Yeşil Kuşak’tan BOP’a Siyasal İslamcılara Biçilen Roller - 2 | Kullanışlı aparatlar işbaşında
Soğuk Savaş döneminde ABD’nin kolları
arasında palazlanan siyasal İslamcılar,
her daim emperyalizmin kullanışlı birer aparatı oldular. 80’lerden günümüzde
CIA’in kendilerine çizdiği yörüngede ilerlediler.
Sadece 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde
yaşananlar siyasal İslamcılarla emperyalizm arasındaki tarihsel bağı çarpıcı
bir biçimde ortaya koymaya yeter. Yeşil Kuşak’tan “Ilımlı İslamcılık”a uzanan
hatta siyasal İslamcılar Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) ana aktörü oldular.
Bölgenin ABD-İsrail ekseninde toptan dönüşümünü öngören plan doğrultusunda
silahlı kalkışmadan iç savaşa her türlü yöntemi denediler.
7 Ekim saldırıları sonrasında aşlayan
BOP’un bu en kanlı evresinde siyasal İslamcılar Washington-Tel Aviv hattına
sıkı sıkı sarıldılar. Bölgenin dizaynında “mıntıka temizliği” yaptılar.
İsrail’in acımasız saldırılarına açık-örtülü destekler sundular. Amerikan
politikalarına eklemlenme karşılığında ise kendi rejimlerini tahkim ettiler.
BARRACK’IN EMİRERLERİ
Bu bağımlı ilişki kendisini bugünlerde çok
daha açık bir şekilde gösteriyor. Kendi gelecekleri için Trump politikalarına
yaslanan gerici-otokratik rejimler Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek için İsrail
ile birlikte düğmeye basan ABD’nin bölgeye atadığı özel elçi Tom Barrack’ın
kulaklarına üflediği talimatları dillendiriyorlar.
İki ay önce Ankara’da göreve başlayan
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Elçisi Tom Barrack, çizdiği
projelerle bölgede cirit atarken bir tek aktörden itirazla karşılaşmıyor.
Beyrut yönetimine, Colani’ye, Kürtlere, Türklere, Dürzilere talimatlar yağdıran
Barrack, herkesi hizaya çekerken adeta el üstünde tutuluyor. Türkiye için
ümmetçi Osmanlı sistemini dillendiren, Suriye’de etnik-mezhepsel güç dağılımı
ortaya atan Barrack, Ankara-Beyrut-Şam hattında Ortadoğu şerifi edasıyla mekik
dokuyor.
Barrack önceki gün de Colani yönetimi ve
İsrail’li yetkilileri Paris’te bir araya getirdi. Barrack, X’te yaptığı
açıklamada, “Paris’te Suriyeliler ve İsraillilerle bir araya geldim. Amacımız
diyalog ve gerginliğin azaltılmasıydı ve tam da bunu başardık. Tüm taraflar bu
çabaları sürdürme kararlılıklarını yineledi” dedi. HTŞ yönetiminin İsrail’i
tanıması gündemde. İsrail heyetinin Suriye ile mutabakatı tamamlamak üzere
yakında Bakü’ye gitmesi bekleniyor.
ANKARA TRUMP’A BAKIYOR
Barrack, Suriye’de Amerikan-İsrail
çıkarlarını önceleyen bir yeniden dizayn peşinde koşarken Türkiye buna çoktan
razı olmuş durumda. Trump politikalarına asılarak çürümüş iktidarının ömrünü
uzatmaya çalışan tek adam rejimi “Sam Amca”nın yönelimleri doğrultusunda
pozisyon alıyor.
Suriye’de Amerikan politikalarına
eklemlenen Ankara, bu ülkedeki pastadan pay kapmaya çalışıyor. Kürtlerin otonom
veya özerklik gibi bir kazanımının önüne geçmeye çalışılsa da yeni Suriye’nin
dizaynı için Washington ile birlikte hareket ediliyor.
∗∗∗
SİLAHLAR TESLİM EDİLMEYECEK
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Sözcüsü
Ebcer Davud, HTŞ yönetimine katılmaları için 30 günlük bir takvim belirlendiği
ve silahlarını teslim edecekleri yönündeki iddiaları reddetti. Davud,
"Koşullar silahları teslim etmeye uygun değil" dedi. Davud,
"Güneyde yaşanan şiddet olayları, IŞİD’in artan tehditleri ve genel
güvenlik durumu göz önüne alındığında, koşullar silahlarımızı teslim etmemize
elverişli değil" dedi. SDG olarak devlet kurumlarına katılmaya hazır
olduklarını belirten Davud, “Güçlerimizin tanınacağı, anayasal bir anlaşma
sağlanırsa Suriye ordusunun bir parçası olabiliriz. Ancak şu aşamada koşullar
buna uygun değil” ifadelerini kullandı.
