Başta tek tanrılı dinler olmak üzere bütün dinler Tanrı iradesine uygun bir dünya düzeni kurmak isterler. Bu nedenle “kitabi olanlarının” kutsal kitaplarında hukuksal düzenlemeler mevcuttur.
Din kökenli hukuk
kuralları “sabit, değişmez normlar-nasslar “olarak kabul görürken dünyanın
akışının devingenliği karşısında yorum sorunuyla karşı karşıya kalırlar. Yeni
buluşlar, değişen sosyo-ekonomik koşullar, öngörülemeyen olaylar içinde kutsal
kitaplarda yazılmış olan “nass” konumundaki “sabit tanrısal irede” nasıl
yorumlanıp, nasıl uygulanacaktır? Laiklikte iş kolay… Mecliste oylama yaparsın,
yasayı değiştirirsin… Olmadı savcıya, yargıca metne bağlı(lafzi) yorum yanında
sosyolojik yorum, amaçsal genişletici yorum yetkisi verirsin; işler çözülür.
Kutsal normlarda metnin
harfiyen uygulanması olan “lafzi” yorum günün sosyo-ekonomik koşulları, yeni
olgu ve icatlar karşısında hukukun nihai amacı olan adaleti sağlayabilir mi?
Adalet kavram ve olgusu farklı tarihlerde, farklı sosyoekonomik koşullarda farklı
şekilde tezahür eder.
Yahudi inancın Kutsal
Kitabı Eski Ahit’teki ( Bizlerin Tevrat ve Zebur olarak adlandırdığımız) hukuk
düzenlemelerinde 10 Emirden tutun mülkiyet, borç, faiz, tazminat, adam öldürme,
zina, büyücülük, putperestlik, hırsızlık , yargılama usülleri, velhasıl aklınıza
ne gelirse hepsi mevcuttur.
Hristiyanlığın Kutsal
Kitabının birinci bölümü Yahudilerin Eski Ahit’i (Eski Sözleşme)olduğundan aynı
düzenlemeler onlar için de geçerli görünüyor.Ama Yeni Ahit(Tanrıyla yapılan
yeni sözleşme-İncil ) olarak adlandırılan kitabın ikinci ikinci bölümde Hz. İsa’nın
hayatı, onun sözleri ve Havarilerin mektupları yer almaktadır. Bu ikinci
kitapta hukuktan ziyade ahlaka ilişkin söylemler mevcuttur. Hal böyle olunca
“Kilise Babaları” Eski Ahit’teki bazı yasakları ortadan kaldırılmıştır. Ne var
ki 10 Emir ,”göze göz, dişe diş” gibi “nasslar”yürülüktedir. Yeni
düzenlemelerle çağa ayak uydurulma sürecine girilerek uyum sağlanmaya
çalışılmıştır. Örneğin Eski Ahitte birden fazla kadınla evlenme (poligami) ve
boşanma mevcutken Hristiyanlık tek eşliliği benimseyip boşanmayı yasaklamıştır.
Bu yasak XX. Yüzyılın ortalarına kadar Katolik ülkelerin önemli bir bölümünde
yürürlüğünü sürdürmüştü.
Yahudiler de,
Hristiyanlar da kutsal kitaplarının Allah iradesine dayandığını söylerler ama
kitaplaşma sürecini İslam dinindeki hadis ve sünnete benzer şekilde açıklar 10
Emir doğrudan doğruya Tanrı iradesinin Hz.Musa’ya aktarılmasıdır.Ama Eski Ahit-
Yeni Ahit, ya da İncil’deki diğer bölümler Tanrı iradesini uygulayan, yansıtan
peygamberlerin söz ve eylemlerini görenler, yaşayanlar ve yayanlar tarafından
kaleme alınmıştır. Hukuk kuralları, “nasslar” bu mantık ve süreç içerisinde
meydana gelmiştir.
1789 Fransız Devriminden
sonra ivme kazanan laikleşme sürecinde baskıya maruz kalan Hristiyan Kilise
,yeni kurulan burjuva devletleriyle “barış içinde birarada yaşamak için”
Hristiyan Demokrat Partileri “kurarak politika arenasına girmiştir. Devlet ve
hukuk artık laiktir…Tutucu hristiyan milletvekilleri dinlerinin ana ilkelerinin
zedelenmemesi, inanca ters hukuk düzenlemeleri yapılmaması için çaba
gösterirler. Batının gerçekten laik ve demokrat olan devletleri zaten tüm
inançlara “aynı yakınlıktadır” ve özel hukuk uygulamalarında her inancın
“kutsallarını “dikkate alır; yeter ki kamu düzenini bozmasın.
