Yeni Yaşam Gazetesi, Abdullah Öcalan’a iletilmek üzere bir grup gazeteciden birer soru alınacağını, muhtemelen yanıtların geleceğini söylediğinde, şu soruyu ilettim:
Kamuoyu araştırmaları
Türkiye toplumunun geniş bir kesiminde adınıza yönelik güçlü bir itiraz ve
mesafe olduğunu gösteriyor. Bunu özellikle Meclis Komisyonu’nun İmralı’ya gelme
sürecinde gördük. Sivil siyasetin doğrudan ya da dolaylı bir aktörü olma, DEM
Parti’yi ya da adı değişecek bir partiyi, fikirsel ve yönetim anlamında
şekilleme, yön verme gibi bir düşünce içinde misiniz? Böyle bir düşünceniz
varsa Türkiye’deki toplumsal direnç aşılabilir mi? İmralı’daki iletişim
olanaklarının sosyal medyayı kapsamadığı bilgisiyle özellikle Kürt gençlerinin
kimi sorgulama-eleştirilerinin ulaşamadığı bir ortamda kapsayıcı bir yol
haritası çıkabilir mi?
Soruya ve MHP Genel
Başkanı Devlet Bahçeli’nin ‘Öcalan’a statü’ talebine geleceğim. Ancak… Bugün 27
Şubat 2026. 27 Şubat 2025’in yani
Abdullah Öcalan’ın silah bırakma ve fesih çağrısının üzerinden tam bir yıl
geçti. Bu bir yıla; örgütün Öcalan’ın talebini kabul etmesi, sembolik silah
yakma görüntüsü, Meclis’te Komisyon kurulup rapor yazımı ve belki de en zor
sayfa Suriye’de Kürtlerin Şam’daki yönetimle bir noktada buluşması sığdı. Başta
Kobani Suriye’de yaşananlar, abluka, ölümler, iplerin kopma noktasına geldiği
en kritik andı. Şimdi ‘ikinci aşamaya’ geçildiğine dair yeni bir yol
haritasının ‘taraflarca’ daha net cümlelerle ortaya konulması bekleniyor. Bugün
Öcalan’ın da kamuoyuna yeni bir mesaj yollayacağı kesinleşti. ‘Aşama’ diye
tarif edilen sürecin Meclis Komisyonu raporunda da altı çizildiği gibi başta
uygulanmayan AİHM ve AYM kararları olmak üzere hukuki bazı adımların atıldığı,
yeni yasaların çıktığı bir nokta olacağı söyleniyor. (Bunun bir ucunun Anayasa
değişikliğine gitme olasılığı da var elbette.) Komisyon’a başkanlık eden TBMM
Başkanı Numan Kurtulmuş da ‘yasal düzenlemelerin Ramazan sonrası gündeme
geleceğini’ söylerken Komisyon’daki tüm partilerin ‘AİHM ve AYM kararlarının
eksiksiz uygulanması konularında uzlaştığını da’ hatırlattı.
Bu noktada iki soruyu
sormak gerekiyor: AİHM ve AYM kararlarının uygulanması konusunda tüm partiler
uzlaştıysa ne bekleniyor? Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Tayfun
Kahraman, Can Atalay, Osman Kavala neden hala hapiste?
Elbette bir diğer soru.
Ana muhalefete, Cumhurbaşkanı adayından belediye başkanlarına hatta partinin
kurumsal kimliğine yargı merkezli baskı en ağır şekilde işletilirken, çok
gecikmiş de olsa atılacak hukuki kimi adımların toplumun bir kesiminin vicdanında
nasıl karşılanacağı? Hukukun zaman ve kişilerden, siyasal ihtiyaçlardan ayrı
herkes için eşit, uygulanır olduğu bir yere taşınmadığı sürece bir yandan
iktidar eleştirilir ama ‘gruplar arasında da ‘ adı konulmamış negatif durum
oluşmaz mı? Bu notu uzun süre haksız yargılanan siyasetçilerden kayyım
uygulamalarına uzun süre Kürtlere uygulananlara mesafeli yaklaşanlar için de
not ediyorum.
