İlk savunma sanayi müsteşarı Vahit Erdem, Türkiye Cumhuriyet'in kurulmasından günümüze bu konuda katettiği mersafeyi adım adım yazdı. Türkiye'nin bugün sahip olduğu başarının Turgut Özal zamanında çıkarılan üç sayfalık bir kanunla başladığını belirtti. O dönemki reformları sonuçlarıyla ortaya koyan Erdem 'Savunma Sanayii'nin güçlü olmasının ülkenin genel sanayisinin güşlü olmasıyla paralel olduğunu söylüyor.
Türkiye Cumhuriyeti, 600 yıl devam eden
Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını devraldı. Bir görüşe göre sadece rejim
değişikliğidir. O büyük tarihin, geniş Osmanlı Coğrafyası'nın risk ve
avantajlarını da üslenen yeni bir devlet olarak kurulduğu açıktır.
Cumhuriyet’i kuranlar, başta Mustafa K.
Atatürk olmak üzere Balkan Savaşlarında, Birinci Dünya Savaşında ve İstiklal
Savaşı’nda bulunmuş yüksek liyakat sahibi, tecrübeli şahsiyetlerdi. Türkiye
Cumhuriyeti’ni; çağdaş, modern ve muasır medeniyetler seviyesine erişme
idealleri ile sağlam temeller üzerine bina etmişlerdir. Türkiye’nin bu
stratejik coğrafyada egemen bir güç olarak varlığını sürdürmesi ve tarihî
misyonunu devam ettirecek seviyeye tekrar yükselebilmesi için doğru bir tercih
olduğu yüz yılı aşan bir sürede yaşananlarla anlaşılmış görünüyor.
Bu coğrafyada ülkeler kaybeden bir
devletin yeni şartlarda nasıl davranacağı bütün dünyanın merak edeceği bir
meseledir. Yaşanan travma görülmemiş derecede ağırdır. Nasıl hazmedileceği ve
nasıl bir inşa sürecine girişileceği veya girişilmeyeceği dünyanın
dikkatindedir. İstiklal Savaşı kazanılmış, Lozan süreci başarıyla
tamamlanmıştır. Fakat memleket tam bir enkaz halindedir. Merak edenler,
elimizde kalan toprağın, nüfusun ne durumda olduğunu kısa bir araştırmayla
öğrenebilir. Son hamlede bütün varlığını kullanan bir halk topluluğu vardır.
İşte bu yorgun halkı, her bakımdan zayıflamış haline rağmen ayağa kaldırılması
mucize kabilinden bir büyük iştir.
YENİ TEMELLER ÜZERİNDE
Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren
kurumsallaşmaya, ekonomide, bilim ve teknolojide gelişmeye ve ülkenin iç ve dış
güvenliğine büyük önem verilmiştir. Bu istikamette de temel ilkeler
belirlenmiş; iç güvenlikte, milli birlik ve dayanışma düşüncesiyle tek millet
idealini gerçekleştirme hedef alınmıştır. Dış güvenlikte; çevre ülkelerle iyi
geçinme, Sovyetleri tahrik edici politikalardan kaçınma, Batı dünyası ile
ilişkileri geliştirme esastır. Batının bilim ve teknolojik gelişmelerinden
yararlanma ön görülmüştür. Cumhuriyet hükümetleri bu istikamette politikalar
uygulamışlardır. Güvenliğin diğer önemli unsurları; güçlü ekonomik yapı, bilim
ve teknolojide ilerleme, ülke menfaati odaklı dış politikanın titizlikle seçimi
ve uygulanması, modern ve çağa uygun teçhiz edilmiş silahlı kuvvetlere sahip
olma olarak özetlenebilir. Savunma faaliyetleri, on yılı aşan savaşlardan sonra
kurulan yeni devlette kaçınılmaz şekilde merkezdedir. Ekonomik gelişmeye
paralel yürütülmüştür.
Cumhuriyet Döneminde, savunma sanayii,
Atatürk Dönemi ve Sonrası, 1970 ve sonrası, 1985 ve sonrası olmak üzere üç ana
dönemde değerlendirilebilir. İlk iki dönemin dinamiklerini başka bir yazıda
değerlendirmek ve çok şey söylemek mümkündür. Kritik aşamaları vardır.
Kamuoyunun ilgisini çeken üçüncü devre üzerinde ve özellikle de 1993’e kadarki
savunma sanayinin gelişme sürecini, gerçekçi bir anlayışla değerlendirme
ihtiyacını duydum. Savunma Sanayii ve sisteminin kurucu başkanlığını yürüttüğüm
için, kamuoyunu aydınlatmak için bu değerlendirme benden bekleniyor.
Yeni Savunma Sanayii Kurumu'nun 1985-1993
arası kurucu başkanlığını ve müsteşarlığını üstlendiğim dönemde kısa, orta ve
uzun vadeli planlanan projelerin; önemli bir kısmı bu dönemde tamamlanmıştır.
Bir kısmının ileriki yıllarda tamamlanması ve bir kısmının da ileriki yıllarda
başlaması doğaldır. Savunma sanayinde ne yapıldığını, proje proje bütün
ayrıntılarıyla ‘Hatıralarla Devlette 45 Yıl’ başlıklı kitabımda verdim. Burada
teknik bilgilere boğmadan, Müsteşarlığın kuruluşundan 1993’e kadar geldiğimiz
yeri anlatmaya çalışacağım.
Yeni sistemin devamı olan 1993
sonrası için ayrı bir değerlendirme gereklidir.
Savunma Sanayii Atatürk zamanında hızla
ele alınan bir alan oldu.
Osmanlı döneminden beri bazı savunma
sanayii hamleleri vardır. Büyük bir devletin yedi düvelle boğuşma tehdidi
altındayken savunmasını düşünmemesi mümkün değildir. İstenen seviyeye
ulaşılamaması, genel duruma paralel değerlendirilecek ayrı bir konudur. Cumhuriyet’in
ilk yıllarında, imkânsızlıklara rağmen, her alanda olduğu gibi savunma sanayine
de büyük önem verilmiştir.
Osmanlıdan kalma silah ve mühimmat
üretimleri bir araya getirilerek bugünkü Makine Kimya Endüstrisi Kurumu’nun
temeli olan Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü kurulması ilk yapılanlardandır.
Osmanlı döneminde başlayan gemi inşa
tesislerinin modernizasyonu da ihmal edilmemiştir.
Atatürk’ün “İstikbal Göklerdedir” sözü,
havacılık sanayine verdiği önemi de göstereceğine özellikle dikkat etmek
gerekir.
Bu alanda;
1925’de Tayyare, Otomobil ve Motor Türk
Anonim Şirketi (TOMTAŞ) kurulmuş, Kayseri Uçak Fabrikası'nda yabancı ortaklarla
ayrı etaplarda 45 ve 24 uçak üretimi ve ihracatı gerçekleştirilmiştir.
Eskişehir’de de tamir ve bakım tesisleri kurulmuştur. Bunlar, o devir için çok
önemli hamlelerdir.
1925’de Türk Tayyare Cemiyeti (Bugünkü
Türk Hava Kurumu) ve 1935’de Türk Kuşu Havacılık Okulu kurularak, havacılık
sanayinin o dönem için önemli kurumları oluşturulmuştur.
Özel sektörden de Cumhuriyetin ilk
yıllarında havacılık sanayinde önemli hamleler görüyoruz.
Tayyare Sanat Okulu mezunu Vecihi Hürkuş,
pilotluk eğitimi aldıktan sonra Avrupa’da uçak sanayini incelemiş ve Vecihi-X15
uçağını üretmiş, ancak sertifika alamamıştır.
Nuri Demirağ, demir yolu yapımında ve
çeşitli sanayi alanında hizmetleriyle ün yapmış ve soyadı Atatürk tarafından
verilmiş önemli bir girişimcidir. O da Tayyare fabrikası kurarak Nu D-36 uçağı
ile Nu D-36 eğitim uçağını ve Nu D-38 çift motorlu uçakları üretmeyi başardı.
Ayrıca İstanbul Yeşilköy’de Gökkuşu Okulu’nu kurmuş, havacılık sanayine, hem
uçak sanayi tesisleri ve hem de yetiştirdiği pilotlarla büyük hizmetler
yapmıştır.
ATATÜRK SONRASI
Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya
Savaşı arasında dünya karışık ve istikrarsız bir dönem yaşadı. Yerli üretimler
için yeterli sipariş alınamadı ve kurulan tesislerin faaliyeti devam
ettirilemedi. Dünya, İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni bir düzene girdi. NATO ve
Varşova Paktı ile iki taraflı bir soğuk savaş döneminin güvenlik sistemi geldi.
Türkiye 1952’de NATO’ya üye olarak güvenliğini garantilemek istedi. O tarihten
itibaren Türkiye de, NATO güvenlik sistemine bağlı her üye ülke gibi hareket
eme sürecine girildi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin modernizasyonu, silah, araç
ve gereç ihtiyaçları NATO, ABD, Alman desteklerine ve hazır alımlara bağlı
olarak devam ettirildi. Bu zamanla risk doğuracak bir tercih gibi görünse de
Türkiye, kaynaklarını ekonomik ve sosyal kalkınmada kullanmaya öncelik verme
fırsatı buldu. Bu rahatlık 1970’lere kadar devam etti.
