23 Temmuz 2025 Çarşamba

Etnik ve mezhepsel politikalara sarıldılar: Çare eşit yurttaşlık Politika Servisi/23.07.2025

Halkın yakıcı sorunlarını görünmez kılmak isteyen Saray yönetimi mezhepçi, kimlikçi politikalarla iç siyaseti yeniden dizayn etmeye çalışıyor.

Çözüm sürecini iktidarının ömrünü uzatmanın anahtarı olarak gören rejim, bir kez daha “Malazgirt ruhu” gibi söylemlerle yeni Osmanlıcı hayaller satmaya başladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk, Kürt ve Arap kardeşliği” vurgusu yaparak “Bugün Malazgirt ruhu, Kudüs İttifakı, İstiklal Savaşı’nın nüvesi yeniden şekilleniyor. Bugün büyük ve güçlü Türkiye’nin şafağı söküyor” sözleri yeni yönelimin işareti oldu.

Erdoğan’ın ardından MHP Lideri Devlet Bahçeli de “Erdoğan’ın biri Kürt diğeri Alevi iki danışmanı olsun” sözleri gündem oldu. Bahçeli’nin çıkışına DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan dünkü konuşmasında “Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın ki” sözleriyle yanıt verdi. Rejim, eşit yurttaşlığın göz ardı edildiği, mezhepçi ve kimlikçi söylemlerle içeriyi konsolide ederken diğer yandan da bölgesel politikalarda rol kapmak istiyor. Ana muhalefet partisinin de masaya oturması çağrısı sık sık dillendirilirken ülkeyi her alanda uçuruma sürükleyen bu rejim değişmeden ülkeye demokrasi ve özgürlüklerin gelmeyeceği göz ardı edilmemeli.

ÜMMETÇİ ANLAYIŞLA SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ

Erdoğan’ın çıkışını ve rejimin son hamlelerini BirGün’e değerlendiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Cangül Örnek, “Rejim ortaklarının söylemleri ve sürecin gelinen son aşaması düşünüldüğünde en büyük eksiklik eşit yurttaşlık fikrinin gözden düşürülmüş olması. Dolayısıyla muhalefet cephesi, rejimin mezhepsel, etnik, ümmetçi söylemleri karşısında ilk olarak eşit yurttaşlık çerçevesinde bir anlayışta ortaklaşmalı” dedi.

“Çünkü eşit yurttaşlık aynı zaman da etnik ve dinsel grupların haklarının da tanındığı bir fikrin karşılığı anlamına geliyor.” İfadelerini kullanan Örnek, şöyle devam etti: “Bir diğer etkisi geliştirilen bu söylemlerin Kürt, Alevi, Arap diyerek ayrılması sınıf farklarını geri plana atan bir yöne doğru evriliyor. Bakırhan’ın dediği Kürt Cumhurbaşkanı olsun yanıtına bir soru sorulursa hangi Kürt? Sermaye sahibi ağa bir Kürt mü yoksa sadece kimliği Kürt olan halkın içerisinden çıkmış biri mi?

Yani burada rejimin kendine güç devşirmeye çalıştığı gibi kimliğin, mezhebin etnik temellerin ötesinde böyle bir soru sorulacaksa bu ancak başa gelecek iktidarın kimin için yöneteceği sorusu olmalıdır. Dolayısıyla rejimin bu yönelimi karşısında konumlanmayan bir muhalefet hattı da başarıya ulaşamaz. Yani Türkiye sınıfsız bir toplummuş gibi kimlikler ya da mezhepler üzerinden bir muhalefet mi yapılacak? Dolayısıyla bu tartışmaya verilecek cevap eşit yurttaşlık temelinde demokratik bir ülke mücadelesinde verilmelidir. Denildiği gibi barış da demokrasi de ancak böyle gelir. Sınıf politikaları göz ardı edilerek bu memleketin de herhangi bir sorunun çözüleceği yok.”

MECLİS’TEN SOMUT BİR ŞEY ÇIKMAZ

Öte yandan sürecin bölgesel gelişmelere bakılarak yürütüldüğünün altını çizen Örnek şöyle devam etti: “Bu bir anlamda anlaşılabilir bir durum. Ancak bugün neredeyse Kürt sorunu zikredilmiyor. Çözüm de barış da dışarıda aranıyor ki bir örnek verecek olursak eskiden “Kürt sorunu sınır ötesinde çözülemez” denirdi. Bugün bunu ağzına alan yok. Ve Ülke içerisindeki tek somut kısmı Anayasa. O noktada da meşru bir Meclis’imizin olmadığını söyleyebiliriz. Yani daha geçen hafta köylülerin geçim kaynaklarını elinden alan maden yasası geçti o Meclis’ten. Hemen ardından AKP’li vekiller gurur fotoğrafı çektirdi kahkahalar eşliğinde. Dolayısıyla meşruluğu olmayan bu Meclis’te ne tür bir iyileştirme olabilir. Hangi sorun gerçekten halkın yararına çözülebilir. Yapılacağı dillendirilen o Anayasa’dan ne çıkar. Bu rejim gönderilmeden, meclise tekrar meşruiyetini kazandırılmadan yapılacak bir Anayasa’nın da çözüme bu ülkeye bir yararı olmayacak.”

Son olarak CHP’nin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir süreç de devam ediyor. Tüm bunlar iç içe geçmiş ve rejimin geleceği bu politikalar üzerinden şekillendirilmek isteniyor. Bu noktada da CHP’nin komisyonlara dahi katılmaması oraya meşruluk vermemesi önemli bir durum bence. Pozisyonunu halka dayayan bir muhalefet hattının ve ülke sorunlarının ön planda tutulduğu, iddia edilen barış ve demokrasi mücadelesinin de ülke içerisindeki sorunlara bakılarak gelişebilir. Saray yönetiminin ülkeyi getirdiği bu darboğazdan da ancak böyle bir muhalefet hattı ile aşılabileceği unutulmamalı.

∗∗∗

DEM’DEN CHP’YE ÇAĞRI

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, savcılardan birinin makamındaki beyaz Toros maketine tepki göstererek, ‘‘Bir savcı tam da sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa biz bunlara eyvallah etmeyiz’’ dedi. CHP’ye çağrıda bulunan Bakırhan, şunları söyledi: ‘‘Çok içten ve inanarak söylüyorum, özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda kurucu parti kimliği ve tarihsel değerleriyle toplumun Cumhuriyet Halk Partisi’nden beklentisi çok yüksek. Çünkü bu mesele Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve toplumsal barışın en temel unsurudur. Bu tarihi sorumluluğu üstlenerek çözüm çabasında yer almanın hepimiz ve ülkemizin geleceği için atılacak en doğru adım olacağı inancındayız. Tüm toplumun da siyaset kurumundan, siyasi partilerden beklentisi yöndedir. Umarım siyaset kurumu da bu pratiği ve çalışma tarzını ortaya koyar.’’

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.