∗∗∗
ABD-TÜRKİYE-ŞAM’DAN ORTAK OPERASYON
Halep’in El Bab kırsalında, ABD, Türkiye
ve Şam yönetimine bağlı güçlerin katılımıyla IŞİD’e karşı kapsamlı bir askeri
operasyon düzenlendiği bildirildi. Mepa News’in aktardığına göre, Suriye
Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına bağlı güçlerin sahada yürüttüğü operasyona,
ABD’ye ait hava araçları da havadan destek verdi.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara
Büyükelçisi Tom Barrack, Paris’te Suriye Dışişleri Bakanı Esat Şeybani ve
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile bir araya geldikleri fotoğrafı
paylaştı. (Fotoğraf: AA)
∗∗∗
DOÇ. DR. ÖZLEM KAYGUSUZ: TÜRKİYE
BUGÜNE KADAR KENDİSİNDEN BEKLENEN ROLÜ OYNADI
Suriye’de ana siyasi denklemin SGD VE HTŞ
arasında olduğu ve ülkenin yeni siyasi düzeninin, şu anda askeri gücünü
devretmeyi riskli gören Kürtler ve HTŞ’nin temsil ettiği Arap çoğunluk arasında
varılacak anlaşmalarla belirleneceği düşünülürken tabloya ülkenin güneyini
kontrol eden İsrail’in güçlü desteğini alan Dürzilerin de girmesi durumu epey
karmaşıklaştırdı. İlk bakışta ülkenin Lübnanlaşma riskinin arttığını ve bunun
yeni emperyalist tasarım olduğunu düşünmek mümkün. Ancak tam olarak böyle
olmayabilir. Suriye’de merkezi bir otoritenin olabildiğince hızla oluşturulması
da isteniyor. Çünkü siyasi karmaşanın uzaması, Suriye’yi yeniden inşa edecek
Körfez ve Avrupa sermayesini bekletmek anlamına geliyor. Diğer yandan zaman
içinde Rusya’nın da bu karmaşadan yararlanarak İran üzerinden bir takım
hamleler planlamaya çalışması mümkün. Bir başka nokta da, Suriye’de HTŞ
kontrolünün kurulamadığı bölgelerde mevcut koşullardan yararlanarak kimi aşiret
güçlerinin ve/veya örgütlerin siyasete dahil olmaları ve durumun hepten
kontrolden çıkma olasılığı. Dolayısıyla kısa vadede anayasal bir çerçeveye
kavuşturulamasa da, Suriye’deki tüm aktörler İsrail ve Türkiye üzerinden
disipline edilmeye çalışılıyor.
Trump yönetimi Suriye’de tablonun
karmaşıklaşmasını, sahada hareket alanını genişletebilecek yeni vekil
güç/şiddet odaklarının oluşmasını hiç istemiyor ancak böyle bir durumu
kışkırtan İsrail’i tam olarak kontrol edemiyor. Dolayısıyla ABD ile İsrail arasında
Suriye’nin siyasal düzeni konusunda ciddi bir ayrışma olduğu söylenemez ama
nihai bir anlaşma da henüz yok gibi görünüyor. Burada ilginç olan İsrail’in
Kürtlerden çok Dürzilerin destekçisi olarak Suriye’de işgalcilikten aktörlüğe
doğru gitmekte oluşudur. Türkiye’nin son çıkışı da bununla ilgili görünüyor.
Türkiye, İsrail’in Dürziler ve Kürtler üzerinden, ülkenin güneyindeki askeri
varlığına dayanarak belirleyiciliğini arttırmasını istemiyor. Aynı şekilde ABD de İsrail’in bu kadar
fütursuzlaşarak Suriye’deki merkezi bir otorite inşasını
istikrarsızlaştırmasını istemiyor. Türkiye’ye İsrail’i sınırlama konusunda
destek veriyor. Bu durum bir bakıma geçtiğimiz ekim ayından bu yana Suriye’de
ABD, Türkiye ve İsrail arasında oluşan uyum/paslaşma siyasetinin ve aslında AKP
iktidarının tarihsel olarak bölgede ABD ile uyum içinde hareket etme
politikasının yeni bir tezahürü.
Bu uyum Cumhur ittifakını içerde de
oldukça güçlendiriyor ve elini rahatlatıyor. ABD desteğinin Cumhur ittifakının
iç siyasetteki her türlü girişimi, özellikle ana muhalefete karşı yürütülen
süreçlerdeki önemi yadsınamaz. Türkiye bugüne kadar HTŞ’nin tüm Suriye’de
hakimiyetini güçlendirmesi, IŞİD vb radikal güçlerin kontrol altında tutulması
ve İsrail’in oldubittiyle sonuçlanan eylemlerine rağmen bir ölçüde
sınırlandırılması gibi konularda kendisinden beklenen rolü oynadı ve bu konular
ABD’nin mevcut iktidara desteğinin en temel nedenleri. Sonuç olarak Trump
yönetiminin Suriye’de işleri istediği hızda götüremediğini, ancak bir süre daha
bölgedeki aktörleri birbirine karşı konumlandırarak HTŞ ve liderinin
performansını izleyeceğini öngörebiliriz. ABD, Türkiye’nin desteği ile HTŞ’nin
radikal İslamcılıktan görünürde sıyrılarak IŞİD’i kontrol ettiğini görüp,
ardından bölgede savaşın yerini ticaret ve altyapı inşasının alacağı süreci
başlatmak istiyor. Aynı zamanda da İsrail’i Türkiye ile dengeleyerek durdurmayı
planlıyor. Bu durum Türkiye’nin iç siyasetinde iktidarın elinin bir süre daha
rahat olacağı anlamına da geliyor.