Esasen NATO güvenlik sistemi
oluşturulduktan sonra, Soğuk Savaş döneminde, Batı Bloku'nun savunma yükünü
daha çok ABD yüklendi. Çoğu Avrupa ülkeleri de savunma harcamalarını kısarak,
bizim gibi güvenliklerini NATO’ya dayandırmışlardır. Fransa ve İngiltere birkaç
ülke hariç, çoğu NATO üyesi ülkelerin savunma harcamaları, Gayrı Safi Milli
Gelirlerinin yüzde 2’lere kadar düştüğü bir devredir
Bu dönemde Türkiye’nin de, savunma
hamleleri açısından rehavete ve ihmallere girildiği söylenebilir. Soğuk Savaş
döneminde; Askeri Fabrikalar Genel Müdürlüğü 1952’de Makine ve Kimya Genel
Müdürlüğü haline getirilerek Alman teknolojisiyle hafif silahlar, top ve
mühimmat üretimleri devam ettirildi. Deniz Kuvvetleri bünyesindeki tersanelerde
de, yine Alman teknolojisiyle firkateyn ve diğer askeri gemiler yapımı
sürdürüldü. Savunma sanayi alanında durgunluk devam etti ve bu alanda ciddi bir
gelişme olmadı.
1970 VE SONRASI
1970’lerde bazı gelişmeler bu rehavetin
devam edemeyeceğini ortaya çıkardı. Türkler ancak böyle felaketlerle uyanırlar
denecek olaylar oldu.
Terör tehditlerinin artması ve teröre
karşı yabancı orijinli silahların kullanılmasında, üretici ülkelerin siyasi
baskılarıyla karşılaşılması ve
1974 Kıbrıs Harekâtı sonucu, ABD’nin silah
ambargosuna maruz kalınması
bibi gelişmeler uyanışa ve yeni arayışlara
yol açtı.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin tamamen dışa
bağımlı olarak modernize edilmesinin sürdürülebilir olmadığı sorgulanmaya
başlandı. Ülke için hayati önem taşıyan bu konu, kamuoyu önünde konuşuldu ve
tartışıldı. Halkın tepkisinin ortaya çıkmasına yol açtı. ABD ambargosuna karşı
“Kendi silahını kendin yap” sloganı ile halk sokağa döküldü, güçlü bir baskı
unsuru oldu. Bütün bunlar uyanışa ortam hazırlama bakımından değerlidir.
Bu gelişmeler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin,
Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Vakıfları kurarak, vakıf şirketleri ile savunma
sanayine girmesini sağladı. Bu vakıflara halkın desteği büyüktür. Geçmişte bu
tür halk desteklerine alışık bir toplum vardır. Osmanlı döneminden gelen bir
alışkanlıktır. Birinci Dünya Savaşı içinde ve sonrasında zaman zaman halk
yardımları organize edilmiş ve beklenenden fazlası gelmiştir. Halk memleket
savunması ve ordunun güçlenmesinde hassastır. Bu gelenek çizgisi değişmedi.
Askeri Elektronik Sanayi (ASELSAN), Hava Elektronik Sanayi ( (HAVELSAN) ve
sermayesinin yüzde 56’sı hazineye ve yüzde 44’ü vakfa ait olan Türk Uçak Sanayi
A.Ş. (TUSAŞ) şirketleri halk desteğiyle kuruldu.
Ancak savunma sanayinin; milli güvenliğin
önemli bir unsuru olması ve dış politika, uluslararası ilişkilerde önemli
etkileşim gerektirmesi ve ciddi kaynağa ihtiyaç göstermesi gibi sebeplerle,
konunun bir devlet politikası olarak ele alınması elzemdi. Bu da ancak, her
devlette olduğu gibi, devlet çatısı altında bir kurum ve devlet politikasıyla
olabilirdi.
1985’de bir kanunla kurulan yeni sistem
yeni bir başlangıçtır ve büyük bir reformdur. Bu güne kadar kesintisiz devamı,
sistemin ve projelerinin sağlamlığını göstermek bakımından önemlidir. Devam
etmiş ve tüm siyasi otoritelenin sahip çıktığı bir süreçte ilerlemiştir. Bu
sektör düşük profilde götürülmeyi ve reklam konusu olmamayı gerektirir. Yeni
projelerin ancak sonuçlandığında bilinmesine dikkat gösterilir. Bütün ülkelerin
ilgili kurum ve kuruluşları kapalı devre çalışmaya özen gösterirler.
1985 VE SONRASI
Savunma Sanayi Alanında Büyük Reform
12 Eylül 1980 askeri müdahale ile gelen
ara rejim hükumeti sonrası, ilk seçimde iktidara gelen Turgut Özal
başkanlığındaki Anavatan Partisi Hükumeti, ülkenin birikmiş önemli
problemlerini çözmek üzere büyük reformlara imza atmaya başlamıştı. Bunlardan
biri de yerli savunma sanayinin bir devlet politikası olarak geliştirilmesiydi.
7 Kasım 1985 yılında TBMM tarafından kabul
edilen 3238 sayılı kanunla savunma sanayi alanında, Cumhuriyet Dönemi'nin en
önemli reformunun hukuki çerçevesi çizildi. Artık savunma sanayinin
geliştirilmesi, çağa uygun yeni kurulacak bir kamu kurumu vasıtasıyla planlı,
programlı ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınacaktı.
Kanun; tüzel kişiliğe sahip, denetimi,
istihdam şekli, karar mekanizması ve finansman modeli özellik gösteren yeni bir
kurumu öngörüyordu. Kanunda ilk adı Savunma Sanayi Geliştirme Ve Destekleme
İdaresi Başkanlığı’ydı. Kısa bir süre sonra, konulan statü değişmeden, temsil
açısından karşılaşılan anlama ve değerlendirme yanlışlarını gidermek için
klasik isimlendirmeyle Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) oldu. Müsteşarlığa
bağlı, bütçe dışı Savunma Sanayi Fonu hızlı icraatın önemli bir vasıtasıydı.
Uzmanlık esasına göre az ve öz kadroya sahip, yatay bir teşkilat şemasıyla
savunma sanayi alanında hızlı bir gelişme hedef alınmıştı.
Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın
kurulmasıyla, TSK ile işbirliği içinde, kısa, orta ve uzun vadeli ihtiyaçlar ve
önceliklerin belirlenmesinde, yerli sanayileşme stratejisinin oluşturulmasında,
Ar-Ge ve teknolojik gelişmede, yeni bir sisteme geçiş sağlanmış oluyordu.
YENİ SİSTEMİN AMACI
Yerli sanayinin altyapısından yararlanmak
üzere, uygun sanayi dallarını yapılandırmak ve teşvik etmek,
İleri teknolojili yeni yatırımları
planlamak ve desteklemek,
NATO ittifakı içindeki ülkelerin savunma
sanayi kuruluş ve firmalarıyla, tecrübe ve teknolojik kabiliyet kazanmak üzere,
işbirliği yapmak, ortak üretimleri teşvik etmek,
Araştırma-Geliştirmeyi, yerli tasarım ve
üretimi gittikçe güçlendiren bir politika izlemek ve
Neticede, savunma sanayi sektörünü
araştırma ve geliştirmeden başlayarak TSK’nın ihtiyaçlarına yönelik her alanda
üretim yapan bir yapıya kavuşturmak
olarak özetlenebilir.
Bu sistem, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
modernizasyonu ve silah, araç ve gereç temininde radikal bir yapısal değişiklik
getiriyordu. Artık silah yardımları ve hazır alımlardan ziyade, şeffaf ve Batı
standardında bir yaklaşımla sanayileşmeye ve mümkün mertebe yerli tedarik
sistemine geçilmesi öngörülüyordu. Burada anahtar fikir yerli üretim ve
tedarik’ti. 1975’te Amerkan ambargosuyla gelen uyanışta da bu fikir esas
alınmıştı. Şimdi kurumlaşmış bir görüş haline geliyordu.
Kanunun çıkmasından iki ay sonra, bu yeni
kurumu ve sistemi oluşturmak üzere görevlendirilmiştim. Yeni bir yapıya
geçmenin zorluğu ortadaydı. Örneği yoktu. Elimde sadece üç sayfalık bir kanun
mevcuttu. İlk ziyareti Genel Kurmay Başkanı Necdet Üruğ’a yaptım ve uzun bir
görüşme sonucu karşılıklı güven ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin desteği
konusunda mutabakatını aldım. Necdet Paşa, nerede faaliyet göstereceğimizi
sorduğunda, henüz tespit edilmiş bir yer bulunmadığını söyleyince ellerindeki
bir binadan bahsetti. O görüşmeden, bize tahsis ettiği çok uygun bir binanın
anahtarı ile yanından ayrıldım. Çok önemli bir yardım ve destekti.
Bina, askeri bölgede, güvenli ve gelişmeye
uygun bir mekândaydı. Önce, bazı uzmanlık esasına göre eleman çalıştıran
kurumlardan seçilen kişileri alarak, çekirdek kadro ile işe başladık. Bir
yandan da liyakatli genç kadroyu geliştirmek üzere, ÖSYM’nin, belirlenmiş
kriterlere göre Savunma Sanayi Müsteşarlığı için açtığı yazılı sınavda
belirlenen puan üzerindekileri mülakatla eleman alışına başladık. SSM
tarafından oluşturulan jüri tarafından sözlü sınavlarla seçilen elamanlarla
istihdam politikasını devam ettirdik.
YENİ SİSTEMİ TANITIM SÜRECİ
Alışılmış, dağınık bir işleyişten yeni bir
yapıya geçmek, hem dış dinamikler ve hem de iç dinamikler bakımından kolay
görünmüyordu. Bir taraftan kuruluşu tamamlayacak, bir taraftan da çalışma
usullerini ilgili kurumlara duyuracaktık. Böyle bir ihtiyacın doğduğu
anlaşılıyordu. Yeni sistemin ittifak içinde olduğumuz ve işbirliği yapacağımız
ülkelerin sektörle ilgili devlet ve iş adamlarına tanıtılması büyük önem
taşıyordu. Ülke içinde de, hem kamu ve hem de iş çevresine tanıtım aynı
önemdeydi. Artık eski alışkanlıkların unutulması, yeni sisteme ayak uydurulması
gerekiyordu.
