Bese Hozat Kimdir ve Verdiği Mesajların Anlamı Nedir?
PKK’nın Kandil’deki en
önemli elebaşlarından, belki de şu an en önemlisi topuklu terörist Bese Hozat:
“Türkiye bu süreci geliştirmezse Türkiye’nin geleceği çok karanlıktır. PKK
kadroları af maf istemiyor. Eve dönüş yasası falan da istemiyor. Af, suç işleyenler
için yapılır. Biz suç işlememişiz ki af isteyelim” demiş.
Şimdi kimileri bunu
duymaz, duymak istemez, kulağının üstüne yatar, kimileri hafife alır, kimileri
ciddiye, kimileri de örgütün siyasi uzantılarına/etki ajanlarına/milislerine
ekrandan verilen bir mesaj olarak okur, bilemem, ama ben Bese Hozat kod Fatma Yıldız’ı
bilir ve önemserim.
Öncelikle vurgulayalım;
onun bu çatallı dili, sadece ihanet, sadece vekalet, sadece tehdit, sadece ayar
barındırmıyor. O hem süreç severlere/teslim olmuşlara/örgüte kanmışlara net bir
mesaj ve örgüt kadrolarına net bir talimat veriyor.
Verdiği mesajları ve
süreç için anlamını yorumlamadan önce size Bese Hozat’ın örgütteki yerini ve
önemini kısaca anlatayım:
“O Apo’nun Kandil’deki
Yankısıdır.”
Bese Hozat terör
örgütünün en kritik çekirdek kadrolarındandır, en tepedeki birkaç teröristten
biridir ve örgütün üstyapı ideoloğudur. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı’dır; bu
pozisyon örgütte stratejik karar mekanizmasının en üst katmanında bulunmak
anlamına gelir. Apo’nun ideolojik çizgisini yorumlayan, güncelleyen,
söylemlerini örgüt politikalarına çeviren, yeniden kodlayan ve örgüt tabanına
aktaran en etkili figürdür. Bu haliyle Bese Hozat terör örgütünün siyasal
söylemlerinin, uluslararası mesajlarının, çözüm süreci dönemi analizlerinin,
örgütsel stratejik kavramlaştırmalarının çoğunu Apo adına bizzat formüle eden
baş teröriçedir ve Kandil’in “ideolojik beyni” olarak kabul edilir. Bu haliyle
3 tane Murat Karayılan, 5 tane Cemil Bayık, 35 tane Duran Kalkan, 75 tane
Mustafa Karasu eder. Her sözü bir sinyaldir, talimattır.
Açıklamaları, örgütün
özellikle gençlik-milis yapılanması (YPS, YDG-H, Asayiş), kadın yapılanması,
şehir hücreleri, sosyal medya operatörleri, medya yapılanmaları, Türk medyasına
sızmış etki ajanları, Avrupa’daki propaganda mekanizması için operasyonel talimat
niteliği taşır. O, Apo adına “Siyasi meşruiyet yaratma” sürecinin ana
mimarıdır, PKK’nın kendini bir “taraf”, bir “meşru aktör”, bir “çatışma
paydaşı” gibi sunma çabalarının arkasında onun söylem mühendisliği vardır. Yani
Bese Hozat, İmralı’daki Apo’nun izdüşümü, dişil türevi, Apo’nun tercüme edilmiş
sözüdür.
Söylevleri ne kadar
ciddiye alınmalıdır?
Kısa ve net bir yanıt
vereyim: Çok. Hatta gereğinden bile çok. Çünkü Hozat’ın sözleri açıklama değil,
örgütün stratejik terör bildirisi, talimatı, mesajıdır. Ve özellikle: “Suç
işlemedik” / “Af istemiyoruz” sözleri; örgütün meşruiyet alanını genişletme, devleti
ise hükümranlıkta denk aktör olarak konumlandırma denemesidir. Bu nedenle çok
tehlikelidir ve çok ciddiye alınmalıdır.
Peki sözlerinin anlamı
nedir?
Siz benim buna terör
örgütünün son dönem kodlarını okuma çabası da diyebilirsiniz. Ve gördüğümü en
baştan söyleyeyim: Kod Bese Hozat’ın bu söylemi, devlet aklı için normal bir
tehdidin çok ötesindedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini
hedef alan temel bir meydan okumadır.
Bese Hozat’ın ağzından
çıkan hiçbir kelime, bir teröristin laubaliliği değildir; devletin egemenlik
alanına atılmış hesaplı bir neşter cerrahisidir. PKK, Türkiye’yi kendi terör
eylemlerinin muhatabı değil; kendi siyasal talebinin ‘tarafı’ olarak göstermek
istiyor. Bu, klasik bir terör söylemi değil; bir devletleşme iddiasının
habercisidir. Devlet bunu anında kırmazsa, bu iddia uluslararası alanda ‘zımni
kabul’ üretir.