Komisyon ve hazırladığı
rapor üstüne çok şey yazılıp söylendi. Benim en etkilendiklerimden biri
çatışma-çözüm çalışan Sabancı Üniversitesi’nden Ayşe Betül Çelik ve bir grup
akademisyenin hazırladığı rapor oldu. (*)
Rapordan çarpıcı birkaç
notu paylaşmak istiyorum:
-Türkiye Büyük Millet
Meclisi Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun on altı oturumluk
çalışmaları, yarım asrı aşan çatışma döngüsünü sonlandırma iradesinin farklı
toplumsal kesimlerdeki yankılarını sistematik biçimde görünür kılmıştır. Yüz
yetmiş sekiz farklı konuşmacının tanıklıkları ve uzman görüşleri üzerinden
yapılan analiz, sürecin hem güçlü bir toplumsal talep zemininde yükseldiğini
hem de bu talebin somutlaşma biçimleri konusunda belirgin farklılaşmalar
taşıdığını ortaya koymaktadır. Komisyon tartışmalarının en belirgin özelliği,
çatışmanın yalnızca güvenlik boyutuna indirgenemeyeceği yönündeki geniş
mutabakattır. Ancak bu mutabakatın altında, sürecin yönü, kapsamı ve nihai
hedeflerine ilişkin ciddi bir belirsizlik bulunmaktadır.
-Komisyonun meşruiyet
zemini, TBMM Başkanı tarafından yüzde 98’lik siyasal temsil gücü’ argümanı
üzerine inşa edilmiştir. İYİ Parti haricinde Meclis’te grubu bulunan ve
bulunmayan tüm partilerin katılımı, sürecin niceliksel meşruiyetini
güçlendirmiştir. Ancak sahadan gelen geri bildirimler ve uzman sunumları, bu
‘aritmetik meşruiyetin’ kolayca ‘sosyolojik meşruiyete’ (Toplumsal Rıza)
dönüşmediğini göstermektedir. Gündem analizinde ‘Toplumsal Rıza (Güven İnşası)’
başlığının 62 farklı konuşmacı tarafından gündeme getirilmiş olması ; masadaki
aktörlerin toplumsal güven açığı riskini ciddiye aldığını ve bu kaygının ne
kadar yaygın olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim Komisyona sunum yapan
araştırmacılar, “siyasi desteğin yüksek olmasına rağmen toplumsal güvenin yüzde
50'nin altında seyrettiğini” vurgulayarak; Ankara’daki mutabakat ile sokağın
duygusu arasında belirgin bir “makas farkı” bulunduğu uyarısında
bulunmuşlardır.
-Sürecin meşruiyeti ve
toplumsal sahiplenme kapasitesi, en çok tartışılan başlıklardan biri olarak öne
çıkmaktadır. Komisyonun temsil gücü ve siyasi ağırlığı yüksek olmakla birlikte,
sahada gözlemlenen toplumsal güven eksikliği, sürecin kırılganlığına işaret
eden temel bir risk faktörü olarak belirmektedir. Geçmiş barış girişimlerinden
çıkarılan en önemli ders, kamuoyunun sürece yeterince dahil edilmemesinin ve
şeffaflık mekanizmalarının zayıf kalmasının, kazanımların kalıcılığını
zedelediği yönündedir. Bu nedenle katılımcılık, şeffaflık ve süreç sahipliği
kavramları hem siyaset kurumu hem sivil toplum hem de akademi tarafından güçlü
biçimde desteklenmektedir.
-Analizlerin ortaya
koyduğu en belirgin ayrışma, sürecin güvenlik boyutunun nasıl konumlandırılması
gerektiği üzerindedir. İktidar ve bazı muhafazakâr çevreler tarafından
"önce güvenlik, sonra demokratikleşme" sıralaması dile getirilirken;
muhalefetin büyük bir bölümünde "güvenlik ve demokratikleşmenin eşzamanlı
ilerlemesi gerektiği" yönünde güçlü bir yaklaşım öne çıkmaktadır.
-Bu farklılık içinde
ikinci bir ayrım da demokratikleşme içeriğinin nasıl tanımlandığı konusunda
ortaya çıkmaktadır. Merkez muhalefet, demokratikleşmeyi ağırlıkla siyasal
alanın daralması, ifade özgürlüğü, yargının bağımsızlığı ve kurumsal
denge-denetleme mekanizmalarının işlerliği üzerinden ele almaktadır. Buna
karşılık kimlik temelli siyasetin taşıyıcıları, demokratikleşmeyi kültürel
haklar, anadil, eşit yurttaşlık statüsü, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve
kayyum uygulamalarının sonlandırılması gibi yapısal kimlik talepleri üzerinden
tanımlamaktadır. Bu iki farklı okuma biçimi, demokratikleşme konusunda tam bir
ortaklık sağlanmasını zorlaştırmakla birlikte, yerel demokrasinin
güçlendirilmesi, kayyum uygulamasının hukuki zemininin yeniden gözden geçirilmesi,
hukukun üstünlüğünün tesisi ve zorla yerinden edilenlerin geri dönüşüne ilişkin
yasal düzenlemelerin acilen yapılması başlıklarında geniş bir uzlaşı ortaya
çıkmıştır.
