Ramazan ayının manevi iklimine girdiğimiz şu günlerde, İslam dünyasının içinde bulunduğu sefaletten çıkış yolunu yine Kur’an’ın aydınlığında arıyoruz. Ancak bu kez karşımızda alışık olduğumuzun dışında, 21. yüzyıl insanının zihnindeki düğümlere odaklanan bir çalışma var. Akademisyen-yazar Esat Arslan ile yeni yayımlanan ‘21. Yüzyıldan Kur’an’a Bakış’ adlı tefsir çalışmasını konuştuk. Arslan, geleneksel duvarların yıkıldığı bir çağda, Kur’an’ı “insanlığın evrensel ıstıraplarına doyurucu bir yanıt” olarak yeniden okumayı teklif ediyor....
1.
Esat merhaba. Çaılışmanda alışılagelmiş tefsirlerden farklı olarak, 21. yüzyıl
aklının ve vicdanının Kur’an’a itiraz ettiği temalara odaklanıyorsun. Kur’an’a
dair bu yenilikçi perspektifi neye borçlusun?
Allah Kur’an’da
“Gerçekten inanıyorsanız en üstün millet sizsiniz” diyor. Bugün İslam ümmeti
olarak yeryüzünün en seçkin ümmeti değiliz. Belki de yeryüzünün en sefil
haldeki ümmetiyiz. Allah da zaten Yunus Suresi’nde “Aklını kullanmayan kavmin
üzerine pislik yağdırırız” diyor. Bugün ümmet olarak sefaletimizin sebebinin
takdir-i ilahi değil de kendi suçumuzun cezası olduğuna inanıyorum. Dinimizi
anlamada aklı temele almadığımız ve aklı, vicdanı ve gönlü doyuran ve yedi
kıtada heyecan uyandıran bir dini düşünceye ulaşamadığımız sürece bu sefaletin
süreceğine inanıyorum. Ben bu kitabımla bu sefaletin acısını yudumlayan
Müslüman bireylere aklın, vicdanın, gönlün ve çağımızın gerçeklerinin hakkını
verirsek yeryüzünün en seçkin dünya görüşünü, en üstün yaşam felsefesini ve en
yüce ilke ve değerlerini Kur’an’da bulabileceğimizi söylemek istedim.
‘KUR’AN İNSANLIĞIN
EVRENSEL ISTIRAPLARINA BİR YANIT’
2.
Tefsirinde Kur’an’ın sadece inananlar için değil, tüm insanlık için manevi bir
cennet vaat ettiğini söylüyorsun. Bu iddialı yaklaşımı ve ‘yeni gözlerle
tefsir’ çabanı besleyen temel motivasyon nedir?
Önce Kur’an’a
yaklaşımımda temel teşkil eden bir cümle zikredeyim. Kur’an’ı anlamada usule
ait bu cümleyi sanıyorum hiçbir geleneksel tefsir usulü kitabı zikretmez. Fakat
bu cümle Kur’an’ı doğru anlamada hepimiz için hayatidir. Cümle şu: “Kur’an
insanlığın evrensel ve çağlar üstü ıstıraplarına doyurucu bir yanıt olarak
okunmak zorundadır.” Zemahşeri, Razi, İbn Arabi gibi geçmiş üstatlar kendi
çağları için çok iyi iş çıkarmışlar. Abbasi, Endülüs, Horasan, Selçuklu,
Osmanlı, Babür gibi medeniyetler onların ve onlar gibilerin Kur’an yorumu
gölgesinde kuruldu. Ben de hala bu üstatlardan çok şey öğreniyorum. Fakat
içinde yaşadığımız küresel çağ 13. asır Osmanlı kadısının yaşadığı çağdan
farklı hakikatlere sahip. Geçmiş üstatları yeterli gördüğümüz takdirde bu çağa
hitap eden Kur’an yorumunu meydana getirebilmemiz mümkün değil. Kur’an Kehf
Suresi’nde bir duvarın yıkılmasının gizli bir hazineyi meydana çıkarabileceğini
söylüyor. Sanıyorum bizim geleneksel medeniyetimizin duvarlarının Batı
emperyalizmi tarafından yıkılmış olması bizleri iki yüz elli yıldır Kur’an’ın
hazinelerini yeniden keşfetmeye götürüyor. Muhammed Abduh, Elmalılı, Muhammed
Esed, Bediüzzaman, Seyyid Kutup, Mevdudi, Fazlurrahman gibiler hep bu çağa yön
verecek Kur’an tefsirini keşfetme çabasının mahsulü. Ben de kendi tefsir
kitabımın bağımsız bir eser olarak kabul edilmesindense bu halkanın bir parçası
olarak ele alınmasını isterim.