Yabancı yatırımcılara, ABD, İngiltere,
Fransa, Almanya, İspanya, İtalya gibi müttefik devletlerin savunma sektöründeki
yöneticilerine, ziyaretlerle ve Türkiye’de tertiplenen seminerlerle yeni sistem
ve politikalar anlatıldı. Savunma sanayi firmalarına artık Türkiye’ye satış
için değil, yatırım ve ortak üretim için gelmeleri mesajı verildi. Bundan sonra
adresin temsilciler değil, Savunma Sanayi Müsteşarlığı olduğu önemle
vurgulandı.
Yatırımcılara güven vermek en önemli
konulardan biriydi, çünkü bu sektörde alıcı sade devlet kurumlarıydı.
Yatırımcılara;
Yatırımcı ve üretici firmalarla uzun
vadeli kontrat yapılacağı,
Alım garantisi verileceği,
Teklif ve değerlendirmelerin NATO
standardında olacağı,
Bu amaçla özel statülü Savunma Sanayi
Müsteşarlığı kurulduğu ve
Hızlı finansman için bütçe dışında, SSM’in
kullanımında fon oluşturulduğu
mesajları verildi.
ABD ve Avrupa’da bulunan belli başlı
savunma sanayilerini yerinde görmek, sistemi tanıtmak ve firmalarla görüşmek
amacıyla da yoğun inceleme programları tertiplendi. Ayrıca Başbakan Özal’ın,
ABD ve NATO üyesi Avrupa ülkelerine yaptığı ziyaretlerde de en üst seviyede
yeni politikaların anlatılması sağlandı.
Özal’ın bir ABD ziyareti esnasında Başkan
Bush’la görüşmesinde, Türk – Amerikan ilişkilerinin, 1950’lerde imzalanan
“Savunma ve Güvenlik İşbirliği” boyutundan çıkarılıp, “Savunma ve Güvenlik,
Ekonomik ve Ticari, ve Stratejik İşbirliği'ne dönüştürülmesi kararı alındı.
Özal toplantı sonu basına hitabında bundan sonra ‘No aid more trade’(Yardım yok
daha fazla ticaret) beyanında bulundu ve bu beyan yerli ve yabancı basında
önemli karşılık buldu. Artık FMS (Foreign Military Sales) kredisi ile ABD’den
savunma sistemleri tedariki önemini kaybediyordu. Esasen bu sistem daha
pahalıya mal olur hale gelmişti.
Yerli sanayi ile ilgili olarak da önce bir
sanayi envanteri çalışması yapıldı ve savunma sanayinde teşvik edilecek
firmalar belirlenmeye başlandı.
Yerli sanayiye; sanayi odaları ve
şirketler bazında yapılan toplantılarla yeni politikalar ve işbirliği imkânları
anlatıldı.
NATO standartları ile ilgili dokümanlardan
ve NATO üyesi savunma sanayi gelişmiş ülkelerin dokümanlarından yararlanarak,
Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın uluslararası standartta dokümantasyonu
oluşturuldu.
Gerek Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nda ve
gerekse TSK’da hazırlık çalışmaları tamamlandıktan sonra, ilk Savunma Sanayi
İcra Komitesi, Mayıs 1986’da Özal’ın başkanlığında toplandı. Toplantıya Genel
Kurmay Başkanı, Savunma Bakanı, Kuvvet Komutanları ve SSM yöneticileri katıldı.
Bu uzun toplantıda TSK’nın kısa, orta ve uzun vadede ihtiyaçları, öncelikleri
sanayileşme stratejisi ve uygulama ile ilgili yöntemler görüşüldü ve önemli
kararlar alınmaya başlandı.
SAVUNMA SANAYİNİN GELİŞME ALANI İLE
İLGİLİ TEMEL KARARLAR
Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın
kuruluşundan ayrıldığım Ağustos 1993’e kadar İcra Komitesi tarafından SSM’e
tevdi edilen projeleri, karar tarihi sırasına göre vermek bu yazının
sınırlarını aşar. Sistem bütünlüğü içinde üç gruba ayırarak özetlemeye çalışacağım.
Alınan kararlar; üç silahlı kuvvetin
harekât kabiliyetini artıracak platformları, silah sistemlerini ve elektronik
donanımları ve bu alanlarda yapılacak araştırma ve geliştirme projelerini
kapsamaktaydı.
Uzun yıllar devam edecek projelerin
kararları büyük çapta bu dönemde alınmış, uygulamaya konmuş ve bir kısmı da
sonuçlandırılmıştır. Nitekim bugüne kadar bu projeler geçerliliğini korumuş ve
yeni kararlarla takviye edilmiştir. O dönemde alınan kararlar söylediği üç ana
grup itibariyle şöyleydi:
Kara Kuvvetleri Komutanlığının harekât
kabiliyetini artıracak projeler;
Zırhlı Muharebe Araçları Üretimi
Taktik Tekerlekli Araçlar Üretimi İçin
Yerli Sanayii Destekleme
M-47 Tanklarının Modernizasyonunu
Destekleme
Yerli Ana Muharebe Tankı Geliştirme ve
üretim Projesine başlama
Hava Kuvvetlerinin Hava Araçları İhtiyacı
İle İlgili Projeler
F-16 Savaş Uçağı
Hafif Nakliye Uçağı
Helikopter Tedarik ve Ortak Üretim Projesi
Eğitim Uçağı
İnsansız Hava Araçları
Stratejik Nakliye Uçağı Avrupa Ortak
Üretim Projesi
F-16 Motor Sanayi
Deniz Kuvvetleri İle İlgili Projeler;
Mayın Avlama Gemisi
Denizde İkmal Gemisi
Sahil Güvenlik Botları
Uzun Ufuk Projesi
Silah Sistemleri İle İlgili Projeler;
Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemi
Roket Sanayinin Kurulması ve
Diğer Silahlar
Elektronik Sistemler;
Mobil Radar Projesi
HF-SSB Frekans Atlamalı Telsiz Haberleşme
Sistemi
F-16 Elektronik Harp Projesi
Çeşitli Sistemlerin Elektronik Donanım
İhtiyaçları
ARAŞTIRMA-GELİŞTİRME PROJELERİ
İstanbul İleri Teknoloji Parkı ve
Havacılık Merkezi Projesi
1986-1993 Arası Önemli Hazır Alımlar;
İki batarya Çok Namlulu Roket (MLRS),
14 Adet İnsansız Hava Aracı,
8 Adet firkateyn tedariki,
3 Adet havada ikmal (tanker) uçağı,
Silahlı helikopter tedariki
şeklinde özetlenebilir.
Savunma Sanayi İcra Komitesi her ihtiyaç
duyulduğunda zamanında toplanarak kararların gecikmeden alınmasını sağlamış ve
uygulama süratli bir şekilde ilerlemiştir. Yukarıda sıralanan projelerle ilgili
çalışmaların her safhası İcra Komitesi’nde müzakere edilmiş, ara ve nihai
kararlarla sonuca ulaşılmıştır.
Bu kararlarla, kısa, orta ve uzun vadede
ele alınacak ve geliştirilecek bütün proje paketleri belirlenmiş ve böylece
savunma sanayi alanında yıllarca sürecek çok geniş bir çalışma alanı
açılmıştır. Savunma Sanayinin gelişme alanı belirlenirken, dünyadaki
gelişmelerin ve değişimin hep göz önünde bulundurulması ve uygulamada buna özen
gösterilmesi esas alınmıştır.
TEKLİFLERİ DEĞERLENDİRME YÖNTEMİ
Uygulamaya konacak projelerle ilgili yerli
ve yabancı ortaklıkların vereceği tekliflerin değerlendirilmesinde, önceden
belirlenmiş aşağıdaki kriterler ve esaslar konmuştur:
Askeri açıdan değerlendirme
Ekonomik açıdan değerlendirme
Sanayileşme stratejisi açısından
değerlendirme
Bu alanlarda değerlendirme için üç ayrı
çalışma grubu oluşturulması ve bu değerlendirmelerin birleştirilerek sonuca
varılması esas alınmıştır.
SANAYİLEŞME STRATEJİSİ
Yeni sistemlerin ve alt sistemlerin;
Yerli sanayici ve NATO üyesi teknoloji
sahibi ülke sanayicileriyle ortak üretilmesi, öğrenme sürecinin bir gereği
olarak düşünüldü ve planlandı.
Ayrıca NATO ülkeleri arasında ana sistem
üremi için oluşacak konsorsiyumlara ortak üretim için dâhil olma, hem tecrübe
kazanma ve hem de maliyet açısından çok önemli görüldü.
Bunlara paralel olarak yerli yeni
sanayileri teşvik etmek ve mevcut sanayilerin AR-GE ve üretimlerini desteklemek
hedef alındı.
Bu üç yaklaşım birbirine paralel olarak
devam ettirildi ve böylece AR-GE’den başlayarak yerli teknoloji ve üretimi
geliştirmek esas alındı.
Teknoloji transferi, ana hedefimizdi.
Öğrenme sürecini kısaltma açısından çok önemli konulardan biriydi. Bu konuda en
başarılı ülkeler, önce Japonya, sonra Güney Kore ve en son da Çin’dir. Ortak
üretimler ve konsorsiyumlarda yer alma yanında, teknoloji transferini
hızlandırmak amacıyla, SSM tarafından, Off-Set kitabı hazırlayarak, Off-Set
şartıyla yabacı yatırımcıların çeşitli alanlarda teknoloji transferi teşvik
edildi. Özellikle Güney Kore’nin Off-Set politikası incelemiştik.Teknoloji
transferinde etkili araç olduğunu görmüştük. O esastan kendimize göre uyarlama
ve ayarlamalarla bir sistem oluşturduk. Böyle söyleyip geçiyorum ama zorlukları
ve bambaşka incelikleri olan konudur. Uygulamada bu ağır meseleler önünüze
gelir ve çöze çöze ilerlersiniz. Müsteşarlığımız bu çetin işi planladığımız
şekilde yapmak bakımından üstün bir başarı gösterdi.
