13 Nisan 2026 Pazartesi

Türkiye’de genç olmak: Bekir Ağırdır/13 Nisan 2026

Habitat Derneği’nin Infakto Research Workshop iş birliğiyle 2017’den bu yana düzenli yürüttüğü “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali” araştırmasının 2025 sonuçları geçen hafta yayımlandı. Türkiye genelinde kentsel genç nüfusu temsil eden örneklemle yürütülen bu çalışma, yalnızca tekil bir araştırma değil; zaman içinde tekrar eden ve karşılaştırmalı analiz imkânı sunan, altı araştırmadan oluşan uzun soluklu bir veri setinin de parçası.

Bu nedenle bu araştırmayı okurken önemli bir ayrımı akılda tutmak gerekir: Her araştırma, yapıldığı dönemin bir “an fotoğrafını” sunar. Ancak bu çalışma gibi düzenli tekrar edilen araştırmaların değeri tek bir fotoğrafta değil, bu fotoğrafların zaman içinde oluşturduğu hikayede yatar. Çünkü asıl mesele nerede olduğumuzdan çok, nereye doğru gittiğimizdir.

Bu hikayenin bugünkü karesi bize basit ama güçlü bir şey söylüyor: Türkiye’de gençler artık bugünü idare edebiliyor ama yarına inanmıyor.

Kısmi toparlanma da zayıf umutlanma da istihdama bağlı

2025 verilerine göre gençlerin yüzde 54’ü yaşamından memnun olduğunu ifade ediyor. Bu oran 2023’e kıyasla artış göstermesine rağmen hâlâ 2017 seviyelerinin belirgin biçimde altında. Daha dikkat çekici olan ise umut göstergesi. Gelecekten umutlu olduğunu söyleyen gençlerin oranı yalnızca yüzde 45.

Bu ikili durum, mevcut koşullarda kısa vadeli bir rahatlama hissi olsa bile uzun vadeli beklentilerin hâlâ çok zayıf olduğunu ortaya koyuyor.

Yaşam memnuniyetinde son iki yılda gözlenen görece artış yüzeyde bir toparlanma hissi yaratıyor. Ancak araştırmanın tüm veri ve bulguları birlikte ve derinlemesine incelendiğinde ortaya çıkan tablo, bu iyileşmenin oldukça kırılgan ve yapısal sorunlarla çevrili olduğunu gösteriyor.

Memnuniyet artarken umut düşüklüğü şeklinde karşımıza çıkan bu ikili ruh hali sıradan bir veri değil. Gençler artık hayat kurmuyor, hayatı idare ediyor.

Araştırmanın en güçlü bulgularından biri, yaşam memnuniyetinde en belirleyici faktörünün çalışma durumu olması. Çalışan gençlerin memnuniyet oranı yüzde 58 iken, iş arayanlarda bu oran yüzde 27. Benzer şekilde umut düzeyi de dramatik biçimde ayrışıyor. İş arayan gençlerin yalnızca yüzde 16’sı gelecekten umutlu.

Bu fark, işsizliğin yalnızca gelir kaybı değil, aynı zamanda kimlik, güven ve psikolojik istikrar kaybı anlamına geldiğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Ekonomik sıkışma ve göreli yoksunluk

Gençlerin yalnızca yüzde 40’ı maddi durumundan memnun. Bu oran 2017’de yüzde 61 düzeyindeyken sonraki yıllarda gerilemiş ve 2023’te yüzde 38’e kadar düşmüş. 2025’te sınırlı bir toparlanma görülse de memnuniyet hâlâ geçmiş dönemlerin oldukça gerisinde.

Gençlerin yüzde 67’si Haziran 2018’den itibaren yaşanan ekonomik sorunlardan etkilendiğini ifade ediyor. Ekonomik sıkıntı yaşadığını söyleyen gençlerin yüzde 61’i bazı zorunlu giderlerini ödeyemediğini, yüzde 55’i yakın çevresinden borç aldığını, yüzde 53’ü ise kredi kartı borçlarını ödeyemediğini belirtiyor.

Gençlerin yüzde 42’si ailelerinin maddi durumunun da son bir yılda kötüleştiğini düşünüyor. Bu tablo, gençlerin ekonomik gelecek algısında belirgin bir kırılganlığa işaret ediyor. Daha çarpıcı olan ise yüzde 84’ünün kendisini ihtiyaç duyduğu gelir seviyesinin altında hissetmesi.

