Türkiye’de son yıllarda gıda fiyatlarında yaşanan hızlı artış, toplumun geniş kesimlerini doğrudan etkileyen en önemli ekonomik sorunlardan biri haline gelmiştir. Bu artış çoğu zaman döviz kuru, küresel gelişmeler veya piyasa koşulları ile açıklanmaktadır. Ancak daha az tartışılan temel bir gerçek vardır: Tarım sektörünün Türkiye ekonomisi içindeki göreli ağırlığı son yirmi yılda önemli ölçüde azalmıştır. Bu gelişme, yalnızca ekonomik yapıda bir değişimi değil, aynı zamanda gıda fiyatlarının neden kalıcı olarak yüksek seyrettiğini anlamak açısından da kritik bir ipucu sunmaktadır.
Tarım sektörü, Türkiye
ekonomisinde tarihsel olarak stratejik bir rol oynamış, istihdam, gıda
güvenliği ve kırsal kalkınma açısından temel sektörlerden biri olmuştur. Ancak
son yirmi yılda Türkiye ekonomisinin yapısında önemli bir dönüşüm yaşanmış ve
tarımın ekonomi içindeki göreli ağırlığında belirgin bir azalma gözlenmiştir.
Bu analiz, 2002–2024 döneminde tarımın Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH)
içindeki payı, tarımsal desteklerin GSYH’ye oranı ve kamu yatırımları içindeki
payı üzerinden bu dönüşümü incelemektedir.
TARIMIN GSYH İÇİNDEKİ
PAYINDAKİ DEĞİŞİM
Tarım sektörünün GSYH
içindeki payı, incelenen dönemde önemli ölçüde azalmıştır. 2002 yılında %10,17
olan bu oran, 2024 yılında %5,82 seviyesine gerilemiştir. Bu, yaklaşık %43
oranında bir göreli düşüş anlamına gelmektedir. Bu gelişme, Türkiye ekonomisinin
yapısal dönüşüm sürecine girdiğini ve sanayi ile hizmet sektörlerinin tarıma
kıyasla daha hızlı büyüdüğünü göstermektedir.
TARIMSAL DESTEKLERİN
GSYH’YE ORANINDAKİ DEĞİŞİM
Tarıma sağlanan kamu
destekleri nominal olarak artmış olsa da bu desteklerin ekonominin genel
büyüklüğüne oranı azalmıştır. 2002 yılında yaklaşık %1,20 olan oran, 2024
yılında yaklaşık %0,45 seviyesine gerilemiştir. 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun
21. maddesine göre ‘tarımsal desteklemeler için bütçeden ayrılacak pay GSYH’nin
%1’inden az olamaz’. Bu bir yapısal tercih midir yoksa bir ihmal mi söylemek
zor ancak bu durum, tarım sektörüne ayrılan kamu kaynaklarının göreli öneminin
azaldığını göstermektedir.
KAMU YATIRIMLARINDA
TARIMIN PAYINDAKİ DEĞİŞİM
Kamu sabit sermaye
yatırımları içinde tarımın payı 2002 yılında yaklaşık %7,5 düzeyindeyken, 2024
yılında yaklaşık %2,5 seviyesine düşmüştür. Bu, kamu yatırım önceliklerinin
zaman içinde önemli ölçüde değiştiğini göstermektedir.
Üç temel gösterge
birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de tarım sektörünün ekonomi içindeki
göreli öneminin son yirmi yılda önemli ölçüde azaldığı görülmektedir. Bu durum,
ekonomik yapının dönüşümünü ve kamu kaynaklarının sektörler arasında yeniden
dağılımını yansıtmaktadır.
AB ÜLKELERİNDE TARIM
Türkiye’nin tarımdaki
durumunu daha iyi anlayabilmek için AB ülkelerinin tarım konusundaki
performansını mukayeseli olarak kısaca gözden geçirmek faydalı olacaktır.
Türkiye, toplam tarımsal
üretim büyüklüğü açısından Avrupa’nın en önemli ülkelerinden biridir. Fransa,
Almanya, İtalya ve İspanya ile birlikte Avrupa’nın en büyük beş tarım
üreticisinden biri konumundadır. Türkiye’nin yıllık tarımsal üretim değeri
yaklaşık 60 milyar Euro seviyesindedir ve bu büyüklük, birçok Avrupa Birliği
ülkesinin üzerindedir.
Bu durum, Türkiye’nin
sahip olduğu geniş tarım alanları, uygun iklim koşulları ve ürün çeşitliliği
ile açıklanabilir. Ancak Türkiye’nin tarımsal üretimdeki güçlü konumuna rağmen,
verimlilik açısından Avrupa Birliği ülkelerinin gerisinde kaldığı görülmektedir.
Örneğin, buğday verimi açısından Almanya ve Fransa’da hektar başına ortalama
verim 7–8 ton seviyesindeyken Türkiye’de bu değer yaklaşık 3–4 ton
seviyesindedir
Bu fark, Türkiye’de
tarımsal üretimin büyük ölçüde geniş alanlara dayalı olduğunu, buna karşın
teknoloji, mekanizasyon ve modern üretim tekniklerinin kullanımının Avrupa
Birliği ülkelerine kıyasla daha sınırlı olduğunu göstermektedir.
