on günde yaşananlar malum. Kılıçdaroğlu bugüne kadar yaptığı hamlelerle seçilmiş Özgür Özel yönetimiyle uzlaşma yönünde hiçbir sinyal vermedi. Dahası, eski yol arkadaşlarını resmen Fethullahçılıkla suçlamaktan da geri durmadı. Şu ana kadar iktidarın beklentilerini karşılayacak bir çizgide ilerlediğini düşünenleri yanıltacak hiçbir şey yapmadı.
Kılıçdaroğlu’nun tam olarak ne yapmak
istediğini belki kendisinden daha iyi anlatır diye ona en yakın isimlerden
olarak bilinen Bülent Kuşoğlu’nu konuşmaya ikna ettim. Bilenler bilir… Bülent
Kuşoğlu, Kemal Bey’in 2023’teki cumhurbaşkanlığı adaylığının en kuvvetli
destekçilerindendi. O dönem aynı zamanda CHP’nin Genel Başkan Yardımcısıydı,
partinin mali işleri de ona emanetti. Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi durumunda
bakan olabilmek için milletvekilliği seçimine girmedi. Seçim kaybedildikten
sonra değişim hareketi başlatan Özel-İmamoğlu ekibine en sert tavır koyanlardan
biri de yine Kuşoğlu’ydu.
O da Kemal Kılıçdaroğlu gibi bir hesap
uzmanı, kariyerine Maliye Bakanlığı’nda başlıyor. Kılıçdaroğlu Sosyal
Sigortalar Kurumu’nda Genel Müdür olduktan sonra Bülent Kuşoğlu da yardımcısı
oluyor. Yani en az 45 senelik bir yol arkadaşlığından bahsediyoruz. Bülent
Kuşoğlu’nun sosyal demokrat bir gelenekten gelmediğini de hatırlatmak
gerekiyor. Siyasete 2002’de DYP üyesi olarak giriyor. 2007 senesinde DYP'nin
Ankara il başkanıyken, görevinden istifa ederek Demokrat Parti’den milletvekili
adayı oluyor ama seçilemiyor. 2009'da AKP'den istifa eden Abdüllatif Şener'in
Türkiye Partisinin kurucuları arasında yer alıyor, hatta genel başkan
yardımcılığını üstlendi. 2010'da Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olması
üzerine Türkiye Partisi'nden istifa ederek CHP'ye katılıyor.
Kılıçdaroğlu ile özel yakınlığını akılda
tutarak sorduğum sorulara verdiği yanıtlar epey kafamı karıştırdı. Zira Kemal
Bey’in duymaktan hoşlanmayacağı pek çok analizi var. Pek çoğumuzun şüphelendiği
gibi o da ittihatçı bir devlet aklının yeni bir düzen kurgulamakta olduğuna
inanıyor. Ancak bu kurgu içinde CHP’ye nasıl bir rol biçildiğini henüz
anlayamadıklarını söylüyor. Tam da bu nedenle onu epey sıkıntılı ve düşünceli
gördüm. Belki de 2023’te yaşadıklarının da deneyimiyle bu kez yoğurdu üfleyerek
yeme taraftarı.
Jest ve mimiklerinden, satır aralarında
söylediklerinden şu anda Kemal Bey’in etrafına çöreklenmiş ekibin hal tavır ve
eylemlerinden çok da hazzetmediği gibi bir hissiyata kapıldım. Sanırım bu
nedenle şu aşamada biraz mesafeden izliyor olup biteni. Hatta burada
söylediklerinin Özgür Özel ekibinden çok Kemal Kılıçdaroğlu ekibine yönelik
olduğunu düşünmeden edemedim. Siz de durduğunu düşündüğümüz yer ile
söyledikleri arasındaki makası fark edeceksiniz. Dolasıyla da okudukça kafanız
daha da karışabilir.
Bu işe kalkışanların niyeti çok net olsa
da sonuçları konusunda çok da emin olmadıkları yönündeki hissiyatımı teyit eden
bir mülakat oldu ezcümle. Yine de belli ki üzerimizde “bir şeyler” denemekten
vazgeçmeyecek bir İttihatçı akıl yine devrede.
“Siyaseten çok iyi bir ekip çalışması
yürüttüğümüzü, her konuda beraber olduğumuzu söyleyemem”
- Her zaman Kemal Bey'e çok yakın oldunuz,
2023 kurultayından önce Genel Başkan Yardımcısıydınız ve partinin kasasının
kontrolü de sizdeydi. Bu yeni süreçte de yanında duran isimlerdensiniz ya da en
azından dışarıdan görüntü bu. Şuna netlik getirerek başlayalım; siz bugün her
konuda Kemal Kılıçdaroğlu ile aynı sayfada mısınız? Bir ekip olarak mı hareket
ediyorsunuz?
Ben Kemal Bey'in Maliye Bakanlığından
meslektaşıyım, Sosyal Sigortalar Kurumu’nda da yardımcılığını yapmıştım. Tabii
sonradan da siyasette birlikte olduk. Yıllardan beri beraberiz. Siyaseten çok
iyi bir ekip çalışması yürüttüğümüzü, her konuda beraber olduğumuzu söyleyemem.
Siyasi ekipleri daha farklı olabildi Kemal Bey’in zaman zaman. Farklı
düşündüğümüz de olmuştur muhakkak ki. “Bu konuda birlikte mi hareket
ediyorsunuz?” sorunuza şunu söyleyebilirim; epeydir bizim bir hareketimiz yok.
Bizim dışımızda bir mahkeme kararı, söz konusu. Davayı bizim açmadık. Kemal
Bey'in çağrıldığı halde mahkemeye gitmediği bir sürecin ardından çıkan bir
mahkeme kararı var. Tamam şimdi bir siyasi hareket olarak ortaya çıkacak
tekrar. Ben de o mahkeme kararıyla geri gelen Parti Meclisi’nde üyeyim tabii.
Bilmiyorum bundan sonra nasıl yol yürüyeceğiz ama Parti Meclisi’nde üyeyim.
- Kemal Bey’in bu süreçteki iyi niyetini
sorgulatan hamlelerinden biri de sizin de içinde olduğunuz o eski Parti
Meclisi’nde çoğunluk kendi taraftarlarında olmadığı için bugün yapılması
beklenen toplantıyı ertelemesi oldu. Ne gerek vardı buna?
Toplantı şu şartlarda yapılamıyor çünkü
kimlerin oradan ayrıldığının, kimlerin yedek olarak yazıldığının yasal olarak
tespiti gerekiyor. Kimler şu anda üyedir? O tespitin yapılması gerekiyor. Öyle
bir çalışma gerekiyor. Onun için öyle bir toplantı yapılamaz.
- Bunun tespiti bu kadar mı zor? On
dakikalık bir işten bahsediyorsunuz. Biz dışardan gazeteci olarak iki dakikada
58 kişinin çetelesini çıkartırken koskoca parti kendi kayıtlarına bakarak
yapamıyor mu bunu? Buna mı inanmamız bekleniyor?
Tabii Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal bir
parti. Kurum içerisinde bu tespitin yapılması lazım.
“Şu anda Kemal Bey dışında parti yönetimi
yok ki… Hiçbir şey imzalatılamaz, para bile ödenemez”
- Bu tür bir tespit çalışmasının toplantı
erteletecek kadar uzun süreceğine kim inanır?
Yok sürmez ama şu anda hiç kimse görevli
değil ki. Şu anda bir parti yönetimi yok ki Kemal Bey'in dışında. Para bile
ödenemez şu anda, hiçbir şey imzalatılamaz durumda. Bu söylediğim bir şey
siyasette ilgisi olmayan bir şey.