TEKNİK MERKEZ KURULMASI-STM
Teknolojik konularda SSM’e destek sağlamak
üzere, SSM’in de ortak olduğu ve SSM öncülüğünde, Savunma Teknoloji Ve
Mühendislik Firması (STM) kuruldu ve bu firmaya daha cazip ücretle yüksek
liyakat sahibi teknik elaman istihdamı imkânı verildi. Bu söylediklerim olmazsa
olmaz hususlardır. Kaliteli eleman istihadm edeceksiniz ki başarı gelsin. STM,
Ar-Ge ve uluslararası teknoloji transferinde ve çeşitli konularda müşavirlik
görevi üstlendi. Bu gün, STM uluslararası önemli bir müşavirlik firması
durumuna geldiğini iftiharla söylemem lazım. Sadece TSK ve SSM’e değil bütün
kamu kurumlarına ve diğer ulusal ve uluslararası firmalara da müşavirlik etme
seviyesine gelmesi muazzam bir başarıdır.
Belirtilen hedeflere ulaşmak, için işinizi
iyi bilecek, muhataplarınızı bütün yönleriyle tanıyacak ve ona göre bir
planlamaya girişeceksiniz. Kurumumuzda bu anlayışı yerleştirdik. Projelerin üç
aşamalı bir sanayileşme stratejisi ile gerçekleştirilmesinin planlanması bu
anlayışla ele alındı.
Birinci aşamada; yerli üretimleri
desteklemek yanında, yeni modern sistemler üretimlerine başlamak üzere, yerli –
yabancı ortaklıkları organize etmek ve bu yöndeki yatırımları desteklemek ve bu
ortaklıklarla modern savunma sanayi alanında üretim teknolojilerini öğrenmek,
mühendis ve teknisyen yetiştirmek, tecrübe kazanmak ve ayrıca
Araştırma-Geliştirme (AR-GE) faaliyetlerini başlatmak.
İkinci aşamada; birinci aşama
faaliyetlerine ilave olarak, imkân oldukça, tasarım aşamasında uluslararası
ortaklıklara girmek, yerli parça üretimini teşvik etmek ve bu amaçla yan sanayi
desteklemek ve savunma sanayi alanında Ar-Ge faaliyetlerini genişletmek.
Üçüncü aşamada da; birinci ve ikinci
aşamalara ilave olarak, Ar-Ge’den başlayarak yerli ürün ve sistem tasarımı
geliştirme ve üretime geçişi sağlamak.
Her üç aşamada da, ülke ihtiyacına uygun
olmak üzere, NATO ve üye ülkeler çerçevesinde oluşturulan konsorsiyumlarda yer
almak ve üye ülkelerin mühendisleri ile ortak çalışma yolu ile tecrübe kazanma
yoluna gidildi
Batı dünyasında teknolojik ürün üretiminde
gelişme zinciri, uzun bir süre ve süreçler içinde gerçekleşmiştir. Zira
başlangıçta dünyada hazır teknoloji yoktu. Bu kabiliyet uzun zamanda kazanıldı.
Biz bu süreci Japonya, Güney Kore, Çin gibi sondan geriye bir zincir
oluşturarak kısa tutmak zorundaydık. Önemli bir dikkat ve hareket noktamız da
buydu.
ÜÇ AŞAMALI PLAN ÇERÇEVESİNDE
PROJELERİMİZLE İLGİLİ GELİŞMELER KARA PLATFORMLARI
Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın harekât
kabiliyetini artıracak çeşitli tipte, Zırhlı Muhabere Araçları, Taktik
Tekerlekli Araçlar, Hafif Tank ve Ana Muhabere Tank projeleri
Zırhlı Muhabere Araçları (ZMA)
ZMA, yabancı ortaklıkla Türkiye’de
üretilecek ilk projelerden biriydi. NATO standardında hazırlanmış teklif alma
dosyası, bu alanda üretim yapan belli başlı firmalara gönderildiğinde teklifin
standardı dış basında da gündem oldu ve Military Technology, NBC Defence ve
NATO’s Sixteen Nation gibi yayınlarda lehte yazılar çıktı. Bu yayınlar da yeni
sisteme güveni artırmada önemli katkı sağladı.
Yapılan üç aşamalı değerlendirmeler
sonucu, ABD FMC-YERLİ NUROL firmaları ortak teklifi ihaleyi kazandı.
Ankara-Gölbaşı civarında kurulan fabrikada yüzde 14 yerli katkı ile üretime
başlandı. Ayrıca, bu aracın alt sistemleri, kule, 25 mm top, motor, transmisyon
ve gece görüş sistemlerinin TSK’nın isteklerine göre değişimi de
gerçekleştirildi. O gün için, ileri teknoloji ihtiva eden sistemlerle donatılan
ZMA, TSK’nın tüm ihtiyaçlarını karşılayacak seviyeye getirildi. Gece görüş
sistemi dâhil elektronik aksamların Türkiye’de, yerli sanayiler bünyesinde imal
edilmesine imkân sağlandı. Zamanla yerli katkı yüzde 75’in üzerine çıktı.
ZMA üretim tesisleri, zamanla önemli
mesafe kat ederek her çeşit paletli zırhlı savaş araçları ve personel
taşıyıcıları üretimi alanında kabiliyet kazandı, TSK ve yurt dışı kullanıcı
talep ve ihtiyaçlara cevap verecek seviyeye ulaştı. Yurt içinde geliştirilen
6x6, 8x8 yeni nesil lastik tekerlekli zırhlı araç üretimleri de zırhlı araçlar
ailesine dâhil edildi.
Yeni tasarımlarla,
-Seyyar Yüzücü Köprü,
-Zırhlı Muharebe İstihdam İş Makinası,
-Alçak ve Orta İrtifa Hava Savunma Silah
Sistemlerini Taşıyıcı gibi çeşitli maksatlara göre araçlar bu tesislerde
üretilmeye ve yurt içi ve dışı pazarlara satılmaya başlandı. Bütün bu
üretimlerde yerli katkı oranı gittikçe artarak devam etti ve Ankara-Gölbaşı
Tesisleri, zamanla tamamen yerli özellik kazandı ve ana muharebe tankı hariç,
askeri kara araçları üretim merkezi oldu. Başlangıçta hisse dağılımı, yüze 51
FMC, yüze 49 yerli sermaye ortaklığı idi, şimdi FMC’nin çekilmesiyle tamamen
yerli sermayeye dönüştü.
Türkiye’de üretilen, yukarda zikredilen
araçların motoru uzun süredir ABD ve Avrupa’dan temin edilmekteydi. Motorun
yerli üretimi için FNSS, 1975’de kurulan Türk Motor Sanayi (TÜMOSAN) ile
işbirliği içinde motor geliştirme projesi başlattı. Çalışmalar bugünlere kadar
devam etti. Yeni motor geliştirme çalışmalarının test safhasına geldiği ifade
ediliyor. Başarıya ulaşılırsa zırhlı araçların motorlarının yerli kaynaklardan
sağlanması doğmuş olacaktır. Gecikmiş bir iş olduğu muhakkaktır. Şayet
düşündüğümüz şekilde devam edilseydi, en geç on yıl önce bu meseleyi halletmiş
olacaktık.
2. Lastik Tekerlekli (Taktik Tekerlekli)
Araçlar
M.A.N Kamyon ve Otobüs Sanayi A.Ş. ve
OTOMARSAN Otobüs ve Motorlu Araçlar Sanayi A.Ş. gibi yerli sanayiye fon desteği
sağlanarak 1000 civarında tekerlekli askeri araç üretildi ve TSK’ya teslim
edildi.
3. Tank Modernizasyonu
Türkiye’de mevcut olan ana savaş
tanklarının çoğu yenilenmeye muhtaçtı. Yerli tesisler kullanılarak modernize
edilmesi programa alındı. Gece görüş ve elektronik sistemleri başta olmak üzere
önemli görülen alt sistemler değiştirildi. Bu modernizasyonda, TSK tesisleri,
ASELSAN ve diğer yerli şirketler de rol aldı.
4. Yerli Tank Geliştirme Projesi
Yerli Ana Muhabere Tankı geliştirme
projesiyle ilgili İcra Komitesi kararı da, 1993’den önce alınmıştı. Ancak çok
sayıda öncelikli projeler olması ve Zırhlı Muhabere Araçları üretiminde
kazanılacak tecrübe ve kabiliyetten sonra bu projenin programa girmesi uygun
görülmüştü. 1993’den sonra hükumet değişiklikleri ve SSM’da yönetim değişikliği
bazı konuların ertelenmesine yol açtı.
AK Parti döneminde, ALTAY Tankı adıyla,
Ana Muhabere Tank Geliştirme Projesi, Ar-Ge çalışması olarak KOÇ Holding’e
verildi. OTOKAR, Aselsan, MKEK, ROKETSAN’nın da desteğiyle, 2008’de başlayan
Ar-Ge çalışmalarını 2016’da tamamladı. Ancak bu projenin üretime başlama süreci
çok uzadı. Projenin, Tasarımcı Firma ile Zırhlı Araçlar Firmasının konsorsiyumu
oluşturularak üretimi planlansaydı, hem hızla üretime geçilir ve hem de maliyet
çok daha düşük olurdu.
İşin doğrusu, AR-GE çalışmasını yapan
firmanın, seri üretimin içinde olmasıdır, bu genel bir yöntemdir. Çıkacak
problemlerden tasarımı yapan firma sorumlu olur, ikilem olmaz. Bu temel ilkeye
uyulmadığı için tank üretim projesinde gecikmelerle karşılaşıldı. Savunma
sanayiinde bu tip hatalar hem üretimin çok uzamasına ve hem de pahalıya mal
olmasına yol açar.
HAVACILIK SANAYİ (HAVA ARAÇLARI)
Bu başlık altında savaş uçakları, nakliye
uçağı, helikopter, eğitim uçağı gibi hava araçları konusunda detaylara girmeden
özet bilgi verilecektir.