Türkiye’nin Avrupa
Birliği ülkelerine kıyasla en zayıf olduğu alanlardan biri de tarımsal
desteklerdir. Avrupa Birliği’nde uygulanan Ortak Tarım Politikası (Common
Agricultural Policy – CAP) kapsamında çiftçilere önemli miktarda doğrudan gelir
desteği sağlanmaktadır. Bu kapsamda Fransa ve Almanya’da çiftçi başına yıllık
destek 20.000–30.000 Euro seviyesindeyken Türkiye’de bu değer yaklaşık
3.000–5.000 Euro seviyesindedir. Bu destek, Avrupa Birliği çiftçilerinin daha
yüksek sermaye birikimi, daha fazla teknoloji kullanımı ve daha yüksek
verimlilik düzeyine ulaşmasını mümkün kılmaktadır.
Türkiye, özellikle meyve
ve sebze üretiminde Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biridir. Türkiye fındık
üretiminde dünya lideri; kayısı, incir ve kiraz üretiminde dünya liderleri
arasındadır. Sebze ve meyve üretiminde Avrupa’nın en büyük üreticilerinden biridir
Bu ürünlerde Türkiye’nin
sahip olduğu iklim avantajı önemli bir rekabet üstünlüğü sağlamaktadır.
Özetle Türkiye’nin AB
içindeki gerçek konumu şöyle ifade edilebilir: üretim büyüklüğü açısından çok
güçlü, verimlilik açısından zayıf, devlet desteği açısından düşük, teknolojide
geri ve ihracatta orta derecede güçlüdür.
TARIMDAKİ KÜÇÜLME VE GIDA
ENFLASYONU
Gıda enflasyonu ile
tarımın göreli zayıflaması arasındaki ilişki doğrudan ve güçlüdür.
Tarımın göreli önemi
azaldıkça yatırım azalır, verimlilik artışı yavaşlar, üretim artışı nüfus
artışının gerisinde kalabilir ve arz esnekliği düşer. Bu nedenle küçük arz
şokları bile fiyatları hızla artırır.
Ülkemizdeki durum tam da
bu modele uymaktadır. Türkiye’de son 20 yılda:
n Tarımın GSYH payı
düştü.
n Kamu yatırımlarındaki
payı düştü.
n Desteklerin GSYH’ye
oranı düştü.
n Verimlilik AB’nin
gerisinde kaldı.
Bu gelişmelerden dolayı
gıda arzı yeterince hızlı artmadı ve sonuçta yüksek gıda enflasyonuna ortaya
çıktı. Enflasyonun yüksek olmasının nedenleri ise gıda arzının, düşük
verimlilik, düşük yatırım, parçalı arazi yapısı, teknoloji kullanımının sınırlı
olması ve iklim şoklarına duyarlılığı nedeniyle daha kırılgan olmasıdır. Bu da
fiyat oynaklığını artıran bir ortamdır. OECD ve Dünya Bankasının tüm ülkeler
için dile getirdiği bulgu tarım verimliliğinin düşük olduğu ülkelerde gıda
enflasyonunun daha yüksek olduğudur.
Tarım sektörünün ekonomi
içindeki göreli ağırlığının azalması, yalnızca üretim yapısını değil, aynı
zamanda gıda fiyatlarını da doğrudan etkilemektedir. Tarım sektörüne yapılan
yatırımların göreli olarak azalması ve verimlilik artışının sınırlı kalması, kırsal
nüfusun yaşlanması ve genç nüfusun tarımdan kopuşu gıda arzının yeterince hızlı
artmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum, nüfus artışı ve talep karşısında arzın
daha az esnek hale gelmesine yol açmakta ve gıda fiyatlarının daha hızlı
yükselmesine neden olabilmektedir.
Nitekim son yıllarda
Türkiye’de gözlenen yüksek gıda enflasyonu, kısmen tarım sektörünün verimlilik
ve yatırım açısından yeterince güçlenememesi ile ilişkilendirilebilir. Tarım
sektörünün güçlendirilmesi, yalnızca üretim artışı açısından değil, aynı zamanda
gıda fiyat istikrarının sağlanması açısından da kritik önem taşımaktadır.
Şekil Türkiye’de tarımın
GSYH içindeki payı azalırken, gıda enflasyonu özellikle son yıllarda belirgin
biçimde yükseldiğini göstermektedir. Tarım sektörünün ekonomi içindeki göreli
ağırlığının azalması ile gıda enflasyonundaki yükseliş aynı dönemde gerçekleşmiştir.