Bu durum, mutlak yoksulluktan ziyade “göreli yoksunluk” duygusunun yaygın olduğunu gösteriyor. Başka bir deyişle gençlerin büyük çoğunluğu, ihtiyaç duyduğunu düşündüğü gelir düzeyinin altında yaşıyor. Bu oran 2023’te yüzde 80, daha önceki yıllarda ise 65 seviyelerindeydi.

Yani mesele yalnızca ne kadar kazanıldığı değil; genç bireyin kendi beklentileriyle mevcut durumu arasındaki fark. Bu fark büyüdükçe memnuniyet düşüyor. Bu bulgu, gençlerin iyi olma halinin nesnel koşullardan çok bu koşulların nasıl algılandığıyla bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.

Nitekim gelirinin yetersiz olduğunu belirten gençlerin yüzde 25’i harcamalarını kısmak zorunda kaldığını, yüzde 20’si tüketici kredisine başvurduğunu, yüzde 15’i ise birikimlerini bozduğunu ifade ediyor. Araştırmaya göre gençlerin borçluluk oranları da yüksek: Yüzde 35’inin kredi kartı borcu, yüzde 19’unun tüketici ya da ihtiyaç kredisi borcu bulunuyor; yüzde 19’u ise arkadaşlarına borçlu.

Gençlerin en önemli gelir kaynağının hâlâ aileden alınan destek olması, ekonomik bağımsızlığın sınırlı kaldığını gösteriyor.

Fiziksel sağlık iyi görünse de ruhsal yük fazla

Gençlerin yüzde 39’u sağlık durumu için “Biraz memnunum”, yüzde 33’ü ise “Çok memnunum” yanıtını vermiş. Toplamda yaklaşık her üç gençten ikisi sağlık durumundan memnun olduğunu ifade ediyor.

Ancak psikolojik göstergeler farklı bir hikâye anlatıyor. Uykusuzluk, tükenmişlik, mutsuzluk ve kendine güven kaybı gibi belirtiler yaygın. Gençlerin yaklaşık beşte biri son dört haftada sık ya da çok sık uykusuzluk (yüzde 21), bitkinlik (yüzde 20) ve mutsuzluk (yüzde 19) yaşadığını belirtmiş. Benzer biçimde yüzde 19’u sorunlarının üstesinden gelememe hissi yaşadığını, yüzde 18’i ise kendine güven kaybı hissettiğini ifade etmiş.

Bu tablo, ekonomik baskının yalnızca maddi değil, aynı zamanda ruhsal bir yük yarattığını gösteriyor. Ekonomik belirsizlik arttıkça psikolojik dayanıklılık azalıyor; bu da genel iyi olma hâlini aşağı çekiyor ve umutsuzluğu artırıyor.

Araştırma, gençlerin risk alma eğiliminde belirgin bir azalma olduğunu ortaya koyuyor. Girişimcilik isteği 2017’de yüzde 63 iken 2025’te yüzde 36’ya düşmüş. Bu, gençlerin artık daha temkinli ve güven odaklı kararlar aldığını gösteriyor.

Benzer bir durum göç eğiliminde de görülüyor. Yurt dışına gitme isteği önceki yıllara göre azalmış olsa da tamamen ortadan kalkmış değil. Gençler hâlâ daha iyi fırsatlar arıyor, ancak bu isteğin gerçekleşebilirliğine dair inanç zayıf.

Sosyal ilişkiler açısından tablo görece olumlu. Gençler aileleri ve arkadaşlarıyla güçlü duygusal bağlara sahip. Ancak bu ilişkiler çoğunlukla özel ve dar bir alanla sınırlı kalıyor. Kültürel etkinliklere katılım düşük, sosyal hayat ise daha çok düşük maliyetli aktiviteler etrafında şekilleniyor.

Gençlerin neredeyse tamamı internet kullanıyor. Ancak yalnızca yüzde 28’i kendini dijital olarak yetkin görüyor. Bu da kullanım ile üretim arasındaki farkı ortaya koyuyor.

Bu veriler kırılgan bir dengeye işaret ediyor

Araştırmanın genel tablosu, Türkiye’de gençlerin iyi olma halinin üç temel eksen etrafında şekillendiğini gösteriyor: Ekonomik güvence, psikolojik dayanıklılık ve toplumsal güven.

Bu üç alandaki kırılganlık arttıkça iyi olma hali zayıflıyor; güvence arttıkça ise toparlanma mümkün hale geliyor.

