İki türlü “Biz” vardır: 1- Tabî/Verili (fıtri) olan; 2- Oluşturulan/edinilen. Bunlara “Kimlik” de diyebiliriz. Birinciye örnek: Aile, kabile/klan, ırk/etnisite, dil, şehir, ülke/coğrafyadan doğar. İkinciye örnek: Din, mezhep, tarikat, cemaat, dernek, vakıf, parti, şirket, çete, mafya, şirket… Verili veya oluşturulan “Biz”lerin nihaî ölçü/mizan/kriteri, onların ahlaki niteliğini belirler. Sorun, “Biz” ve “Ötekiler” veya “Dost” ve “Düşman” olmanın kriteri nedir? sorusudur.
1-“BİZ”İ OLUŞTURAN KRİTERLER
Verili “Biz”ler, maslahata/menfaate,
güvenliğe dayanır. Oluşturulan “Biz”ler ise, çıkara veya ahlaka dayanır. Verili
Biz’in en yaygın olanı kabile/ırk/dil, Tanrı’nın bir lütfudur: “Birbirinizi
tanıyasınız diye sizi kabileler/diller/ırklar olarak yarattık.” (49/13).
“Dillerinizin ve renklerinizin farklılığı, Allah’ın ayetlerindendir.” (30/22).
İstiğna ile ırkçılık yapılmadığı sürece, bu kriter masum ve masundur. Bir
“yerli” olmak (köy, kasaba, şehir, ülke) da aynı hükümdedir.
Oluşturulan “Biz”e gelince, bunun da iki
saiki/kriteri olabilir: 1- Çıkar. 2- Ahlak. Çıkar üzerinden kurulan “Biz”, ya
hakkaniyete/adalete, eşitliğe dayanır; şirket, böyle bir ortaklıktır. Ya da
zulüm, gasp, hırsızlık, sömürü üzerine kurulur: Çete, mafya gibi. Yasal/hukuki
olarak kurulup, fiiliyatta çete-mafya gibi davranan “Biz”ler de olabilir.
Adalet/Hukuk, “Devlet” ile “Mafya-Çete”yi birbirinden ayıran racondur. Siyaset,
ikisini birleştirebilir. “Devlet”in dini adalettir” denmiştir ve doğrudur.
Kur’an, “Biz” ve “Öteki”ni veya “Dost” ve
“Düşman”lığı, İman-küfür ve adalet-zulüm üzerinden kurar. Gayri Müslimlerin
Allah ile olan ilişkilerinin mahiyetini Allah bilir. Ancak, Müslümanların
“düşmanı” olmak zorunda değildirler. Allah’ın ve Müslümanların kesin
düşmanları, zalimlerdir: “Zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.” (2/193).
“Allah, dine/İslam’a aidiyetinizden dolayı sizinle savaşmayan ve sizi
yerinizden/yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik etmenizi yasaklamaz. Allah,
adil olanları sever. Allah, ancak, sizin ile dini aidiyetinizden dolayı sizinle
savaşan ve sizi zorla yurdunuzdan çıkaranlar veya onlara yardım edenlerle dost
olmanızı yasaklar. Kim onları dost edinirse; zalimlerden olurlar.” (60/8-9).
Dikkat edilirse, burada gayri müslimler ile adalet/ahlak üzerinden bir “Biz”
oluşmaktadır. Kur’an din, millet ve ümmet kavramları ile inanç-iman ve ahlak
(salih amel) birlikteliği üzerinden bir “Biz” oluşturur. Ancak, iman-inanç
tahrif edildiğinde ve adalet zulme dönüştüğünde bu “Biz” parçalanır. “Kitap
Ehli”nin durumu böyledir. İnanç ayrılığına rağmen, ahlak üzerinden
Hristiyanları, mü’min “Biz”e yakın olarak görürken; mü’minlere zulmeden
Yahudileri, düşman-öteki olarak görür (5/82). Bu durum, o günkü Hristiyanların
durumunu yansıtır. Son yüzyıllarda Hristiyanların, Müslümanlara ve diğerlerine
yaptıkları zulümler, az değildir.
Kur’an, şöyle buyurur: “Birilerine olan
kininiz/düşmanlığınız, sizi onlara adaletsizlik yapmaya sürüklemesin; İyilikte
ve ahlaki duyarlılıkta/titizlikte/teyakkuzda (takva) iş birliği
yapın/yardımlaşın; düşmanlıkta ve kötülükte değil.” (5/2). Kur’an, kin tutmaya
ve intikam gütmeye dayanan “sürekli düşmanlık” saplantısını reddeder: “Belki de
Allah, sizinle düşman olduğunuz kimseler arasına bir sevgi/yakınlık koyar.”
(60/7). Aliya İzzet Begoviç de şöyle demişti: “Savaşta öldüğünüzde değil;
düşmanlarınıza benzediğinizde kaybedersiniz.” Bu söz de yukardaki ayetleri
yankılar.