∗∗∗
PROF. DR. MUSTAFA TÜRKEŞ: BARRACK,
BAHÇELİ, ERDOĞAN ÜÇLÜSÜNE BAKILDIĞINDA PLAN KOKUSU GELİYOR
Soğuk Savaş döneminde siyasal
İslamcıların, biraz da milliyetçilerin, dahil edildiği süreç bugün de devam
ediyor. Yeşil Kuşak’tan 90’ların sonunda hayata geçirilmeye çalışılan, adına
ister BOP deyin isterse de başka bir şey, Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirme
girişimi kesintisiz sürüyor. Dönüştürmekti amaç bölgedeki ülkeleri finans
kapitale, neo liberal politikalara açık hale getirmek ve İsrail’in güvenliğini
sağlamak. Irak, Libya sonrasında da Suriye kanlı bir şekilde dönüştürüldü.
Bütün bu süreçlerle kullanılan silahlı aparatlar bugün siyasi parti veya
düşünce kuruluşlarıymış gibi hareket ediyorlar. Silahlı İslamcıları transforme
edip nerede ihtiyaç varsa orada kullandılar. Siyasal İslamcılara biçilen roller
Soğuk Savaş’ta da aynıydı, bugün de. Suriye’de İslamcıları ve de milliyetçileri
nasıl kullandıkları ortada. HTŞ’yi terör listesinden çıkarıp ortakları
yaptılar.
EMPERYALİSTLER TEK ATA OYNAMAZ
Emperyalizm tek bir ata oynamaz, HTŞ’ye,
SDG’ye, diğer aktörlere birden fazla ata oynar. Bütün bunları neden yapıyor;
İsrail’i rahatlatmak, ikincisi bölge ülkelerinin Tel Aviv ile barıştırmak.
İsrail’i küresel finansın merkezi yapmak istiyorlar.
Emperyalizm bölgesel aktörleri nasıl
tanzim eder; Güçlü liderler, tek adam yönetimleri isterler, çünkü bu liderler
finans kapitalin dediklerini rahat uygularlar. Ama aynı zamanda bu liderler
bıçak sırtındadırlar. Her an her şey yapılabilir. Bıçak sırtında tutulan bir
lider, ülke arzu ederler. Bıçak sırtındaki bir iktidar birçok şeyi göz ardı
edemeyecek kadar bağımlı halde olur.
BARRACK’TAN ALIYORUZ HABERLERİ
Erdoğan yönetimi yeni sürece eklemlenmiş
halde. Çözüm sürecine dair gelişmeleri Bahçeli ve Barrack’tan öğreniyoruz.
Barrack Osmanlı sistemi öneriyor, bölgede dinsel kimlikler üzerinden bölünmüş
bir düzen istiyorlar. Bunu destekleyen açıklamalar da Erdoğan ve Bahçeli’den
geldi. Barrack, Bahçeli ve Erdoğan üçlüsüne bakıldığında sadece Ortadoğu’nun
değil Türkiye’nin de yeniden projelendirme arzusunun kokuları geliyor.
Lozan’ın, Cumhuriyet’in bir hezimet olduğu lakırdılarının tedavüle sokulması
tesadüfü değil. Bunların hepsini birlikte ele aldığımızda ortada bir
projelendirme olduğu görülecektir. Tabi bu projelendirme girişimleri kapalı
kapılar ardında yapılıyor, açıktan konuşulmuyor. Resmin bütünü bize şunları
gösteriyor; ABD, Batı emperyalizmi Ortadoğu’yu yeniden biçimlendirmeye
çalışıyor. Bunu yaparken de siyasal İslamcılara biçilen görev ve roller var.
Rejim de üzerine düşeni yerine getiriyor. SDG’ye karışmama karşılığında içeride
kendi rejimlerine yönelik eleştirileri savuşturuyorlar. Aynı zamanda kredi muslukları
açılacak. Özetle içeride gerçekleştirmek istediği siyasal dizaynı garantiye
alıyor. İktidarın bu konudaki tutumu net, ne yapmak istediğini açıkça ortaya
sermiş durumda. Burada muhalefetin tutumu belirleyici. Muhalefet ne yapmalı,
burası önemli. Net bir duruş sergilemeli. İçerideki ve dışarıdaki dizaynların
faturası emekçilere, halka çıkacak. Sosyalistler ise yaşananları, süreci
netleştirmeli, teşhir etmeli. Çok şey oluyor, çok kafa karışıklığı yaratacak
gelişme var. Öncelikle bu kafa karışıkları giderilmeli. Kürt sorununun bu
şekilde çözülmeyeceği anlatılmalı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.