- Son yıllarda “suça sürüklenen çocuk” kavramını çok sık duyuyoruz. Çocuklar arasında artan şiddeti nasıl tanımlamak gerekir?
“Suça sürüklenen çocuk”
yerine “gençlik şiddeti” diye söz etmek gerekir. Çünkü dünyada fiziksel şiddet
uygulayanların da fiziksel şiddete maruz kalanların da çoğu 15-25 yaş grubu
erkekler. Daha küçük yaştakilerin sayısı çok fazla değil. Bu yüzden bunlara
“genç” demek daha uygun. Diğer yandan “suça sürüklenen” dediğimiz zaman baştan
ön yargılı bir yaklaşımda bulunmuş oluyoruz ve bu gerçek nedenleri anlamayı
zorlaştırıyor. Bu tür bir edilgen söylem olguların gerçek nedenlerinin nesnel
bir şekilde araştırılmasını engeller. “Beni kızdırdın, kışkırttın, kandırdın,
ben o yüzden suça sürüklendim” olmaz. İnsanlar çocukluktan itibaren
eylemlerinin sorumluluklarını almayı öğrenmelidir diye düşünüyorum. Böylece
vicdan gelişir ve insan hatalarından öğrenir. Ama her şeyi kendi dışında
durumlara bağlama alışkanlığı insanların aynı hataları tekrarlamalarına neden
olur. Bu yüzden çocuklar için de büyükler için de hep sorunu tamamen kendi
dışında arayan bir dil kullanmak doğru değil. Ben bunu genel bir sorun olarak
düşünüyorum.
- Ailenin ekonomik durumu
çocukları nasıl etkiliyor, düşük gelirli ailelerin çocuklarının suç işleme
ihtimali ile gelir düzeyi yüksek olan ailelerin çocuklarınınki aynı mı?
Şiddete neden olan
faktörlere üç ayrı düzeyde bakmak gerek.
Birincisi bireysel yani çocuğa ilişkin faktörler. Çocuğun psikolojik
özellikleri, dürtü kontrolünün yetersiz oluşu, sorun çözme, iletişim
becerilerinin yetersiz oluşu, duygu düzenleme sorunları çocuğa ilişkin
sorunlara örnek olarak verilebilir. Buna tabii gençlerde madde kullanımını da
eklemek gerek. İkinci sırada aileye ilişkin risk faktörleri var. Bunların da
başında ailenin sosyoekonomik durumu geliyor. Toplumun yoksul kesimlerinde
şiddet çok daha yaygın görülüyor. Araştırmalar, anne babanın ama özellikle de
annenin düşük eğitim düzeyi, ailenin gelir düzeyinin düşüklüğü, kalabalık
ailelerde yaşama ve çocuk sayısının beşten fazla olması, ailede suç işlemiş
kişilerin bulunması, aile içi şiddetin olması ve
‘GELİR ADALETSİZLİĞİ
ETKİLİYOR’
Üçüncü sırada toplumsal
faktörler geliyor. Bir ülkede en düşük gelir düzeyindekiler ile en yüksek gelir
düzeyindekiler arasındaki gelir dağılımı farkı ne kadar yüksekse gençlik
şiddeti de o kadar artıyor. Bu durumda relatif yoksulluk kavramını kullanmak daha
önemli çünkü genç kendini başkaları ile kıyaslıyor. Yani gençlikte görülen
şiddet gelir dağılımındaki adaletsizlikten etkileniyor.
- Ailenin ekonomik
düzeyinin yanı sıra ülke ekonomisinin duruma da önemli yani...
Eskiden zenginin çocuğu
da fakirin çocuğu da aynı okula gider, aynı mahallede oynardı. Bir arada
bulunurlardı. Ama bugün gelir seviyesine göre okullar, insanların yaşadıkları
çevreler ayrıştı. Toplum ekonomik duruma göre bölündü, insanlar bulundukları çevrelere
kapandı. Bu ayrışma da şiddeti artırdı. Çünkü “biz ve onlar” şeklinde bir algı
insanları birbirine yabancılaştırır ve şiddetin ortaya çıkmasını kolaylaştırır.
Ekonomik kriz ya da savaş ortamında toplumlarda şiddet eşiğinin düştüğü
biliniyor. Böyle dönemlerde toplumda şiddete yönelik davranışlar daha kabul
görüyor, destekleniyor ya da hoşgörülüyor.
