Adalet duygusu, vicdanın ikiz kardeşidir ve insanın en temel ayırıcı özelliğidir. İnsanın ayırıcı özelliğinin akıl olduğu söylenir genellikle ama bu eksiktir, zira akıl derece farkı ile hayvanlarda da bulunur. Aslolan vicdandır ve vicdanın dayandığı adalet duygusudur. Adalete dair düzenlemeler, insanın kendi içindeki yıkıcı, tahrip edici gücü engelleme ihtiyacından ortaya çıkmıştır. Bu tahripkarlığın karşısına dikilmek ve onu engellemek için insandaki güç adalete aktarılmış ve diğer her şey karşısında adaletle dengelenmiştir. Onun için, güçsüz adalet aciz, adaletsiz güç zalimdir.
Zira insan, pür iyi bir varlık değildir,
iyiliğin yanında kötülüğü de içinde barındırır. Kötülük bazen hem kendisi hem
insanlık için hem doğa hem de diğer canlılar için tahripkâr ve yıkıcı olabilir.
Bunu engellemek için adalet duygusunu ete kemiğe büründürmek gerekmiş, insan
aklı tarihi süreç içinde bunun için bazı mekanizmalar icat etmiştir.
ADALET ZAAFA UĞRARSA!
Adalet duygusu örselendiğinde, zaafa
uğradığında devlet zaafa uğrar ve bu da toplumda güvensizlik, ümitsizlik ve
kutuplaşma yaratır. Bugün yaşananlar nedeniyle toplumun kahir ekseriyeti hukuka
güvenmediği gibi birbirine de güvenmiyor. Oysa bütün ilişkilerin temelinde
güven vardır, güvensizliğin başladığı yerde her şey biter. Etrafınıza bakın,
gençlerin geleceğe olan umutları sönüktür o nedenle ülkeyi terk ediyorlar.
Toplumun bireyleri kendi geleceklerine dair umutsuzluk içinde. Oysa umudun
yitirilmesi büyük bir felakettir. Konfüçyüs’ün bir sözü var, der ki, bir insan
parasını kaybederse bir şeyini kaybeder; onurunu kaybederse çok şeyini
kaybeder, ama eğer umudunu kaybederse her şey bitmiş demektir.
Ayrıca adaletin yokluğu ya da
örselenmişliği kutuplaşmayı derinleştirmektedir. Muktedirler camiasında herkes
“kendine Müslüman” modunda hareket ediyor ve bulunduğu mevzide karşısındakine
düşman gibi yaklaşıyor ve eğer hukuk da elindeyse hukuku kullanarak rakiplerini
yok etmeye çalışıyor. Oysa hukuk herkesin üzerinde anlaştığı ortak bir oydaşma
merkezidir, hukuk eğer gerçek anlamda adalet dağıtma aracı haline gelirse
kutuplaşma da ortadan kalkar, senin adaletin, benim adaletim olmaz, adalet
olur. Bunun sonucunda, herkes için adalet dağıtan hukuk olursa o taktirde
tarafsız ve bağımsız mahkemeler olur ve toplum huzur bulur. Huzur diğer bütün
her şeyin üstünde yükseldiği kaidedir, onu yok ederseniz diğer her şey şu ya da
bu şekilde yerlerde sürünür.
Hukuk da hukuksuzluk da suya atılan bir
taş gibidir, etrafını dalga dalga yayılarak etkiler. İnsan ilişkilerini
etkiler, toplumsal sosyolojiyi etkiler, ekonomik ilişkileri etkiler, kamu
düzenini etkiler, ailelerin düzenini, güvenini ve huzurunu etkiler, hasılı
kelam her şeyi etkiler. Hukuku düzeltemeseniz hiçbir şeyi düzeltemezsiniz.
NİETZSCHE’NİN DÜŞÜ
Alman düşünür Frederic Nietzsche bu konuda
şöyle der: İnsanoğlunun kal-u beladan beri iki büyük sorunu olagelmiştir.
Bunlardan biri anlamsızlık sorunudur öbürü de eşitsizlik meselesidir. İnsanoğlu
anlamsızlığı gidermediği taktirde yaşam onun için anlamını kaybeder bu taktirde
nihilizme (hiççiliğe) kayar. Hayat kişi için hiçleştiği taktirde ya aktif
nihilizme ya da pasif nihilizme kayar ve yaşamını mahveder. Pasif nihilizm
yaşamdan kopuk içe kapanmayı ve çürümeyi getirir, aktif nihilizm ise anarşizme
götürür. Üçüncü yol ise intihara uzanır. Görüldüğü gibi anlamsızlığın yarattığı
nihilizm insanoğlu için çıkmaz yoldur. Bundan kurtulmanın yolu sanattır,
edebiyattır. Zira insanın içindeki yaratıcı gücü kullanması hem onu hayata
bağlar hem de hayatı anlamlı hale getirir.
