Yeni bir finansal olayla karşı karşıyayız: Fon krizi. Daha düz bir ifadeyle söylersek yeni bir dolandırıcılık vakası ile tanıştık. 131 fon kuruluşu yapılan bir açıklamayla tasfiye sürecine alındı. Toplam büyüklüğün yaklaşık 900 milyar TL olduğu tahmin edilen bu fonlar şimdiye kadar bilerek ve kasten fon sahipleri tarafından yanlış yönetilerek fona para yatıranlar zarara uğratılmıştır. Eğer bu zararlar kamu tarafından karşılanacaksa elbette kamu da zarara uğratılacaktır. Yaşanmakta olan fon krizinin ayrıntıları ve tarafları çok fazladır. Fon sahipleri veya fonu yönetenler başta olmak üzere fona para yatıranlar, bu işleri denetlemekle sorumlu olan bir dizi kamu kurumu, dolaylı olarak işin tarafı olan kamu kurumları ve krizden etkilenmesi kaçınılmaz olan diğer fonlar, borsa, evim sistemleri bu konunun taraflarıdır. Olayın ayrıntıları netleşmemekle birlikte konu ekonomik, sosyal, kurumsal ve psikolojik olmak üzere oldukça kapsamlı bir değerlendirme yapmayı gerektirmektedir. Bu kriz nihayetinde ekonomik yapının daha da kırılgan olmasına, yurt içi ve yurt dışı piyasalarda Türkiye finans piyasasına olan güven kaybına, kim olduğu fark etmeksizin milyonlarca insanın mağduriyetine sebep olmuştur. Bu olayda bana göre kazanan yoktur ancak metalaşan dünyada kazanmış gibi görünenler vardır: Milyonlarca insanın parasını hileli işlemler ve yollarla zimmetine geçiren şaibeli fon yöneticileri.
KARINCALAR VE AĞAÇ BİTLERİ
Fon krizini ilk duyduğumda tabiatta
yaşanan bir olay aklıma geldi. Karıncalar başka bir canlı olan ağaç biti
larvalarını sonbaharda kış soğuklarından korumak için önce yuvalarına taşırlar
sonra erken bahar geldiğinde bu larvaları alıp fidanların en üstte bulunan
körpe yapraklarına taşırlar ve burada kendilerine bildiğiniz bir çiftlik
kurarlar. Ağaç bitleri ağacın yeni çıkan yapraklarıyla beslenirken başına
geleceklerden habersizdir. Ağaç biti ilginç bir hayvandır ve her oluşan larva
karnında kendi yavrusu ile dünyaya gelir. Ağaç bitleri kısa sürede büyük bir
koloniye ulaşır. Tabii koloninin büyüklüğü nispetinde üzerinde yaşadığı ağaca
zarara verir, büyümesini engeller ve müdahale edilmezse ağacı öldürebilir.
Karıncalar için artık beslenme zamanı gelmiştir. Ağaç bitlerinin salgıladığı
şekerli sıvı karıncaların ve daha birçok böceğin besin kaynağıdır. Bu örnekte
karıncalar işini bilen fon yöneticileri, ağaç bitlerini de küçük tasarruf
sahiplerine benzetebiliriz (Tasarruf sahipleri bu örnek için beni affetsin). Elbette
çiftçiler ise kamu otoritesi oluyor. Karıncalar ağaç bitlerini ürün verme
aşamasına kadar koruyup kollamışlardır lakin bunu babalarının hayrına
yapmamışlardır, ağaç bitlerinin etinden ve sütünden faydalanmak için
yapmışlardır. Sürecin kriz aşamasına gelmemesi için yapılacaklar ise aslında
bellidir. En başından olaya müdahale etmek. Ağacı kurtarmanın tek yolu hiçbir
zaman böyle bir ortamın oluşmasına müsaade etmemektir. Bu müdahale hiç yapılmaz
ya da müdahalede geç kalınırsa ağaç ölebilir.
Bu olayda şimdiye kadar yapılan
açıklamalardan Tera, Pusula, Hedef ve Atlas başta olmak üzere 131 fonun kötü
niyetli olduğu muhtemelen süreç sonunda suçlu olacağı, milyonlarca yatırımcının
mağdur olduğu ve denetleyici kuruluşların ise kusurlu olduğu anlaşılmaktadır.