“Bütün siyasetçiler yargı kararlarını
eleştirir ama uyar”
- Kemal Kılıçdaroğlu bayramın ikinci günü
gazetecilerin sorularını yanıtlarken kendisini geri getiren mahkeme kararı
üzerinden “Yargı kararlarına herkes uymak zorunda” şeklinde bir ifade kullandı.
Oysa 2023’te kendisinin yüzde 48 küsur oy aldığı cumhurbaşkanlığı seçimi
öncesindeki kampanyası boyunca en çok hedef aldığı şeylerin başında AKP yargısı
vardı. O günkü söyleminiz Türkiye’deki mahkemelerin Erdoğan’dan talimatla iş
yaptığı kanaati üzerine kuruluydu. Bugün gelinen noktada Kılıçdaroğlu topluma
şunu söylemiş olmadı mı; iktidar yargısının bazı kararlarını eleştirelim ama
aynı yargının bizim lehimize olacak kararlarını hiç kimse tartışmasın. Kemal
Bey kendisini tam da böyle çelişkili bir yere kilitlemedi mi?
Bütün siyasetçiler bunları yaptılar.
Tayyip Erdoğan, bizler yargı kararlarını eleştirdik ama sonuç olarak uymak
zorundayız tabii. Şunu söyleyeyim madem böyle hızlı girdiniz; benim büyük
sorumluluğum var siyasetçi olarak, çok sıkıntılı bir zamandan geçiyoruz.
Toplumu ve partimi çok fazla provoke etmemem lazım, ona göre konuşmam lazım.
Bazı şeyleri belki sizin istediğiniz kadar rijit ifade edemeyeceğim.
“Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir, beraber
ve rejime karşı son kale olarak durmasını istiyorum”
- Benim sizin neyi ne şekilde
söyleyeceğinize dair özel bir beklentim yok. Sorumu sorarım, siz dilediğiniz
gibi yanıtlarsınız.
Gazeteci olarak haklısınız, daha manşetlik
sözler söylememi istersiniz. Ama ben Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir, beraber,
böyle bir rejime karşı son kale olarak ayakta durmasını arzu ediyorum. Onun
için ona yönelik konuşacağım. Sorumlulukla konuşmaya çalışacağım.
“Belki önümüzdeki 10-20 yıl içinde
devletlerin çoğu yok olacak, Atatürk Cumhuriyeti’nin yaşaması lazım”
- “CHP’nin bu rejime karşı son kale olarak
ayakta durmasını arzu ediyorum” dediniz. Oy verdikleri partiyi “rejime karşı
son kale” gibi gören CHP seçmenlerinin büyük bölümü Kemal Kılıçdaroğlu’nun
artık rejime hizmet ettiğini düşünüyor. Hatta daha fenası, rejimin aparatı
olmayı kabul ettiği inancındalar. Sizler bu rejimle siyasi mücadele vermiş ve
vermeye devam ettiğini söyleyen siyasetçiler olarak bu öfkenin farkında
mısınız? İçerde kendi aranızdaki konuşmaları bu durumun farkındalığı içinde mi
yapıyorsunuz?
Tabii ben olaya sosyal medya hesaplarında
biraz gezindikten sonra canı sıkılan, öfkelenen biri gibi bakamam. Sorumlu
birisi olarak daha büyük resmi görmek zorundayım. Çok zor bir dönemdeyiz,
siyasetin o klasik mantığı bitmiş vaziyette. İkinci Dünya Savaşı sonunda oluşan
düzen ve kurallar yok artık. Yeni bir düzen oluşacak, yeni kurallar söz konusu
olacak ve bunların nasıl olacağını kimse bilmiyor. Devletler üstü şirketler ve
kendi aralarındaki mücadele artık bütün ülkelerin iç siyasetini de etkiliyor. Geçmişte
olduğu kadar basit değil işler. Mesela Soğuk Savaş döneminde Sovyetler vardı ve
Batı vardı, biz de Batı blokunda yer alıyorduk. İç siyaset de ona göreydi.
Söylediğimiz sözler, siyasetimiz, sağ-sol ayrımı çok basitti. Ama şimdi öyle
değil. Belki önümüzdeki 10- 20 yılda devletlerin çoğu yok olacak. Türkiye
Cumhuriyeti'nin, Atatürk Cumhuriyeti'nin yaşaması lazım. Yani bizim yok
olmamamız lazım, iddialı olmamız lazım. Bu yeni dönem Türkiye'ye aynı zamanda
büyük fırsatlar da sunuyor, bunları çok iyi irdelemeli.
“İttihat ve Terakki, İslamcılık, batıcılık
ve milliyetçiliği birleştirdi; şimdi de ona benzer bir durum görüyorum”
- Yeni dönemin küresel olarak Türkiye’ye
sunduğu fırsatlar açısından Özgür Özel’in başında olduğu CHP yönetiminin
yapamadığı ama sizlerin yapabileceği şeyler neler mesela?
Öncelikle birlik beraberlik içerisinde
olmamız gerekiyor. Onun için “CHP dönüşmeden Türkiye dönüşemez” diyorum.
Türkiye'nin de yeni dünyaya uyum sağlayabilmesi için dönüşmesi lazım. Son iki
üç yılda, Trump’ın ikinci kez iktidara gelmesiyle birlikte çok şey değişti.
Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı'nın son döneminde üç temel siyaset
biçimi vardı; İslamcılık, batıcılık ve milliyetçilik. Başka siyasi çizgiler de
vardı ama ana akım bunlardı. Bunları o zamanki devlet aklı, İttihat Terakki
birleştirdi, bir mücadeleye girişti, sonra Türkiye Cumhuriyeti ortaya çıktı.
Şimdi de ona benzer bir durum görüyorum. Şu andaki iktidarın geldiği zamanki
gibi bir siyasal İslamcı iktidar olduğunu düşünmüyorum, farklılaştı, çok farklı
hale geldi. İslamcılıktan uzaklaştı demiyorum ama farklılaştı. Milliyetçilik,
devlet milliyetçiliği var üzerinde ve batıcılık var.
“Bir devletin kendisine sahip çıkması
güzel bir şey ama topluma rağmen devlet olunmaz”
- AKP iktidarının devlet milliyetçiliğini
ve batıcılığı da üzerine almış olması -sizin tabirinizle- iyi bir şey mi?
Ben iyi bir şey olarak söylemiyorum. Bir
tespitte bulunmaya çalışıyorum. Bir devletin kendisine sahip çıkması güzel bir
şey. Tabii devletin farkındalığı güzel bir şey ama topluma rağmen devlet
olunmaz tabi ki. Mesela “İç cephenin güçlendirilmesi” deniyor ya evet bu
önemli. Ama bu söylendiğinde ben bunu devletin güçlendirilmesi
olarakanlamıyorum, toplumun güçlendirilmesi olarak anlıyorum. Toplumu
güçlendirmemiz lazım. Bunu yapabilecek olan parti de Cumhuriyet Halk Partisi.