Bugünün Türkiye’sinde genç olmak ne tamamen umutsuz ne de gerçekten güvende olmak anlamına geliyor. Araştırmanın bulguları, belirsizlik içinde ayakta kalmaya çalışan bir kuşağın hikayesini anlatıyor. Bu hikayenin nasıl ilerleyeceği ise büyük ölçüde ekonomik fırsatların, sosyal politikaların ve gençlere sunulan gelecek perspektifinin nasıl şekilleneceğine bağlı.

Bu bulgulara yalnızca sayılar olarak bakarsak meseleyi eksik okuruz. Çünkü burada gördüğümüz şey, gençlerin tek tek yaşadığı sorunların toplamından ibaret değil. Türkiye’de gençlik artık yalnızca bir yaş grubu değil; Batı’dan tercüme edilmiş şemalar ve kategorilerle açıklanabilir de değil. Belki de bir duygu durumuna hapsolmuş, kırılgan ve temkinli bir topluluktan söz ediyoruz. Fiziksel ve dijital mahallelerine sıkışan, giderek içe kapanan bir genç kuşak fotoğrafı bu.

Infakto’nun Habitat Derneği için yaptığı bu araştırmaya Veri Enstitüsü’nün bulgularını da eklersek, tabloyu tek kelimeyle özetlemek mümkün: Geleceksizlik. Gençlerin giderek geleceğe dair umut ve beklentileri geriliyor. Bir bakıma gençler artık yoksulluktan çok geleceksizlik yaşıyor.

İstihdam meselesine bu yüzden yalnızca “iş bulma” sorunu olarak bakamayız. Hele “Yeni kuşak iş beğenmiyor” gibi kolaycı kalıplarla meseleyi açıklayıp kendimizi sorumluluğun dışına çıkaramayız. İş, gençler için sadece gelir elde etmenin yolu değil; hayata tutunmanın, kendini var etmenin ve kendi ayakları üzerinde durabilmenin temel zemini.

İşsizliğin bu kadar derin bir memnuniyetsizlik ve umutsuzluk üretmesi bu yüzden tesadüf değil. Çünkü işsizlik, gençler açısından yalnızca bir “boşluk” hali değil, aynı zamanda bir aidiyet kaybı. Üstelik bu kayıp yalnızca bireyin kendine ve hayata olan bağını zayıflatmakla kalmıyor; memlekete, ortak değerlere ve ortak kadere duyulan aidiyet duygusunu da aşındırıyor.

Araştırmanın ekonomik bulguları da bu tabloyu güçlendiriyor. Gençler yalnızca yoksullukla değil, daha çok bir yetersizlik hissiyle karşı karşıya. Mesele neye sahip oldukları değil, neye sahip olmaları gerektiğini düşündükleriyle ilgili. Bu fark büyüdükçe sadece memnuniyet azalmıyor, adalet duygusu da zedeleniyor. Bu zedelenme ise uzun vadede toplumsal güveni aşındıran kritik dinamiklerden birine dönüşüyor.

Sosyal hayata baktığımızda ise ilginç bir tablo var. Gençlerin yalnız olmadıklarını söyleyebiliriz; aileleri ve arkadaşlarıyla bağları güçlü. Ama bu bağlar giderek dar bir çevreye, kendi fiziksel veya dijital mahallelerine sıkışıyor. Kamusal alanla, kültürel üretimle ve ortak hayatla kurulan ilişki zayıf.

Fiziksel ve dijital mahallesine hapsolan bir gençlik

Bir bakıma mahallelerinden ve dijital kozalarından çıkamayan gençler tablosuyla karşı karşıyayız. Bu durum, sosyal sermayenin varlığını koruduğunu ancak çeşitlenemediğini gösteriyor. Yani bağlar güçlü ama alan dar.

Bu da bize şunu gösteriyor: Gençler kopmuyor ama çekiliyor. Daha küçük, daha güvenli alanlara doğru geri çekiliyor. Belki de bu nedenle gençler artık daha az hayal kuruyor, daha çok hesap yapıyor. Bu, sadece ekonomik koşulların değil, aynı zamanda belirsizlik ikliminin bir sonucu.

Bu veriler ve bulgular bir kriz fotoğrafı değil; aynı zamanda bir eşik fotoğrafı. Türkiye’de gençlik ne tamamen hayattan ve toplumdan kopmuş ne de tam anlamıyla entegre olmuş durumda. Arada bir yerde, ayakta ve hayatta kalmaya çalışıyor.

Bu denge sürdürülebilir mi? Asıl soru bu. Çünkü gençlerin iyi olma hali yalnızca onların meselesi değil; aynı zamanda ülkenin geleceği meselesi de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.