‘GELECEK YOK’ DUYGUSU
Gençlerde görülen
şiddetin bir başka önemli etmeni “Gelecek yok” duygusu. Gençler “Ben hiçbir
şekilde bu toplumda kendimi önemli ve değerli bir birey olarak göremeyeceğim”
diye düşünüyor. Çünkü bireyci toplumda zengin olmak, güzel olmak, popüler olmak
gibi değerler ön plana çıkıyor. Bu durumda özellikle de eğitim yaşamında
başarısız olan ve ailenin maddi durumu iyi olmayan çocuklar ancak yasa dışı
yollarla kendilerini değerli hissedecek bir konuma gelebileceklerini
düşünüyorlar. Bu da mafya tarzı yapılara kolayca çekilebilmelerini sağlıyor.
- “Casperlar” olarak
bilinen silahlı suç örgütünün iddianamesinde, 18 yaşından küçük 68 çocuk yer
aldı. Çocuklar kendini kabul ettirmek hatta saygı görmek için mi çetelere
katılıyor?
Çocuklar kendilerini
güvende hissetmedikleri, dünyayı
güvenilmez algıladıkları ortamlarda çetelere giriyorlar. Çete üyesi olmayı
önemli bir kişi haline gelmenin yöntemi
olarak görüyorlar. Çünkü çoğunun okul başarısı, ailesinin gelir düzeyi düşük,
çoğunda “gelecek yok” duygusu hakim. Bu nedenle şiddet uygulayabilen bir grup
içinde kabul görmek, güç sahibi olmanın, önemli birisi olmanın bir yolu gibi
görülüyor. O çetenin içinde kendini korunmuş ve güçlü hissediyor.
- Silah taşıma ve
uyuşturucu kullanım yaşı düştü, torbacı denen kişiler okul çevrelerinde
yuvalanıyor ve akran zorbalığına her geçen gün daha çok tanık alıyoruz.
Ailelerin içi çocuklar okuldayken belki biraz daha rahat ama okullar ne kadar
güvenli?
Okulların da çocukları
yeterince koruyabildiğini söyleyemeyiz. Okul içinde de birbirlerine şiddet
uygulayabiliyorlar. Okullarda zorbalık
da sık görülüyor. Ancak zorbalıkta illa da fiziksel şiddet olması şart değil. Zorbalık
güçlünün güçsüzü ezmesi olarak anlaşılmalı. Okullardaki zorbalıkta psikolojik
şiddet: tehdit, dalga geçme, dedikodu yapma, dışlama gibi davranışlar daha ön
planda görülür. Zorba konumundaki çocuklar tekrarlayan biçimde kendilerinden
güçsüz gördükleri kişinin üzerine giderler. Zorba böylece kendini ispatladığını
düşünür. Kendini önemli, güçlü, popüler hisseder. Ama zorbalık tek bir kişiyle
olmaz. Çerçevesi geniştir. Zorbanın çevresinde onu kışkırtanlar, yaptıklarına
onay verenler, zorbalığı görmezden gelenler ve bir de korktukları için ses
çıkaramayanlar vardır.
- Bu zorbalık ortamını ne
dağıtır?
Burada çocuklara
öğretilmesi gereken şey, iyilerin de en az kötüler kadar cesur olmaları
gerektiğidir.
‘SESSİZLİK ZORBALARI
GÜÇLENDİRİR’
- Çocuklar akranlarına
zorbalık yapıp bir de bunu sosyal medyada yayınlıyorlar, nedir buradaki
motivasyon?
Akranlarına göz dağı
veriyor. “Ben belalıyım, bulaşmayın, benden korkun” diyor ve evet o zaman da
korkuyorlar gerçekten. Halbuki korkmamaları lazım. Böyle durumlarda çocuklar
birbirlerini korumayı öğrenmeli. Aileler çocuklarına “Kendini ezdirme” yerine “Arkadaşını
koru, başkası ezilirken göz yumma, sessiz kalma” demeli. Akran zorbalığının
sonunu ancak çocukların birbirlerini koruması getirir. Bireysellik bu kadar öne
çıkarsa “Her koyun kendi bacağından asılır” diye bakılırsa zorbalık bitmez.
Diğer çocuklar zorbayı destekler ya da korkudan ses çıkarmazsa zorbalar
güçlenir.
‘ÖĞRETMENLER DE KORKUYOR’
- Çocukların akranlarına
yaptıkları zorbalıkların yanı sıra öğretmenlere de zorbalık yaptığını
görüyoruz. Öğretmenler çocuklar üzerinde ne kadar etkili, öğretmenler
çocuklardan korkuyor mu?
Özellikle özel okullarda
öğretmenler çok sıkışmış durumda. Bir yandan okul idaresi bir yandan da veli
baskısının arasında kalıyorlar. Öğretmenden beklenti çok yüksek. Ama
öğretmenlerin bekleneni karşılayabilecek otoritesi yok. Öğretmenler de
korkuyorlar ve bir açıdan da haklılar çünkü velilerin şikayetleri karşısında iş
güvenceleri yok.