Açalım:
• Bu cümle/açıklama terör
örgütünün sürece bakışını gösteren ve ispat eden en temel yaklaşımlarından
biridir. Kesinlikle ağzı gevşek bir teröristin gevşek bir lafı değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetini, hukukunu, egemenliğini hedef alan temel
bir meydan okumadır.
• Bu söz, terör örgütünün
40 yıllık kanlı tarihini aklamaya çalışmasından çok daha büyük bir tehdidi
içerir: Devletin meşruiyetini yok sayarak kendini devletle eşit konumda ilan
etme teşebbüsü.
• “Suç işlemedik” demek,
aslında “devleti tanımıyoruz” demektir. Bu söylem; terörü, ihaneti, kalleşliği,
kahpeliği, arkadan vurmayı, bombayı, mayını, pusuyu, hendekleri, infazları,
çocukları, bebekleri katletmeyi “suç” değil “hak” gösterme çabasıdır.
Bu cümlenin alt anlamı
şudur: “Türk devleti bizim üzerimizde hükümran değildir.” Bu haliyle bu kaşar
teröristin dedikleri devlete karşı paralel otorite ilanıdır.
• “Af istemiyoruz”
demekle devlete “sen üst değilsin” deme cüreti gösteriyor. Affı reddederek;
“Sen bizi yargılayamazsın-sen bizi affedemezsin-sen bizim üzerimizde egemen
değilsin” demeye getiriyor.
• Bunlar sanki bir terör
örgütü değil de kendilerini devlete denk, hatta üstün gören, statü iddiasının
pratikleridir. Ve devlet için kırmızı alarm değerindedir.
• PKK, bu söylemle artık
suçtan değil; statüden konuşmaya başlamıştır. Ve bu çok kritiktir. Topuklu
terörist Bese Hozat, “suç işlemedik” derken; “Biz terörist değiliz; tarafız”,
“Biz suçlu değiliz; siyasi özneyiz”, “Siz de bize göre tarafsınız” demeye getirmektedir.
• Bu, Türkiye’yi hukuki
düzlemden, “iç çatışma/iki taraflı çatışma” düzlemine çekme girişimidir. Son
derece sinsi bir terör yaklaşımıdır, uluslararası hukukta ‘silahlı çatışma
statüsü’ arayışı ve yine uluslararası hukukta ‘iç statü bildirimi’ kurnazlığıdır.
Süreç içerisinde verilen/verilecek her tavizi, uluslararası alana/hukuka
taşımayı amaçlayan sinsi bir terör aklıdır.
Unutulmasın: Bese Hozat,
bugün PKK’nın hem stratejik kodlayıcısı hem de operasyonel tetikleyicisidir.
Kandil’in teorisini, sahadaki hücrelerin eylemine bağlayan köprü Hozat’tır. O
konuşur, örgüt hareket eder. O ima eder, milisler uygulamaya geçer. O çerçeve
çizer, Avrupa’daki propaganda mekanizması o çerçeveyi dolaşıma sokar.
Bu cümleler terör örgütü
PKK’nın insanlık dışı bir terör örgütü olduğunu ve cinayetlerini normalleştirme
operasyonudur.
“Suç yok” demek şu anlama
gelir:
• Köy basmak suç değil.
• Çocukları öldürmek suç
değil.
• Öğretmenleri katletmek,
bayrak direklerine asmak suç değil.
• Bebekleri, ana
karnındaki çocukları kurşunlamak suç değil.
• Mayın/EYP döşemek suç
değil.
• Masum askerleri,
polisleri arkadan vurmak suç değil.
• Vatanı için terörle
mücadele eden korucuları hain ilan etmek suç değil.
• Meskûn mahallerde
hendek kazmak, tünel açmak, sivil halkı kalkan olarak kullanmak, halkın
çocuklarını zorla-tehditle-şantajla ateşe sürmek suç değil.
• Gençleri, çocukları
kandırıp dağa çıkartmak suç değil.
• Siyasi suikastlar suç
değil.
• Pusu, sabotaj,
kundaklama, yakma, infaz suç değil.
• Orman yakma; jeosit,
ekosit suç değil.
Topuklu terörist Bese
Hozat’ın bu söylemi; Türkiye Cumhuriyetin egemenliğine karşı yapılmış en
tehlikeli psikolojik operasyonlardan biridir. İşledikleri cinayetleri suç
kategorisinden çıkarıp “hak verilmiş siyasal şiddet” kategorisine sokmaya
çalışmaktır.
Bununla;
• Devletin ceza hukukunu
boşa düşürmeyi hedefliyorlar.
• Devletin, örgüt
üzerindeki yargı otoritesini çökertmek istiyorlar.
• Terörü siyasal alana
taşıma çabasındalar.
• “Suç değilse, terör
yoktur; terör yoksa siyasi çözüm vardır” algısını oluşturmak istiyorlar.
Bu söylem, Türkiye’yi
terör kategorisinden ‘iç çatışma’ kategorisine çekme girişimidir. Amaç şudur:
• Terörü “çatışma”ya
çevirmek,
• PKK’yı “örgüt”ten
“taraf”a taşımak,
• Devleti tek meşru
otorite olmaktan çıkarmak,
• Yeni süreç
dayatmalarında PKK’yı “eşit aktör” konumuna oturtmak.