1. F-16 Savaş Uçağı Projesi
Havacılıkta modern savunma sanayinin
gelişmesine öncülük eden F-16 Savaş Uçağı programıdır. Uçak seçimi, 1983’de
Askeri Hükümetin son yılında yapılmış, ABD ile “Peace Onyx-1 Projesi” adı
altında varılan mutabakatla, 160 adet F-16 Savaş Uçağı ve Motorunun Türkiye’de
montaj ve üretimine karar verilmişti. Türk Uçak Sanayi A.Ş. (TUSAŞ) ve F-16
uçaklarının üreticisi General Dynamics arasında uçak gövde üretimi ve General
Electric firması ile de uçak motoru üretimi için ortaklıklar kurulmuştur.
Savunma Sanayi Müsteşarlığı kurulduktan
sonra, TUSAŞ’daki yüzde 56 Hazine hissesi SSM’na devredildi. Böylece havacılık
sanayinin bu önemli iki projesi de SSM’nın destek ve koordinatörlüğünde
yürütülmeye başlandı. Ankara-Akıncılar’da inşası başlayan havacılık sanayi
tesisleri, SSM’nın fon desteği ile süratle tamamlanarak F-16 uçaklarının üretim
ve montajı başladı.
Birinci paket ve ikinci paket anlaşmalar
çerçevesinde, Birinci Faz kapsamında yer alan 160 adet Blok 30 ve ikinci faz 80
adet Blok 50 F-16 uçaklarının üretim, montaj, test ve kabul işlemleri
tamamlanarak Türk Hava Kuvvetleri’ne teslim edildi. Ayrıca Mısır’a da 46 adet
Blok 40 F-16 uçağı TAI tesislerinden teslim edildi. Yani toplam 286 adet F-16
savaş uçağının üretim kararları 1980’li yıllarda verildi, üretimleri başladı ve
teslimatları 1980’lerden başlayarak ileriki yıllarda tamamlandı. 2000’li
yıllarda da 30 adet Blok 50 F-16 üretimini gerçekleştirdik.
Başlangıçta bütün parçalar yurt dışından
geliyor ve Türkiye’de bütünleniyordu. Ağırlıklı olarak montaj üretim şeklinde
gelişen bir işbirliğiydi ve uçak sanayii tecrübesi edinmek bakımından çok
değerliydi. Zamanla yerli parça üretimi de iç sanayiye yayılmaya başladı
Burada, Mısır’a verilen uçakların
Türkiye’de üretilmesinde ve İkinci Paket Programı ile F-16 uçaklarının
üretimine devam edilmesinde Türk-Amerikan ilişkilerinin iyi götürülmesinin
önemli rolü olduğunu tekrar vurgulayarak söylemem gerekir.
F-16 ortak üretim projesi ile başlayan
Türk Uçak Sanayi ile, uçak üretim teknolojisi, montaj, entegrasyon, kalite
kontrol, test ve kabul alanlarında büyük tecrübe edinilmiş, kabiliyet
kazanılmıştır. Bu alanda çok sayıda mühendis ve teknisyen yetişmiştir. Ayrıca
yan sanayiye bu projelerden iş verilmeye başlanmış ve yan sanayi de bu alanda
hızla gelişmeye başlamıştır.
2000 yılına kadar edinilen bu tecrübelerle
Türk Uçak Sanayi yeni hava araçları geliştirme ve üretimini yapma safhasına
geçmiştir. Ancak Türk Amerikan ilişkilerinde siyasi gerginlikler başlamış,
Rusya’dan S-400 alınması ile de, daha önce değinildiği gibi ambargo ile
karşılaşmıştır. Türkiye F-35 Savaş Uçağı ortak üretiminden çıkarılmış ve ülke
ciddi teknolojik üretim kaybına uğramış ve son nesil uçaktan da mahrum
kalmıştır. Tek başına yerli yeni nesil savaş uçağı üretmek de kolay değildir.
2. Hafif Nakliye Uçağı
Türk Hava Kuvvetlerinin harekât ihtiyacını
karşılamak üzere açılan ihaleyi İspanya CASA firması kazanmış, yapılan anlaşma
çerçevesinde CN-235 tipi 52 adet hafif nakliye uçağı ve 9 adet deniz karakol
uçağı, üretim ve montajı Türk Uçak Sanayi, TAİ (Turksih Aerospace Industry)
tesislerinde gerçekleştirilmiş ve Türk Hava Kuvvetleri’ne teslim edilmiştir.
3. Helikopter Projesi
Türk Silahlı Kuvvetlerinin genel maksat,
keşif, gözetleme, kargo ve taarruz helikopterleri ihtiyacı ön planda yer
alıyordu. TSK yanında, sivil ihtiyaçlara da düşünülerek konunun bir yatırım ve
ortak üretim projesi olarak SSM’ce ele alınması 1987 İcra Komitesi tarafından
kararlaştırmıştır.
İlk etapta TSK’nın ihtiyacı olan Genel
Maksat Helikopter projesi ile başlanması uygun bulundu ve bu konuda ABD,
Fransa, Alman ve İtalyan firmalarından teklif alındı. Başbakan Özal zamanında
başlayan bu proje Başbakan Süleyman Demirel dönemine kadar pek çok aşamalardan
geçerek karara bağlandı. Başlangıç olarak, 45 hazır alım ve 50 ortak üretim
yapmak üzere ABD Skorski Firması ile Black Hawk helikopterleri için kontrat
imzalandı. 45 hazır alım yapıldı, ancak Özal’ın vefatı, Demirel’in köşke
çıkması ile ben de SSM’dan ayrılmıştım. Maalesef yeni gelen hükümet, helikopter
üretim projesi uygulamaya koymsdı, hazır alıma gidildi ve bu konuda çok
gecikmeye yol açıldı.
Aradan uzun yıllar geçtikten sonra,
2000’li yıllarda Skorski firmasıyla, tekrar ortak helikopter üretim anlaşması
imzalandı, ilerleme de kaydedildi. Ancak Rusya’dan S-400 Füze Savunma Sistemi
alımı sonucu, ABD’nin ‘The countering America’s Adversaries Through Sanction
Act’(Caatsa) çerçevesinde Türkiye’ye koyduğu ambargo sebebiyle, ABD ile savunma
sanayi işbirliğinde ciddi sorunlar yaşanmaya başlandı ve NATO merkezli olmak
üzere Batı’yla ilişkilerimiz gerildi. Bu durumdan savunma sanayinin ciddi
zarara uğradığı söylenebilir. Yeni gelişmeler ilişkilerin düzelmesine yol açar
ümidindeyiz.
4. Eğitim Uçağı
Başlangıç eğitim uçağının yerli geliştirme
çalışmaları da 1987’de verilen kararla başladı. SSM tarafından bu görev, kaynak
desteği de sağlanmak üzere TAI’ye verildi. HÜRKUŞ Başlangıç Eğitim Uçağı
Projesi tasarım; üretim, test ve doğrulama çalışması, uzun çalışmalardan sonra
tamamlandı ve seri üretim safhasına geçildi.
Ak Parti Hükümetleri döneminde çeşitli
maksatlara yönelik hava araçları geliştirme ve üretimi hız kazandı. Hür-Jet
eğitim uçağı da 2000’li yıllarda geliştirildi, General Elektrik motoru entegre
edildi.
5. İnsansız Hava Araçları (İHA)
Soğuk savaş sonrası asimetrik, belirsiz ve
önceden tespiti zor tehditler süratle artmaya başladı. Bu tür tehditler
karşısında keşif, gözetleme, görüntüleme, hedef tespiti ve hazır olma gibi
konular öne çıktı. Özellikle Afganistan operasyonunda, terörle mücadelede
İHA’ların önemi net bir şekilde anlaşıldı.
Bu araçların önemi Türkiye’de de erken
fark edilmişti. 1989’da TSK’nın ihtiyacını karşılamak üzere, gece ve gündüz her
türlü iklim şartlarında keşif, gözetleme, hedef tespiti ve atış tanzim görevine
uygun “pilotsuz hava araç” şimdiki ismi “ İnsansız Hava Aracı” (İHA) ile ilgili
değerlendirme, geliştirme ve üretim çalışmalarının SSM tarafından yapılması
İcra Komitesi’nce kararlaştırıldı. Bu karar çerçevesinde, İHA ile ilgili
Ar-Ge’den başlayarak tasarım, teknolojik gelişme ve üretim için başlangıç
olarak önemli bir kaynak desteği ile Türk Uçak Sanayi (TAİ)’ye görev verildi.
Bu çerçevede TAI’de 1990’dan itibaren yatırımlar yapılmaya başlandı ve yerli
tasarım, üretim, çalışmaları başlayan ANKA-1 İnsansız Hava Aracı halen etkin
bir şekilde kullanılmaktadır. 2000’li yıllarda aracın daha ilerisi ANKA-2
(AKSUNGUR) stratejik seviyede İHA geliştirme çalışması da başladı ve
tamamlandı. Ayrıca, ANKA-3 de daha ileri insansız hava aracı olarak
geliştirildi. Bu araç ta operasyonel olma safhasına doğru ilerliyor.
2000’li yıllarda özel sektör de bu alana
girdi. Desteklendi vebaşarılı oldu. Sistem içinde önemli yer aldı. Bunlar
arasında, BAYKAR ve VESTEL firmaları yer almaktadır. Bu konuda BAYKAR’ın
durumunu Devlette 4 Yıl Hatıra kitabımda bir yönüyle anlattım. Bu özel
şriketler sisteme sonradan dâhil oldular ve Tusaş gibi devlet şirketlerinin
ardından yüksek başarı elde ettiler. Baykar’ın gördüğü özel desteği iyi
kullandığını söylemek gerek. Daha sonraki yılarda, bu araçlara silahlar da
entegre edilerek Silahlı İnsansız Hava Araçları (SİHA) da üretilmeye başlandı.
6. Stratejik Nakliye Uçağı Konsorsyumu
Bağımsız Avrupa Grubu (IEPG) içinde yer
alan Almanya, Belçika, Fransa, İtalya ve İspanya 1984’de ağır vasıtaları da
taşıyacak stratejik nakliye uçağı geliştirme projesi için konsorsiyum kurdular.
