İyiliğin tanımı, felsefi ve dini yaklaşımlara göre farklılıklar göstermektedir. Platon’a göre iyilik; varlığın, bilginin ve güzelliğin temel kaynağıdır. Kant açısından iyilik, iyi niyet ile ilişkili eylemde anlamını bulur. İslam düşüncesinde ise iyilik (ihsan), Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan hayır, yardım, adalet ve merhamet temelli davranışlardır.
Bu tanımlar birbirinden
farklı görünse de literatürde iyilik; öncelikle başkasına zarar vermemekle
başlayan, sonrasında başkasının yararını gözetmeye uzanan; bireysel niyet ile
toplumsal sonuç arasında köprü kuran; hem ahlaki hem manevi hem de insani bir
değer olarak ele alınmaktadır.
Günümüzde insan
ilişkilerine bakıldığında sıkça dile getirilen bir gerçeklik vardır: iyilik
yapanların sayısı azalırken kötülük yapanların sayısı artmaktadır. Bu gözlemi
ahlaki bir yakınma şeklinde ele almak mümkün olsa da bunu aynı zamanda evrenin
en temel yasalarından biriyle de açıklamak mümkündür. Bu yasanın adı entropi
yasasıdır. Yasa kimilerine göre doğanın en egemen ve en etkin, kimilerine göre
de en acımasız ilkesidir ve evreni yöneten en temel etkenlerden biridir.
ENTROPİ VE TOPLUMSAL
DEĞERLER
Termodinamiğin ikinci
yasasını (entropi yasasını) şu şekilde ifade etmek mümkündür: Kapalı
sistemlerde düzensizlik diğer ifadeyle entropi zamanla artarak belli bir değere
kadar yükselir. Bu değer mevcut koşullarda sistemin ulaşabileceği maksimum
noktadır. Dolayısıyla bu sistemlerde düzen, disiplin ve enerji, zaman içinde
dağılır; dağınıklık ve kaos ise aratarak yaygınlaşır. Doğada da nasıl ki bir
bardak sıcak çay zamanla soğuyup, belli bir ısıl değere ulaşırsa; toplumlarda
da iyilik, düzen ve yardımlaşma bir çaba ve emek verilerek korunmazsa; değerler
yavaş yavaş aşınır, çözülür hatta kaybolur. Bu nedenle iyiliğin kendiliğinden
yoktan var olmasını ve çoğalmasını beklemek mümkün değildir. İyiliğin varlığı,
sürekli enerji ve bilinç gerektirir tıpkı bir evin düzenli kalması için her gün
yeniden temizlenmesi ve toplanması gerektiği gibi. Eğer bir toplum, değerlerini
besleyemez, yardımlaşmayı örgütleyemez ve iyiliği koruyamazsa kötülük,
bencillik ve duyarsızlık kaçınılmaz olarak ortaya çıkacak ve zamanla da artacaktır.
FELSEFİ BİR BAKIŞ:
İYİLİĞİN ÇABASI
Felsefi açıdan
bakıldığında, iyilik entropiye karşı verilen bilinçli bir mücadeledir. Düzen
kurmak, fedakârlık yapmak, paylaşmak; bir anlamda, evrenin doğal akışına yani
çöküşe karşı açılmış bir başkaldırı veya savaştır. İyilik yapan kişi çoğu zaman
yorgun düşebilir, yalnız kalabilir belki de zaman zaman çaresizliğe düşebilir.
Zira kötülük, bencillik ve kayıtsızlık zaten “doğal akışın” kaçınılmaz
yansıması hatta sonucudur. Kendiliğinden yani otomatik olarak yayılır. Bu
noktada düşünür Albert Camus’nün “Sisifos Söyleni” akla gelir: Sisifos dev bir
kayayı sürekli tepeye çıkarır ama kaya her seferinde tekrar aşağıya yuvarlanır.
İyilik de böyledir: her gün yeniden taşınması gereken bir yüktür. Aslında bu
çaba, tam da insanın anlamını ve değerini yaratır.
İSLAM’DA YARDIMSEVERLİK:
ENTROPİYE KARŞI AHLAKİ ENERJİ
İslam’ın temel
öğretileri, iyiliği sürekli diri tutmayı öğütler. Kur’an-ı Kerim’de “Kim zerre
kadar hayır işlerse karşılığını görür; kim de zerre kadar şer işlerse
karşılığını görür” (Zilzâl, 7-8) denilerek iyiliğin en küçüğünün bile değerli
olduğu ve ödüllendirileceği vurgulanır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Komşusu
açken tok yatan bizden değildir” buyurarak yardımlaşmayı sadece bireysel erdem
değil, toplumsal bir sorumluluk olarak da göstermiştir. Bir başka hadisinde de
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır” diyerek, iyiliğin evrensel
ölçütünü ortaya koymuştur.
Bu öğretiler, aslında
termodinamiğin yasasıyla mücadele eden “ahlaki enerji kaynağı” gibidir. İnsan,
iman ve ahlâk sayesinde entropinin yani dağılmanın, saçılmanın ve kayıtsızlığın
karşısına irade koyar, tavır koyar hatta bir anlamda meydan okur.
Bugün karşı karşıya
olduğumuz sorun şudur: entropi sadece doğada değil, toplumlarda da artmaktadır.
Bu bağlamda değerler aşınmakta, yardımlaşma azalmakta, dostluklar
bozulmaktadır. Eğer bizler iyiliği yeniden örgütlemez, ona enerji harcamaz,
emek vermez, topluma yaygınlaştıramazsak; kötülük ve bencillik doğal bir süreç
olarak hem de kendiliğinden hızlıca yayılacaktır. Bunun önüne geçmek belli bir
noktadan sonra artık mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla iyilik, sadece bir duygu
değil, bir mücadele biçimidir. Hem bilimsel açıdan entropiye karşı bir direnç,
hem felsefi açıdan insanın varoluş mücadelesi, hem de İslam açısından ahlaki
bir sorumluluktur.
Belki bugün bize düşen en
önemli görev ve sorumluluktan biri de entropinin artışına seyirci kalmak değil,
küçük de olsa sürekli iyiliklerle artışı yavaşlatmak, ona karşı mücadele
vermek, topluma yeniden düzen ve umut aşılamaktır. Burada herkese gücü ve etkisi
ölçüsünde sorumluluk düşmektedir. Kimse bu hususta sorumluluktan bağımsız
değildir. Sorumluluğun kimlere yüklenmeyeceği bilinmektedir.
Umarız ki ortaya konmaya
çalışılan bu bakış açısı, toplumun genelinde karşılık bularak yaygınlaşır. Zira
insanlığın ağır bir sınavdan geçtiği günümüzde, hem kendi toplumumuzun hem de
diğer toplumların iyiliğin çoğalmasına ve yaygınlaşmasına katkı sunma konusunda
daha duyarlı, daha gayretli olmaları en büyük beklentimizdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.