- Peki zorbalık çocuğun
ailesinin gelir ve eğitim düzeyiyle ne kadar ilgili?
Akran zorbalığında,
ailelerinin gelir düzeyinin bir etkisi yok. Zengin çocuğu da zorba olabiliyor.
Çünkü kendilerini akranlarına bu şekilde kabul ettirmeye çalışıyorlar.
‘ONUR KÜLTÜRÜ’ İLE
BÜYÜYORLAR
Şiddetin yaygın olduğu
toplumlarda egemen olan “onur kültürü” olarak tanımlanan bir yaklaşım biçimi
var. Buna “kan davası” kültürü de diyebiliriz. Özellikle gençler ve erkekler
herhangi bir şekilde kendilerini aşağılanmış hissettiklerinde onurları kırılıyor,
gurur meselesi yapıyorlar ve şiddete başvuruyorlar. Bu kültürden gelen
ailelerde birisi yan bakarsa, kendisine veya ailesine bir şey söylerse ve bunun
öcü alınmazsa “onursuzluk” olduğu düşüncesi hakim. Gençlerin onurları zaten çok
kırılgan. Bu kültürlerde yetişen gençler de “seni aşağılayan kişiye şiddet
kullanarak dersini vermelisin” inancı ile büyüyor. Onun için en ufak bir şeyde
kendini aşağılanmış hissedip çok şiddetli tepki gösterebiliyor.
- Geçmişte de çocuklar
arasında bu denli zorbalık var mıydı, sosyal medya mı şiddeti daha görünür
kıldı?
Eskiden şiddet olumsuz
karşılanırdı, tepki görürdü. Biri kendinden küçüğü eziyorsa ayıplanırdı,
müdahale eden olurdu. Ama şimdi kimse karışmıyor.
- Aksoy Araştırma’nın
yaptığı bir çalışmaya göre Türkiye’de toplumun yüzde 87'si çocukların suça
karışma oranının arttığını düşünüyor. Kavga eden çocukları gören yetişkinler de
artık araya girmiyor, çocuklara/gençlere yönelik bir tedirginlik mi başladı?
Bir toplumun birlikte
yaşayabilmesi için insanların birbirine güven duyması, bağlılık hissetmesi,
birbirini koruması, birbirine sahip çıkması, birbirinin çocuğuna sahip çıkması
gerekir. Bu bir tür kardeşlik duygusu oluşturur. Herkes birbirini korur, kollar.
Bu duygunun azalmış olması toplumun çözülmesinin bir göstergesidir. Demek ki herkes kendini korumaya çalışıyor,
kavgayı gören yetişkinler de korkuyorlar, ayırmıyor, karışmıyorlar. Burada
korkunun haklı nedenleri de olabilir. Örneğin genç bir adam bir kadının darp
edildiğini görüp müdahale etti. Kadına saldıran ölünce araya giren genç hapse
girdi. Böyle örnekler de insanların uzak durmasına neden oluyor.
- 18 yaş altı çocuklara
verilen cezalar çok tartışılıyor. Örneğin ABD’de bazı eyaletlerde çocuklar
yetişkin mahkemelerine transfer edilip, yetişkin olarak yargılanıyor. İsveç,
çetelerin çocukları kullanmasının önüne geçmek için cezai ehliyet yaşını 15’ten
13’e düşürmeyi planlıyor. Türkiye’de ne gibi önlemler alınabilir?
İngiltere’de ilk suçta
çocuklar hukuk sisteminin içine sokulmuyor. İlk suçtan sonra takibe alınıyor,
tekrarlanmazsa sabıkası olmuyor. Ben ıslahevindeki gençlerle de çalışma
yapmıştım. Çocuklar için ıslahevinde kalmak bile başlı başına travmatik bir
deneyim. Yaşanan travmaların sonrasında suç işleme oranları azalmıyor, artıyor.
- Islahevine giren çocuk
ıslah olunmuyor mu?
Çocuk ıslahevinde ıslah
olmuyor, çocuk ıslahevinde travmatize oluyor. Yani risk faktörlerine bir yenisi
ekleniyor. Ayrıca birbirlerinden yöntem öğreniyorlar. Ondan sonra kendilerini
korumak için daha da sertleşiyorlar. Eğer çocuk bir de taciz, şiddet gibi
durumlarla karşılaşırsa şiddete yönelik davranışlar daha fazla olmaya başlıyor.
