CHP Kurultayı ile ilgili olarak verilen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) Kararı birçok açıdan değerlendirilmiştir. Ancak karar aynı zamanda ve asıl (görev, yargı yolu, anayasa hukuku, seçim hukuku, kamu hukuku, ceza hukuku tartışmaları ve bu yöndeki doğru olup olmaması bir yana) usûl hukuku sorunudur. Karar hem yargılama hem esas hem de tedbir bakımından birçok usûl sorununu ve yanlışlığını barındırmaktadır. Bu süreçte tarafımıza birçok soru yöneltilmiş; ancak konunun sıcaklığı içinde alelacele bir değerlendirme yapmanın sakıncası, ayrıca ortaya çıkan siyasî tartışmanın içinde söylenecek sözün kaybolma ihtimal sebebiyle bu sorulara acele cevap vermeyi doğru bulmadık. Bu konuda yaklaşık otuz sayfalık daha ayrıntılı ve akademik temelli, atıflı ve dip notlu makalemize lexpera blog’tan ulaşmak mümkün. Özet değerlendirmemiz şöyledir:
1.) Kararda görev olarak ifade edilse de,
aslında ciddî bir yargı yolu/kolu sorunu mevcuttur. Seçim yargısının alanına
girilerek ve kesinleşmiş seçim süreçleri yok sayılarak karar verildiği şeklinde
çok net eleştiriler mevcuttur. Bu konudaki aslî tartışmaları anayasa, kamu ve
seçim hukuku alanında çalışanlara bırakmakla birlikte, kararın veriliş şekli,
gerekçesi ve sonuçları da dikkate alındığında, özellikle gerekçenin bu konuda
tatminkâr olmaması karşısında, konunun seçim yargısının alanına girdiğini söylemek
daha mümkündür. Verilen bu karar, atipik, hukukumuzda aslında karşılığı
olmayan, hukuk düzenimizde yer bulması ve izahı zor bir karardır. Bunu baştan
bilerek ve kabul ederek tüm yorumları yapmak gerekir.
2.) Parti Kurultay’ında bazı sorunların
olması, hatta bunların suç oluşturması başka bir şeydir, bunun için Kurultay’ın
ve kararların geriye dönük olarak iptali başka bir şeydir. Sorumlular hakkında
gereği yapılabilir, ilgili hukukî süreçler işletilebilir. Ancak seçim yargısı
denetiminden geçmiş, kesinleşmiş bir sürecin mutlak butlanla hükümsüz sayılıp
iptali başka bir şeydir. Yargıtay’ın bu tarz durumlarda (sendikalar, dernekler,
birlikler, şirketler vs.) çok sık ve farklı tüzel kişilikler için kabul ettiği
etki kuralı gereğince, olanın sonuca etkisi ve sonucu değiştirme durumu
araştırılmadan karar verilmesi de hatalıdır; en hafif haliyle eksik ve yetersiz
incelemedir.
3.) Şayet konunun seçim yargısının alanına
girmesine rağmen adlî yargıda (medenî yargı içinde) karar verilmesi durumu
ortaya çıkmışsa, YSK’nın boşanma kararı veya taşınmaz ya da alacak davası
hakkında karar vermesinden, sulh hukuk mahkemesinin, ağırlaştırılmış müebbet
hapis kararı vermesinden hiçbir farkı yoktur. Açık yargı yolu/kolu ihlâli
olduğunda ise, bunun Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından dahi giderilemeyecek bir
temel anayasal sorun olduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü, YSK denetiminden geçmiş
işlemlerin kesinliği karşısında bu tür yargı kolu/alanı sorunu çıkmayacağı ön
kabulü ve Anayasa düzenlemesi söz konusudur. Bu tür durumlarda gerek yabancı
doktrinde gerekse konuyla ilgili Türk doktrininde, verilen hükmün duruma göre
yok, en azından etkisiz (yani icra edilemez, uygulanamaz) hüküm sayılabileceği
kabul edilebilmektedir, bu potansiyeli vardır. Nitekim Mahkemenin “gereği için”
başta YSK olmak üzere seçim organlarına kararın gönderilmesi yönünde karar
vermesine karşı, YSK’nın ise, bizim adlî yargı organlarının kararlarını icra
etmemiz söz konusu değil, şeklinde açıklaması da buna işaret etmektedir.