Cumhuriyet Halk Partisi tabanının üzerine oturduğu sosyal kesimlere sosyolojik
açıdan baktığımız zaman en entelektüel, kültürlü, eğitim seviyesi en yüksek
kesim. Bu iktidar döneminde zenginleşenler falan oldu ama onlar henüz kentli
sayılamayacak seviyede sanki. Geçmişten beri kentleşme CHP'ye daha fazla mâl
edilebilir diye düşünüyorum. CHP sonuç olarak Türkiye ölçülerinde bir kent
partisi. Dolayısıyla da CHP yönetimi olarak daha sorumlu hareket etmek
zorundayız. Onun için de CHP bir arada kalabilmeli. Küçük siyasetlere takılıp
kalmamamız lazım. “O onu söyledi, bu bunu söyledi” noktasını aşabilmemiz lazım.
Bu arada sizin demin hatırlattığınız 2023’teki yüzde 48 küsurluk oyun ben
aslında yüzde 50’nin üzerinde olduğunu düşünüyorum. Orada bir şeyler oldu.
“2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal
Bey’in oyu yüzde 50’nin üzerindeydi; orada bir şeyler oldu, ispatlayamadığımız
şeyleri söylemedik”
- Siz 2023’teki cumhurbaşkanlığı seçiminde
oyların Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan lehine devlet tarafından manipüle
edildiğini mi düşünüyorsunuz?
Evet.
- O halde Kemal Bey neden çıkıp tek bir
cümle kurmadı bu şüphelerinizle ilgili ve doğrudan seçim sonuçlarını
kabullendi?
İspatlayamadığımız şeyleri söylemedik.
- İspatlanması için bir hukuki mücadele
veremez miydiniz? 2017’de rejimi değiştiren referandumda da aynı kabullenişi
sergilemedi mi Kılıçdaroğlu?
Yok, 2017’de AİHM’e kadar gidildi bildiğim
kadarıyla.
“Devlet seçimleri yüzde 2 oranında
manipüle edebiliyor, Cumhurbaşkanı seçiminde etki daha da yüksek olabiliyor”
- Atilla Kart YSK'nın işleminin iptali
için kendisine vekalet verildiğini ancak Kemal Kılıçdaroğlu ve kurmaylarının,
davanın AİHM aşamasına geçmesini kasten boşa düşürdüğünü ve başvuru yapmasını
engellediklerini söyledi hep. Neyse… 2023 seçimlerine dönersek, biraz önce daha
önce Kılıçdaroğlu tarafından dillendirilmeyen bir iddiada bulundunuz. Seçim
size göre Kılıçdaroğlu’ndan nasıl çalındı?
Çok detayına girmeden, basitçe söyleyeyim.
Seçimleri devlet yapıyor, yani devlet memurları. Cumhurbaşkanlığı hükümet
sisteminde devlet özellikle üst düzey memurlar açısından yürütme erkinde tek
bir kişi var; Cumhurbaşkanı. Yani üst düzeyde 40-50 bin kişi olası bir
cumhurbaşkanı değişiminde birkaç gün içerisinde değişmek zorunda. 1800 kişi
galiba cumhurbaşkanı ile hemen değişmesi gereken. Bu 40-50 bin kişinin
yardımcılarını, taşra teşkilatını vesaire dikkate aldığımızda birkaç yüz bin
insandan bahsediyoruz. Şimdi bir iktidar değişikliği sırasında devlet bu seçimi
yapıyorsa, milletvekili seçimlerini yüzde 1-2 etkileyebiliyor. Tüm dünyada bu
vardır, bizde de etkileniyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde etkisi daha fazla
oluyor. En azından bu bir faktör. Bunun ötesinde tutukluların yakınlarını
etkilemek, güneydoğudaki oyları etkilemek, iltica etmiş vatandaşların oylarının
sayılması gibi birçok konu var. Yani devletin yüzde 2’yi devletin manipüle
edebilmesi çok kolay aslında. Türkiye seçimleri yapabilen bir ülke ama seçim
manipülasyonu da yapılıyor Türkiye'de.
“Üzülmez olur muyuz!”
- Bu söylediğiniz çok ama çok çarpıcı.
Demek ki 2023 seçiminin Erdoğan’ın yönettiği devlet tarafından Kemal
Kılıçdaroğlu’ndan çalındığını düşünüyorsunuz. Sözlerinizden anlıyorum ki Kemal
Bey de o dönem buna inandı. Ve bugün kalkıp aynı Erdoğan’ın gücünü tahkim
etmesinin ve hatta bir sonraki seçimi de kazanmasının önünü açacak bir siyasi
mühendislik hamlesinde kendisine biçilen rolü oynamakta bir beis görmüyor.
Benim ne düşündüğüm mühim değil ama seçmeniniz böyle düşündüğü için soruyorum.
İmajınıza üzülmüyor musunuz? Ya da “kendimizi ifade edemiyoruz galiba” gibi bir
sorgulama içinde misiniz en azından?
Üzülmez olur muyuz! Kemal Bey gibi bu
ülkede yüzde 48'e kadar ulaşmış, bir sol partinin başında Millet İttifakı’nı
kurmuş birisi. Ve o beş diğer partinin üçü AKP’den kopan İslamcı partilerdi.
Cumhuriyet tarihinde birbirine benzemez 6 parti olarak ilk defa beraber hareket
edebildik. Bu Cumhuriyet tarihinde ilk defa olan, olağanüstü bir olay. 6 Mart
2023'te Kemal Bey'in adaylığı nerede açıklandı hatırlıyor musunuz?
- Elbette hatırlıyorum, Saadet Partisi
Genel Merkezi’nde.
Saadet Partisi'nde bir kandil akşamıydı,
Berat gecesiydi. Saadet Partisi binasının üzerinde Atatürk'ün posteri asılıydı.
Kemal Bey'in adaylığı öyle bir ortamda açıklandı. Bu Türkiye tarihi açısından,
toplumsal açıdan inanılmaz büyük olaydır.
“Kemal Bey’in bir Alevi olarak yüzde 48
alması cumhurbaşkanı olmasından bile öte bir hadise, müthiş bir olaydır”
- Sizin üstü örtük biçimde söylediğiniz
aslında şu; Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı
olarak yüzde 48 alması olağanüstü bir olaydır.
Evet, bu basit bir hadise değil. Bu
aslında Kemal Bey'in Cumhurbaşkanı olmasından bile öte bir hadise. Düşünsenize
binlerce yıldan beri bu topraklarda bu konularla ilgili tartışmalar olmuş ve o
aşılmış. Müthiş bir olaydı. Şimdi ondan sonra kalkıp da bu noktalara gelmek ya
da toplumun bu noktaya getirilmiş olması, manipüle ediliyor olması da kötü.
Bunları anlamaya çalışmamız lazım.
“Oturup konuşup kurultayı toplamamız
lazım, böyle bir sorumluluğumuz var; Kemal Bey’e de bunu söylüyorum”
- Toplum hakikaten de birileri tarafından
manipüle edilmeye çalışılıyorsa Kemal Bey bu tuzağı bozup engelleyemez miydi?
Hala da işleri zamana yayıp manipülasyonu yapanların ekmeğine yağ sürmek yerine
hızlı adımlar atamaz mı? Kurultayı hemen toplama iradesini neden ortaya
koymuyor?
Tabii oturup hep beraber bunları yapmamız
lazım. Böyle bir sorumluluğumuz var zaten.
- Siz Kemal Bey ile de aynı burada benimle
konuştuğunuz şekilde mi konuşuyorsunuz mesela?
E tabii, tabii.
- Özgür Özel ekibiyle uzlaşma için bir
temas kuruyor musunuz?
Kimseyle benim bir düşmanlığım yok zaten.
“Silivri’ye gittikten sonra
söylediklerimden iki taraf da hoşlanmadı”
- Düşman olmamak ayrı şey… Özgür Özel ile
müzakere açısından bir rol üstleniyor musunuz?