Bir çocuk bir şekilde ceza sisteminin içine girdiğinde çıktıktan sonra tekrar
suç işleme ihtimali çok yüksek.
‘AĞIR CEZA YÖNTEM DEĞİL’
- Cana kast olan, ölümlü
sonuçlanan suçlarda ABD’de olduğu gibi çocukların yargılanması yetişkinler gibi olmalı mı?
Hayır, çocuk bir yetişkin
gibi yargılanmamalı. Yine de çocuk korunmalı. Ama zaten önemli olan yargılama
değil. Çünkü ıslahevinin cezaevinden farkı yok. Çocuklarını kaybeden ailelerin
öfkesini çok iyi anlıyorum, çok da hak veriyorum. Ama deniyor ya “Bizim
çocuğumuzun başına gelen başka çocukların başına gelmesin”. Ama işte başka
çocukların başına gelmesini engelleyecek olan yöntem, o çocuklara daha ağır
cezalar verilmesi değil.
- Ceza caydırıcı olmuyor
mu?
Ceza caydırıcı olmuyor.
Tam tersine suç işleme ihtimalini artırıyor. Suçu engelleyecek yöntem,
toplumsal çapta koruyucu önlemler alınması. Ekonominin kötü olması, onur
kültürü, çeteleşme silaha, kesici alete kolay ulaşım ve eğitim sisteminin
dışında kalmaları şiddet ihtimalini artırıyor. Okulları beğenmiyoruz ama
çocuklar eğitim sisteminin içinde ne kadar uzun kalırlarsa o kadar iyi.
Sistemin dışına çıktıkları zaman suç işleme oranları artıyor, çetelerin,
tarikatların eline düşüyorlar.
- Burada sosyal medyanın
rolü nedir?
Medya ve sosyal medya
etkisi çok büyük. Şiddetin yüceltildiği, hatta heyecanlı ve zevkli bir eylem
gibi sunulduğu yayınlar var. Dizilerde filmlerde oyunlarda şiddet iyi bir şey
gibi gösteriliyor. Böylece çocuklar büyürken şiddetin kötü bir davranış biçimi
olduğu fikrini geliştiremiyorlar. Özellikle diziler güçlü erkek modeli olarak
“sert erkek” ya da “kabadayı” diyebileceğimiz bir modeli norm haline getiriyor.
Çocuklar ve gençler bundan çok etkileniyor.
‘KİMLİKSİZLİĞE İZİN
VERİLMEMELİ’
- Aile ve Sosyal
Hizmetler Bakanlığı’nda, 18 yaş altındaki çocukların internetinin belli
saatlerde sınırlandırılması, sosyal medyanın 15 yaşını doldurana kadar hizmet
sunmaması planlanıyor. Bu yasağın etkisi olur mu?
Çocukları engellemez.
Mutlaka bir şekilde yine gireceklerdir. Ama yine de aileleri bir miktar
rahatlatır. Aile ile çocuk arasındaki çatışmayı biraz azaltır. Ben daha çok
sosyal medyadaki kimliksizlik durumunun ortadan kalkması gerektiğini
düşünüyorum. Herkes yaptıkları ve söylediklerinden sorumlu olmalı. Sosyal medya
üzerinden zorbalık çok fazla oluyor, taciz, istismar yapılıyor. Bunu sosyal
medya şirketlerinin çözmesi gerek. Kimliksizliğe izin verilmemeli.
‘KRİZ DÖNEMLERİNDE
ERGENLİK UZUYOR’
- Peki ergenlik dönemi
geçmişe göre uzadı mı?
Evet, ergenlik uzadı. Son
çalışmalara göre beyin gelişiminin tamamlanmasının 25 yaşı bulduğu söyleniyor.
Ergenlerin kendi başlarınayken daha mantıklı, akıllı konuşsalar ya da
davransalar bile arkadaş gruplarının içinde kendilerini göstermek uğruna farklı
bir mantık yürütüp, daha çok risk alan, tehlikeli şeyler yapan insanlara
dönüşebildiğini biliyoruz.
- Bu eskiden de böyle
değil miydi?
Ergenliğin bitişi
toplumun kişiyi “erişkin rollerine uygun” kabul etmesi ile oluyor. Daha çok
sosyal bir kavram. Bir araştırmaya göre ekonomik kriz dönemlerinde ergenlik
uzuyor. Savaş dönemlerinde ise kısalıyor. Savaş olduğunda “Büyüdün askere git”
deniyor. Ama ekonomik kriz ve işsizlik dönemlerinde toplum içinde bir yer
sahibi olmak zorlaşıyor. İş bulamıyorlar, olgunlaşmıyorlar. Sadece Türkiye’de
değil tüm dünyada ergenlik uzadı. Bunun nedeni de ekonomik koşulların kötülüğü
ve yaygın işsizlik. Bu yüzden gençlere bir türlü erişkin olma ehliyeti
verilemiyor. “Hayır, sen daha tam
olmadın, işsizlik var, üniversiteyi okumalısın, üstüne yüksek lisans, doktora
yapmalısın” deniyor.