4.) Bu sorunun eninde sonunda YSK’nın
önüne geleceği açıktır. Özellikle bir erken seçim kararı söz konusu olursa, bu
karar durumu doğrudan etkileyecektir. O sebeple, asıl icra makamı olarak
YSK’nın ya bu kararın seçim yargısı ve hukuku bakımından bir etkisi
olmayacağını ya da Mahkeme kararına göre hareket edileceğini açıklaması
önemlidir. Birincisi, kararın seçim yargısı bakımından etkisiz bir karar olduğu
anlamına gelecektir. İkincisinde ise birçok sorun söz konusudur. Örneğin,
Partinin kurultaysız kalmanın sonuçlarıyla karşılaşması ve seçime girememesi
ihtimali ortaya çıkabilir. O sebeple YSK bu kanaatteyse bu görüşünü açıklayarak
en azından bu sorunun giderilmesinin yolunu açmalıdır. Aksi halde şu anda
sessiz kalıp daha sonra partinin seçime girmesine engel olursa, bu bilinçli
şekilde bir soruna ve mağduriyete sebep olmak anlamına gelmektedir. Böyle
durumlarda Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da
dikkat çekildiği üzere, yargı organlarının ihmalî ve yanlış davranışlarından
dolayı hak sahiplerinin haklarından mahrum bırakılması sonucu doğacaktır.
5.) Kararda gerekçe yapılan hususların
hemen hemen hepsi, henüz karar aşamasına gelmemiş, esas numarası ile yürütülen
hukuk ve ceza davaları olduğu görülmektedir. Kararın gerekçesinde, bu
yargılamaların safahatları anlatılmış, hatta bir dosyadaki mazeret meselesi
üzerinde aslında sonuca etkili değilken (normla bir mahkeme kararında pek
rastlanmayacak şekilde) uzun uzun durulmuştur. Fakat dosyaların bir kısmında
henüz usûlî işlemler dahi tamamlanmamıştır. Ceza dosyalarında ise henüz karar
verilmemiş ve iddialardan ibaret bir durum söz konusudur. Mahkemenin temel
gerekçesi olarak, bu yargılamaların safahatı anlatıldıktan, hatta bazılarında
duruşma talikleri olduğu belirtildikten sonra ilgili paragrafların sonunda,
sanki bir ispat gerçekleşmiş gibi “anlaşılmaktadır” denilmiştir. Usûl
hukukumuzda, hüküm verilmemiş, hatta kesinleşmemiş dosyalar hükme esas alınmaz,
ispatı gerçekleştirmiş olmaz, belirtelim ki “anlaşılmaktadır” şeklinde bir
ispat yöntemi de yoktur.
6.) Yerleşik Yargıtay uygulamasında
neredeyse istisnasız şekilde, özellikle bir ceza davasının sonucunun hukuk
davasını etkileyeceği düşünülüyorsa, o zaman bu dosyaların “bekletici sorun”
yapılması gerektiği sürekli ve ısrarlı olarak vurgulanmaktadır. Mahkeme bu
dosyaların sonucunun mevcut Kurultay davasını doğrudan etkilediğini
düşünüyorsa, en fazla bekletici sorun kararı vermesi gerekirdi, hatta
Yargıtay’a göre bu zorunludur. En basit ticarî dosyalarda, asliye hukuk
davalarında dahi uygulanan bu temel yöntem, bu kadar önemli davada
uygulanmamış, gözardı edilmiştir.
