Öncelikle şunu belirteyim, bir sorunu çözme iradesi, bütün sorunları çözme yükümlülüğü değildir. Bununla birlikte, bu kapsamda dile getirilen sorunları yok saymak, görmezden gelmek de değildir. Tam tersine, toplumun çözüm beklediği sorunlara ilişkin detaylı bilgi sahibi olmak ve çözüm iradesini güncellemektir. TBMM’de, 11 Ağustos günü kabul edilmesi planlanan çerçeve yasa, tam olarak bahsettiğimiz ayrımın sınandığı bir örnek oldu. Bir yasadan yapamayacağı şeyleri istemek, o yasanın yapması gereken şeyi de tartışmalı hâle getirebilir. Ancak bunun tersi de aynı ölçüde yanlıştır. Çerçeve yasanın kapsamının sınırlı olması, demokratikleşme ihtiyacının da sınırlı olduğu anlamına gelmez.
Meclis Adalet Komisyonu’nda kabul edilerek
Genel Kurul’a gönderilen çerçeve yasanın temel amacı ve hukuki işlevi sınırlı
ve belirli. PKK’nın silah bırakması ve kendisini feshetmesine bağlı olarak,
örgüt üyeleri hakkındaki soruşturma, kovuşturma ve infazların belirli şartlar
altında ertelenmesini düzenliyor. Buna rağmen yasaya yöneltilen eleştirilerin
büyük bir kısmı, çerçeve yasasının kapsamının ötesine taşan taleplerden
oluşuyor. Eleştiriler büyük oranda, ifade özgürlüğü düzenlemeleri, kayyım
uygulamasının sonlandırılması, tutuklu siyasetçilerin durumu, Anayasa Mahkemesi
ve AİHM kararlarının uygulanması gibi başlıklardan oluşuyor. Dile getirilen
taleplerin her biri kendi başına meşru ve tartışılmaya değer. Ama bunları tek
bir yasal metne, üstelik somut ve sınırlı bir amaç için hazırlanmış bir metne
yüklemek hem yöntemsel hem de stratejik açıdan sorunlu bir taleptir.
SİYASAL SÜREÇLER NEDEN AŞAMALI
İLERLER
Büyük siyasal dönüşümler nadiren tek bir
paket halinde ilerler. Çatışma süreçlerinde güvenlik, silahsızlanma ve siyasal
reformlar birbirinden bağımsız değildir. Ancak bunların aynı anda ve aynı
hukuki araçla gerçekleştirilmesi nadirdir. Aşamalandırma ile erteleme aynı şey
değildir. Aynı siyasi sürecin parçaları olmak, aynı yasada düzenlenmelerini
gerektirmez. Kuzey İrlanda’daki barış sürecinde de IRA’nın silah bırakması ile
Belfast Anlaşması’nın siyasal reform hükümlerinin yürürlüğe girmesi, yıllara
yayılan ayrı aşamalar hâlinde gerçekleşti. Dolayısıyla yapılan sıralama
tesadüfi değil. Çünkü güven inşası aşamalı ilerler, taraflar önce somut ve
doğrulanabilir adımlarla (silahın bırakılması gibi) birbirine güven verir.
Güven biriktikçe daha kapsamlı ve tartışmalı reformlar için siyasi zemin
oluşur. Türkiye’deki sürecin tasarımı da bahsettiğimiz mantığın ürünü.
Meclis’teki süreç komisyonunun raporu, konuyu iki ayrı bölümde ele almıştı.
İlki ceza hukukuna ilişkin somut düzenlemeler, diğeri ise demokratikleşme başlıklı
daha geniş bir reform gündemi.
Çerçeve yasa, bu iki bölümden yalnızca
ilkini hayata geçiriyor. Burada asıl siyasi mesele, demokratikleşme başlığının
varlığı değil, onun akıbetidir. İkinci aşamanın gündemden düşmemesi, “aşamalı
süreç” açıklamasının bir erteleme gerekçesine dönüşmemesi gerekir. Bu noktada
sıkça duyulan itiraz, iki bölümün “art arda değil, iç içe” ilerlemesi gerektiği
yönünde. İtirazlar anlaşılır bir kaygıyı yansıtıyor. Yani, silahsızlanma adımı
atıldıktan sonra demokratikleşme vaadinin unutulması riski. Ancak bu kaygı, iki
bölümü aynı yasada birleştirmeyi değil, ikinci bölümün gerçekten takip
edilmesini talep etmeyi gerektirir. Çünkü bu farklı bir mesele. Silahsızlanma
ile demokratikleşmenin aynı anda yasalaşması zorunlu değildir, fakat
birbirinden kopması da kabul edilebilir değildir. Aynı süreçte ilerlemek, aynı
anda yasalaşmak demek değildir, farklı aşamalarda ilerlemek de birbirinden
kopmak anlamına gelmez.