Bu ortaklığa 1988’de Türkiye’de dâhil oldu. Tasarımdan üretime kadar her
safhada çalışmalarda yer alma fırsatından Türkiye de yararlandı. Devlet
kuruluşu TAİ ve bazı özel havacılık şirketleri de bu projeye önemli seviyede
üretime katıldılar. Geleceğin Büyük Uçağı (FLA) olarak başlayan bu proje, A-400
Stratejik Nakliye Uçağı adıyla seri üretime geçti ve ortak ülkelere verilmeye
başlandı. Bu projeyle de TAI uçak tasarımı konusunda önemli tecrübe kazandı.
7. Uçaklar İçin Güç Paketleri (Motor)
Üretimi
F-16 Savaş Uçaklarının önemli bölümü olan
Jet Motor Üretimi için, F-16 gövde üretimi tesislerine paralel olarak, TUSAŞ
Motor Sanayi ve General Electric ortaklığı ile Eskişehir’de TEI (Turkish Engine
Industry) kurulmuştu. Bu firma da Zamanla F-16 motor parçası yanında sivil uçak
parçaları da üreterek tecrübe kazanmış, uçak motor bakım-onarım alanına da
girmiş ve NATO sistemi içinde bu alanda iş almaya hak kazanmıştır.
TEİ, ileri aşamalara geçerek AR-GE,
tasarım ve üretim çalışmalarına girdi. Yerli helikopter motoru ve uçak motoru
üretim çalışmaları devam ediyor.
DENİZ ARAÇLARI
Türkiye’de deniz araçları üretiminin
tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Osmanlı Devleti, İmparatorluk olarak devrin
süper gücü hüviyetiyle denizciliğe ve bunun gereği olarak da tersane ve gemi
inşa tesislerine büyük önem vermiştir. Osmanlı’dan sonra Türkiye Cumhuriyetine
intikal eden tersaneler modernize edilerek kullanılmaya devam edilmiştir.
Özellikle Haliç ve Gölcük Tersaneleri bu çerçevede zikredilebilir. Savunma
Sanayi Müsteşarlığının kurulmasıyla gemicilik sanayinde de yeni yatırımlara
başlanmış ve bu alana da özel sektör ciddi hacimde yer almaya başlamıştır.
Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın kuruluşundan itibaren bu alanda gelişmeler ve
ele alınan projeler aşağıda özetlenmiştir.
1. Mayın Avlama Gemisi
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (DKK)’nın
ihtiyacı olan Mayın Avlama Gemisi 1989’da gündeme gelmiş ve bu konuda gerekli
çalışmanın yapılması kararlaştırılmıştır. SSM, 6 adet mayın avlama gemisi ve bu
gemilerle ilgili sonar mayın nötralize, komuta kontrol ve seyrüsefer
sistemleri, bunların entegrasyonları ile ilgili iç ve dış ortaklıkları da
araştırarak yerli üretim çalışması başlattı. Netice de SSM koordinatörlüğünde
proje yerli ve yabancı katkılarla, Deniz Kuvvetleri tersanelerinde tamamlanarak
6 mayın avlama gemisi DKK’nın envanterine girdi.
Bu projeyle de önemli tecrübe kazanıldı ve
mühendis, teknisyen yetişmeye başladı.
Daha önce başlayan deniz araçları
üretimine, kamu yanında özel sektör de dâhil edilerek üretim altyapısı
genişletilmesi ve yerli, yabancı ortaklıklarla yeni teknolojilerin kazanılması
sürecine girildi.
2. Denizde İkmal Gemisi
Deniz Kuvvetlerinin yüzer birliklerinin
denizde kalış sürelerini uzatmak ve savaş zamanı harekât tesirini arttırmak
için bu proje de yerli imalat imkânları dikkate alınarak SSM’ce ele alındı.
1991’de kararlaştırılan bu proje, yapılan ihaleyi kazanan STFA-SEDEF Gemi
Endüstrisi A.Ş.’ce 27 ay içinde tamamlanarak DKK’na teslim edildi.
3. Sahil Güvenlik Botları
Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın ihtiyacı
kapsamında 1991’de ele alınan bu proje de yerli imkânlar çerçevesinde üretilmek
üzere planlandı. 10 adet 70-100 tonluk, 14 adet 180-220 tonluk botların yurt
içinde tasarımı, prototip imali ve seri üretimi, ihale ile yerli firmalarca
gerçekleştirildi.
4. Uzun Ufuk Projesi
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nca,
operasyon alanının sürekli ve gerçek zamanlı gözetlenmesi ve ufuk ötesi atış
imkânı kazanılması amacıyla bir “mimari proje” hazırlanmasına SSM-DKK’lığı
koordinatörlüğünde başlandı. Projeye TÜBİTAK’ın da dâhil edilmesi öngörüldü.
Çok karmaşık elektronik donanım isteyen bu
proje ileriki yıllarda da devam etti. Bize, yerli geliştirme ve üretimlerde çok
şey kazandırdı. Deniz platformlarının imalinde, SSM’in teşvik ve desteğiyle
bazı özel sektör tersanelerinin de önemli rol aldığını ve tecrübe kazandığını
burada tekrar ifade etmek yerinde olur.
Daha sonra 2000’li yıllarda, Korvet Tipi
Milli Gemi (MİLGEM) projesinin yerli tasarım, geliştirme ve üretiminde,
yukardaki projelerde elde edilen tecrübelerin rolü büyüktür.
KARA, HAVA VE DENİZ ARAÇLARININ
SİLAH SİSTEMLERİ
Mevcut ve ilerde ilave edilecek araçların
modern silah sistemleri ile donatılması ve müstakil kullanılacak silahların
tedariki savunmanın ayrılmaz unsurlarından birini teşkil eder. TSK’nın
envanterinde bulunan mevcut silahlara ilave olarak yeni silah sistemlerinin
yerli imkânları geliştirerek temini, savunma sanayi politikasının temel
hedeflerinden biriydi. Bu alanda dışa bağımlılığı azaltacak çalışmalar
başlatılmıştır. Bu, uzun vadeli ve zorluklar içeren bir konuda da çalışma ve
gelişmeler özetlenecektir.
1. 35 mm’lik Uçak Savar Topları
Makine Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK)
uçaksavar top üretimi için Çankırı’da bir tesis kurmuştu. Bu proje de SSM
desteği kapsamına alındı ve özellikle Ateş Kontrol Sistemi’nin SSM vasıtasıyla
yabancı teknolojilerden de yararlanarak yerli imkânlarla üretilmesi öngörüldü.
İleri teknoloji gerektiren bu sistem için yabancı teknoloji transferi
zorlukları ile karşılaşıldı. Radarların ASELSAN bünyesinde kurulan “Mikrodalga
ve Sistem Teknoloji Bölümü” vasıtası ile yurt içinde üretilmesi, güç
jeneratörü, hidrolik aksamlar ve elektro-optik sistemlerin de yerli sanayi ile
işbirliği içinde geliştirerek temini yoluna gidildi.
Şu anda bu tesislerde, 20-35 mm 10-17 Km
menzilli uçaksavar topları üretiliyor. Ayrıca 105 mm. çapa kadar toplar
üretilmektedir.
2. Yeni Alçak İrtifa Hava Savunma Sistemi
Arayışı
Türkiye, orta ve yüksek irtifadan gelecek
balistik füze tehdidine karşı NATO şemsiyesi altında bulunuyor. Esasen uzun
menzilli balistik füze teknolojisi ve üretimi sınırlı sayıda devletlerde
bulunmaktaydı. Ancak alçak irtifa ve yakın mesafeden gelecek tehditlere karşı
“yeni nesil alçak irtifa hava savunma sisteminin” TSK’nın elinde bulunması
isteniyordu. Elde mevcut olan 35mm’lik uçak savar top silahı, İngiliz orijinli
eski nesil Rapier sistemi ve Stinger füzeleri vardı. Bu sistemler irtifa ve
menzil bakımından yeterli görünmüyordu. O tarihte ABD’nin geliştirdiği Patriot
sistemi gündemde değildi.
SSM yeni nesil alçak irtifa Hava Savunma
sistemleri arayışına başlamıştı. Türkiye’de ortak üretim için Fransız ROLAND,
İngiliz RAPIER-2000 ve İsviçre ADATS üreticisi firmalarla yapılan görüşmelerden
sonuç alınamadı.
Daha sonra, AK Parti iktidarı döneminde,
ABD’nin geliştirdiği Patriot sistemi ile ilgilenilmeye başlandı. Ancak ABD ile
gerginlik yaşanmasının da etkisi ile görüşmeler uzadı ve Hükumet Rusya’dan
S-400 sistemi tedarikine yöneldi. ABD ile iyi ilişkiler devam ettirilebilseydi,
birçok yüksek teknolojili projelerde olduğu gibi, Patriot Füze Sistemi de ortak
üretimle temin edilebilirdi. Aceleye de gerek yoktu. Çünkü Türkiye’nin hava
sahası, dışardan gelebilecek füzelere karşı NATO’nun kontrolü ve güvenliği altındaydı.
Türkiye S-400 alımı sebebiyle, son nesil F-35 savaş uçağı otaklığından
çıkarıldı. Maalesef son nesil bu uçaktan ve yeni kazanılacak tecrübelerden
mahrum kalındı. Ayrıca 10 milyar Doların üzerinde yüksek teknolojili yerli
üretim de sona erdi. Bu konuda çözüm müzakereleri devam ediyor. Umarım sonuç
alınır.
3. Roket Sanayi
Türkiye’de Kompozit Yakıtlı Roket Üretimi
Projesi SSM’in teklifi ile ve İcra Komitesi Kararı ile, 1987’de SSM’nın
gündeminde yer almıştır.