Nietzsche’ye göre insanoğlunun
cebelleştiği ikinci önemli sorun ise eşitsizliktir. Her türlü eşitsizliği
gidermenin yolu adaletle ancak sağlanabilir. Adalet hukukla dile gelir, hukuk
mahkemelerde neşvünema bulur. Bulur mu gerçekten? Hayır ne yazık ki bizim gibi
ülkelerde bulamıyor? Zira bugüne kadar insanoğlu ne tam olarak sanata
ulaşabilmiş ne de tam olarak hukuku uygulayabilmiştir, mücadele devam ediyor.
Fakat şu var ki mükemmel olmazsa da
hukukun işlediği sistemler ve ülkeler vardır. Bu genellikle gelişmiş
demokrasilerdir. Oralarda bir hukuk düzeni vardır, hukuk güvenliği söz
konusudur ve hukuka duyulan güven yüksektir. İşte bu, toplumu bir arada tutan temel
güven bileşkesidir.
HUKUK SİYASETİN VESAYETİNDEN
ÇIKMALI
Bizim ülkemizde ise durum bambaşkadır.
Hukuk hiçbir dönem tarafsız ve bağımsız olmasa da hiçbir dönem şimdiki kadar
taraflı ve siyasete bağımlı olamamıştır. Oysa bizim anayasamızın 2. Maddesi
ülkenin bir hukuk devleti olduğunu vazeder. Yani en temel üstün gücün hukuk
olduğu ve hukukun herkes için eşit olduğunu eşit işlediğini vazeder. Peki
pratikte öyle midir, ne yazık ki hayır.
Günümüzde hukuk siyasallaşmış ve adalet
dağıtamaz hale gelmiştir. İktidarın emrine giren hukuk toplumsal adaleti
sağlamak yerine iktidar sahiplerinin emrinde onların iktidarlarını sürdürmenin
aracı haline gelmiştir. Bu da başka büyük bir tehlikeye yol açmış; hukuka olan
güven yerlerde süründüğü gibi bizi bir arada tutan hukuk güvenliği de ortadan
kalkmıştır.
Oysaki demokrasinin ruhu adalettir, adalet
zaafa uğrarsa devlet zaafa uğrar. Zaafa uğramış bir devletin kimseye bir yararı
olmaz. Ve hukuk zulme karşı mücadelenin bilimi olmazsa kendisi zulmün aracı
haline gelir. O taktirde toplumu bir arada tutan temel çimento olan hukuk
çöktüğünde çürüme, bozulma başlar ve toplumsal boşluklar oluşur. Bu boşluk
mafoyozi ilişkiler, rüşvet, irtikapla dolar, kamu düzeni bozulur toplum yavaş
yavaş yozlaşır, çürüme başlar ve giderek geri dönülmesi zor toplumsal yaralar
meydana gelir. Bir devlet ve o devlette yaşayan insanlar için en büyük tehlike
ve en büyük tehdit budur.
ADALET HEMEN ŞİMDİ
Peki bu kısır döngüden nasıl çıkılır?
Elbette adaletle hem de hemen, şimdi. Günümüzde yapılan araştırmalarda
ülkemizin en temel iki probleminden biri açlık ve yoksullukken diğeri
hukuksuzluk ve adaletsizliktir. Bu iki büyük problemin oluşturduğu vasat atom
bombası kadar tehlikelidir. Vakit varken önlem anlamak gerekir, yarın geç
olabilir. O nedenle adalet, hemen şimdi diyoruz. Bu sırf laf olsun diye
söylenmiş bir şey değil, toplumun sos verdiği bir acil çağrı ve adalet
çığlığıdır.
Zira insanlar en ufak bir ihbarla
tutuklanıyor. İstisna olması gereken tutuklama bir fetişizme dönüşmüş durumda.
Seçilmiş insanlar aylarca hatta yıllarca içerde iddianame bekliyor. Oysa geç
gelen adalet, adalet değildir. Savcılar ve yargıçlar hakkaniyet ölçüsü, adalet
duygusu ve vicdanın sesi ile değil iktidar sahiplerinden gelen seslere kulak
kabartıyor ona göre kararlar veriyorlar. Yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet
irtikapla açılan davalar benzeri araçlarla sürdürülüyor.
Siyasi partilere polis zoruyla giriliyor.
Belediyelere kayyum atanıyor, partilerin seçimleri butlanla geçersiz kılınıyor.
Geçersiz kılınanın aynı zamanda yüksek seçim kurulu ve seçim hukuku olduğu
unutuluyor. Geçersiz kılanın seçme ve seçme hakkı olduğu unutuluyor ve bunun
demokrasiye çok büyük zarar verdiği görmezden geliniyor. Darbeye uğrayanın
demokrasinin son kırıntıları olduğu görmek istenmiyor.
Bu gidiş iyi bir gidiş değildir, bu gidiş
derhal durmalı, üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü ihya edilmelidir.
Gücün hukuku değil hukukun gücüne sığınılmalıdır. Zira toplumun temel güvencesi
hukuktur ve hukuk bir gün herkese lazım olur.
*Prof. Dr. Ahmet Özer, Esenyurt
Belediye Başkanı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.