Fon sahipleri hileli işlemler yaptıklarından, fonların birikimleri ile yan
kuruluşlar (Katılımevim, Birevim) kurdukları için, fonların SPK’nın onayıyla
halka arz edildikten sonra değerlemeler zirvedeyken fondan çıkıp geriye
kalanları kaderleriyle baş başa bıraktığı anlaşılmaktadır. Yine anlaşıldığı
kadarıyla kamu otoritesi en başından bu tip olayların olmaması için fon
piyasasını düzenlemediği için bir boşluk oluşmuş ve bu boşluktan faydalanan
kötü niyetli kişiler kamuyu zarara uğratmışlardır. Ayrıca yine ilgili
kuruluşların olayı fark ettikten sonra acil ve gerekli müdahaleyi yapması
beklenir. Bu krizde maalesef bu işle doğrudan bağlantılı olan SPK, BDDK, Borsa
İstanbul (BİST) ve MASAK gibi kuruluşlar problemli fonlar can çekişene kadar
müdahale etmemiş fakat ölmek üzereyken müdahale etmiştir. Bitki yoğun
bakımdadır ve bitkiden geriye ne kalacağı ise şimdilik belirsizdir. Fon
piyasasında böylesi bir yıkım sürecine ulaşmamız fon piyasalarının bankacılık
piyasası gibi yeterince düzenlemeye tabi tutulmamasının etkisi büyüktür. Halk
arasında buna “Köpeksiz köy bulup değneksiz (çomaksız) gezmek” denir.
Düzenlemelerin yeterince olmaması demek fon sahipleri ve yöneticilerin
işgüzarca ve kötü niyetli olarak topladıkları fonları değerinin çok üzerinde değerlenmiş
gibi göstererek daha fazla fon sahibini tuzağa çekmek olmuştur. Konunun ekonomi
yönetimi açısından daha vahim tarafı ise ancak uluslararası bir uyarıyla olaya
müdahale etmiş olmalarıdır.
Fon krizinin daha önce yaşadığımız
finansal krizlerden (Charles Ponzi, Bernard Madoff ve Banker Kastelli gibi)
farklı tarafları elbette vardır fakat sonuç değişmemekte, birkaç kişinin bazı
patronaj ilişkilerini kullanarak büyük bir çoğunluğun (yaklaşık 455 bin)
parasını iç etmeleri söz konusudur. Üstelik bazı fon sahipleri ekonomik olarak
döviz sıkıntısı çektiğimiz bu günlerde bu paraların birazını daha kimse olaya
uyanmadan veya görmezlikten gelindiği için yurt dışına aktarabilmişlerdir.
Bu aşamada ekonomi için kurumsal yapıların
önemine bir kez daha vurgu yapalım. Daron Acemoğlu buna kapsayıcı kurumlar
demişti. Finans piyasasında da yatırımcıları kötü niyetli kişilerden koruyacak
sağlam düzenleyici kurumlara ihtiyaç vardır. Bu aşamadan sonra muhtemelen 2001
krizinden sonra bankacılık piyasası için yapılan düzenlemelere benzer
düzenlemeler fon piyasaları için de yapılacaktır. Fakat şimdilik atı alan
Üsküdar’ı geçmiştir. Geride 900 milyar liralık bir yolsuzluk ve dolandırıcılık
hikâyesi kalmıştır. Bu fon sahipleri iktisat tarihine yeni bir dolandırıcılık
türü ve hikâyesi armağan etmişlerdir!
Konunun bizim açımızdan bir de psikolojik
tarafı vardır. Immanuel Wallerstein (1930-2019) Tarihsel Kapitalizm ve
Kapitalist Uygarlık adlı kitabında daha fazla sermaye üretmek için sürekli
sermaye üretmekten bahsederken, her şeyin metalaştığından yakınır. Düşünür
kitabın bir yerinde, “Bizim kapitalist adını verdiğimiz şey, sermayeyi elinde
tutanın dur durak bilmeyen ve ilginç bir biçimde kendine dönük olan bu gitgide
daha çok sermaye biriktirme hedefi ve sermayeyi elinde tutanın bu nedenle,
hedefine ulaşmak için başka kişilerle kurmak zorunda olduğu ilişkilerdir”
demektedir. Yazar kapitalist sistemde sermaye biriktirenlerin bir de
başkalarıyla ilişki kurarken kötü niyetli olduğunu kabul etseydi acaba ne
derdi? Zaten bazı dini ve geleneksel gerekçelerle tasarruflarını yastık altında
tutma eğiliminde olan insanlar için piyasaya girmek oldukça zorken bir de
böylesi yolsuzlukların duyulması ile konu ne hale gelir bir düşünelim.