Bu cümle, geleceğin
masasına şimdiden atılmış bir statü virüsüdür. Devlet bu virüsü bugün yokedip
atmazsa, yarın bu kansere dönüşür. Bütün bunlar terör örgütünü devletle
denkleme stratejisinin bir parçasıdır. Terör örgütünden, silahlı örgüte,
silahlı örgütten tarafa, taraftan aktörlüğe, aktörlükten statü sahipliğine
geçiş stratejisidir. Becerebilirlerse sürecin en kritik sıçramalarından birine
karşılık gelir.
Peki bu söylem Türkiye’de
neden boşluk buluyor?
Çünkü:
• Bazı kesimler hâlâ
örgütün söylemini “kimlik politikası” sanıyor.
• Bazı medya yapılarına
sızılmış durumda.
• Bazı aktörler siyasal
çıkar için örgüt söylemine alan açıyor.
• Bazı uluslararası
odaklar PKK’yı zorunlu bir “müttefik” gibi görüyor.
• Bazı akademik çevreler
batı etkisiyle meseleyi çarpık okuyor.
İşte bu yüzden Bese
Hozat’ın bu cümleleri görünüşte masum, ama içerikte yıkıcı bir potansiyel
taşıyor.
Terör örgütünün lider
kadroları; kendi adlarına süreci işletenlere, destekçilerine, etki ajanlarına
ve sürece teslim olanlara şu mesajı veriyor:
• “Bu kez af değil; eşit
statü istiyoruz.”
• “Bu kez suçtan pazarlık
değil; statüden pazarlık yapacağız.”
Bu, bir müzakere
arayışından çok daha öte, çok daha pervasız; Türkiye Cumhuriyeti’ne bir karşı
statü dayatmasıdır. Belli ki sürecin devamında masaya şunları da koyacaklar:
“Terör değil, çatışma / terörist değil, taraf / ceza indirimi-af değil, siyasal
çözüm.”
Terörist elebaşı topuklu
terörist kod Bese Hozat üzerinden terör örgütü PKK;
• Devletin meşruiyet
sinyallerini kesmeye, otorite düğümlerini zayıflatmaya,
• Toplumsal algı akışını
manipüle etmeye çalışıyor.
Yani bu bir açıklama
değil; devletin sinir sistemine atılmış bir “otorite virüsü”dür. “Suç işlemedik
ki!” diyerek suç alanında olmadıkları devlete kabul ettirerek siyasi alan talep
ettiklerini söylüyorlar. Önce statü, sonra pay, sonra kopuş, sonra diğer parçalarla
bütünleşme istiyorlar.
Örneğin “Güneydoğu bizim,
Türkiye hepimizin!” diyorlar. Bu cümlenin hedefi, sadece Türkiye’nin
egemenliğine değildir, Türkiye’nin sağılmasıdır.
Kafalarında
güneydoğumuzun tüm alanlarına ve kaynaklarına çökmek, geri kalan Türkiye’nin de
otoritesi/egemenliğini paylaşmak, kaynaklarını ve varlığını sağmak, yağmalamak
var.
• Bitmez, ardı kesilmez
talepler, devletten-milletten-vatandan-ordudan intikam alma hırsları var.
• Bu arsız ve pervasız
söylem ve arkasındaki niyet; Türkiye’nin egemenliğine, varlığına, iç düzenine
yönelmiş en tehlikeli meşruiyet operasyonlarından biridir.
Bese Hozat’ın söylediği
söz, bir teröristin cüreti değildir; devletin meşruiyet merkezine yönelik bir
sibernetik saldırıdır. Bu saldırı bugün durdurulmazsa, yarın ‘biz zaten
söylemiştik’ demenin hiçbir anlamı kalmaz.
Son sözüm:
Terör bitmeli midir?
Evet, kesinlikle evet.
Türk Devleti ve Ordusunun
dağda kazandığı kesin zafer çerçevesinde kesinlikle evet. Çözümün temel
parametresi budur, örgütün hezeyanları, dış baskılarla/konjonktürle kabaran
arsız talepleri değil.
Örgüt kaybettiği bir
mücadelenin sonrasında 5 alandaki (Irak-İran-Suriye-AB ve Türkiye) bütün
varlığından, iddiasından, emellerinden, bağ ve bağlantılarından,
vekilliklerinden kayıtsız şartsız vazgeçmelidir.
Böylece af dilemelidir.
O zaman --- ve sadece o
zaman --- şehit ailelerinin ve gazilerin onayıyla, milletin vicdanıyla, “başka
kan akmasın” diyerek devlet affı gündeme gelebilir.
Kanı akan biri olarak,
milleti, orduyu ve kamuyu tanıyan biri olarak gördüğüm onurlu, tutarlı,
gerçekçi çıkış budur.
Gerisi karanlıktır.
Saygılarımla
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.