Tabii elimden geldiğince yapıyorum. Bundan
önce iki kere mahkemede görüşmüştük. İkisinde de çıktım bunları söyledim.
Bunları söylemem Kılıçdaroğlu taraftarlarının da Özel taraftarlarının da hoşuna
gitmedi. Bana kızdılar.
“Taraflar arasında ideolojik ya da
sosyolojik bir ayrılık yok, o yüzden de oturup konuşunca çözülmeyecek bir şey
yok”
- Neye kızdılar?
“Partinin bir arada tutulması lazım,
oturup konuşup bu konuyu çözmemiz lazım” demiştim. Şimdi de aynı kanaatteyim.
Şimdi de oturup konuşarak çözülmeyecek bir şey yok. Cumhuriyet Halk Partisi'nde
fikri bir ayrılık var mı sizce? Cumhuriyet Halk Partisi'nde fikri bir ayrılık
yoksa, sosyolojik temelli bir ayrılık yoksa… Daha dün birlikte siyaset
yaptığımız arkadaşlarımız bunlar. Ufak tefek şeylerde farklı düşünebiliyoruz
tabii ki. Ama temelden “o tarafın fikri şöyle, bu tarafın fikri böyle”
diyebileceğimiz bir durum yok. Düşünce bazında bir ayrılık yok. Sosyolojik
yönden de bir ayrılık var şu ana kadar teşkil edebilmiş değiliz. Peki bunlar
yoksa neden ayrılıyoruz.
“Koltuk kavgası olmamalı”
- Koltuk kavgası gibi gözüküyor, “geri
gelip o koltuğa oturacağım” gibi gözüküyor.
Koltuk kavgasının olmaması lazım. Bizim
kesimin en fazla kullandığı cümledir; “Vatan mevzu bahis ise gerisi
teferruattır.” Atatürk’e de mal edilir, tabii ona çok yakışıyor. Peki bunu niye
unutuyoruz? Kimseyi eleştirmek için değil de hepimizin bu sorumlulukla hareket
etmesi gerekiyor.
“Erdoğan, İmamoğlu’nun kendisine rakip
olmasını istemiyordu”
- Tayyip Erdoğan sizce siyaseten kendisine
bu kadar güveniyorsa neden İstanbul gibi bir şehrin belediye başkanının
diplomasını iptal ederek seçimlere girmesini ve karşısına rakip olarak
yarışmasının önünü kapattı?
Neden olduğunu biliyoruz. Rakip olmasını
istemiyordu.
“Özgür Bey ile Kemal Bey’in oturup
konuşması lazım”
- Demek ki siz de herkes nasıl görüyorsa
öyle görüyorsunuz. Şimdi de çoğunluk yargı eliyle devreye sokulan “mutlak
butlan” hamlesini yine Erdoğan’ın seçim kaybetme ihtimalini minimize etmek için
tasarlandığına inanıyor. Böyle olsa bile Kemal Bey hakikaten de haksızlığa
uğradığına inandığı için kendisine verilen görevi kabul ettiyse ve
seçileceğinden eminse neden derhal kurultayı toplamıyor? Neden bunun önünü
açmıyor Kemal Bey?
Açmıyor mu? Kapattı mı? Ben böyle bir şey
bilmiyorum. Ama oturup konuşmadılar. Özgür Bey ile Kemal Bey’in oturup
konuşması lazım.
- Kemal Kılıçdaroğlu Özgür Özel’den özür
mü bekliyor?
Bildiğim kadarıyla Kemal Bey mahkeme
kararından sonra Özgür Bey'i aradı. Ama görüşmediler hala. Yani telefon dışında
görüşmediler. Oturup görüşmeleri lazım. Oturup bu konularda ekipler kurulup bir
araya gelinmesi lazım. Niye yapmıyoruz bunları?
“Bahçeli de ‘İçinizdeki ayrılığı bir an
önce giderin’ dedi”
- Tabii bu soruyu sizin bana değil onlara
sormanız gerekiyor. Bu arada Özgür Özel “mutlak butlan” kararı çıktıktan sonra
bu kararın kendisini Ekrem İmamoğlu’nu bırakıp devleti yönetenler tarafından
kendisine biçilen sınırlar içinde siyaset yapmayı reddettiği için çıktığını
söyledi.
Böyle mi ifade etti?
- Nasıl yani, siz takip etmiyor musunuz?
“Ekrem'i bırak, kendi yoluna bak, Ankara'da partinin başında konforlu bir
şekilde otur” şeklinde teklifler aldığını uzun zamandır açıklıyor.
Bu çok enteresan değil mi?
- Yani Özgür Özel bu teklifi kabul
etmediği için iktidar kanadının sonunda kendisini CHP’nin başından uzaklaştırma
kararı aldığını söylüyor resmen. Bu azımsanacak bir iddia mı sizin açınızdan?
Ama iktidar cephesinden Sayın Bahçeli de
“CHP içindeki ayrılığı bir an önce giderin. Sokaklara düşmeyin” falan dedi. O
cepheden gelen bir teklif de buydu.
“Neden oturup konuşmadıklarını ben de
bilmiyorum, öyle bir yetkim yok”
- O bahsettiğiniz Bahçeli açıklamasında
Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik “feragat et” çağrısı da vardı. Ama bu noktada
şunu da hatırlatmak gerekiyor herhalde; Sayın Bahçeli’nin bir senedir hem
“Terörsüz Türkiye” hem de CHP konusunda iktidar ortağına yaptığı çağrıların
büyük bölümü boşa düştü. Dolayısıyla da CHP’nin kaderinin ne olacağı konusunda
Bahçeli’nin ne dediğinden ziyade Kılıçdaroğlu’nun ne yaptığına ya da
yapmadığına bakmamız gerekmiyor mu?
Bir araya gelip konuştu mu Kemal Bey ve
Özgür Özel tarafı? Oturup konuşmadılar hiç. Doğru değil ama bu. Neden oturup
konuşmuyorlar?
- Siz bilmiyorsanız bunun sebebini, ben
nasıl bilebilirim?
Ben de bilmiyorum. Benim de öyle bir
yetkim yok.
- Siz bu son 10 gündür devam eden
süreçlerin çok içinde değil misiniz? Yani Kemal Bey ile sürekli istişare yapıp
karar alma süreçlerine katılan kişilerden birisi değil misiniz?
Ben de o Parti Meclisi’ndeyim o kadar.
“Kılıçdaroğlu tarafında bir ekip çalışması
yapıldığını düşünmüyorum, henüz öyle bir şey yok”
- Ama eskiden Parti Meclisi üyesi olmanın
ötesinde bir yakınlık içindeydiniz Kemal Kılıçdaroğlu ile. Daha da önemlisi
partinin kilit kararlarını alan dar beyin takımındaydınız.
Şu anda öyle bir görevim yok tabii ki.
Ayrıca, ben bu tarafta öyle bir ekip çalışması yapıldığını düşünmüyorum. Henüz
öyle bir şey yok. Sonuçta bir partiyse, görevlendirmeler yapılacak. “Kemal
Bey'in ekibi şudur” diye bir şey duydunuz mu?
“Kendisini göstermeye ve yeni koltuklara
oturmaya çalışanlar muhakkak var ama ben onları Kemal Bey’in ekibi olarak kabul
etmiyorum”
- En azından şu ana kadar Kemal
Kılıçdaroğlu’ndan yana tavır almış 22-23 milletvekilinden bahsedebiliyoruz.
