18 Ağustos 2026 Salı

Yasa ve uygulama: Fırsatlar ve handikaplar Prof. Dr. Ahmet Özer+18/08/2026

 Beklenen çerçeve yasa nihayet mecliste yüksek bir oyla kabul edilerek çıktı, böylece hem süreçle ilgili yeni bir evreye geçildi hem de barışa ve demokratikleşmeye dair beklentiler biraz daha büyüdü. Burada önemli nirengi noktası iktidarın bu süreci uzatmadan uygulamayı başlatmasıdır. Çünkü yasanın kabulü, sürecin sonu değil bundan sonraki adımların başlangıcıdır. Toplumun beklentisi artık yalnızca düzenlemenin çıkmış olması değil, ortaya konulan iradenin hayata geçirilmesidir.

İkinci önemli husus da demokratikleşme ile ilgili adımların atılması meselesidir. İktidar partisi sözcüleri yasanın, meclis komisyon raporunun altıncı bölümünün birebir yasalaşmasından ibaret olduğunu beyan ettiler. Madem öyle; yedinci bölüme dair demokratik adımların atılması gerekir. Tam da burada Sayın Özgür Özel’in “imza namustur” belirlemesinin gereği ortaya çıkıyor. Verilen sözlerin, ortaya konulan mutabakatların ve Meclis iradesinin gereğinin yerine getirilmesi, bundan sonraki sürecin samimiyetini gösterecek en önemli test olacaktır.

Niyet halis ve samimi ise yolun yarısı geçilmiş demektir, değilse, oya, ajandaya tahvil etmeye dönükse toplumun güveni sarsılır. Güven duyulmayan, toplumsal desteği kaybeden bir projenin ise başa gitme şansı ise yoktur. Bu anlamda şimdi sözün değil, uygulamanın zamanıdır. Samimiyetin, iradenin ve demokratikleşme iddiasının en önemli göstergesi bundan sonra atılacak adımlar olacaktır.

YENİ BİR PARADİGMAYA GEÇİLDİ

Bazen ülkelerin ve toplumların bazı sorunlar karşısında ağırlaşıp hantallaştığı ve hatta bir çıkmaza bir kısır döngüye girdikleri dönemler olur. Tarih böyle dönemlerde atılan ve atıl(a)mayan adımlarla şekillenir. Nitekim yarım asra yakın bir tıkanma, mecliste bir tokalaşma ile başladı ve karşılıklı çağrılar ve uygulamalarla bugüne geldi.

Einstein, sorunlar, o sorunların yaratıldığı düzlemde kalınarak çözülemez, diyor. Bunun için yeni bir zihniyet yeni bir anlayış gerekir. Bu yeni bir durumdur, bu durum yeni bir paradigmaya işaret eder. Nitekim bu süreç Bahçelinin yeni bir düzleme geçmesi ile başladı, bu çıkış birçok kişiyi şaşırtıp şok etti, ardından boşluklar ve zikzaklar yaşansa da durum nihayet yeni yasayla hukuki zemine kavuştu.

O halde artık bu yeni duruma göre hareket etmek gerekir. Eski kodları, kuralları ve söylemleri ve jargonları geride bırakmak gerekir. Zira artık yeni bir düzlemdeyiz. Buna uygun bir zihni yapı ve buna uygun yeni hareket tarzı gerekiyor. Yeni paradigmaya “…mış gibi” yapmakla geçilmez, niyeti pratikleştirmek gerekir.

Hatırlayalım, Bahçeli 22 Ekim 2024’te mecliste bir çağrı yaptı, Öcalan bu çağrıya 27 Şubat 2025’te olumlu yanıt verdi ve örgüte çağrıda bulundu. Örgüt Öcalan’ın silah bırakma ve kendini feshetme çağrısına uyarak 12 Mayıs 2025’te kongresini toplayıp kendini feshetme kararı aldı. Ardından 11 Temmuz 205 tarihinde Süleymaniye kırsalında onları yakarak silahlara veda ettiğini açıkladı.

Ve gene hatırlayalım, bu sırada sürece karşı olanların her safhada örgütle ilgili “olmaz-yapmazlar” dedikleri her şey oldu. Bu sürede hükümetin somut bir adım atmaması toplumda bir güvensizliğe ve süreç karşıtlarının sesinin daha gür çıkmasına yol açtı.

Bahçelinin ise ses getiren açıklamaları devam etti. En ilgi çekeni; Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvaya dönünceye kadar kararımız nettir, söylemiydi. Fakat buna rağmen yasal değişiklik bile gerektirmeyen hiçbir somut adım atılmayınca toplumda sürece dair bir umutsuzluk belirmeye başladı.

SİLAH BIRAKMA VE EVE DÖNME AŞAMALARI

Silahların bırakılmasıyla ilgili iktidarın tespit ve teyit şartını öne alan yöntemin işlemeyeceği anlaşılınca bundan vaz geçildi, böylece bekleme sona erdi, beklenen yasal adım atıldı.

Şimdi de eve dönüşlerin gerçekleşmesi için yeniden tespit ve teyit şartı bir ön koşul olarak ileri sürülüyor; umarız bu noktada da gene ipe un serilmez ve iş sürüncemede bırakılmaz. Yasa gereğince MİT’in ve ilgili kurumların tespiti ve Milli Güvenlik Kurulunun bunu teyit etmesi ile süreç işleyemeye başlayacak ve asıl aşamaya geçilecek, işte o zaman eve dönüş dediğimiz süreç başlayacak.