İsrailin resmi dini
yoktur ama kendisini “Yahudi ve demokratik bir devlet”olarak tanımlar.Yahudi
dini İsrail’in tüm hukuk yapılanmasını etkilemektedir. Sosyalistler ve sosyal demokratlar laikliğe
doğru ivme kazandırma çabaları gösterseler de aşırı, tutucu ve fanatik
yahudilerin güç ve baskıları nedeniyle reformlara gidilmesi sıkıntılar
yaratmaktadır.
İslam hukuk “nasslarının”
yorumlarında farklı uygulamalarla karşılaşıyoruz. Resmi dini İslam olarak
deklare edilen ülkelerde hukuk kuralları genellikle lafzi yorumla uygulamaya
girer. Zina yapan kadın ve İslam dinini terk eden öldürülür; hırsızın eli
kesilir; kadın mirastan yarı pay alır; iki kadının şahitliği bir erkeğinkine
tekabül eder; faiz haramdır ama usulüne uydurulur; erkeğin 4 kadınla evlenmesi
haktır…
Uygulamada aksamalara
rastlasak da normatif boyutta dünyada laik hukuk düzenini uygulayan tek ülke
Türkiye’dir. Öyledir de uygulama süreçlerinde rahatsızlıklarını yansıtanlar,
baskı nedeniyle “laiklik mecburiyetinde kaldıklarını” ihsas eden siyasetçiler ve
hukukçular hep gündemde olmuştur.Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan “faizi
kaldıracağız” sözünü defalarca zikretmiş, ama gerçekleştirememiştir. Dünyadaki
ekonomik düzen kapitalist tempoyla gideceğine göre faizi kaldırmak mümkün
değildir. Böyle bir ülkü tıpkı Karl Marx’ın “devletsiz toplum kurma” ütopyasına
benzer; onun nihai amacında da faizi kaldırmak yer almaktaydı.
Ütopyaya gerek yok …
Nasslarla ilgili çok gerçekçi bir yorum ve uygulamayı Sünni Ulemanın “Hulefa-i
Raşidin “ diye adlandırdıkları dönemde görüyoruz. İslam tarihi muamelat (özel
hukuk) ve ukubat(ceza hukuku) diye adlandırılan hukuk kurallarında gâi (amaçsal-
teleolojik) ve sosyolojik yorumun yapılabileceğiyle bir uygulamaya tanıktır.
Hz. Muhammet’ten sonra ikinci halife mevkiine gelen Hz. Ömer’in huzuruna bir
hırsız getirilir ve elinin kesilmesi iradesi beklenir. Öyle ya Kur’an’da
“hırsızın elinin kesilmesi” kuralı bir nass olup Allah buyruğudur. Halife
düşünür taşınır ve “kıtlık zamanı”der ve kol kesilmez. Ömer lafza aykırı
davranmış fakat sosyolojik ve gâi yorum yaparak adaleti sağlamıştır. Kıtlık
zamanında aç bir insanın hırsızlığında elinin kesilmesi Kur’an’ın nihayi gayesi
olan adalete ters düşer. Ömer’in ganimet bölüşümü ve başka konularda da lafzı
aşan yorumlarına rastlanır. Böyle bir uygulamanın icma-ı ümmet ( İslam
hukukunun 4 ana kaynaklarından üçüncüsü) olup olmamasının kararını ilahiyat ve
hukuk tahsilinden her ikisini de yapanlar verebilir.Biz sadece hukukçu olmamız
nedeyle karar vermekten çekiniriz. Ne var ki eminiz ki hukukçu-ilahiyatçılar
arasında da fikir birliği olmayacak, ayrıca Şia ile Ehl-i Sünnet arasında da
ciddi tartışmalar çıkacaktır.
Gerçekçi düşünmeye
çalışalım….
Günümüzde mirastan yarı
pay almaya hangi hanımefendi razı olacaktır?Özellikle tüm sektörlerde, büyük
holdinglerde patron, söz sahibi olan, TBMM’de yer alan müslüman, mütedeyyin
bayanlar ne diyecektir acaba?
Ve bu bayanlar, özellikle
iş güç sahibi olanlar yargıcın huzuruna çıktıklarında “ git kızım karşındaki
erkek şahidin iddalarını çürütmek için senin gibi ikinci kadını bul da gel “
dediğinde onuru kırılmayacak mı?
Halife Ömer’in uygulaması
örneğiyle, enflasyon dönemlerinde hakkaniyet uygun bir faiz oranının İslama
aykırı olamayacağını söylemekte dinen ne sakınca olabilir?
Hukukta adaletin
sağlanması, hakkaniyete dayalı çözümlerin elde edilmesi için sosyolojik ve gâi,
amaçsal yorumlar esas kabul edilmelidir. Hz. Ömer uygulamasına kulak vermeyen
Müslüman hukukçular tutuculuktan, “laikçi çağdaşlarımız ” lafzın yarattığı suçlamalardan
kurtulup genişletici amaçsal yorum mantığını anlamaya çalışmalıdırlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.