-Sürecin sadece güvenlik
ve örgütün tasfiyesi olarak ele alınmaması, aynı zamanda demokratikleşme, eşit
yurttaşlık, hak ve özgürlüklerin güvenceye alınması ve ekonomik kalkınma
boyutlarını da içermesi gerektiği, farklı kesimler tarafından en çok vurgulanan
konulardan biri olmuştur. Ancak demokratikleşmenin kapsamı ve içeriğinin ne
olması gerektiği konusunda aktörler arasında önemli ayrışmalar mevcuttur.
1500 sayfalık tutanaklar,
178 konuşmacının konuşma içerikleri üzerinden, araştrımacıların sunumlarından
ortaya çıkan raporda; “siyasi desteğin
yüksek olmasına rağmen toplumsal güvenin yüzde 50'nin altında seyrettiğinin”
vurgulanması; Ankara’daki mutabakat ile sokağın duygusu arasında belirgin bir
“makas farkı” bulunduğu uyarısı önemli. İlk aşamanın henüz tam olarak
anlaşılamadığı bir ortamda ikinci aşamanın ana başlıklarından birinin Öcalan’a
statü olarak açılması sürecin toplumsallaşması yönünde yeni bir zorluk ortaya
çıkarmaz mı?
Türkiye’nin içinde
bulunduğu bölgenin çok uzun bir süredir zor bir süreçten geçtiği daha da
geçebileceği görülüyor. Bu süreçte içeride de bölgede de Kürtlerle barış içeren
bir yolda gidilmesi önemli-değerli. Bölgede kritik gelişmeler olmasa da çok
uzun süredir dilden siyasi baskılara pek çok alanda acıların yaşandığı Kürt
sorununun çözümü için atılan her adım önemli oldu. Ancak çözüme giden yolda,
acele ya da kamuoyunun anlamasında-içselleştirmesinde ortaya çıkabilecek
sorunlar bütün sıkıntıyı yeniden başa sarar mı endişesini de taşımak önemlidir.
Bitirirken…
Aklımda bu aralar şu soru
var: Öcalan’a statü bir şekilde sivil siyasette önünün açılması şeklinde
gerçekleşirse; Kürt hareketine, siyasete ne getirir, ne götürür, toplum nasıl
karşılar? Şu bir gerçek Öcalan kurucusu olduğu örgüte silah bırakma ve fesih konusunda
sözünü dinletti. Hatta ‘zor süreçlerde’ Suriye’deki Kürtlere de kimi
mesajlarının iletildiği belirtiliyor. Ancak bundan sonraki durumu, mesela
mevcut partiyi, ideolojik ya da kadro anlamında şekillediği, bir nevi yönettiği
hal gerçekleşirse bu durum Kürt siyasi hareketini nereye taşır? Türkiyelileşme
mümkün olabilir mi yoksa Kürtlerin yoğun yaşadığı illere sıkışmış bir hale mi
dönüşür?
Sorduğum sorular
partilerin aldığı-alacağı oylardan daha önemli bir yere; birbirinin sesini
duyabilen, barış içinde eşit vatandaş olarak yaşayan bir memleketin insanlarına
dair… Bu arada konu oydan açılmışken. 2027’nin sonunda yapılması beklenen
seçimlerde iktidar; ana muhalefeti yargı eliyle zayıflatmaya çalışan, en güçlü
adayını oyun dışı bırakan, kuvvetli bir Kürt aday ile en azından birinci turda
muhalefetin yan yana gelişini engelleyen, köprü satışıyla-geliriyle ‘ücretlerde
iyileştirme düşünen’ bir planı harekete geçirmiş olabilir mi? Elbette buna
laik-muhafazakar kutuplaşmasının yeniden tırmandırılmasını da eklemek
gerekiyor. Önümüzdeki günlerin siyasetin karşılıklı hamlelerinin yeni
ittifakların, yeni gerginliklerin ortaya çıkacağı günlerin habercisi olduğunu
görmek gerekiyor.
Not:
*Milli Dayanışma
Kardeşlik ve Demokrasi Raporu:
Prof. Dr. Ayşe Betül
Çelik (Sabancı Üniversitesi)
Doç. Dr. Çerağ Esra
Çuhadar (Bilkent Üniversitesi)
Dr. Güler Kalay (Üsküdar
Üniversitesi)
Prof. Dr. Havva Kök
Arslan (Üsküdar Üniversitesi)
Prof. Dr. Sevtap Yokuş
(Altınbaş Üniversitesi)
Uğurcan Çelik ( Bilkent
Üniversitesi)
Dr. Murat Sevencan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.