Devreye girmeye, kendisini göstermeye
çalışanlar, yeni koltuklara oturmaya çalışanlar muhakkak var tabii. Onları
Kemal Bey'in ekibi olarak da kabul etmiyorum. Varsa da Kemal Bey'in bir ekibi
oturup Özgür Bey'in ekibiyle görüşsünler ve bu konuyu halletsinler. Partinin
ağır topları var. Geçmişte bu partiyi yönetmiş insanlar var. Bu insanlar bu
sorumluluğu almazsa olur mu? Niye bir araya gelemiyoruz? Şunu anlıyorum; herkes
kendi koltuğunu siyasette düşünüyordur. Anlıyorum. Peki niye bir araya gelip
konuşamıyoruz?
- Bir daha söyleyeyim; bu sorunun cevabı
sizde yoksa bende nasıl olabilir?
Bende de yok. Ben 2023’te milletvekili
adayı olmamıştım zaten. Siyasetin dışındayım. O günden beri de bir gün bile
partiye adım atmadım. Hiçbir etkinliğe zaten çağrılmadım. Kendi başıma bir
şeyler yapmaya çalışıyorum. Onun haricinde siyasetle bir bağlantım yok ki.
Okumaya, yazmaya, anlamaya çalışıyorum sadece.
“Ekrem Bey meselesi siyasi bir mesele,
parti olarak yapabileceğimiz Ekrem Bey’in yanında durmak”
- Diyelim ki bu sis bulutu ortadan kalktı,
Kemal Bey ile Özgür Bey sizin dediğiniz gibi oturup konuşmaya başladılar ve CHP
bölünmedi. Ekrem Bey meselesi ne olacak? Siz İBB davası başta olmak üzere
Silivri’de görülen o davalarla ilgili CHP yönetiminin nasıl bir tutum alması
gerektiğini düşünüyorsunuz?
Ekrem Bey meselesi siyasi bir mesele bir
kere. Hukuki bir mesele olmaktan öte. O konuda parti olarak yapabileceğimiz
Ekrem Bey'in yanında durmak. Onun dışında başka bir şey yok. Hep beraber tüm
arkadaşlarımızın yanında durmalıyız.
- Yani Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının
kendi kaderlerine terk edilmemesi gerektiğini düşünüyorsunuz. Doğru mu anladım?
Tabii ki CHP'li herkesin hakkını korumamız
lazım.
“CHP’li herkesin hakkını korumamız lazım
ama sadece Ekrem Bey üzerinden yapamayız”
- O halde siz CHP’nin yeni yönetiminin
aynı Özgür Özel’in 19 Mart 2025’ten bu yana yaptığı gibi bu davalara
“demokrasiye darbe” olarak itiraz etmeye devam etmesi gerektiğini mi
düşünüyorsunuz? Yani yeni dönemde de Özgür Özel’in pozisyonuyla mı devam edilmeli?
Şunu yapmayız; herhalde sadece Ekrem Bey
üzerinden yapmayız.
- Bugüne kadar öyle mi yapıldı sizce?
Görüntü öyle. Ben de mesela hemen 19
Mart’ta Kemal Bey’le İstanbul'a gittim Ekrem Bey'e destek olmak için. Sonra
Kemal Bey birkaç kere kendisini ziyaret etti. Mümkün olduğunca tabii ki o
desteğimizi sürdüreceğiz belli ölçüler içerisinde. Ama Türkiye'nin bu kadar
derin ekonomik problemleri varken, milli güvenlik sorunu haline gelmiş bir
ekonomik kriz varken, ülkede devlet yönetimi krizdeyken, dünyanın hali ve
Türkiye'ye etkileri ortadayken, bu konuları ihmal etmemiz de doğru değil. Şu
andaki CHP yönetiminin Türkiye'nin sıkıntılarına, vatandaşın sorunlarına tam
olarak odaklandığını söyleyemeyiz. Yani orada bir eksiklik olduğunu
söyleyebiliriz.
“Özgür Bey’in devamlı Silivri’ye
gitmesinden rahatsız olanlar var”
- “Özgür Özel’in Genel Başkanlığı
sırasında CHP’nin üzerinde İmamoğlu vesayeti vardı” diye düşünenlerden misiniz?
Onu bilmiyorum tabii. Özgür Bey
arkadaşımız, beraber milletvekili olduk. Çok zeki bir insan. Ayrıca retoriği de
çok iyidir, hitabeti çok iyidir. Bilmiyorum tabii. Ben, bu süre içerisinde
parti dışında kaldım. Detaylı olarak bilmiyorum. İçeriden bilgi verebilecek
durumda değil. Sadece piyasadaki algıyı söyleyebilirim. Bu soruyu sormaya
ihtiyacı hissediyorsanız, böyle bir algı olduğu için soruyorsunuz.
- “Ekrem İmamoğlu vesayeti var mı?”
sorusunu piyasadaki algı nedeniyle değil bu iddiayı Kemal Kılıçdaroğlu
çevresinden kendimden de bizzat duyduğum için soruyorum. Sizin cenahta böyle
düşünenler var, siz de onlardan mısınız diye soruyorum.
Evet, Özgür Bey'in sürekli olarak
Silivri’ye gitmesinden rahatsız olanlar var. Yani oranın da bir etkisi var
galiba.
“Özgür Özel’in şu an bir liderliği
olmasından memnun olurum”
- Orada siyaseten ikili bir hat olduğu
vakıa. Ama bir yandan da toplumun tepkilerine baktığımızda CHP tabanının Özgür
Özel’in 19 Mart’tan beri toplumla ilişki kurma biçimine apayrı bir teveccüh
gösterdiğini izliyoruz. Özgür Bey’in bu zor süreçte toplumla Ekrem İmamoğlu ile
ilişkisini aşan bir yerde ilişki kurmuş olduğunu takdir ediyor musunuz siz de
mesela?
Takdir ederim tabii. Memnun olurum. Şu an
bir liderliği olmasından memnun olurum.
“Türkiye’nin ve dünyanın bu sıkıntılı
döneminde CHP’nin bölünmesinin zararları var”
- Peki sizin şiddetle savunduğunuz uzlaşma
sağlanamaz ve Özel-İmamoğlu cephesi CHP’den ayrılırsa, bu size göre kâbus
senaryosu mudur ferahlık senaryosu mu? Yeni siyasi partilerin ekseriyetle
eskilerin içinden doğması normal bir şey değil midir?
Normal bir zamanda olsaydık, normal
olduğunu söylerdik. Ama Türkiye'nin ve dünyanın bu sıkıntılı sürecinde bunu
rahatlıkla söyleyemem tabii. Mesela Soğuk Savaş döneminde birilerinin bir
partiden ayrılıp başka bir parti kurmasının hiçbir zararı yoktu. Ama bu dönem
CHP’nin bölünmesinin zararı var. Biraz önce anlattığım sosyolojik tabana oturan
CHP kitlesi ki -bu kitle bugün daha da büyüyebilir- Kemal Bey’in helalleşme
vesaire politikalarından dolayı. Söylediğim gibi, Saadet Partisi’ndeki adaylık
açıklaması falan bunun göstergeleri. Böyle CHP'nin sosyolojik olarak büyüdüğü
bir dönemde ayrılmamız, ayrışmamız hiç doğru olmaz.
