Merhum İranlı sosyolog Ali Şeriati, -Aydınlanma sonrası hariç-, tarih boyu savaşların asıl dinamiğinin, “Din” ile “Dinsizlik” savaşı değil; “Dine Karşı Din” savaşı olduğunu iddia eder (Ali Şeriati. Dine Karşı Din. Çev: Doğan Öztürk. Ank. 2024). Tevhit-Vicdan Dinine karşı: 1- Aleni Çok Tanrıcılık/Paganizm, Şirk, Totem-Tabu, Mana, Ruhlar. 2- Tek Tanrıcılığa sızan “Gizli Şirk Dini”: Heva (arzu) ve Şeytani İstiğna. Şeriati, bu “Karşı Din”e örnek olarak Hz. Musa’nın vazettiği dine karşı gizli şirk olarak tezahür eden Ferisileri; Hz. İsa’nın vazettiği Havarilerin İseviliğine karşı Ruhbanlığı/Kiliseyi; Hz. Muhammed’in vazettiği “Asr-ı Saadet/Hulefa-i Raşidin” döneminde yaşanan İslam’a karşı, Emeviliği, Şia’nın kendi tarihinde de Ali taraftarlığına karşı Safavileri örnek olarak verir (Ali Şeriati, Ali Şiası- Safavi Şiası. Çev: Prof. Dr. Hicâbi Kırlangıç. Ank. 2024).
İran’a yapılan son saldırıyı, -asıl olan
iktisadi-siyasi saikleri saklı tutarak-, dinsel açıdan, genel olarak Yahudillik
ve Hristiyanlığın İslam’a saldırısı olarak mı; yoksa, Şeriati’nin dediği gibi,
Tevhid- Ahiret ve Vicdan dinine karşı, Gizli Şirk Dininin (Heva ve Şeytani
İstiğna/Tağutluk) saldırısı olarak mı yorumlamak gerekir? Bence ikincisi.
Savaşta teolojik kavram ve sembollerin kullanılması, mazlum cenahta (İran)
içtenlikli; zalim cephede (İsrail-ABD) işlevseldir.
Şia -“İmamet” mitolojik teolojisini
dışarda tutarak-, Hz. Ali ve Muaviye savaşındaki Ali’nin haklılığını; Yezit ve
Hüseyin arasında yaşanan savaşta (daha doğrusu katliamda) da Hüseyinin
mazlumiyetini/şehadetini yani “Vicdanı/hakkaniyeti” temsil ettiğine inanır.
Şiilik, bu iki şehadeti/ölümü ve acıyı “Yas” olarak tutan/teolojikleştiren ve
“Mersiye”ler ile unutmayan, sürekli dile getiren, yaşatan bir dinsel bilinçtir.
Bugünkü savaşın/saldırının taraflarından
İsrail/Siyonizm, Hz. İsa’nın: “Sizi gidi yılanlar! sizi gidi engerekler soyu!
cehennem cezasından nasıl kurtulacaksınız” dediği (Matta-23/33) Ferisilerin
çağdaş temsilcileridir. Tanrı’ya (Yahwe) bir türlü teslim olmayan; Ahiret’e
inanmayan/güvenmeyen (2/96), kendilerini, Tanrı’nın gözdeleri ve “seçilmiş ırk”
olarak gören ırkçı (İbrani) heva ve şeytani istiğnanın somutlaşmış halidir
(Gizli Şirk). Tarih boyu varlığını koruyan Muvahhit-vicdani Museviliğin
(örneğin: Hazar Türkleri-Habeşliler/Falaşlar) bu “Karşı Din” ile hiçbir ilgisi
yoktur. Kur’an’da oğluna yaptığı öğütleri iktibas edilen Lokman (31/12-19),
muhtemelen, Habeşistanlı bir “Musevi” idi (Mevlâna Muhammed Ali, Kur’an-ı Kerim
Tercümesi ve Meali. çev: Ender Gürol. Ohio (U.S.A). 2008. S. 775).
Diğer saldırgan ortak ABD-Evangelikler’e
gelince; onların da, ne Hz. İsa’nın vazettiği İsevilik; ne de Kilisenin vaz
ettiği Katoliklik ve Ortodoxluk ruhu ile bir ilgisi yoktur. Siyonistler
tarafından ayartılan ve “Dolar” dolayımı ile Tanrı’yı kendilerine –hâşâ-
“Gardiyan” (Doların üzerine yazdıkları: “We Trust In God” sözü bunu ifade eder)
olarak görmeye çalışan bu zevzekler/meczuplar, “Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak”
için, yeryüzünde fesat çıkarıyorlar. Kur’an, Peygamberliği Hz. Muhammed ile
“mühürlemiş” iken (33/40); bu kapıyı açmaya zorlayan “Mesih-Mehdi-Deccal”,
“Armageddon” ve “Nüzul-i İsa” mitolojisi, her üç dine de tekrar musallat olmuş
durumdadır. Oysa, vicdanın tezahürü olarak Katolik İspanya, İran’dan yana tavır
koyarken; Katolikliğin merkezi “Vatikan/Papa”, Barış için dua etmeyi tercih
etti. Ortodox Rusya ise, -çıkarları gereği de olsa- İran’ın arkasında duruyor.