3.
Yedinci asırda nazil olmuş bir metni 21. asrın problemleriyle yorumlamak
“anakronizm” değil mi? Kur’an’ı çağa uydurmak için bir zorlama söz konusu mu?
Fakat insanlığın evrensel
ıstırapları değişmiyor. Biz klasik çağımızda Hazret-i Peygamber’e dünyanın acı
gerçeklerinden kopuk aşkın bir konumda duruyormuş gibi muamele ediyorduk. Daha
sonra, Fazlurrahman sağ olsun, Hazret-i Peygamber’in peygamberlik öncesi
yaşamında insanlığın ıstıraplarını kendine dert ettiği için toplumdan kaçıp
mağarada bu sorunlara nasıl çözüm bulunur diye fikir çilesi çeken yüce bir
insan olduğunu anladık. Ve yine Fazlurrahman vesileliğiyle Kur’an vahyinin
tepeden ceberutça buyuran ve bizim köle gibi itaat etmemiz gereken bir söz
değil de kutsalla ve metafizik alemle temas kurmuş ve Allah’la bütünleşmiş
evrensel bir vicdanın patlaması olduğunu düşünebildik. Böylesi bir vicdan hangi
çağda yaşarsa yaşasın fakirliğin, kadın sömürüsünün, haksız hiyerarşinin,
uluslararası çatışmanın, dini yobazlığın ve dinler arası düşmanlığın acısını
yaşayabilir. Bu sebeple Hazret-i Peygamber’in ıstıraplarının ve onun
mücadelesinin çağlar üstü olduğunu söyleyebiliyoruz.
4.
Tefsirinin alt başlığı ‘Estetik Boyut’. Kur’an’ın çağlar üstülüğünü neden
estetik bir mucize oluşuna bağlıyorsun?
Evet. Ama bu bana mahsus
bir düşünce değil. Büyük belagat alimi Cürcani “Kur’an’ın mucizeliği onun edebi
sanatlarında yatar. Ve Kur’an estetiğinin mantığı kavrandığında Kur’an’ın
akılla barışı da kurulur” diyor. Zemahşeri’nin çağımıza hala ışık tutabilen
akılcı tefsiri bu ilkenin 11. asır koşullarında hayata geçirilmesi sayesinde
yazıldı bildiğim kadarıyla.
‘EN ZOR ZAMANDA BİLE
UMUDU CANLI TUTUYOR’
5.
Ve sen bu estetik vasıftan hareketle Kur’an’ın eşi benzeri getirilemez bir
mucize olduğunu ve Kur’an mesajının tüm seküler felsefi birikimden daha üstün
olduğunu iddia ediyorsun.
Evet. Freud’dan hareketle
anlatayım. Freud psikanalizle sınırlı keşiflerini tamamlayıp din, sosyal teori
gibi daha geniş alanlara açılmak istediği zaman şöyle der: “bir entelektüelin
en büyük hayali varlığın tüm alanlarını kuşatan, ayakları yere sağlam basan ve
insanlara yeni bir vizyon sunan bütünlüklü bir dünya görüşü (Weltanschauung)
inşa etmektir.” Bir entelektüel böylesi bir dünya görüşü inşa etmek için
ciltlerce kitap yazar ve sadece seçkinlere hitap eder, sıradan insanlara değil.