- “CHP’nin sosyolojik tabanının
genişlemesi”nden bahsediyorsunuz ama 2027 ya da 2028 seçimlerini kazanmaktan
hiç bahsetmiyorsunuz. Daha çok dikkatimi çeken ise Kemal Bey’in 2023’teki
adaylığı sırasında olanları hatırlatırken kurduğunuz cümle; “Kemal Bey’in
adaylığının Saadet Partisi’nde bir Berat Gecesi Atatürk posteri önünde
açıklanması aslında Kemal Bey'in Cumhurbaşkanı olmasından bile öte bir hadise.”
Evet, sosyolojik açıdan çok önemli bir
hadisedir. Bunu söyledim.
- Yani bir CHP liderinin Türkiye’deki bir
takım sosyolojik değişimlere hizmet etmesi seçim kazanıp iktidar olmasından
daha önemlidir, öyle mi? Sizlerin devletin CHP için çizdiği sınırların dışına
çıkmayan bir muhalefet partisi olmakla bir derdiniz hiç olmadı mı?
Hayır, öyle demiyorum. Hiç öyle demedik bu
anlamda.
- Mesela 19 Mart sürecinde CHP Genel
Başkanı Özgür Özel’in yaptığı mitingler için “Bu kadar mitinge ne gerek var?”
cümlesini ben bizzat Kemal Bey’in ağzından duydum. Toplumsal muhalefet
zirvedeyken “mitinglere ne gerek var” diyebildi. Keza Bahçeli’nin “sokaklara
dökülmeyin” uyarısı benzer bir şey aslında. Yani devlet aklının CHP için uygun
gördüğü bir muhalefet biçimi var sanki…
Devlet aklı önemli.
“Devlet aklının arkasında yabancılar
olmamalı, temiz olmalı”
- “Devlet aklı”ndan siz ne anlıyorsunuz?
“Devlet aklı”ndan ben devlette
çalışanların, devlet bürokrasinin aklını anlıyorum. Bunlar isimlendirilemez.
Güvenlik konularında, maliye ve hazineyi ilgilendiren konularda oturdukları
koltuklar dolayısıyla, kendilerine gelen bilgiler, yaptıkları değerlendirmeler
dolayısıyla bir etkileşim söz konusu oluyor ve bir akıl ortaya çıkıyor. İşte o,
devlet aklı. O devlet aklının arkasında yabancının olmaması lazım, arkasında
başka akılların olmaması lazım. Temiz olması lazım o akılın. Kastettiğim o.
Yani böyle derin devlet gibi bir şeyi kastetmiyorum.
“Bir devlet aklı var, siyaset zayıfladığı
için de devlet aklı ön planda ama ne kadar temiz olduğunu bilmiyorum”
- Bugün Türkiye’de olan her şeyi, mahkeme
kararları dahil, kurgulayan devlet aklının sizin ifadelerinizle “temiz,
arkasında yabancı olmayan, arkasında başka akıllar olmayan” bir akıl olduğuna
emin misiniz?
Bunu söyleyemem ama bir devlet aklı
olduğunu söyleyebilirim. Ne kadar temiz olduğunu bilmiyorum. Bir tane devlet
aklı da yok zaten. Ama tarihsel gelişime bakarsak; devlet aklı Osmanlı’dan
bugüne Türkiye’de hep etkili oldu. Onun için Türkiye’de devlet aklını
küçümsememek lazım. Şu anda da siyaset çok zayıfladığı için, parlamento
zayıfladığı için, siyasetçi zayıf olduğu için devlet aklı ön planda.
“Siyaseti cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi
zayıflattı, arkasında başka güçler vardı”
- Siyaseti kim zayıflattı peki sizce?
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi özellikle
siyaseti zayıflattı.
- Onu da devlet aklı Cumhurbaşkanı Erdoğan
ile birlikte kurgulamadı mı?
Sanmıyorum onu. Biliyorsunuz onun
arkasında başka güçler vardı.
“Amerikan Büyükelçisi de destek açıklaması
yapmıştı”
- Kim vardı?
Mesela Amerikan Büyükelçisi de açıklama
yapmıştı, “Biz de bunu istiyoruz” demişti.
“Erdoğan ilk iktidara geldiği zamanki
İslamcı ideolojiye sahip değil artık”
- Yaptığınız analizlere göre Tayyip
Erdoğan yeri geliyor bazı şahsi tasarruflarda bulunuyor, yeri geliyor devlet
aklıyla birlikte çalışıyor ama genel itibarıyla devlet aklından çok da bağımsız
bir çizgisi yok şu an. Doğru mu özetliyorum dediklerinizi?
Sayın Erdoğan iktidara ilk geldiği zamanki
İslamcı ideolojiye sahip mi şu anda? Değil. Geldiği zaman Türk milliyetçiliği
ile ilgili düşünceleri de çok farklıydı biliyorsunuz, şu anda çok farklı. Batı
ile ilgili de aynı şekilde. Bugün Batı ile ilişkilerin olmadığını
söyleyemezsiniz.
- İslamcılık ve milliyetçilik konusunda
Erdoğan’ın çizgisi evrim geçirmiş olabilir ama batı ile ilişkileri yeni
değil.Türkiye siyasal tarihinde ekseriyetle en batı karşıtı görünen
siyasetçilerin batının en işine gelen işleri yapanlar olduğunu izliyoruz. Katılır
mısınız bilmem?
Evet orada bir kompleksimiz var çünkü.
Batı karşısında bir kompleksimiz var.
“Tayyip Erdoğan da İttihatçılar gibi üç
akımı birleştirdi bugün; ama kendisi mi yapıyor, devlet aklı mı?”
- Konuşmamızın başında Osmanlı’nın son
döneminde İttihat ve Terakki’nin İslamcılık, batıcılık ve milliyetçiliği
birleştiren bir ideoloji kurguladığını ve o gün bugündür devlet aklının aynı
yerden beslendiği tespitini yaptınız. Sonra da iki üç kez Tayyip Erdoğan’ın
artık ilk iktidara geldiğindeki gibi bir “İslamcı” olmadığını söylediniz.
Yani İttihat Terakki nasıl o üç akımı
mezcetti, birleştirdi, öyle iktidardı…Tayyip Erdoğan da bu üç akımı birleştirdi
gibi bir durum var. Ama Tayyip Erdoğan kendisi mi yapıyor bunu, devlet aklı mı?
“Devlet aklı devleti önceliyor ama bu
doğru değil, devlet halk için vardır”
- Aslında bahsettiğiniz şey şu; devletin
Erdoğan’ın İslamcılığını ehlileştirdiği. Buradan şuraya mı varmak istiyorsunuz;
devlet aklının ehlileştirdiği bir İslamcılık, ehlileştirdiği bir milliyetçilik,
ehlileştirdiği bir Kürkçülük ve yine devletin ehlileştirdiği bir Alevîlik
mümkün. Tüm ideolojiler yumuşayıp ehlileşince de mutlu mesut bir Türkiye
olacak. Böyle bir şey olabilir mi?
Olamaz. Önce toplumun düşünülmesi lazım,
milletin ve halkın düşünülmesi lazım. Devlet halk için vardır, milleti için
vardır. Ama öyle bir dönem ki sanki devlet ön planda. Ama bugün bu durum sadece
Türkiye için geçerli değil, diğer ülkelerde de görüyoruz benzer bir eğilimi.
Demokrasilerden uzaklaşılıyor, devletler güçlenmeye çalışıyor. Ön planda ayakta
kalabilmek var. Avrupa'da da böyle. Dikkat ediyorsanız, demokrasiden falan
bahsettikleri yok, ön planda güvenlik var. Bu Türkiye'yi de etkilemiş vaziyette.