GENİŞLETİLMİŞ TALEBİN BEDELİ:
SÜRECİN TIKANMA RİSKİ
Çerçeve yasanın bugünkü hâli, TBMM’de
nadiren görülen bir genişlikte ve mutabakatla ilerledi. İktidar partisi,
sürecin taşıyıcı aktörlerinden birisi olan MHP, DEM Parti, CHP, Yeni Parti,
Yeni Yol Grubu ve HÜDA-PAR çerçeve yasa taslağı metnine imza attı. Bu geniş
mutabakatın oluşmasında, yasanın üzerinde daha kolay ortaklaşılabilecek sınırlı
bir hukuki çerçevede tutulmasının önemli bir payı olduğu söylenebilir. Eğer
metne ifade özgürlüğü suçlarının kaldırılması, kayyım uygulamasının
sonlandırılması ya da yüksek yargı kararlarının uygulanması gibi başlıklar da
eklenseydi, büyük ihtimalle bugünkü geniş tabanlı destek oluşmazdı.
Dile getirilen başlıkların her biri,
Türkiye siyasetinde kendi başına yıllardır çözülememiş, görüş ayrılıkları
barındıran meseleler. Bunları tek bir yasaya eklemek, o yasanın üzerine inşa
edildiği kırılgan uzlaşıyı riske atabilir. Buradan, söz konusu başlıkların
önemsiz veya ertelenebilir olduğu sonucu çıkmaz. Tam tersine, bu başlıklar
demokratikleşme gündeminin esasını oluşturduğu için ayrı bir siyasi ve hukuki
program olarak ele alınmalıdır. Sonuç, ortada ne silahsızlanmanın ilerlediği ne
de demokratikleşmenin geldiği, tamamen tıkanmış bir süreç olabilir.
ELEŞTİRİNİN KAYNAĞINI AYIRT ETMEK
Yasaya yönelik eleştirilerin tamamını aynı
kefeye koymak da doğru olmaz. Bir kısmı doğrudan hukuki kaygılardan besleniyor.
Teklifin af niteliği taşıyıp taşımadığı, anayasal nitelikli bir çoğunluk
gerektirip gerektirmediği gibi sorular, yasanın kendi içeriğiyle ilgili ve
kendi hukuki çerçevesinde tartışılması gereken meseleler.
Bir başka eleştiri grubu ise yasanın
kapsamının genişletilmesini talep ediyor. İfade özgürlüğü, kayyım uygulaması,
tutuklu siyasetçilerin durumu, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının
uygulanması gibi başlıkların aynı düzenleme içinde ele alınması gerektiği
savunuluyor. Bu taleplerin her biri kendi başına siyasi ve hukuki olarak
tartışılabilir. Ancak bunların çerçeve yasaya eklenmesini istemek ile bu
başlıkların çözülmesini istemek aynı şey değil. Birincisi yasanın kapsamına,
ikincisi ise demokratikleşme gündemine ilişkin bir tartışmadır.
Bir diğer eleştiri biçimi ise doğrudan
yasanın içeriğinden çok, sürecin kendisine ilişkin siyasi bir pozisyonu ifade
ediyor. “Anayasa referandumu” talebi bunun örneklerinden biri. Böyle bir talep,
yasanın teknik içeriğinden ziyade sürecin meşruiyeti konusunda bir itiraz
anlamına geliyor. Bu tür siyasi itirazları yalnızca hukuki bir tartışma olarak
ele almak, tartışmanın gerçek mahiyetini perdeleyebilir.
Dolayısıyla eleştirileri değerlendirirken
yalnızca ne söylendiğine değil, hangi soruya cevap arandığına da bakmak
gerekir. Hukuki bir çekinceyi siyasi itirazla, demokratikleşme talebini ise bu
yasaya ilişkin bir itirazla aynı şey olarak değerlendirmek, tartışmayı gereksiz
yere karmaşıklaştırır. Aynı şekilde bir siyasi aktörün metne imza atmaması da
tek başına hukuki bir çekinceye işaret etmez. Siyasi itiraz ile hukuki çekince
çoğu zaman iç içe geçebilir.