Ekonomik yapı tasarrufların ekonomiye
dâhil olması için bir sürü finansal araç geliştiriyor. İslami bankacılık
diyerek bankacılığın algısını değiştiriyor, evim sistemleri gibi kuruluşlarla
faiz endişesi yüzünden sistemin dışında kalanları sisteme dâhil etmek istiyor,
mortgage sistemi ile en azından inşaat sektörünü canlandırmaya çalışıyor. Cinsi
ne olursa olsun yastık altında tutulan paranın ekonomiye bir faydasının
olmadığını nerede ise herkes bilir. Ülke vatandaşlarının tasarruflarının bir
şekilde sisteme dâhil olmasının yatırımları artıracağı; tasarruflar azaldığında
kredi verilebilir para azalacağı için faizlerin artacağını; iç tasarruflarla
karşılanamayan sermaye ihtiyacının ise yurt dışı finansal kuruluşlara
başvurularak karşılanacağını bilmek gerekir. Kısaca bir şekilde sisteme dâhil
edilmeye çalışılan faize hassas olan bireyler bu tip yolsuzluk olaylarında geri
adım atacaklardır. Kaldı ki bu olayda faiz hassasiyeti olmayanlar da bir süre
en azından olay sönümleninceye kadar piyasalarda uzak durmaya çalışacaktır.
FIRSATI KAÇIRMAYALIM
Kötü niyetli fon yöneticilerini bir kenara
bırakırsak fonlara yatırdıkları paraların 500-600 kat değerlenmesinden
şüphelenmeyen yatırımcılara ne demeli. Böylesi bir artışın normal olmadığını,
herhangi piyasada herhangi bir finansal aracın böylesi bir artışa neden
olmayacağını neden düşünmezler. Belli ki bu sadece fon piyasaları hakkında sade
vatandaşın ve küçük yatırımcıların asimetrik bilgisi ile açıklanamaz. Konunun
ekonomik ortamla, kısa zamanda köşeyi dönme hisleri ile bağlantıları var. Her
şeyin metalaştığı dünyada toplum büyük oranda az olsun benim olsun, kazancım
helal olsun, alın terimle kazandığımı yiyeyim hislerinden uzaklaşmış; nereden
gelirse gelsin ve kimin kazancı olursa olsun çok para kazanma hislerine
yaklaşmış görünüyor. Uzun zamandır artık bağcının kim olduğunu soran yok.
Önemli olan üzümler. Bu fonlara girenler acaba halka arz edildikten sonra
sadece birkaç yılda kurulmuş olan bir firmanın nasıl olup da yüz kat veya beş
yüz kat artığını sorgulamaz. Buradaki hissi galiba hepimiz biliyoruz.
Şunu unutmamak gerekir yaptığı işleri
hukuk dairesinde yapan hiçbir kurum zan altında tutulamaz. Layıkıyla çalışan
bankalar, fonlar, evim sistemleri zan altında tutulmamalıdır. Bu kuruluşlar
finans piyasalarının çeşitliliğini sağlayıp iş dünyasının ve bireysel
yatırımcıların sermaye ihtiyacını karşılamaktadır. Ekonomik döngü bunu
gerektirir. Bireysel yatırımcıların ise reel ekonomik faaliyetleri takip edip
ya da başka bir ifadeyle finansal okur-yazar olup bir tasarrufu varsa bile
katma değeri olan finansal kuruluşlara yönelmelidir. Hem hukuki hem de ahlaki
olan ise üzümü yerken bağcının kim olduğunu merak etmeleridir.
Prof. Dr. Turgut Bayramoğlu,
Bayburt Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi öğretim görevlisi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.