Bir iktidar kendi ayağına kurşun sıkmak için bu kadar çılgın hamleleri nasıl bir araya getirir doğrusu anlamak mümkün değil. Bir gecede hem Merkez Bankası darbesiyle Türk parasının itibarını yerle bir ediyorsunuz, hem de İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak uluslararası hukuk normlarına veda edebiliyorsunuz.
Bir ülkenin demokratik görünümü açısından
hayati bir öneme sahip olan hukuki güvenilirlik, insan hakları, özgürlükler,
şeffaflık ve ekonomik rasyonalite gibi en temel sermayelerinin değerini
düşürmeyi hedefleyen bu hamleler, aslında o ülkenin bütün güvenli limanlarını
bombardımanla yok etmek kadar tehlikelidir.
Oysa şu anda hukuk devleti nosyonunu
kaybettiği için hem içeride, hem de dış dünyada ciddi bir güven sorunu yaşayan
Türkiye’nin her zamankinden çok hukuk güvenliğine ve ekonomik rasyonaliteye
ihtiyacı var.
Ancak talihsizliğe bakın ki AK Parti
iktidarı ülkenin en değerli sermayesi olan “hukuk devleti” anlayışını ve
ekonominin rasyonel temellerini yok etmekle kalmıyor, her halükarda kendisinin
haklı olduğunu göstermek için de etrafı “hamaset kirliliği”ne boğuyor…
Düşünün ki Merkez Bankası darbesiyle
ekonomide kelimenin tam anlamıyla “kara Pazartesi” sendromu yaşanmış ve
Türk parası büyük değer kaybetmiş, ama AK Parti’nin “dış düşman”
söylemlerinden güç alan birileri çıkıp “Faiz lobisi ve Londra baronlarının
oyunu bozuldu” benzeri meczupluklarla etrafı kirletebiliyorlar.
Bu ifadeler, AK Parti’nin bizzat AK
Parti’ye düşmanlık yaptığının en bariz göstergesidir. Manzara şu; faizi
arttıran AK Parti iktidarı, Naci Ağbal görevden alındığı için “Londra
baronlarının oyunu bozuldu” çığlıklarını atan da yine AK Partililer.
Ne yazık ki etrafı kirleten bu ucuz trolcü
zihniyeti bizzat AK Parti icat etti. Partiyi yönetenlerin “Dış güçler
ülkemizi yok etmek için ekonomik operasyonlar yaparak paramızın değerini
düşürüyorlar, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da bize büyük tuzaklar kuruyorlar”
benzeri hamaset söylemleriyle beslenen bu kitleler, yarın bizzat AK Parti’yi de
“dış güçler”in bir aparatı olarak görmeye başlarsa kimse şaşırmasın…
Bu konudaki en çarpıcı örnek, “Kadını
kendi manevi değerlerimizle koruruz” diyerek yırtılıp atılan İstanbul
Sözleşmesi’dir. Ne hikmetse bu manevi değerlerimiz yüzyıllardır kadınların
horlanmasını, çocukların ev içi şiddetin en büyük mağduru olmasını bir türlü
önleyemedi…
2011 yılında Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi esas alınarak hazırlanan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin
Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi (kısa
adıyla İstanbul Sözleşmesi)’ne öncülük eden ve ilk imzayı koyan ülke
Türkiye’dir. Ve bu başarının altında da AK Parti iktidarının imzası
bulunmaktadır.
Bu sözleşme, 11 Kasım 2011 tarihinde
Meclis’e getirildi ve sözleşmenin en tepesinde dönemin Başbakan’ı,
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzası yer aldı.
Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı
Fatma Şahin ve AK Parti milletvekili ve komisyon başkanı Azize Sibel Gönül’ün
yoğun gayretleriyle teklif Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nda 22 Kasım
2011’de oybirliği ile kabul edildi ve jet hızıyla da Genel Kurul’dan geçti.
Bu sözleşmeyi sanki emperyalistlerin
Türkiye’ye bir oyunuymuş gibi pazarlamaya çalışanların, o günlerde İstanbul
sözleşmesini gururla savunan AK Partili vekillerin Meclis tutanaklarındaki şu
ifadelerini okumalarında fayda var: “Sözleşmeyi parlamentosundan geçiren,
yasalaştıran ilk ülke olma onuru da inşallah bize ait olacak biraz sonra;
hepimize ait olacak, bütün milletvekillerimize, bütün gruplarımıza ve
Türkiye’ye ait olacak. Bu gurur gerçekten çok tarihi bir anın da aynı zamanda
yansımasını ifade ediyor.”
Şimdi, AK Parti’nin son yıllarda estirdiği
hamaset rüzgarlarından beslenenler bunun bir “hukuk emperyalizmi”
olduğunu ve bu emperyalist oyunun bozulmasını istiyorlar. Yani onlara göre,
2011’de sözleşmeye imza atarak emperyalist oyunun bir parçası haline gelen AK
Parti’nin tövbe etmesi ve günahlarından arınması gerekiyor…
Evet Londra baronları ve hukuk
emperyalizmi kaybetti… Artık bundan sonra faizlerin ne kadar arttırılıp
arttırılmayacağına da, kadınların ne kadar dövülüp dövülmeyeceğine de Ayasofya
imamı karar verecek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.