- “Kindar ve dindar
nesil” dendi ama tam tersinin olduğu yönündeki algı toplumda ağır basıyor.
Sizin gözleminiz nedir?
Hiçbir insan dindar
olduğu için ahlaklı zannedilmemeli. Ahlakı sadece dini kurallar çerçevesinde ve
cinsellikle ilgili gibi yorumlamak çok yaygın. Bu insanların etik kurallardan
uzaklaşmasına neden oluyor. “Dindarsan yeterince ahlaklısın” bakış açısı doğru
değil. İnsanlar dindarlığı kendince yorumlayabiliyor ve bazen “kimseye zarar
vermeyeceksin, kimsenin hakkına el uzatmayacaksın, kimsenin canına malına
kasdetmeyeceksin, kimseye bile isteye acı çektirmeyeceksin, yalan
söylemeyeceksin, kötülük yapmayacaksın” gibi insanlığı ayakta tutan birçok
kural sanki ikinci planda kalıyor.
- Terör örgütü PKK
çocukları yıllarca kandırıp dağa kaçırdı. Bugün ise cemaatler kendi
ideolojileri doğrultusunda çocuklara eğitim verebiliyor. Burada devlet ne
yapmalı?
İşte bu gibi yapılarda
kişiler kimliksizleşiyor. Kimliksizleştiği zaman kendi eylemlerinden
kendilerini sorumlu tutmamaya başlıyorlar. Lider konumundaki kişilerin
komutuyla herhangi bir eylemi gerçekleştirebiliyorlar. Çünkü sorumlu
hissetmiyorlar. Birey olmaktan çıkıp o yapının parçası haline geliyorlar. Sanki
iradelerini baştaki kişiye teslim etmiş gibiler. O yüzden de bireysel
sorumluluk kavramı çok önemli. İnsanlar her koşulda kendi eylemlerinden ya da
eylemsizliklerinden hiçbir bahane üretmeden kendilerini sorumlu hissetmeye
yönelik yetiştirilmeli, çocuklara da buna göre eğitim verilmeli ve dili
kullanırken de bu noktaya dikkat etmeliyiz diye düşünüyorum.
‘YUMRUKLAŞAN YETİŞKİNLER
GENÇLERE ÖRNEK OLAMAZ’
- Gençlik şiddetinin
nasıl önleneceğini konuşurken adım atacak en yetkili mercilerden olan TBMM’de
yumruklaşmalara tanık oluyoruz. Milletvekilleri dahi kaba kuvvete başvururken
gençlerin bunu normal görmemesi nasıl sağlanacak, bu görüntüler nasıl örnek oluyor?
Gerçekten de bu soruya
yanıt vermek çok zor, bizi temsil etmesi gereken, çoluk çocuğa örnek olması
gereken kişiler kendi öfkesini kontrol etme becerisine sahip değil,
problemlerini konuşarak değil yumruklarıyla çözmeye çalışacak kadar iletişim
becerileri yetersiz kişiler. Bu seçilmiş insanlar kendi eylemlerini kontrol
edemiyorlar, kendilerini düzgün bir şekilde ifade edemiyor, konuşarak sorunları
çözemiyorlar, tartışmayı bilmiyorlarsa çocukların, gençlerin bunu başarmasını
nasıl bekleyebiliriz. Toplumda gençler için doğru rol modellerin ne kadar
önemli olduğundan söz ediyoruz ama Meclis’te böyle bir tablo ile
karşılaşıyoruz. Toplumda şiddet eşiğinin düşmüş olması işte tam da böyle bir
şey. Söyleyecek söz bulamıyorum.
PORTRE
Hacettepe Üniversitesi
Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Londra Üniversitesi Psikiyatri Enstitüsü’nde
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Diploma Kursu’nu tamamladı. 1994’te doçent oldu.
Harvard School of Public Health de Biyoistatistik ve Sosyal Epidemiyoloji derslerini
ve Klinik Araştırma Yöntemleri kursunu tamamladı. Ankara Tıp Fakültesi Çocuk
Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı’nda profesör oldu. Ankara Üniversitesi Tıp
Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı Başkanlığı ile Yeditepe Üniversitesi
Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Başkanlığı yaptı.
2013’ten beri serbest hekimlik yapıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.