DEMOKRATİK ENTEGRASYON, TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞME

Yasanın kapsadığı üç grup insan var: Birincisi elinde silah bulunduranlar; ikinci grup içerde yatan ve hüküm giymiş olan ya da soruşturma ve kovuşturmaları devam edenlerdir; üçüncü kesim ise yurt dışında sürgünde olanlardır. Bu üç kesimin yurda dönüşü riskleri ve avantajlarıyla birlikte yeni bir atmosfer oluşturacak.

Bu noktada dördüncü adım olan toplumsal entegrasyon devreye girecek. Burada vurgulanması gereken husus bazılarının beklediği üzere toplumsal entegrasyon bir asimilasyon değil, yeni bir durumdur. Entegrasyonun başarısı hem toplumun psikolojik olarak buna hazır olması hem de atılacak demokratikleşme adımlarına bağlı. Toplumsal psikolojinin hazırlanmasında barış dilinin kullanılması ve empati yapılması büyük rol oynayacaktır. Tabi bütün bunlar için bu adımların siyasal bir ajanda için araçsallaştırmaması gerekiyor.

HAKİKATLERLE YÜZLEŞMEK VE REHABİLİTASYON

Eve dönüşle her şey bitmiş olmayacak. Yapılanları bir oldu bitti-ye getirmeden ve yılların ortaya çıkardığı cerrahtalar halının altına süpürülmeden onlarla yüzleşmek gerekecektir. Yüzleşme bir yargılama ve öç alma değil, yüzleşerek iyileşme, birbirini anlama, affederek kucaklaşma ve toplumsal barışa katkıda bulunmadır.

Bu süreçte son bir adım kalıyor, o da toplumsal rehabilitasyon aşmasıdır. Yıllardır toplumsal ve sosyal hayattan uzakta bulunan kimi örgüt mensupları sosyal yaşama ve toplumsal bütünleşmeye entegre olmakta sıkıntı çekebilirler, o zaman bu unsurların rehabilitasyonu da önemli bir husus olarak belirecektir.

Böylece demokratik entegrasyon ve toplumsal bütünleşme başarı ile tamamlanmış olacak. Tabi bütün bu adımların gerçekleşmesi için toplumsal hoşgörü, karşılıklı kabullenme, empati ve barış dili çok önemli. Bunlar aynı zamanda toplumsal, sosyal ve siyasal iş ve işlevlerde bulunmanın önünü de açacaktır. Bu durum ise hiç kuşkusuz demokratikleşe ile yakından ilgilidir.

ORTAK MÜCADELEYİ BÜYÜTMEK

Sürecin en önemli handikabı sürüncemede bırakma ve demokratikleşme adımlarının atılmamasıdır. Çünkü cari iktidar uzun iktidar döneminde bu yöntemi bir tarz olarak hep kullandı. Kürt sorununu yıllar içinde siyasi amaçlarına vasıta yaparak hep çözüyormuş gibi yaptı ama çözmedi. Bugün de sürecin önündeki en önemli tehlike, demokratik kazanımları vermemek, vermek zorunda kaldığında az vermek, az vereceğini de sürüncemede bırakarak vermektir.

Madem barış süreci başladı, toplumun bütün kesimlerini kucaklamak ve barışmak esas olmalı.

Örneğin, AYM ve AHİM kararları hemen uygulanmalı, kayyımlar kalkmalı, yargıyı siyasal çıkarları için kullanmaktan vazgeçilmeli. Aksi taktirde silah bırakma işi “terörü bitirme” propagandasına dönüştürerek anti demokratik tavrını sürdürürse bundan bir toplumsal barış çıkmaz.

İşte bu yüzden toplumun önemli bir kesiminde iktidara bu konuda güvensizlik var, süreci siyasi çıkarları için araçsallaştıracağı kaygısı var. Bu kaygının giderilmesi her şeyi iktidarın insafına ve inisiyatifine bırakmadan sorumluluk üstlenmek ve ortak mücadeleyi yükseltmekle olur.

SONUÇ

Mecliste oluşturulan siyasal mutabakatın toplumsal mutabakata dönüştürülmesi, demokratikleşeme adımlarının da zaman kaybetmeden atılmasına bağlı. Barış ve demokrasinin eş güdümü ile yakalan olumlu fırsat ikinci yüzyılda Türkiye’nin adil ve müreffeh bir ülke olması için kullanılmalıdır.

Unutmamak gerekir ki asırlık bir mesele ve yarım asra yakın çatışma ortamının yaratığı acılar ve sıkıntıların son bulacağı bir eşikten geçiyoruz. Bu noktadan sonra artık enerjimizi birbirimizi tüketmeye değil refaha ve demokratikleşmeye derz etmek için bir fırsat penceresi açıldı ülkenin önünde. Bunu heba etmeye kimsenin hakkı yok.

Önümüzdeki sınav tahriklere kapılmadan, provokasyonlara gelmeden bu tarihi fırsatı yerinde ve doğru değerlendirmektir. Burada önemli olan işi sadece silahsızlanma parantezine sıkıştırmak değil aynı zamanda demokratikleşme adımlarıyla büyütmektir ve süreci bir partinin amaçları için araçsallaştırmadan başa götürmektir. Zira artık yeni bir yolda ve yeni bir düzlemdeyiz.

*Prof. Dr. Ahmet Özer, Esenyurt Belediye Başkanı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.