Bugün, çokça tartışılan bir konu
üzerinde duracağım:
Gençliğin din ile ilişkisi üzerinde.
Gençlik dinden kopuyor mu?
Dine mesafeli bir gençlik mi geliyor?
Sıkça ifade edildiği gibi yeni bir Ateizm,
Deizm dalgasıyla mı karşı karşıyayız?
Yoksa bu tartışma sadece kuru bir
iddiadan, yalnızca bir söylemden mi ibaret?
Eğer bu iddia doğruysa bunun sebepleri
nelerdir?
Bu tartışmaları bir rahmete dönüştürmek
mümkün müdür?
Bugün, bu sorular ekseninde düşüncelerimi
ifade edeceğim. Evet, günümüzde gençlerin din ile ilişkilerinde bir dönüşümün
yaşandığı muhakkak. Ancak benim şahsen kendi okumalarımda, incelediğim önemli
araştırma ve raporlarda, doğuda ve batıda pek çok ülkeye yaptığım seyahatlerde
edindiğim gözlemlerde ve hepsinden önemlisi zaman zaman gençlerle bir araya
gelip çay içip dertleştiğimiz sohbetlerimizde, vardığım netice; gençlerin
dünyasındaki değişimin Deizm, Agnostisizm ya da yüzyılın başında cereyan eden
Felsefi Ateizm olmadığıdır. Bence bugün gençlerimiz yeni bir anlam arayışı
içindedir. Tıpkı hayatın anlamını arayan, hakikatin künhüne vâkıf olmaya
çalışan her insan gibi. Evet, bugün gençlerin yeni soruları var, yeni
sorgulamaları vahve dine dair yeni itirazları var. Sevgili Gençler, Bu
sorularınıza, sorgulamalarınıza ve itirazlarınıza baktığımda, bunların büyük
ölçüde dinin sahih kaynaklarının doğru anlaşılmamasından ve yanlış
uygulamalardan kaynaklandığını görüyorum. Gençleri tereddüde düşüren,
sorgulamaya sevk eden asıl sebep, yanlış din tartışmaları, yanlış din
söylemleri ve yanlış din uygulamalarıdır. Dijitalleşmeyle birlikte her türlü
bilgi bir metaa dönüştü. Dinî bilginin bütünlüğü bozuldu. Bir bilgi kaosu ve
yorum anarşisi ortaya çıktı. Online kürsülerden din bir çatışma alanına
dönüştü. Dijitalleşmeyle birlikte görsel idrak egemen oldu. Akıl ve gönül, görsellik,
suret ve imaj ile daha fazla meşgul oldu. Hakikatten uzaklaştı. Bütün bunlar
manevi buhranın yeni başka sebepleri. Sevgili Gençler, Dine yönelik sizlerden
gelen bütün soruları topladım. Bütün sorularınızın ve sorgulamalarınızın 7 konu
etrafında düğümlendiğini farkettim. Bence bu yedi konu doğru temellendirilirse
bu düğümler büyük oranda çözülebilecek ve sorular cevap bulabilecektir. Bu yedi
konuyu sizlerle kısa kısa müzakere etmek istiyorum.
1- Bu konulardan birincisi
din-insan ilişkisidir. Bu tartışmalarda dinî olanla insani olan, İslami
olanla insani olan karşı karşıya getiriliyor. Sanki dinin, bütün özgürlükleri
kısıtlamak için geldiği, insanı ‘kul-köle’ yaptığı anlatılarak büyük bir
yanılgıya sebep olunuyor. Bu çelişki içinde gençler, insani olanı tercih
ediyorlar.Oysa din, insanı yüceltmek, insana değer vermek, insanı onurlandırmak
için gönderilmiş ilahî bir nizamdır. Hayatın amacını, yaratılışın hikmetini
öğreten bir hidayet rehberidir. Dinî olan insanidir, insani olan İslamidir.
Din, fıtrattır. فِطْرَتَ اللّٰهِ الَّت۪ي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَاۜ لَا تَبْد۪يلَ
لِخَلْقِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ الدّ۪ينُ الْقَيِّمُۗ / O hâlde sen hanif olarak bütün
varlığınla dine yönel. Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmışsa ona yönel.
Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. İşte değerlerle donatılmış doğru din
budur. (30/Rûm, 30)Burada insanilik ile yaratıcıyı yok sayan ideolojik
Hümanizmi birbirinden ayırmak gerekir. Biz bazen ideolojik Hümanizmi
eleştirelim derken insaniliği ortadan kaldırıyoruz. Fıkhi yorumlarımız, fetvalarımız,
kelami anlayışlarımız, İslami olanla insani olanı karşı karşıya getiriyor. Bu,
doğru değildir.