7.) Ayrıca, gerekçede bu dosyalar dışında
somut, açık, kesin bir delil bulunmamakta, genel geçer matbu ifadelerle gerekçe
ifade edilmektedir. Kararın gerekçesine bakıldığında, ne usûl hukukumuzda
normal bir davada esas alınan “tam ispat” ne de sınırlı durumlarda ve geçici
hukukî korumalarda dikkate alınan “yaklaşık ispat” şartı karşılanmıştır. Sadece
ayrıntılandırılmış, ispat niteliği olmayan bazı iddialar ve henüz
kesinleşmemiş, hatta karara bağlanmamış bazı ihtimaller üzerinden hüküm ve
tedbir verilmiştir.
8.) Karar bu kapsamda gerekçe yönünden de
oldukça zayıftır. Anayasa ve özellikle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda belirtilen
gerekçenin temel unsurları mevcut değildir. Çünkü, somut, açık, davacıların
delillerinin davalı tarafın delillerine neden üstün tutulduğu belirtilmemiş,
ifade edilen dosyaların somut olarak Kurultay sonucunu nasıl etkilediği
açıklanmamıştır. Özellikle adil yargılanmayla bağlantılı “hukukî dinlenilme
hakkı” kapsamında kararın somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi
gerekmektedir. Bazı davaları arka arkaya sıralamak usûl hukuku anlamında bir
gerekçe oluşturmamaktadır. Doktrinde ve yargı kararlarında, bu şekilde denetime
elverişli olmayan gerekçelere “soyut gerekçe”, “görünürde gerekçe”, “formül
veya matbu gerekçe”, “sözde gerekçe”, “şeklî gerekçe” denilmektedir. Oysa bu
kadar önemli bir davanın gerekçesi, oldukça kapsamlı ve altlama faaliyetini tam
karşılaması gerekir.
9.) Özellikle verilen tedbir kararı geçici
hukukî koruma hukuku bakımından birçok sorunu içinde barındırmaktadır. Her
şeyden önce belirtmek gerekir ki, bu tedbir kararına karşı kanun yolunun açık
olduğu konusunda bir tereddüt yoktur. Şayet, ilk derece mahkemesi bir tedbir
kararı vermiş, bölge adliye mahkemesi bunu istinafen incelemişse, bu istinaf
kararına karşı Yargıtay yolu, temyiz yolu kapalıdır. Ancak, ilk defa bölge
adliye mahkemesinde ve istinaf aşamasında bir tedbir kararı verilmişse, henüz
bu karar bir kanun yolu denetiminden geçmediğinden ilk derece kararı gibidir,
buna karşı Yargıtay’a başvurulabilir ve buradaki inceleme istinafen yapılan bir
incelemedir. Şayet bölge adliye mahkemesi tedbire karşı başvurulacak bu yolu
kapatmak isterse HMK m. 346 ve 366 çerçevesinde bu kararına karşı Yargıtay’a
başvurulabilir. Yargıtay’ın da bunun üzerine acele bir incelemeyle karar
vermesi gerekir. Kanun yolunun kapatılması, açıkça hak aram özgürlüğü
ihlâlidir. Bölge adliyesi tedbir kararı verirken, bu kanunda açıkça yazmasa da,
yasak değil denilerek tedbir yetkisini kabul edip, ancak denetime gelince kanun
yolu ifadesini sadece istinaf olarak daraltıp denetimi mümkün kılmamak başlı
başına çelişki olur.
10.) Tedbir bakımından HMK m. 389’un
şartlar oluşmamıştır. Ayrıca yukarıda açıklandığı üzere yaklaşık ispat şartı da
sağlanamamıştır. Kaldı ki, Mahkeme de sadece istinaf incelemesinde de tedbir
kararı verilebileceğinin gerekçesini yazmış, onun dışında tedbire ilişkin ciddî
bir gerekçe yazmamış, yaklaşık ispatı sağlayıcı açıklama yapmamıştır. Mahkeme
mutlak butlan kararı varsa, kamu düzeni gereği tedbir kararı da verilmelidir
faraziyesinden hareket etmiştir.