KARŞI ARGÜMAN: AYIRMANIN DA RİSKİ
VAR
Bununla birlikte, bahsettiğimiz ayrıma
(silah bırakma ve demokratikleşme) tümüyle karşı çıkan bir görüş de ciddiye
alınmayı hak ediyor. Sürecin bir tarafını oluşturan aktörler, güvenlik adımı
ile siyasal adımın birbirinden koparılmasının, geçmişteki çözüm süreci
deneyiminde yaşanana benzer bir akıbete yol açabileceğini savunuyor. Silahı
bırakma ile demokratik adımların atılmasının birlikte değerlendirilmesi
gerektiğini söyleyenler var. Silahsızlanma ve demokratikleşmeye ilişkin
sıralama, sürecin tarafları arasında konuşulan ve üzerinde uzlaşılan bir
mesele. Burada önemli olan sıralamanın kendisinden çok, ilk adımın ardından
diğer adımın yarım kalmamasını ve sürecin donmamasını güvence altına almak.
Türkiye’nin geçmiş deneyimi, güvenlik ve
demokratikleşme başlıklarının birbirinden kopmasının süreci zayıflatabileceğini
gösteriyor. Dolayısıyla mesele, demokratikleşmenin bugün çıkarılan yasaya
bütünüyle eklenip eklenmemesi değil; silahsızlanma adımının ardından
demokratikleşme gündeminin nasıl güvence altına alınacağıdır. Türkiye’nin yakın
siyasi tarihinde, güvenlik adımlarının izlendiği ama takip eden reform
adımlarının gecikmeyle karşılaştığı ve demokratikleşmeye ilişkin adımların
atıldığı ama silahın bırakılmadığına ilişkin örnekler var. Buna dikkat
edilmemesinin ne tür sonuçlar ürettiğini hatırlamak için ilk çözüm sürecine
bakmakta yarar var. 2013-2015 deneyiminin bugünkü süreç açısından çıkarılması
gereken temel derslerden biri, atılacak adımların birbirine bağlanacağı
güvenilir siyasi ve kurumsal mekanizmaların önemidir. Dolayısıyla “önce sınırlı
amaçlı yasa, ardından demokratikleşme adımları” sıralamasını savunmak ve süreci
takip etmek önemli.
SINIRLI ADIM, KARARLI TAKİP
Çerçeve yasanın sınırlı bir amaca
odaklanması bir eksiklik değil, bilinçli bir tasarım tercihi olarak okunmalı.
Tercihin doğruluğu, yasanın bugünkü metninden çok, önümüzdeki dönemde
demokratikleşme başlıklı ikinci adımın gerçekten atılıp atılmayacağından
anlaşılacak. Bu nedenle ikinci aşama bir iyi niyet beyanı olarak bırakılmamalı;
Meclis’in gündeminde açık bir siyasi takip mekanizmasına bağlanmalıdır.
Demokratikleşme başlığının hangi adımlarla ve hangi sırayla ele alınacağı
belirsiz kaldığı ölçüde, “aşamalı süreç” açıklaması haklı olarak
demokratikleşmeyi ertelemenin gerekçesi gibi görülebilir. Aksi hâlde “aşamalı
süreç” kavramı, çözümün yöntemi olmaktan çıkıp demokratikleşmeyi ertelemenin
gerekçesine dönüşür. Yasayı genişletme talebiyle bugün tıkamak yerine, sınırlı
amaçlı adımı desteklemek ve ikinci adımın takipçisi olmak hem daha gerçekçi hem
de sürecin bütününü koruyan bir tutum.
Bu nedenle bugün savunulması gereken tutum
ne “bu yasa her şeyi çözsün” yaklaşımıdır ne de “önce silah bırakılsın,
demokrasiyi sonra konuşuruz” yaklaşımıdır. Doğru tutum, silahsızlanma için
gerekli hukuki adımı atmak ve demokratikleşme adımının atılmasını aynı
kararlılıkla talep etmektir. Sürecin başarısı, tek bir yasanın içeriğinde
değil, art arda gelmesi gereken adımların gerçekten gelip gelmeyeceğinde saklı.
Çerçeve yasa bir son değil; başarısı, kendisinden sonra neyin geldiğiyle
ölçülecek ilk adımdır.
ADNAN BOYNUKARA
2009-2015 yılları arasında Adalet
Bakanlığı’nda Yüksek Müşavir olarak görev yaptı. 25 ve 26. dönemlerde Adıyaman
milletvekili olarak TBMM’de bulundu. Boynukara, Ankara Enstitüsü’nde araştırma
direktörü olarak görev yapıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.