2- Gençlerin, sorularının,
sorgulamalarının yoğunlaştığı ikinci başlık din-dünya ilişkisidir. Yanlış din
söylemleri, din ile dünyayı karşı karşıya getirerek bir çatışma alanı
oluşturuyor. Dünyayı aşağılıyor, yeryüzünü imar etme görevimizi unutuyor. Bir
hadisi yanlış anlayarak dünyanın mümine zindan, kafire cennet olduğunu
söylüyor. Bu çatışmada da gençler, tercihini hayattan ve yaşadığı dünyadan yana
yapıyor.Aynı söylem, dinin, insanı özgür bıraktığı alanlara müdahale ediyor.
Kültür, sanat, edebiyat adına yapılan pek çok etkinliğe karşı çıkıyor.
İnsanların şekline şemailine, kılığına kıyafetine karışıyor. Helal dairesini
daraltıyor. Helal dairesini daraltmak, haramları artırmaktan başka bir işe
yaramaz. Halbuki Kur’an bize helal dairesinin genişliğini hatırlatır; hatta bu
hususta bizi ikaz eder.قُلْ مَنْ حَرَّمَ ز۪ينَةَ اللّٰهِ الَّت۪ٓي اَخْرَجَ لِعِبَادِه۪
وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِۜ قُلْ هِيَ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا
/ Allah’ın kulları için yarattığı ziyneti, temiz ve iyi rızıkları kim haram
kılabilir? Onlar dünya hayatında müminlere yaraşır. (7/A’râf, 32) وَلَا تَقُولُوا
لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ/ Ağzınıza
geldiği gibi yalan yanlış konuşarak “Bu helaldir, bu haramdır.” demeyin.
(16/Nahl, 116)Elbette kitap ve sünnette dünyaya yönelik eleştiriler yok değil.
Ancak kötülenen, dünya değildir; ahireti yok sayan dünyevileşmedir. Dünyevileşmeyi
(Sekülerizm) eleştirelim derken dünyayı aşağılamaya kalkıyoruz. Hâlbuki dünyayı
sırf dünya olduğu için aşağılayan bir Kur’an ayeti, bir Peygamber sözü mevcut
değildir. Bu dünyada güzellik istemeyi bize dua diye talim buyuran Rabbimizdir.
رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ
النَّارِ(2/Bakara, 201)
3- Gençlerin, sorularının,
sorgulamalarının yoğunlaştığı üçüncü başlık din-akıl ilişkisine dairdir. Yanlış din
söylemleri akılla vahyin ilişkisini sürekli bir tartışma alanı olarak takdim
ediyor. Akli olanla dinî olanı karşı karşıya getiriyor. Aklı kötüleyen din
anlayışları yaygınlık kazanıyor. Halbuki akıl, vahyin biricik muhatabıdır.
Vahiy, aklı yüceltmiştir. Kur’an’ın bizi en çok sarsan sorusuاَفَلَا تَعْقِلُونَ
/ akıl etmez misiniz, sorusudur. Büyük İmam, Gazali de “Akıl, Allah’ın nurundan
bir parçadır.”der.(7 Gazâlî, Mişkâtu’l-Envâr, s. 44)Bugün hiç kimse siz genç
dostlarımıza aklını bir kenara koy, gel; iman et, diyemez. Cennete girmek için
aklını bir tarafa bırakman gerek, diyemez. Zira Kur’an, bunun tam tersini
söylüyor: كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا ف۪ٓي اَصْحَابِ السَّع۪يرِ(67/Mülk,
10) / cehennemden kurtulmak için aklını kullanmayı işaret ediyor. وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ
عَلَى الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ / Akıllarını kullanmayanların üzerine kötülük
yağacağını hatırlatıyor. (10/Yûnus, 100) Nitekim bugün Müslümanların başına
gelen musibetlerin çoğu akıl etmemekten kaynaklanıyor. Bilgi, fikir ve değer
üretmemekten neşet ediyor.Burada Rasyonalizmi eleştirelim derken aklı
aşağılıyoruz, hatta inkâr etmeye kalkışıyoruz. Akıl derken biz, kişiden kişiye
değişen, arzuların esiri olmuş akıldan bahsetmiyoruz. Allah’ın; dini, varlığı
ve kâinatı anlasın diye insana bahşettiği ilahî vahyin muhatabı olan selim ‘akıl’dan
bahsediyoruz. Böyle bir aklın soru sorması, sorgulama içerisine girmesi, itiraz
etmesi elbette günah değildir. Bilakis ibadet olarak telakki edilen övgüye
layık bir davranıştır.