Sünni Araplara gelince (Suud ve Körfez
Krallıkları), Petrolü ve Parayı (Dolar) keşfettikten sonra, Emevi ruhuna (Karşı
Din-Heva-Şeytani İstiğna) uygun olarak İsrail-ABD safında yer aldılar.
Yemen-Umman, Kuzey Afrika, Irak ve Suriye Arapları, hiç olmazsa “tarafsız”
kaldılar. Pakistan ve Türkiye Sünniliği ise, “Arabulucu/Barış” çabaları
gösteriyor.
1-KARAKTER ANALİZİ
Tarafların önderlerinin yüzlerinden de bu
savaşın karakterini okumak mümkündür: Bir tarafta yüzlerinden
meymenet/masumiyet/ruh/asalet akan Ali Hamaney, Laricani, Pezeşkiyan, Arakçı…;
diğer tarafta meymenetsiz, mendebur, maymun suratlı (“Kûnû kiredeten hasiin:
Alçak maymunlar olun”. 2/65) müstağni/şeytani suretler: Netenyahu ve çömezi
Trump.
Savaş boyunca İranlı Müslümanlar, ölüme
meydan okuyarak “Her yer Kerbela, her gün Aşûre” sloganları ile sokaklara
dökülürken; ölümü, hiçliğe karışmanın kapısı olarak gören İsrailliler,
sığınaklara doluştular. Hedef seçmede de aynı asaleti ve rezaleti/hoyratlığı/vahşeti
görmek mümkündür. İran, askeri-ekonomik hedef seçerken; ABD-İsrail, çocukları
öldürdü ve Üniversite vurdu. Köprüleri vuracaklarını söyleyen ABD-İsrail
Şeytanlarına (Tağut) karşı, İran halkının –ölümü göze alarak- köprüleri
tutması, muhteşemdi. Bombardıman harabelerinde sanatını icra eden İranlı genç
müzisyen ve kameralar önünde viski içip sesli yellenen Amerikalı bürokrat; İran
medeniyetini yok edip Taş Devrine döndürme söylemi/barbarlığı…
2-SONUÇ
Bu savaşın çıkışını da nihai kaderini de
belirleyecek olan, insanların “ölüm”den sonrası hakkındaki düşünce veya
inançlarının karakteridir. Ölüm, Tevhit-Vicdan dininde ebedi yaşam olan
“Ahiret”e açılan bir “Kapı”dır. “Şehadet” yani “haklı” olduğu halde öldürülmek
ise, -ödül olarak- “Cennet”e açılan kapıdır. Heva ve Şeytani İstiğna, yani
“Karşı Din”de ise, -“inanç” olarak var olsa da-; “Hesap Günü” olarak “iman”
edilen ahlaki bir kategori değildir: “…Kıyametin kopacağını sanmıyorum; -velev
ki Rabbime döndürülsem bile-, benim için güzel şeyler vardır…” “Kendine
zulmeden, bahçesine girince: “Bunun sonsuza dek yok olacağına inanmıyorum;
kıyametin kopacağını da sanmıyorum; -Rabbime döndürülsem bile-, daha iyi bir
sonuç bulurum.”(18/35-36). Evangelik Trump ve Yahudi Netenyahu’nun “dindar”
pozisyonları, aynen böyle değil mi? ”Gizli Şirk/Karşı Din”, Müstağni/Şeytani
insanın, “Tanrılık” taslamanı olarak Tanrı’yı kandırma girişimidir.
İranlı Şiilerin direnişinin saiki ise:
“Başlarına bir musibet gelince: “Biz, Allahtan geldik; Allah’a döneceğiz”
(2/156) demektir. Tanrı ve Ahiret “İnanç”ı, -öz-Araplarda (Suud-Körfez) olduğu
gibi-, “ölü” hükmündedir. Sahih/hakiki bir “İman”a dönüşmediği için; ahlak,
aksiyon, amel yaratamıyor; işbirlikçilik doğuruyor.
*Prof. Dr. İlhami Güler, Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.