Doğru değil bu. Bizde toplumun daha fazla güçlenmesi lazım çünkü bizde hep
devlet güçlü olmuş. Devleti kuran o devlet aklı, bürokrasi, asker, istihbaratçı
vesaire…bunlar devleti önceliyor halkı değil. Türkiye'de halk ilk defa
Cumhuriyet'le beraber belli bir seviyeye ulaştı.
“İttihatçılık hâlâ devam ediyor, siyasetin
sıfırlandığı ülkeyi tamamen bürokratların idare edeceği bir rejim kurgulanıyor”
“Erdoğan sonrası için hazırlık yapılıyor,
devlet aklı bir şeyler kurguluyor; ama doğru mu yapıyor, yanlış mı,
bilemiyoruz, sıkıntımız orada”
- Yani devleti önceleyen ve halkı geri
plana atan aklın hala baskın olduğunu söylemiş oluyorsunuz. Erdoğan’ın da oraya
geldiğini ekliyorsunuz. O açıdan İttihatçılık devam mı ediyor?
Galiba hala devam ediyor. Mesela Etyen
Hoca’nın “Yeni İttihatçılar” diye bir analizi var.
- Etyen Mahçupyan’ın o analizine referans
vermeniz manidar. Zira kendisi bu yeni İttihatçılığın kurguladığı yeni
cumhuriyetin temel unsurunun ehlileştirilmiş ve devletin planlarını bozmayacak
bir muhalefet olduğunu söylüyor. Yani “yeni rejimin inşasında Tayyip Erdoğan’ın
kariyerini de aşan bir kurgu var” diyor. “Siyasetçilerin sıfırlanacağı, her
şeyi bürokratların idare edeceği bir rejim” diyor. Gidişatın bu yönde olduğuna
ilişkin yorumuna katılıyor musunuz?
Doğru. Bu Tayyip Erdoğan sonrasına yönelik
yapılıyor özellikle de. Çünkü bu cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi sadece
Erdoğan üzerine inşa edilmiş vaziyette. Ondan başka hiç kimsenin bu rejimi, bu
sistemi götürmesi mümkün değil. Dolayısıyla Erdoğan sonrasında Türkiye’yi bir
kaos, karmaşa bekliyor. Onun için de o devlet aklı, bürokratik aklı bir şeyler
yapmaya çalışıyor sanki kendine göre. Doğru mu yapıyor, yanlış mı yapıyor onu
bilmiyoruz. Sıkıntımız orada.
“Devlet içinde farklı kesimlerin
mücadelesi var”
“Böyle bir ortamda CHP’ye bu müdahale
neden yapıldı, oturup bunu konuşmamız lazım; onun için diyaloğa ihtiyacımız
var”
- Eğer söylediğiniz gibi bir hazırlık
varsa, CHP’ye yapılanlar da bu kurgunun doğal parçası değil mi? Yani bu kurguda
CHP’ye Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden bir rol biçilmiyor mu? Böyle bir şüpheniz
yok mu?
Ne olduğuyla ilgili çok net bir bilgimiz
yok tabii. Bunlar benim okumalarım.Şimdiye kadar birikimim, tecrübemle bunları
okuyorum. Böyle bir analiz ortaya koyuyorum. Bilgiyle yapmıyorum bunu. Ama
Türkiye'de şunu görüyorum; devlet içerisinde çeşitli farklı kesimlerin bir
mücadelesi var. AKP içerisinde de bir mücadele var. Bu mücadelenin en az olduğu
yer CHP. CHP'deki bir mücadele biraz koltuk mücadelesi gibi. İşte konuştuk, bir
fikir mücadelesi yok partimiz içinde, sosyolojik bir farklılaşma yok. Öyleyse ortada
bir saçmalık var. Onun için oturup konuşmamız lazım. Sosyolojik farklılık ve
düşünce farklılığı olmadan CHP'nin ayrışması normal değil böyle bir dönemde.
Çok hassas bir dönem. Devletin içinde mücadele var, AKP’nin içinde mücadele
var, MHP’nin içinde mücadele var. Böyle bir ortamda CHP’ye bu müdahale nereden
yapıldı? Hangi akıl tarafından yapıldı? Bunları da bilmemiz lazım. Onun için
oturup konuşmamız lazım. Onun için diyaloga ihtiyacımız var.
- Bütün bu karmaşa içinde bir sonraki
seçime de en fazla iki sene kaldı. Hatta Ankara’da seçimin bir sene sonra,
2027’de olacağını düşünenler çoğunlukta. Şimdi “mutlak butlan” kararına bakarak
bu sonbaharda baskın seçim olacağını söyleyenler de var. CHP’nin 2023’teki “son
dakika” hatasına düşmeyerek şimdiden bir cumhurbaşkanı adayı belirlemesi
gerekmez mi?
Gerekiyor. Bunun için de oturup diyalog
kurmamız lazım.
“Benim okumama göre Kemal Bey
cumhurbaşkanı adayı olmaz”
- TGRT ekranlarından devamlı “Kemal Bey
kendisi aday olmayacak” şeklinde öngörüler dinliyoruz. Siz bu konuda kendisiyle
hiç konuştunuz mu? Bir sonraki seçimde Kılıçdaroğlu’nun aday olmayacağını net
biçimde söyleyebilir misiniz?
Başkası adına söz söyleyemem ama kendi
okumam öyle.
- CHP’nin cumhurbaşkanı adayı kim olmalı
sizce? Özgür Özel’e destek verir misiniz mesela? Ya da Cumartesi gün Özgür
Bey’in yanında durarak tarafını belli eden Mansur Yavaş’a? Yoksa bu iki isim
artık Kemal Kılıçdaroğlu ekibinin kırmızı çizgileri midir?
Kişi bazında konuşmayı pek sevmiyorum.
Biraz önce konuştuğumuz bu karmaşık dünyayı, gittikçe karmaşıklaşan Türkiye'yi
bilen birisi olmalı. Bu duruma dair farkındalıkları olan birisi olmalı.
- Özgür Özel mesela bu anlattıklarınızın
farkındalığı içinde değil midir?
Yani onu düşünmedim, gerçekten düşünmedim.
Özgür Bey de kendisinin aday olduğunu söylemedi.
- Yok, Özgür Özel bugüne kadar hiç kendi
adaylığından bahsetmedi. Ben soruyorum.
Aslında hiçbir zaman bu siyasetle
uğraşanlar bir ülkenin en iyi kadroları değildir. Amerika'da da bu böyledir.
“Cumhurbaşkanı adayımız Özgür Bey de
olabilir Mansur Bey de; bu isimlerin kıymetini bilmemiz lazım”
- E ama toplumla ilişki kurmak diye bir
şey var. Siyasetin asıl konusu en iyi kadro olmak mı toplumun rızasını,
talebini yönetime taşımak mı?
Evet siyasette öyle bir şey var. Adayımız
Özgür Bey de olabilir, Mansur Bey de olabilir, bir başkası da olabilir.
Cumhuriyet Halk Partisi'nde aday diğerlerine göre çok fakat bu sistem gerçek
aday olması gerekenleri de ortaya çıkarmıyor maalesef. Yani şimdiki sistem
sakat, bakanlar da atanmış memur gibi. Yürütme erkinde seçilmiş tek kişi
Cumhurbaşkanı. Tek kişi. Onun haricinde İstanbul basınının ya da sermayesinin
ön plana çıkardığı birkaç kişi olacak ki siyasette ön plana çıksın. Bunun
dışında kamu iradesini, gücünü, parasını kullanabilen seçilmiş bazı kişiler
aslında makamlar ön plana çıkabiliyor. Bunlar büyükşehir belediye başkanları
oluyor genellikle. Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin, Adana gibi büyükşehir
belediye başkanları. Bunlar ancak görülebiliyor. Çünkü istihdam kamu ile ilgili
karar ve kamu gücünü kullanabilme yetkileri var. Onun haricinde kimsenin yok.