Zalimler, eğer müminlerden ise; onlara
karşı düşmanlık ve savaş önerilir (49/19). Zulme maruz kalmışlar ise; Manastır,
Havra ve Kilise ve Mescid’lere devam eden insanlar uğruna mü’miler savaşa
çağrılır.” (22/39-40). Dikkat edilirse, Kur’an, derin “Biz”i inanç birlikteliği
üzerinden değil; adalet-zulüm üzerinden kurmaktadır. Kur’an, İsrail tanklarının
altında ezilerek ölen aktivist Rachel Corrie’nin dediği: “Zulüm, eğer bizden
ise; ben, “Biz”den değilim” cümlesini yankılamaktadır. Kur’an, bugün nazil
oluyor olsaydı; bu cümleyi, o kızın ağzından alıp “Ayet” yapardı. İslam
Teolojisinde Mürcie, salt İnanç/tasdik birlikteliği üzerinden bir “Biz” kimliği
kurarken; Haricilik ve Mu‘tezile, İman ve ahlak birlikteliği üzerinden bir
“Biz” kimliği kurmuştur. Haricilere göre ameli/ahlakı/adaleti olmayanlar
“öteki/kafir/düşman” olarak nitelenirken; Mu‘tezile, ahlakı/ameli/adaleti
olmayanları “el-menziletü-beynel menzileteyn=Ne mümin; ne de kafir” olarak
niteledi. Kur’an, inanç/tasdik/teslimiyet ile “İman” arasında bir ayrım yapıp;
gerçek “Biz”i iman ve salih amel üzerinden kurmuştur. (49/14).
Ünlü Psikanalist Erich Fromm, kabilevi,
ulusal veya dinsel “Biz”lerin içerden ahlaki çürümelerini şöyle analiz eder:
“İster ilkel kabilevi ister ulusal, isterse dinsel yapıda olsunlar, kümelerin
(“Biz”lerin-İG) çoğu, kendi varlıklarını sürdürmek ve önderlerinin gücünü
sürdürmek isterler. Üyelerini/müntesiplerini, kendileri dışında yer alan ve
kendileri ile çatışan başkalarına karşı ayağa kaldırmak/tahrik etmek için,
üyelerinin yapısında var olan ahlak duygusunu sömürürler. Ama bir yandan da
üyelerinin ahlak duygusunu ve ahlaki yargılama yeteneğini boğmak için, kişiyi
kendi grubunun ahlaksal tutsağı durumuna getiren ensest türü bağlardan
yararlanırlar. Böylece, kişiler, ahlak ilkeleri başkalarınca çiğnendiğinde
şiddetle karşı çıkarken; aynı ilkelerin kendi gruplarınca çiğnenmesine ses
çıkarmaz hale gelirler. Bütün büyük dinler, bir din bürokrasisince yönetilen
kitlesel kurumlar haline gelir gelmez, özgürlük ilkelerini çiğnemeleri ve
saptırmaları, bu dinlerin bir trajedisidir. Dinsel örgütlenme ve bu örgütlenmeyi
temsil eden insanlar, bir ölçüde, ailenin, kabilenin, dinin ve devletin yerini
alırlar. İnsanı özgür bırakma yerine; tutsak ederler. Artık Tanrı’ya değil;
onun adına konuştuğunu iddia eden topluluğa tapınırlar…” (Erich Fromm,
Psikanaliz ve Din. Çev: Şükrü Alpagut. İst. 1990. s. 82)
Kur’an’ın dinsel fanatizmi/mezhepçiliği
(23/53-54) ve dinsel husumeti kınamasının (23/106, 110) sebebi de budur. Ayrıca
dinsel “temsil” iddiasında bulunarak insanları sömüren “din-adamları
(Ahbar-Ruhban-Papaz-Haham)”nı yerden yere vurmasının nedeni de budur. (9/34).
Müslüman olup, “Temsil” iddiasında bulunan “din adamları”nın bunların
yaptıklarından geri kalır yanı olmadığı aleykelbeyandır.
2- PARTİ VE “BİZ”
Demokrasilerde “Parti” ülkeyi yönetmek
için bir program çevresine toplanmış örgütlenmedir (Biz). Politik-ideolojik bir
yapıdır. Meşru-çıkar ve ahlak/adalet motivasyonu birliktedir. Partililerin
ahlaki karakterine göre seküler/vicdani/ahlaki saikle veya dinsel “Halka
hizmet, Hakka hizmettir” sloganı ile salt ahlaki bir yapı olabileceği gibi;
salt çıkar maksimizasyonuna dayanan bir “şirket”e veya çürümenin derecesine
göre kamu kaynaklarını, üyelerine (Biz) peşkeş çeken bir örgütlenmeye de
dönüşebilir. Bu durumda parti rozeti veya parti sloganları, bu grupsal çıkar
örgütlenmesinin maskelerine veya parolalarına dönüşebilir. Bu hal, iktidar ve
muhalefeti birlikte içerir. O zaman da “Partizan”, kendini toplumuna adamış bir
“militan” değil; bir “şirket” ortağına veya “mafya” elemanına dönüşür. Tarikat,
Cemaat, Dernek, Vakıf ve Sivil Toplum örgütleri de, aynı kurala tabidir. Niyeti
ve amacı hayırhahlık/kamu yararı/ahlaki ise, meşru ve muhteremdir; bu
maskelerle grup çıkarı temin etmek ise, melundur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.