Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM’nin açılış töreninde Halkların Eşitliği ve Demokrasi Partisi sıralarına giderek milletvekilleriyle el sıkışmasıyla başlayan, “Terörsüz Türkiye” süreci 11 Temmuz’da bir grup PKK’lı teröristin silahlarını yakmasıyla yeni bir aşamaya girdi. Bazılarına göre 11 Temmuz’da “Türkiye Yüzyılı”nın kapısı aralandı, kimilerine göre de “Mangal partisi” yapıldı. Akan kanın durmasına sevinmemek için kandan beslenen vampir olmak lazım. Annelerin göz yaşlarının dinmesini, şehit cenazelerinin sona ermesini kim istemez?
“Terörsüz Türkiye” projesi bugüne kadar
büyük bir gizlilik içerisinde yürütüldü.30 silahın gözler önünde bir kazanda
ateşe verilmesiyle şeffaflık sağlanmış olmuyor. Süreç hakkında bildiğimiz tek
bir şey varsa, o da hiçbir bir şey bilmediğimiz olmalı. En büyük tehlike de
çoğu kimsenin yaptığı gibi bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak. AK Parti
Sözcüsü Ömer Çelik’in “tarihi” nitelemesiyle büyük beklentiler yaratılan
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kızılcahamam kampının açılışında Partililere hitaben
yaptığı konuşmadan da “Terörsüz Türkiye” hakkında aydınlatıcı bir bilgi
çıkmadı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan daha önce de başka
vesilelerle vurguladığı üzere, Kızılcahamam’da da “Terörsüz Türkiye” projesinin
bir müzakere, bir pazarlık, bir al ver süreci olmadığını” dile getirdi. Yine de
Abdullah Öcalan’ın 25 Şubat’ta Örgütün silah bırakmasına ilişkin yaptığı
çağrının yazılı metninde yer almayan ancak, rahmetli Sırrı Süreyya Önder’e
dikte ettirdiği söylenen sürecin devam etmesi için öngörülen hukuksal
gerekliliklerden neler kastedildiğini hala öğrenebilmiş değiliz.
Kızılcahamam konuşmasında benim en fazla
takıldığım, “Bizler, yani Türkler, Kürtler, Araplar İttifak yaptığımızda
atlarımızın rüzgarı Çin denizinden Adriyatik’e serin esintiler yaydı” sözleri
oldu. Muhalefet çevrelerince Yeni Osmanlıcılık veya ümmetçilik özlemi olarak da
yorumlanan Türk-Arap-Kürt İttifakı tarihi gerçeklerle tam olarak uyuşmuyor.
Cumhurbaşkanı dostluk ilişkileri bağlamında üçlemeleri pek seviyor. Geçtiğimiz
ay da Azerbaycan’da ortak bir noktamız bulunduğunu tahmin etmediğim Pakistan’ı
da dahil ederek, Türkiye-Azerbaycan, Pakistan için “tek millet üç devlet”
benzetmesi yapmıştı.
Tarihi perspektiften bakıldığında
Türk-Arap ittifakından söz etmek çok tartışmalıdır. Selahattin Eyyübi’nin
Kudüs’ü fethettiği ordunun bir ittifakla oluşturulduğu, Çanakkale savaşlarında
Araplar’ın, Kürtler’in Türkler’le omuz omuza aynı siperlerde savaştıkları
doğrudur, ancak tarih aynı zamanda Arapların Türklere yaptığı ihanet ve
kıyımları da yazmaktadır. Özellikle Türk-Arap ilişkilerinin tarihi, ittifaktan
çok çatışma örnekleriyle doludur.
Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden
hemen önce Emevi Arap Devleti’nin hükümdarı Horasan Valisi General Kuteybe’nin
azılı bir Türk düşmanı olduğu söylenir. Tarih kitapları 18.yüzyılın başlarında
Talkan ve Cürcün’da Kuteybe’nin Türklere yaptığı katliamlardan söz ediyor.
Hatta adı geçenin, Türklerden baş getirenlere yüz dirhem dağıttığı, Türklerin
kanlarıyla su değirmenlerini çevirmeyi vaat ettiği iddia edilir.