Tarım sektörüne yapılan yatırımların ve verimlilik artışının sınırlı kalması,
gıda arzının talep karşısında yeterince hızlı artmasını zorlaştırmaktadır. Bu
durum, arzın daha az esnek hale gelmesine ve gıda fiyatlarının daha hızlı
yükselmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle tarım sektörünün güçlendirilmesi,
yalnızca üretim artışı açısından değil, aynı zamanda gıda enflasyonunun kontrol
altına alınması açısından da kritik öneme sahiptir.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Verilerin ortaya koyduğu
“göreli gerileme”yi tersine çevirmek ve gıda enflasyonunu kalıcı olarak
dizginlemek için şu yapısal adımlar kritik öneme sahiptir:
A. Yatırım Önceliklerinin
Yeniden Belirlenmesi
Kamu yatırımları içindeki
payın %7,5’ten %2,5’e düşmesi, tarımda modernizasyonun yavaşlamasına neden
olmuştur.
• Dijital Tarım ve Mekanizasyon: Verimliliği
artırmak için “Tarım 4.0” uygulamalarına (akıllı sulama, hassas tarım
teknikleri) yönelik kamu yatırımları artırılmalıdır.
• Sulama Altyapısı: Tamamlanmamış baraj ve
sulama kanalı projelerinin (özellikle GAP, KOP projeleri) hızla bitirilmesi,
iklim şoklarına karşı arz güvenliğini sağlayacaktır.
B.
Destekleme Politikasında “Kanun ve Etkinlik”
Tarımsal
desteklerin GSYH içindeki payının %0,45’e gerilemesi, çiftçinin sermaye
birikimini engellemiştir.
• Yasal Sınır Uygulaması: 5488 Sayılı Tarım
Kanunu’ndaki “%1” kuralı tavizsiz uygulanmalı ve bu kaynak doğrudan “üretim
verimliliği” ile ilişkilendirilmelidir.
• Girdi Maliyetlerinin Sübvansiyonu: Mazot,
gübre ve yem gibi ithalata bağımlı temel girdilerde döviz kuru şoklarına karşı
“fiyat koruma kalkanı” oluşturulmalıdır.
C. Arazi Toplulaştırması
ve Ölçek Ekonomisi
Türkiye’de tarımsal
işletmelerin parçalı yapısı, verimliliğin AB’nin (Almanya ve Fransa) gerisinde
kalmasının temel nedenidir.
Miras Hukuku ve
Toplulaştırma: Küçük arazilerin birleştirilmesi teşvik edilerek, birim
maliyetin düşürülmesi sağlanmalıdır. Bu, gıda fiyatlarında kalıcı bir düşüşün
anahtarıdır.
GENEL DEĞERLENDİRME
2002–2024 döneminde
Türkiye’de tarım sektörü mutlak büyüklük olarak gelişmeye devam etmiş olsa da
ekonomi içindeki göreli ağırlığı ve kamu kaynaklarından aldığı pay önemli
ölçüde azalmıştır. Bu bulgular, tarım sektörünün ekonomi içindeki göreli
konumunun zayıfladığını göstermektedir.
Türkiye’nin tarım
sektörü, üretim büyüklüğü açısından Avrupa Birliği ile rekabet edebilecek
düzeydedir. Ancak verimlilik, teknoloji kullanımı ve kamu destekleri açısından
Avrupa Birliği ülkelerinin gerisinde kalmaktadır.
Bu durum, Türkiye’nin
tarım sektöründe “yüksek üretim hacmi ancak düşük verimlilik” şeklinde
tanımlanabilecek yapısal bir özellik taşıdığını göstermektedir.
Türkiye, Avrupa’nın en
büyük tarım üreticilerinden biri olmasına rağmen, verimlilik ve kamu destekleri
açısından Avrupa Birliği ülkeleri ile arasında önemli bir fark bulunmaktadır.
Bu farkın azaltılması, tarım sektöründe teknoloji kullanımının artırılması,
yapısal reformların uygulanması ve tarımsal desteklerin etkinliğinin
artırılması ile mümkün olabilir.
Veriler açık bir gerçeği
ortaya koymaktadır: Türkiye hâlâ Avrupa’nın en büyük tarım üreticilerinden
biridir, ancak tarım sektörü son yirmi yılda ekonomi içindeki göreli ağırlığını
önemli ölçüde kaybetmiştir. Bu durum, üretimin küçülmesinden değil, ekonominin
diğer sektörlerinin daha hızlı büyümesinden ve tarımın kamu kaynakları içindeki
önceliğinin azalmasından kaynaklanmaktadır.
Sonuç olarak Türkiye,
tarımsal üretim büyüklüğü açısından Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biri
olmayı sürdürmektedir. Ancak veriler, tarım sektörünün ekonomi içindeki göreli
öneminin ve kamu kaynaklarından aldığı payın son yirmi yılda önemli ölçüde azaldığını
açıkça göstermektedir. Bu eğilim devam ettiği takdirde, Türkiye’nin tarımsal
üretim kapasitesi uzun vadede zayıflayabilir ve ülkenin gıda güvenliği ile dış
ticaret dengesi üzerinde olumsuz etkiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle tarım
sektörü yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir sektör olarak
yeniden değerlendirilmelidir.
*Prof. Dr. Yusuf Ziya
Özcan eski YÖK Başkanı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.