4- Gençlerin, sorularının,
sorgulamalarının yoğunlaştığı dördüncü başlık, din-bilim ilişkisidir. Eğitim sistemi
nedeniyle gençler, laboratuvarda öğretilen yaratılış ile din dersinde anlatılan
yaratılış ve kâinatın işleyişi arasında kalıyor. Yanlış din söylemleri de
din-bilim ilişkisini sürekli bir çatışma alanı olarak takdim ediyor size.
Halbuki her zaman ifade ettiğimiz gibi bilim açıklar, din anlamlandırır.
Tecrübeye dayalı bilimsel tespitleri ister İbn Sina, Farabi yapsın, isterse
Newton, Einstein yapsın bu tespitler, Allah’ın kâinata yerleştirdiği
kanunlardan başka bir şey değildir.Bilimsel yaklaşımlardan yalnızca biri olan
Pozitivizmi eleştirelim derken bilimi aşağılamaya, inkâr etmeye kalkışıyoruz.
Sünnetullah dediğimiz Allah’ın kâinata koyduğu kanunlar ile insana gönderdiği
kanunlar olan din arasında bir çelişki yoktur. Zira tekvin de tenzil de
Allah’ındır. Varlık ve âlem, bütün evrenleri kusursuz bir ilişkiyle içine alan
kâinat (makro kozmos), kâinatın insana yakın tezahürü konumundaki tabiat
(kozmos) ve eşsiz bir varlık olarak insanın yaratılışını ifade eden fıtrat (mikro
kozmos) bir bütündür. Ancak bilimlerin tevhidi bozuldu. Medeniyetimizin
intiharı pahasına ilimleri dinî olan, olmayan diye ikiye ayırdık. Tenzil ile
tekvini bir bütün olarak ele alamadık. Ve bu sebeple din-bilim ilişkisini
çelişkiden kurtaramadık.
5- Gençlerin, sorularının,
sorgulamalarının yoğunlaştığı beşinci başlık din-kültür ilişkisidir. Yanlış din
söylemleriyle dinî olanla kültürel olanı birbirine karıştırıyoruz. Elbette
gelenek önemlidir. Geleneği olmayanın geleceği de olmaz. Ancak bazen geleneği
takdis ediyor; din hâline getiriyoruz. Geleneğin nice unsurları din adı altında
varlığını sürdürüyor. Oysa hiçbir peygamber kendi kavminin kültürünü evrensel
bir din kuralına dönüştürmemiştir. Bir dine girebilecek en büyük bidat,
peygamberin gönderildiği kavmin örfünü, âdetini, geleneğini, kültürünü din
hâline getirmektir. Vahyi, kültürün bir ürünü olarak okumak ne kadar yanlış ise
kültürü din hâline getirmek de o kadar yanlıştır. Akaidden olan nice esasları
terk ediyor, akaidde olmayan nice unsurları akaidin sabitelerine
dönüştürüyoruz. Dinin sabiteleri ile değişkenlerini, âdet ile ibadeti, yerel
olanla evrensel olanı birbirine karıştırıyoruz. Bu sebeplerle dinin yüklemediği
sorumlulukları insanlara yüklemeye kalkıyoruz. Fıtrata bizden daha yakın olan gençler,
fıtrata aykırı olan bu yükleri, din adına da olsa haklı olarak taşımak
istemiyor.
6- Gençlerin, sorularının,
sorgulamalarının yoğunlaştığı altıncı başlık din-ahlak ilişkisidir. Hem teorik
olarak hem de pratik olarak ahlak üretemeyen dindarlık gençliği olumsuz
etkiliyor. Bugün din-ahlak ilişkisi, iki açıdan saldırıya maruz kalıyor. Biri
ahlakın dinî, ilahî kaynağını reddeden anlayış tarafından. Diğeri ise dinin
ahlak boyutunu ihmal eden yanlış dindarlık anlayışı tarafından.Üzülerek
belirteyim ki, ideolojik Sekülerizmin, ahlakı dinden ayırma çabalarına bizler
de dini ahlaktan ayırarak destek veriyoruz. Hâlbuki ahlak dinin özüdür. Dinin
ahlaktan ayrılması dinin kendisinden ayrılmasıdır. Ahlak ibadetin de gayesidir.