İbn Rüşd’ün dediği gibi
topu topu 604 sayfalık Kur’an ise seçkinlerle ve sıradan insanlarla beraberce
konuşuyor. Her iki kesim de aynı ayetten feyizlenebiliyor. Ayrıca Kur’an’a bir
göz gezdirin. Onda metafizik ve doğa felsefesinden sosyoloji, kadın hakları ve
psikanalize kadar her hususun yer aldığını göreceksiniz. Ve tüm bu hususların
-hakkı verildiğinde- aradan geçen on dört asır sonra bile hiç eskimediğini…
Örneğin Freud’un keşfetmek için yıllarını verdiği id-ego-süperego üçlüsü Kaf
Suresi’nde sadece yarım sayfalık bir yer tutar. Bütünlüklü bir dünya görüşü
oluşturmanın bir önemi de insana dünyadaki yerini gösterip ona bir rota çizmesi
ve onun dürtülerini kanalize etmesi. Seküler filozofların birçoğunun yarattığı
dünya görüşü oldukça kötümserdir. Oysa Seyyid Kutup’un İslam Düşüncesi’nde
ifade ettiği ve Kur’an aşıklarının asırlardır zevk ettiği gibi Kur’an’ın bu
dünya ve ölüm ötesini bütünlüklü bir biçimde ele alarak insana dünyada biçtiği
konum en zor zamanlarda bile umudu ve iyimserliği canlı tutan bir dünya
görüşünün ürünü.
6.
İstersen bu iyimser cümleyle sohbetimize bir son verelim. İnşallah bu sohbet
Ramazan ayında insanımızın Kur’an’ı taze bir biçimde hissetmesine vesile olur.
İnşallah. Teşekkür
ederim.
YEREL ÖRNEKLERDE ÇAĞLAR
ÜSTÜ BİR MUHTEVA VAR
7.
Fakat senin Fazlurrahman’dan ve İslam tarihselciliğinden ciddi bir farkın var.
Onlar “Kur’an’ın sadece gayeleri ve manaları ezeli-ebedidir, Kur’an’ın lafzı
tarihseldir” derken, sen hem gaye ve manasının hem de harf harf lafzının
Allah’tan geldiğini ve ezeli-ebedi olduğunu iddia ediyorsun. Bu vesileyle pek
çok deistin bir sorusunu sorayım: Kur’an’ın kültür malzemesi neden bir 7. asır
insanının ufkuyla sınırlı? Mesela Kur’an’da Hıristiyanlar ve Yahudiler var ama
Budistler ya da Hindular yok. Ya da Kureyş kabilesine adanmış bir sure var. Ama
Kureyş’in 7. Asır dışında bir güncelliği yok.
Tolstoy’un Anna Karenina
adlı romanı da zahirinde 19. asır Rus toplumundan başka bir kültür malzemesine
sahip değildir. Ama Tolstoy bu örneği sanatkarane işleyerek insanlığa çağlar
üstü bir mesaj sunmuştur. Benim anladığım kadarıyla Allah Kur’an’ın kültür
malzemesini tamamen Hazret-i Peygamber’in deneyimlerinden alıyor. Fakat Allah
bu malzemeye öyle sanatkarane bir biçim veriyor ki bu yerel örnekler çağlar
üstü bir muhtevaya kavuşuyor. Örneğin Ali İmran Suresi’nde Uhud Savaşı
anlatılırken “aldığı mikroplu yaradan (karh’dan) sonra Allah’ın davasına sahip
çıkanlara büyük ödül var” ayetinin manası Uhud Savaşıyla sınırlı değil. İslam
ümmeti Emevi zulmü, Moğol İstilası, Batı emperyalizmi, 1. Dünya Savaşı altında
da ‘karh’ (mikroplu yara) aldı. Ve her seferinde idealist Müslümanlar İslam’a
sahip çıktı. Beni İsrail’e ve Hıristiyanlara getirilen eleştirileri birer örnek
olarak görmeyi öğrenirseniz bu örneklerden hareketle Budizm’in, Hinduizm’in,
Konfüçyanizm’in yozlaşma süreçlerini de vukufiyetle konuşabilir hale gelirsiniz.
“Kureyş bu evin rabbine kulluk etsin” ayetini bir örnek olarak okumayı
öğrenirseniz ‘Kureyş’ yerine ‘Amerikalılar’ı ‘bu ev’ yerine de ‘Beyaz Saray’ı
koyabilirsiniz. Ve bu kısa surenin çağdaşlığını zevk edersiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.