Sistem büyükşehir belediye başkanlarını doğrudan aday kılıyor. O nedenle de
söylediğiniz isimlerin kıymetini bilmemiz lazım.
“Şu şartlar altında mecbur olmadıkça
tekrar siyaset düşünmem”
- Şöyle bir senaryo düşünelim; Kemal Bey
oyalamadı ve partiyi kısa sürede kurultaya götürdü ve Özgür Bey yeniden Genel
Başkan seçildi. Özgür Özel liderliğinde bir CHP’de siyasete geri dönmek ister
misiniz?
Şu an birkaç danışmanlık yapıyorum. Ben 12
yıl milletvekilliği yaptım. Tekrar CHP iktidar olduğu zaman milletvekilliğine
dönmek isterim. İktidarda destek olmak isterim partime. Ama şu şartlar altında
tekrar siyaset düşünmem. Mecbur olmadıkça.
“Kemal Bey aslında daha önce de bırakmayı
düşünmüştü; aklındaki kişilerden biri Özgür Bey’miş”
- Bu mülakat sayesinde aslında Kemal
Kılıçdaroğlu ile bazı kritik hususlarda aynı fikirde olmadığınızı öğrenmiş
olduk. Siyasete dört elle sarılma konusunda da ayrıştığınızı anlıyorum şu son
yanıtınızdan. Zira Kemal Bey ne yaptı ne etti, ona oy verenlerin tepkisine
rağmen o koltuğa bu şekilde oturdu. Siz ise “mecbur olmadıkça yeniden siyaset
düşünmem” diyorsunuz.
Kemal Bey'in de çok hırslı bir insan
olduğunu düşünmüyorum. Öyle değildi aslında. O “güvenli liman” metaforu vardı
ya, orada samimiydi. Hatta ondan önce birkaç kere bırakmak istediğini de
biliyorum. Cumhurbaşkanlığı adaylığından önce birkaç arayış içerisine girmişti,
partiye genel başkan olarak başkalarını düşünmüştü.
- Kimleri düşünmüştü?
Ben de dedikodu olarak biliyorum. Kendisi
hiç ifade etmedi ama birilerini düşünmüş. Birileri tarafından söyleniyor onlar.
- O kişilerden biri de Özgür Özel miydi?
Bir tanesi de Özgür Bey'miş. Kendisinden
duymadım ama.
“Kemal Bey’in ihanete uğradığı düşüncesi
var; ama onlar da bunu izale etmek için hiç uğraşmadılar”
- Özgür Özel’in kendisine ihanet ettiğini
düşündüğü için mi yapıyor bugün yaptığı her şeyi? Aşamadığı şey bu mu?
Kemal Bey bunu ifade etti, “Sırtımdan
hançerlendim” dedi biliyorsunuz. Öyle bir düşüncesi var. Ama bu düşünceyi izale
etmek için de hiç uğraşmadılar. Kemal Bey hep hedef haline geldi. Çok sıkıntılı
günler yaşadığını biliyorum.
“Çubuk’taki fiziksel linç, bugün yaşadığı
linç kadar etkilemedi Kemal Bey’i”
- Tayyip Erdoğan da Necmettin Erbakan’ın
paltosundan çıkmadı mı? Onlar da “yenilikçi” bir harekete cüret etmeseydi bugün
Adalet Kalkınma Partisi olur muydu? Kemal Kılıçdaroğlu iktidar yargısı
tarafından kendisine hediye edilen bu koltuğa atanmayı uğradığı “ihanet”
nedeniyle kabul ediyorsa, bu çok sorunlu bir siyasi pozisyon değil mi?
Kemal Bey o rövanşist duygularla bir şey
yapmadı. Davayı açtırmadı ya da öyle hareket etmedi. Evet çevresi, onunla
beraber siyasete dönmek isteyenler bunu teşvik ettiler ama Kemal Bey yine de
rövanşist duygularla hareket etmiyor. Çok bilinçli bir kampanya Kemal Bey'i
linç etti. Çubuk'taki fiziki linç olayında ben Kemal Bey’in yanındaydım. O linç
olayı bu linç olayı kadar etkilemedi Kemal Bey’i. Bu linç var ya, sosyal
medyadaki linç…çok etkiledi onu.
“Söylediğine göre o kanallarda, bazı
söylediklerini çarpıtarak yayınlamışlar”
- Ama onun da önüne geçmeye çalışan hiçbir
adım ya da mesaj görmüyoruz kendisinden. Mesajlarını yıllarca kendisini
“terörist”, “vasıfsız” diye kodlayan bir televizyon kanalı üzerinden vermekte
bir beis görmüyor. Hatta ona yakın bir milletvekili işte teşekkür etti canlı
yayında o kanala “Bugüne gelmemizde sizin de emeğiniz büyük” diyerek. Tüm
bunlar sizin “linç” dediğiniz hezeyanlarını tetikliyor olamaz mı?
Söylediğine göre bazı söylediklerini de
çarpıtarak yayınlamışlar. Mesela bizim yakınımızda olan, destek olduğumuz
birçok televizyon ya da medya organı da Kemal Bey'e kapılarını hiç açmadı.
“Kemal Bey’in basın müşaviri alacak,
yönlendirecek bir durumu yok”
- Eğer mesele Halk TV, Sözcü falan ise onu
bilemiyorum tabii. Ancak bir dolu bağımsız mecra var. Ben kendi adıma çok defa
davette bulundum Kemal Kılıçdaroğlu’na. Siz de biliyorsunuz. Ama kabul etmedi.
İşte şimdi size bulundum, kabul ettiniz. Demek ki sorun gazetecilerde değil.
Teşekkür ederim hakikaten. Ama bizim
tarafta da şöyle bir şey var; “Ya ben bu kadar yakınım, niye Cansu Hanım'a
röportaj verdin, niye bana vermedin?” Böyle diyecekler şimdi. O yüzden tahmin
ediyorum Kemal Bey’in durumunu da. Ya yok ki Kemal Bey’in böyle bir basın
müşaviri alacak, yönlendirecek durumu. Bunlar kurumsal işlerdir. Kemal Bey
artık eşi ve çocukları için yaşıyor.
- O zaman kim getirdi Atakan Sönmez’i
Kemal Bey’in yanına “basın müşaviri” olarak?
Kemal Kılıçdaroğlu’nun isminin kurumsal
olarak iyi yönetilmesi lazım tabii.
“Süreç daha iyi yönetilmeliydi, iyi bir
iletişim stratejisi olmadığını düşündüğüm için çoğu zaman sessiz kalıyorum”
- Yani siz de Kılıçdaroğlu’nun bu siyasi
süreci iyi yönetmediğini tersten söyleyerek kabul etmiş oluyorsunuz.
Tabii tabii. Ben daha iyi yönetilmesi
gerektiğini düşünüyorum.
- Ve bunu söyleyerek Kemal
Kılıçdaroğlu’nun tüm bu süreçle ilgili bir iletişim stratejisinin dahi
olmadığını teyit etmiş olmuyor musunuz?
Evet, onun için çoğu zaman da sessiz
kalıyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.