Ahlaktan kopuk bir fıkıh olmaz. Fıkhın ahlaktan ayrılması, ibadetlerin ahlaki
gayelerden uzaklaştırılarak şekle indirgenmesi, müminler topluluğu için büyük
bir musibet olmuştur. Hâlbuki Allah Resulü’nün buyurduğu gibi din güzel
ahlaktır. (Gazali, İhyâ, III. 50) Ve Allah’ın Resul’ü bu güzel ahlakı
tamamlamak için gönderilmiştir. إِنَّمَا بُعِثْتُ لِأُتَمِّمَ صَالِحَ الْأَخْلَاقِ(Muvatta,
Husnü’l Hulk, 8; İbn Hanbel, Müsned, II, 381)
7- Gençlerin, sorularının,
sorgulamalarının yoğunlaştığı yedinci başlık insan-Allah ilişkisinin
temellendirilme biçimidir. Bu temellendirmenin sadece kudret ve irade üzerinden
yapılması, sadece hâkim-mahkûm, efendi-köle, mutlak kudret-aciz kul şeklinde
temellendirilmesi eksik bir temellendirmedir.Halbuki, insan-Allah ilişkisi bir
misaktır, bir sözleşmedir. Bu sözleşme ikiye ayrılır: biri Şehadet Misakı,
diğeri Emanet Misakı. Şehadet Misakı, insan-Allah ilişkisini bir şahit-meşhut
ilişkisi hâline getirir. İnsan, ‘Eşhedü’ ikrarıyla Allah’ın esmasına,
ayetlerine şehadet eder; Allah da kulunun bütün hâllerine, davranışlarına şahit
olur. Emanet Misakı ise insan-Allah ilişkisini emanet boyutuna taşır ve
karşılıklı bir güven sözleşmesine dönüştürür. Bu da sahip olunan her şeyi
emanet gören bir hayat yaşamayı gerektirir.Kısacası yanlış din söylemleri;
ideolojik Hümanizmi eleştirirken insaniliği kötülemek, Sekülerizmi eleştirirken
dünyayı kötülemek, kaba Rasyonalizmi eleştirirken aklı kötülemek, Pozitivizmi
eleştirirken bilimi kötülemek gibi bir hataya düşüyor. Dinî olanla kültürel
olanı karıştırıyor. Dinin ahlak boyutunu ve ahlakın dinî kaynağını dikkate
almıyor. İnsan-Allah ilişkisini yanlış temellendiriyor.Sevgili Gençler,İnsan
dünyaya bir kez gelir. Bu hayatta önemli olan insanın, yaratılışının gayesini,
varoluşunun sebebini, hayatın hikmetini unutmamasıdır. Tarih boyunca insanlar
nereden geldim, nereye gidiyorum, varlığımın ve varoluşumun gayesi nedir
sorularının en doğru ve en tatminkâr cevaplarını ancak Allah’ın dininde
bulmuşlardır. Aslında siz genç dostlarımızın sorularının, sorgulamalarının
cevabı İslam’ın rahmet mesajlarında mevcuttur; fakat yanlış din söylemleri bunu
zorlaştırıyor.Gençler,Din ve inanç gibi önemli bir konuda karar vermekte acele
etmeyin. Okumaya, sorgulamaya ve araştırmaya devam edin. Okumalarınızda tekvin
ile tenzili birbirinden ayırmayın. Doğu-Batı, kadim-cedit tefrikine gitmeden
bir bütünlük çerçevesinde okuyun. İnancınızı şahıslar üzerine bina etmeyin.
Zira hakikat hiç kimsenin tekelinde değildir. Baki hakikatler fani şahsiyetler
üzerine bina edilmez.اعرف الرجال بالحق لا تعرف الحق بالرجال / Zira kişi hakka
göre tarif edilir. Hak kişiye göre tarif edilmez.Sevgili Gençler,Sözlerimi Hz.
Peygamber’in ideal genci tarif ederken kullandığı güzel bir ifadeyle bitirmek
istiyorum: شاب نشأ فى عبادة ربه / Neşeyi, Rabbine ibadette arayan gençlik.
(Buhârî, Zekât, 16)Gönüllerinizden dinin neşesi, rahmeti eksik olmasın.Anlam
arayışınız daim olsun.Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.Allah’a emanet olunuz.
Kaynak: Gençliğin Din Sorgulamalarının 7 Sebebi