İstanbul’dan Mekke ve Medine’ye yardım ve
kıymetli hediyeler taşıyan Surre alaylarını duymuşsunuzdur. Surre alayları aynı
zamanda Hacıların topluca ve güvenli bir şekilde Hicaza gitmelerini sağlardı.
Bedevi Arapların saldırılarından korunmak için Surre alaylarına silahlı
muhafızlar eşlik edermiş. Hem gidişte hem de dönüşte kervanlara saldırmasınlar
diye Araplara rüşvet dağıtılırmış. Tarihi kayıtlarda 1757 yılında bir hac
kervanının Mekke’den Şam’a dönerken bedevi aşiret mensuplarının saldırısına
uğradığı, baskın sonucunda tahminen 20 bin hacının öldürüldüğü belirtiliyor.
I. Dünya Savaşı sırasında 1916 yılının
Haziran Ayında Osmanlıya karşı başlatılan ayaklanma bazı tarih kitaplarında
“Arap İsyanı”, bazılarında ise “Arapların İhaneti” başlığı altında geçer. Son
tahlilde bir bağımsızlık hareketini ihanet olarak nitelendirmek doğru
olmayabilir. Ama Osmanlının en zayıf bir döneminde dış güçlerle işbirliği
halinde girişilen bu isyan sırasında yaşananlar, Türkler için acı hatıralarla
doludur. İsyanının mimarlarından “Arabistan’ın Lawrence’ı” anılarında,
Arapların Türklere yaptıklarının kendisinin bile başlangıçta tahayyül etmediği
boyutlara ulaştığını, Osmanlı’nın geri çekilmesinden sonra Şam’daki
hastanelerde tedavi görmek üzere kalan yaralı Türk askerlerinin karınlarının
deşildiğine, ağızlarındaki altın dişlerin söküldüğüne şahit olduğunu yazıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Kızılcahamam
konuşmasında, Bağdat’ın da, Diyarbakır’ın da Şam’ın da ortak şehirlerimiz
olduğundan söz ediyor. Oysa Osmanlı’nın son dönemlerinde Orta-Doğu’da Osmanlı
Subayı olarak görev yapan Falih Rıfkı Atay Kudüs’teki anılarını anlattığı
“Zeytindağı” kitabında, Kudüs’te kirada oturduğumuzu, Halep’ten bu tarafa
geçmeyen şeyin sadece Türk kağıdı değil, ne Türkçe’nin, ne de Türk’ün
geçtiğini, Floransa ne kadar bizden değilse, Kudüs’ün de o kadar bizim
olmadığını yazmış.
Tarihi bir kenara bırakıp bugünlere
bakacak olursak Türkler ve Arapların birbirlerine karşı büyük bir muhabbet
beslediklerini sanmıyorum.
22 Arap ülkesinden oluşan Arap Liginden
bugüne değin Kıbrıs davamız lehinde tek bir karar çıktığını hatırlamıyorum.
Buna karşılık teröre karşı gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi harekatlar her
defasında Arap Ligi tarafından şiddetle kınanmıştır. Lizbon’da büyükelçi
olduğum dönemde, Kudüs İsrail tarafından başkent ilan edildiğinde İslam
Konferansı Dönem Başkanı Ülke Temsilcisi sıfatıyla Portekiz Hariciyesi nezdinde
girişim yapmak için yanıma Arap Ligi ülkelerinden bir büyükelçi bulmakta hayli
zorlandığımı hiç unutmuyorum.
Kürtler değil ama Arapların Türkiye ile
aynı ittifak içerisinde olmak isteyeceklerini hiç tahmin etmiyorum. Boş yere
kendi kendimize gelin güvey olmayalım.
HASAN GÖĞÜŞ KİMDİR?
1976 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal
Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olan Hasan Göğüş,
1977’de Dışişleri Bakanlığı’na girerek diplomatik kariyerine başlamıştır.
Büyükelçi olarak Türkiye’yi pek çok ülkede temsil eden Hasan Göğüş, 2018
yılında Dışişleri Bakanlığı’ndan emekliye ayrılmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.