Halkın yakıcı sorunlarını görünmez kılmak isteyen Saray yönetimi mezhepçi, kimlikçi politikalarla iç siyaseti yeniden dizayn etmeye çalışıyor.
Çözüm sürecini iktidarının ömrünü
uzatmanın anahtarı olarak gören rejim, bir kez daha “Malazgirt ruhu” gibi
söylemlerle yeni Osmanlıcı hayaller satmaya başladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk, Kürt ve
Arap kardeşliği” vurgusu yaparak “Bugün Malazgirt ruhu, Kudüs İttifakı,
İstiklal Savaşı’nın nüvesi yeniden şekilleniyor. Bugün büyük ve güçlü
Türkiye’nin şafağı söküyor” sözleri yeni yönelimin işareti oldu.
Erdoğan’ın ardından MHP Lideri Devlet
Bahçeli de “Erdoğan’ın biri Kürt diğeri Alevi iki danışmanı olsun” sözleri
gündem oldu. Bahçeli’nin çıkışına DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan
dünkü konuşmasında “Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın ki” sözleriyle yanıt
verdi. Rejim, eşit yurttaşlığın göz ardı edildiği, mezhepçi ve kimlikçi
söylemlerle içeriyi konsolide ederken diğer yandan da bölgesel politikalarda
rol kapmak istiyor. Ana muhalefet partisinin de masaya oturması çağrısı sık sık
dillendirilirken ülkeyi her alanda uçuruma sürükleyen bu rejim değişmeden
ülkeye demokrasi ve özgürlüklerin gelmeyeceği göz ardı edilmemeli.
ÜMMETÇİ ANLAYIŞLA SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ
Erdoğan’ın çıkışını ve rejimin son
hamlelerini BirGün’e değerlendiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Cangül Örnek,
“Rejim ortaklarının söylemleri ve sürecin gelinen son aşaması düşünüldüğünde en
büyük eksiklik eşit yurttaşlık fikrinin gözden düşürülmüş olması. Dolayısıyla
muhalefet cephesi, rejimin mezhepsel, etnik, ümmetçi söylemleri karşısında ilk
olarak eşit yurttaşlık çerçevesinde bir anlayışta ortaklaşmalı” dedi.
“Çünkü eşit yurttaşlık aynı zaman da etnik
ve dinsel grupların haklarının da tanındığı bir fikrin karşılığı anlamına
geliyor.” İfadelerini kullanan Örnek, şöyle devam etti: “Bir diğer etkisi
geliştirilen bu söylemlerin Kürt, Alevi, Arap diyerek ayrılması sınıf
farklarını geri plana atan bir yöne doğru evriliyor. Bakırhan’ın dediği Kürt
Cumhurbaşkanı olsun yanıtına bir soru sorulursa hangi Kürt? Sermaye sahibi ağa
bir Kürt mü yoksa sadece kimliği Kürt olan halkın içerisinden çıkmış biri mi?
Yani burada rejimin kendine güç devşirmeye
çalıştığı gibi kimliğin, mezhebin etnik temellerin ötesinde böyle bir soru
sorulacaksa bu ancak başa gelecek iktidarın kimin için yöneteceği sorusu
olmalıdır. Dolayısıyla rejimin bu yönelimi karşısında konumlanmayan bir
muhalefet hattı da başarıya ulaşamaz. Yani Türkiye sınıfsız bir toplummuş gibi
kimlikler ya da mezhepler üzerinden bir muhalefet mi yapılacak? Dolayısıyla bu
tartışmaya verilecek cevap eşit yurttaşlık temelinde demokratik bir ülke
mücadelesinde verilmelidir. Denildiği gibi barış da demokrasi de ancak böyle
gelir. Sınıf politikaları göz ardı edilerek bu memleketin de herhangi bir
sorunun çözüleceği yok.”
MECLİS’TEN SOMUT BİR ŞEY ÇIKMAZ
Öte yandan sürecin bölgesel gelişmelere
bakılarak yürütüldüğünün altını çizen Örnek şöyle devam etti: “Bu bir anlamda
anlaşılabilir bir durum. Ancak bugün neredeyse Kürt sorunu zikredilmiyor. Çözüm
de barış da dışarıda aranıyor ki bir örnek verecek olursak eskiden “Kürt sorunu
sınır ötesinde çözülemez” denirdi. Bugün bunu ağzına alan yok. Ve Ülke
içerisindeki tek somut kısmı Anayasa. O noktada da meşru bir Meclis’imizin
olmadığını söyleyebiliriz. Yani daha geçen hafta köylülerin geçim kaynaklarını
elinden alan maden yasası geçti o Meclis’ten. Hemen ardından AKP’li vekiller
gurur fotoğrafı çektirdi kahkahalar eşliğinde. Dolayısıyla meşruluğu olmayan bu
Meclis’te ne tür bir iyileştirme olabilir. Hangi sorun gerçekten halkın
yararına çözülebilir. Yapılacağı dillendirilen o Anayasa’dan ne çıkar. Bu rejim
gönderilmeden, meclise tekrar meşruiyetini kazandırılmadan yapılacak bir
Anayasa’nın da çözüme bu ülkeye bir yararı olmayacak.”
Son olarak CHP’nin ortadan kaldırılmaya
çalışıldığı bir süreç de devam ediyor. Tüm bunlar iç içe geçmiş ve rejimin
geleceği bu politikalar üzerinden şekillendirilmek isteniyor. Bu noktada da
CHP’nin komisyonlara dahi katılmaması oraya meşruluk vermemesi önemli bir durum
bence. Pozisyonunu halka dayayan bir muhalefet hattının ve ülke sorunlarının ön
planda tutulduğu, iddia edilen barış ve demokrasi mücadelesinin de ülke
içerisindeki sorunlara bakılarak gelişebilir. Saray yönetiminin ülkeyi
getirdiği bu darboğazdan da ancak böyle bir muhalefet hattı ile aşılabileceği
unutulmamalı.
∗∗∗
DEM’DEN CHP’YE ÇAĞRI
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer
Bakırhan, savcılardan birinin makamındaki beyaz Toros maketine tepki
göstererek, ‘‘Bir savcı tam da sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün
masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa biz bunlara eyvallah etmeyiz’’
dedi. CHP’ye çağrıda bulunan Bakırhan, şunları söyledi: ‘‘Çok içten ve inanarak
söylüyorum, özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda kurucu parti
kimliği ve tarihsel değerleriyle toplumun Cumhuriyet Halk Partisi’nden
beklentisi çok yüksek. Çünkü bu mesele Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve
toplumsal barışın en temel unsurudur. Bu tarihi sorumluluğu üstlenerek çözüm
çabasında yer almanın hepimiz ve ülkemizin geleceği için atılacak en doğru adım
olacağı inancındayız. Tüm toplumun da siyaset kurumundan, siyasi partilerden
beklentisi yöndedir. Umarım siyaset kurumu da bu pratiği ve çalışma tarzını
ortaya koyar.’’
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.