Bağımsız Avrupa Grubu (IEPG), ABD sistemi
olan Stinger Füze Sistemlerini ortak üretmek üzere konsorsiyum kurmuşlardı. Bu
projeye Savunma Bakanlığı’nın girişimi ile, Türkiye de dâhil olmuştu. Anlaşmaya
göre Türkiye konsorsiyuma yüzde 40’la, en yüksek pay ile katılmış, yani
sistemin yüzde 40’ı Türkiye’de üretilecek ve üretimin yüzde 40’ını satın
alacaktı. Türkiye’de üretime katılacak firmalar: MKEK, Aselsan, Kalekalıp,
Coşkuöz ve Barış Elektronik gibi firmalardı.
SSM’nın teklifiyle, bu projede rol almak
ve Türkiye’de roket sanayinin geliştirmek üzere yeni bir şirketin, ROKET
SANAYİ’nin kurulması kararlaştırıldı. 1988’de, MİKEK, ASELSAN, TSK Vakfı ve
özel sektörden KALE GRUBU, KUTLUTAŞ ve VAKIFLAR BANKASI ortaklığında ROKETSAN
A.Ş. kuruldu. SSM bu yeni kurulan şirketi destekleyerek süratle kuruluş
aşamasını, fabrika binalarını tamamlamasını ve çalışmalara başlamasını sağladı.
ROKETSAN, Stinger füzelerinin sevk
sistemini, teknoloji transferi ile lisans altında üreterek tecrübe kazandı ve
özgün ürünler geliştirmeye başladı. Roket, füze, silah sistemleri arayıcı
başlık, güdüm ve kontrol sistemleri, tapa, harp başlıkları, çeşitli
platformların balistik koruma sistemlerinin tasarımı ve üretimiyle silah
sistemi platformlarına entegrasyon çalışmalarında büyük başarılara imza attı.
6 km menzilli stinger füzelerinin yüzde 40
Türkiye payı başarıyla tamamladı. Halen Türkiye araca monteli stinger
üretimlerini devam ettirmektedir.
ROKETSAN, balistik füze, çok maksatlı füze
ve roketler yanında, TR-22 uzun menzilli roketler, cirit, orta ve uzun menzilli
tanksavar silah sistemi, mini akıllı mühimmat üretimleri yapar hale geldi. Bu
gün de gelişimi devam eden kurumlardandır. ROKETSAN; hava savunma, kara
savunma, deniz savunma, balistik koruma sistemleri ve alt sistemler üreten
yüksek verimlilikle çalışan bir kuruluşumuzdur
4. Çok Namlulu Roket Projesi (MLRS)
Çok Namlulu Roket sisteminin Türkiye’de
üretimi SSM’nın programına alınmıştı. ABD ile ortak üretim konusunda Mutabakat
Muhtırası (MOU) çerçevesinde teknoloji transferi ile mümkün olacaktı. ABD LTV
firmasından ABD FMS kredisiyle, 12 ünite, o gün için acil olarak satın alındı.
Ortak üretim için de, LTV firması
Türkiye’de ortak üretim yapacağı firma ile birlikte teklif vermişti. Ancak
projenin değerlendirilmesi devam ederken, Milli Savunma Bakanlığı’nın hazır
alımı da devam etmiş, geriye kalan ihtiyaç miktarı da projeyi tatmin etmediği
için yerli üretime geçilememişti. Bu da kaybedilen bir fırsat olmuştu. Daha
sonra MLRS sistemi yerli olarak üretime başladı.
ELEKTRONİK SİSTEMLER
Savunma Sanayinin geliştirilmesinde en
öncelikli konular arasında elektronik sanayi yer alıyordu. Zira çağımızda,
askeri platformlar ve silah sistemleri yeni nesil elektronik sistemlerle
donatılmadıkça, beklenen performansı göstermeleri mümkün değildi. Savunma
Sanayi Müsteşarlığı’nın kuruluşundan itibaren ilk ele alınan elektronik
sistemler aşağıda özetlenmiştir.
1. Mobil Radar Projesi
Hava Kuvvetlerinin ihtiyacı olan 13 adet
mobil radar projesinin yerli-yabancı ortaklıkla Türkiye’de üretilmesi ve bu
alanda tecrübe kazanılması planlanmıştı. Bu proje kapsamında 18 adet komuta -
kontrol ve muhabere (C3) sistemi de bulunuyordu. Fransız Thomson-CSF ve
Amerikan General Elektrik firmalarından alınan teklifler arasında en uygun
olanı Thomson-CSF firmasının teklifiydi.
Projenin komuta-kontrol ve haberleşme
sistemi ayrı tutularak ABD’de yerleşik Aydın Corporation firması tarafından
üretilmesi kararlaştırıldı. Radar üretimi için de, Thomson-CSF ve TEKFEN
ortaklığı kuruldu ve bu ortak şirketin Ankara – Akyurt’da inşa ettiği
fabrikada, 400 km menzilli, yüksek teknolojiye sahip radar üretimi tamamlanarak
TSK’ya teslim edildi. Bu projeyle; radar, komuta-kontrol-haberleşme (C3),
elektro-optik alanlarında kazanılan tecrübeler ASELSAN ve diğer yerli
elektronik firmalara devredilmiş ve daha sonraki projeler için elektronik
sistemler, önemli ölçüde Türkiye’deüretilmeye başlandı.
2. HF-SSB Haberleşme Sistemi
TSK Vakfı şirketi ASELSAN üretime telsiz
projeleri ile başlamıştı. Ancak yeni gelişen ve frekans atlamalı, güvenli ve
elektronik savaşa karşı korumalı haberleşme sistemi henüz Türkiye’de yoktu.
TSK, bu sistemin Türkiye’ye kazandırılması için talebini 1986’da SSM’na intikal
ettirdi. Bu teknolojiye sahip MARCONI (İngiliz), SIEMENS (Alman) ve PLESSY
(İngiliz) firmalarından alınan teklifler arasından İngiliz şirketi MARCONI
seçildi.
Marconi, Cihan Elektronik ve Elit
Elektronik işbirliği ile Ankara – Gölbaşı’nda kurulan fabrikada üretim
gerçekleşti. Böylece bu teknoloji de Türkiye’ye kazandırılmış oldu. Yabancı
şirketin kontratı bittikten sonra, bu teknoloji de yerli olarak devam etti.
3. F-16 Elektronik Harp ve Radar Projesi
Savaş uçaklarında elektronik harp ve radar
sisteminin ve yazılımın milli olması çok önemliydi. F-16 öncesi ABD’den hazır
alınan uçakların bu sistemleri Amerikan orijinliydi ve dost-düşman tarifi
Varşova paktı ve NATO uçaklarına göre yapılıyordu. ABD eski bir sistemi teklif
ediyordu. Türkiye’de üretilen F-16’ların elektronik harp ve yazılım sisteminin
milli olması konusunda Hava Kuvvetleri Komutanı ile mutabık kalmıştık. Bunu
gerçekleştirmek üzere, İsrail F-16 uçaklarının elektronik harp sistemini geliştiren
ABD Loral firması ile işbirliği konusunda 1989’da anlaşma yapıldı. Yerli üretim
için Loral Firması, Türk ortak olarak Mikes Mikrodalga Sistemleri Sanayi
A.Ş.’yi kabul etti. Bu konuda ABD yönetimi ile pek çok zorluklar yaşandıysa da,
Türkiye’nin bu kabiliyeti kazanması başarıyla sonuçlandı.
Bu proje çerçevesinde; F-16 Koruyucu
Elektronik Harp Sistemleri yazılımının milli ihtiyaçlara göre olması için
Türkiye’de “Elektronik Harp Destek ve Simülasyon Merkezi” kuruluşu planlandı.
Bu proje kapsamında Türkiye’de, yazılım ve Elektronik Harp alanlarında önemli
tecrübe ve üretim kabiliyeti kazanıldı.
Daha önce bahsedilen kara, deniz ve hava
araçlarının ve silah sistemlerinin elektronik aksamları, genelde ayrı tutularak
yerli firmalar vasıtasıyla geliştirilmesi ve üretilmesi esas alındı ve bu
firmalar desteklendi. Böylece elektronik sanayinde, kamu ve özel sektörde
önemli bir altyapı ve kabiliyet oluşturuldu.
1990’lar itibariyle çok ileri bir
başarıydı. Türkiye’yi, dünyanın belli başlı ülkeleri arasına sokan bir
gelişmeydi.
ARAŞTIRMA – GELİŞTİRME PROJELERİ
(AR-GE)
Savunma Sanayinde kritik teknolojilere ve
milli yazılım kabiliyetine sahip olmanın hayati önem taşıdığını tekrar
vurgulamak isterim. Bu sebeple Ar-Ge’den başlayarak bu alanlarda yerli ürün
geliştirme ve üretimi yapma önemli hedeflerden biri olmuştur. SSM’nın kuruluşun
1993’e kadar desteklediği Ar-Ge Projeleri aşağıda özetlenmiştir.
1. Kompozit Yakıt Projesi
Roket yakıtı geliştirmek üzere bu proje
TÜBİTAK’a 1986’da verildi ve daha sonra kurulan ROKETSAN’la işbirliği içinde
kompozit yakıt üretimi Ar-Ge çalışması tamamlandı ve seri üretimi ROKETSAN’da
devam etmektedir.
2. ASELSAN’ın Ürettiği Telsizler İçin ECCM
Projesi
Aselsan telsizlerinin güvenilir haberleşme
özelliği kazanması için, Elektronik Karşı Karşı Tedbir (ECCM) Ar-Ge ve
geliştirme projesine destek verilerek bu konuda kabiliyet kazanılması sağlandı.
3. ASELSAN’ın Stinger Projesi İçin gerekli
Ar-Ge Desteği
Bu destekle Aselsan Stinger Projesi’nin
Güdüm Elektroniğini başarıyla üretti.