11.) Tedbir kararı sonucu baştan
sağlayıcı, hem de oluşacak kesin karardan daha fazlasıyla öne çeken bir
karardır. Bu açıdan tamamen yanlış ve tedbir hukukuna aykırıdır. Yargıtay,
hatta bölge adliye mahkemeleri daha hafif durumlarda dahi sonuca etkili karar
olmayacağı gerekçesiyle bu tür talepleri reddederken, burada sonucu da aşan bir
karar verilmesi, tüm bu yerleşik görüş ve kararlara aykırıdır.
12.) Tedbir kararının nasıl uygulanacağı
ve etkisi sorunu da vardır. Normalde bir tedbirin amacı bir sorunu geçici
olarak çözmekken, çalışmanın içerisinde bu tedbirin ortaya çıkartacağı en az
altı yedi bağımsız sorun ortaya konulmuştur. Sorun çözmesi gereken tedbirin,
kendisinin büyük bir sorun olması hukuken çözümsüz bir sorundur.
13.) Kişilik haklarına (keza aile
hukukuna, taşınmaz malların aynına) ilişkin kararlar kesinleşmeden icra
edilemezler, tedbiren dahi mümkün olmaz. Örneğin, tapu iptal ve tescil
davasında, tedbiren tasarrufu engelleyici kararlar verilebilir, ancak tescil anlamına
gelecek mülkiyeti değiştirici kararlar tedbiren verilemez. Yine bir boşanma
davasında nafaka ve velayete ilişkin tedbir kararı verilebilir, ancak boşanma
kararının geçici de olsa nüfusa kaydı kararı verilemez. Oysa Kurultay
kararında, bazı geçici tedbirler alınmakla yetinilmemiş, adeta hüküm
kesinleşmiş gibi, asıl hükümdeki hususlar tedbire aktarılmıştır.
14.) Şayet bir tedbir kararı verilecekse o
zaman da tedbirin, objektif koruyucu niteliği olmalıdır. Bu sebeple
uyuşmazlığın tarafları ve menfaati zıt olanlar arasından birilerini tedbiren
görevlendirmek olmamalı, Partide bağımsız ve tarafsız kişilerden bir atama
yapılmalıdır. Bu da yapılmamıştır.
15.) Tedbir kararı ile birlikte 2023
Kurultayında seçilen organların görevi tamamen sona ermemiş, tedbiren atananlar
da tam ve mutlak olarak görevlendirilmemiştir. Ortada olsa olsa tüm sorunlarına
rağmen tedbiren görevlendirilmiş bir yönetim söz konusudur. Bunun sonucu
olarak, bu karar yine de geçerli sayılacaksa 2023 Kurultayı ile gelen
organların durumu şu anda askıdadır, ancak asıl kararın kesinleşmesi ile kesin
halini alabilir. Tedbiren atananlar ise ancak tedbirle sınırlı bir
konumdadırlar; onların da kalıcı bir etki doğuracak konumları şu anda yoktur.
16.) Tedbiren atanan yönetim adeta Mahkeme
adına işlem yaptığından, tedbiren yaptıkları iş ve işlemlere karşı gerekli
hukukî yollara başvurulabilir, hem atayan hem görevlendiren merciye karşı
gerekli süreçler işletilebilir.
17.) Tedbir kararı ile tüzel kişiliğin
aslî iradesini ve o iradeyi temsil edenlerin durumunun ortadan kaldırılması söz
konusu olmaktadır ki, bu da örtülü kapatma anlamına gelir. Bu sebeple gerekli
görülüyorsa, yeni bir Kurultayın toplanması gibi işlemler de gerekli şartlar
sağlanarak yapılabilir; hatta seçime girememe gibi bir risk varsa bu aynı
zamanda bir zorunluluk da oluşturabilir. Geçici yönetimler, tüzel kişilik genel
ve temel iradesinin yerine geçemez; kalıcı etki oluşturacak işlemlere sebebiyet
veremez. Bu durum tedbirin niteliğine aykırıdır.
Prof. Dr. Muhammet Özekes, Dokuz Eylül
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi ve Hukuk Mahkemeleri Kanunu mimarı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.