4. Üniversitelere verilen Ar-Ge Projeleri
ODTÜ’ne milimetrik Dalga Elektronik Savaş,
Bilkent Üniversitesine Alaşım Yarı İletken Teknoloji Merkezi Kurulması, İTÜ’ne
Bor Karbür, Silisyum Karbür ile Kompozit Malzeme Teknoloji geliştirme, BOĞAZİÇİ
Üniversitesi’ne Ulusal Savunma Sistemleri İçin Yazılım Geliştirme Konularında
Ar-Ge projeleri verildi ve destek sağlandı. Böylece bazı üniversiteler de,
savunma sanayi alanında araştırma-geliştirme sürecine dâhil edildiler.
Bu projeler dışında, daha önce bahsi geçen
her projenin içinde Ar-Ge gerektiren konulara destek sağlanması ile projelerin
yerliliğine güç kazandırılmıştır.
İLERİ TEKNOLOJİ ENDÜSTRİ PARKI VE
HAVACILIK MERKEZİ PROJESİ
Başbakan Özal bir gün beni Başbakanlığa
çağırdı ve İstanbul Anadolu yakasında büyük bir alan seçilmesi ve burada; Hava
Alanı, İleri Teknoloji Parkı, Uçak Bakım ve Modernizasyonu Tesisi,
araştırmacılar için İnovasyon Merkezi gibi tesislerin yer almasını ve bu büyük
projenin SSM tarafından planlanmasını ve koordinasyonunu istemişti. Her çeşit
desteğin verileceğini ve projenin bir müddet sessiz yürütülmesini de ilave
etmişti. Bu SSM için sürpriz bir projeydi.
Kiralanan bir helikopterleİstanbul’un
Anadolu Yakasını taradık ve bugünkü Kurtköy’de Sabiha Gökçen Hava Alanı’nın
bulunduğu yeri tespit ettik. Özal Başkanlığı’ndaki İcra Komitesi bu proje için
toplandı ve belirlediğimiz alanın kamulaştırılması, projenin kapsamı ile ilgili
karar aldı.
Görev, ön çalışmaları yapan başında
bulunduğumSSM’na verildi ve Savunma Sanayi Fonu’ndan gerekli çalışmalar için
destek kararı alındı. Proje ile kapsamlı yerli-yabancı uzman bir firmaya Master
Planı yaptırıldı. Bu hazırlık çalışmaları bitti, ancak Özal’ın vefatı ve
Demirel’in köşke çıkmasıyla, ben de Savunma Sanayi Müsteşarlığından
ayrılmıştım. Yeni gelen hükumetler, bu projeyi Savunma Bakanlığı’na devretti.
Savunma Bakanlığı da NATO Altyapı Projesi olarak sadece Hava Alanı olarak
gerçekleştirdi. AK Parti döneminde, bu projeye Yüksek Teknoloji Parkı ilave
edildi ve bu alanda gelişmeler devam ediyor.
Savunma Sanayi Fuarları
Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının,
yerli sanayicilerin ve diğer ilgililerin dünyada savunma sanayi alanında
gelişmeleri görmesi ve öğrenmesi amacıyla SSM öncülüğüne Türkiye’de de savunma
sanayi fuarları başlatıldı. İlk fuar IDEA-87 adıyla Ankara Etimesgut Türk Kuşu
tesislerinde düzenlendi. Fuara çok sayıda yabancı firma, iş ve devlet adamları
katıldı. Fuarda savaş uçakları, kara, deniz araçları ve elektronik sistemler
sergilendi. Mirage-2000 savaş uçağının gösterisi çok ilgi çekti. Yurt dışı
savunma firmalarına da sanayicilerimizin katılımı teşvik edildi.
Başarıya Götüren Sebepler
Türk Savunma Sanayi, 7 Kasım 1985’de çıkan
3238 sayılı kanunla kuruluşundan itibaren süratle tahmin edilemeyen hızda
gelişme sürecine girdi. 1986 ve 1993 arası alınan kararların ve programa alınan
projelerin çoğunda, yukarda belirtildiği gibi 1993’e kadar üretime geçildi.
Savunma sanayi sektörü kısa sürede teknolojik gelişmenin ve Türk sanayinin
lokomotifi oldu ve bu özelliğini hala da devam ettirmektedir. Bu başarıda, kısa
sürede savunma sanayinin cazibe alanı olması sonucu, kamu sektörü yanında, çok
sayıda özel sektör şirketinin de yer alması önemli rol oynadı. Bu başarı, hiç
şüphesiz, siyasi irade ile bürokrasinin uyum içinde çabasının, kamu kuruluşları
yanında yerli ve yabancı özel kuruluşların gayretleri sonucudur.
Bu başarıya etki eden diğer temel
faktörler şöyle sıralanabilir:
1.Kurduğumuz yeni sistemin hukuki
çerçevesi, karar mekanizması ve finansman sistemi başarıya ulaşmak için çok
uygundu.
2.İstihdam şekli, yetki ve sorumluluk
ilişkisi hızlı iş yapmaya göre düzenlenmişti.
3.Kaliteli ve liyakatli istihdam için
Savunma Sanayii Müsteşarlığı tam yetkili kılındı ve kurum da buna tam olarak
bağlı kaldı.
4.Karar organı, Başbakan başkanlığında
Genel Kurmay Başkanı ve Savunma Bakanından oluşması büyük bir kolaylık
sağlıyordu. Hazırlanan kararları hızla karara bağlayarak, uygulanmasının önünü
açtılar ve her aşamada katkı vererek de destek sağladılar. Sorunların çözümünde
hep yardım ettiler. ABD ve Avrupa ile ilişkilerde ve sorunlarda, gerektiğinde,
en üst seviyede çözümler üretildi.
5.Müsteşarlık yöneticileri ve personeli bu
konuda başarıya ulaşılacağına inanmıştı, çalışma saati gözetilmeksizin gece
gündüz emek harcanmaya azmetmişlerdi. Böyle çalıştık.
6.Yeni sistemin uygulamaya geçtiği dönem,
küresel ekonomin hız kazandığı yıllardı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı, teknoloji
sahibi yabancı firmalarla yerli yatırımcı kuruluşları ortak yatırıma teşvik
ederek, Türkiye’de yeni teknolojik üretimleri hızlandırmaya ve yaygınlaştırmaya
ağırlık verdi. O dönemde yabancı yatırımlardan ve teknolojik kazanımlardan en
çok yararlanan sektör savunma sanayi oldu.
Müsteşarlığım döneminde;
Başbakanlar: Turgut Özal, Yıldırım
Akbulut, Mesut Yılmaz ve Süleyman Demirel’di.
Genel Kurmay başkanları; Necdet Üruğ,
Necip Torumtay ve Doğan Güreş’ti.
Milli Savunma Bakanları; Zeki Yavuztürk,
Ercan Vuralhan, Sefa Giray, Hüsnü Doğan, Mehmet Yazar ve Nevzat Ayaz’dı
Hepsine şükranlarımı sunuyorum, vefat
edenleri rahmetle anıyorum.
SONUÇ:
Kuruluşundan itibaren yaklaşık yarım asır
geçerli olacak stratejik kararlar doğrultusunda, savunma sanayimiz gelişmesini
devam ettirmektedir.
Bu alanda, kamu ağırlıklı firmalar
yanında, çok sayıda özel sektör de devreye girmiş, sanayi üretiminde ve
ihracatta savunma sanayi önemli bir yere sahip olmuştur.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin
modernizasyonunda, Türkiye sadece alıcı olmaktan çıkmış, teknolojik gelişmede
ve yerli üretimlerde önemli mesafe kat etmiştir
Ancak bu gelişmelere rağmen daha önümüzde
çok yol vardır, bu alandaki gayretler itidalli bir şekilde ve abartmadan devam
ettirilmelidir. Türkiye doğru politikalarla ve doğru kararlarla ilerlemelidir.
İyi yaptığımız işlerde, Türkiye’nin ABD ve
Batı ile iyi ilişkilerinin rolü büyük olmuştur, bu iyi ilişkilerin sürdürülmesi
Türkiye’nin yüksek menfaatinin gereğiydi. Şimdi de benzer şekilde hareket temek
gerektiği açıktır.
BAZI ÖNERİLER
Sanayileşme süreci, bir devlet politikası
olarak planlı ve programlı bir şekilde, sabır ve gayretle devam ettirilmelidir.
Güvenlik açısından kritik teknolojilere
ağırlık verilmelidir.
Genel sanayi ne kadar güçlü olursa,
savunma sanayinin güçlenmesi ve yayılması daha kolay olur.
Savunma sanayinde ve diğer sanayilerde
kullanılacak özel malzeme sanayi Türkiye’de gelişmemiştir, bu konuya ağırlık
verilmelidir.
Türkiye’de motor sanayi gelişmemiştir.
Motor, sivil ve askeri her alanda temel ihtiyaçtır. Artık bu eksiklik
giderilmelidir.
Enerji, sağlık, eğitim ve ulaştırma
sektörlerinde büyük hacimde ithalat yapılmaktadır. Bu alanlarda savunma sanayi
modeli esas alınarak sanayileşme ve yerli üretim teşvik edilmelidir.
Son olarak tekrar ifade edeyim, savunma
sanayinin gelişmesinde teknoloji sahibi ve ihracat yapılacak ülkelerle
ilişkiler son derece önemlidir.
Devlet hayatı bir bütündür. İktidarlar
gelir geçer. Kalıcı olan yapılanlardır. Dün yapılanlar olmasa bugünküler
olmazdı. Uzak yakın tarihte, önceleri ve öncüleri unutmamak esastır. Nesiller
devir aldıkları mirası kullanarak ilerlerler. Kim memleket için bir taş
koymuşsa hayırla anılmayı hak eder. Ben saydığım isimlerin hizmetlerini
şükranla anıyorum. Bu hizmetleri devam ettirenlere de minnet ve teşekkürlerimi
arz ediyorum.
*Vahit Erdem, 1980'li yılların
Savunma Sanayii Müsteşarı, siyasetçi ve emekli büyükelçi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.