Eğitim sistemimizin son çeyrek yüzyıldaki dönüşümüne ilişkin olarak kaleme aldığımız bu yazı dizisinin önceki bölümlerinde, AK Parti iktidarlarının 2002 sonrasında ortaya koyduğu istikrarlı ve güçlü yönetim perspektifi eşliğinde, eğitim alanının kurumsal açıdan nasıl yeniden organize edildiğini ve vesayetçi karakterinden arındırılarak demokratikleştirildiğini etraflıca analiz etmiştik. Bu yazıda ise parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçtiğimiz 2017 yılından başlayarak günümüze dek devam eden süreci irdeleyecek, eğitim sistemimizde yaşanan paradigmatik dönüşümünün nasıl Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli gibi bütüncül bir modele doğru evrildiğini izah etmeye çalışacağız.
2017-2025: EĞİTİMDE İNŞA
DÖNEMİ
Öncelikle ve en genel
ifadesiyle belirtmek gerekir ki Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin sağladığı
yasal zemin ve kurumsal imkânlar sayesinde, eğitim alanını, evrensel ilke ve
değerlerin yanı sıra yerli ve millî bir bakış açısıyla dönüştürme gücü ve kapasitesi
önemli ölçüde artmıştır. Yeni yönetim sisteminin karakterize ettiği bu dönemin
merkezinde, sistemin dağınık yapısını bir araya getiren, daimî reformlar yerine
yapısal bir yeniden kuruluş teklif eden, her alanda adım adım kamu güvenini
inşa eden stratejik bir akıl yatmaktadır.
Okul öncesinden
üniversitelere dek uzanan bir bütünlük içerisinde, eğitim ortamlarının her
yönüyle ve tüm aktörleriyle birlikte geliştirilmesine odaklanan bu stratejik
akıl; okul merkezli iklimin oluşturulmasını, ölçmede güvenin sağlanmasını,
dijital kamusal kapasitenin inşa edilmesini, öğretmenlik ekosisteminin
kurulmasını ve mesleki eğitim vizyonunun hayata geçirilmesini içermektedir.
Hatta bu dönemin eğitim
sistemimiz açısından kelimenin gerçek anlamıyla bir yeniden kuruluş evresi
olduğu bile söylenebilir. Zira geçmişten tevarüs edilen sorunların ve
yasakçı-vesayetçi zihniyetin tasfiyesine dönük mücadeleler ekseninde
şekillenmiş olan 2017 öncesindeki AK Parti iktidarlarının kazanımlarına ek
olarak, bu dönemde eğitim alanını geleceğin inşası bağlamında ve
proaktif-özgürlükçü bir vizyonla yapılandırma imkânına kavuşulmuştur.
Okul merkezli bir iklim,
ölçme ve değerlendirmede güvene dayalı bir standart, dijitalleşmeyle
desteklenen bir kamu kapasitesi ve öğretmenlik mesleğini sistemin asli aktörü
olarak konumlayan bir yapı aynı anda olgunlaştırılmıştır. Nitekim bu yapının
küresel salgın ve asrın felaketi olarak nitelendirilen büyük deprem gibi ağır
sınavlar esnasında sağladığı esneklik, eğitimi kesintisiz bir şekilde
sürdürebilme becerimizi beslemiş, karar alma süreçlerinde meşruiyeti diri tutan
toplumsal bir mutabakatı da güçlendirmiştir.
KURUMSALLAŞMA İRADESİ
2017 sonrasında atılan
adımlarla dinamik ve rasyonel bir temel üzerine bina edilen bu yapının arka
planında, küresel ve/veya ulusal düzeydeki gelişmelere koşut bir şekilde
kendisini yenileyebilen güçlü bir kurumsallaşma iradesi bulunmaktadır. Nitekim
eğitimin mekânsal vatanı olan okulun sistem içindeki merkezî ve asli rolünü
tahkim edebilmek amacıyla yürütülen kurumsallaşma sürecinin tüm halkaları
ölçülebilir, denetlenebilir ve kamuoyunca takip edilebilir bir standarda
kavuşturulmuştur.
Ölçme-değerlendirme
zinciri baştan sona tekrar kurgulanmış; soru üretiminden sınav güvenliğine,
sonuç analizinden yönlendirmeye kadar tüm aşamalar adalet duygusunu güçlendiren
bir mimari içinde yeniden tasarlanmıştır. Sınav güvenliğine ilişkin tedbirlerin
yanı sıra sınavın amacı da değişmiştir. Yeni Ölçme ve Değerlendirme Yönetmeliği
ile ortak yazılılar, sınav haftası uygulamaları ve sınav analizleri, okulun
pedagojik ritmine uygun bir çerçeveye yerleştirilmiştir. Türkçe ve yabancı
dilde dört temel beceriyi (dinleme, konuşma, okuma, yazma) birlikte ölçen
uygulamalar yaygınlaştırılmıştır. Bu ve benzeri adımlar öğretmenin
inisiyatifini artırmış, sınıfın özgül bağlamını ve öğrencinin bireysel
farklılıklarını daha görünür kılmıştır. Böylece pedagojik dikkatin yeniden
öğrencinin anlam kurma sürecine ve öğretmenin yöntem tercihlerine odaklandığı
bir zemin oluşmuştur.
DİJİTAL EKOSİSTEM
2019’un sonundan itibaren
dünyayı sarsan Covid-19 salgını, kurulan bu mimarinin sağlamlığını sınamıştır.
Kapanmaların en yoğun günlerinde dahi eğitim hizmetini aksatmadan sürdürebilme
çabası, dijital altyapıyı “acil durum çözümü” olmaktan çıkarıp rutin bir
kamusal kapasiteye dönüştürmüştür. FATİH altyapısının güçlendirilmesi, EBA’nın
içerik-canlı ders-platform bütünlüğü ve TRT EBA yayın akışları, öğretmenin
sınıf içi kararlarını besleyen öğrenme-izleme panelleriyle birlikte
çalışmıştır. Çevrim içi ve yerinde telafi programlarıyla bütünleşen rehberlik
uygulamaları, sistemin dayanıklılığını belirgin biçimde artırmıştır. Böylece
ölçeklenebilir bir dijital kamusallık oluşmuştur. İçerik için kalite güvencesi,
erişimde eşitlik, kişisel verilerin korunması ve siber güvenlik standartları
kurumsal işleyişin asli unsurları hâline gelmiştir. Sosyal, sportif ve sanatsal
destek eğitimleri gibi tamamlayıcı mekanizmalar ise öğrenmenin sürekliliğini
güçlendirmiştir. Oluşturulan bu dijital ekosistem ölçeklenebilirlik, süreklilik
ve erişim eşitliği kriterlerini aynı anda karşılayan olgun bir kamu hizmeti
düzeyine ulaşmıştır.
Küresel salgınla edinilen
bu kurumsal öğrenme, 2023’teki büyük deprem sonrasında eğitimin yeniden ayağa
kaldırılmasında belirleyici olmuştur. Esnek yerleştirme ve nakil işlemleri,
taşıma çözümleri, geçici eğitim birimleri ve barınma olanaklarının hızla devreye
alınması; telafi-uyum programları ve psikososyal destek merkezlerinin sahada
örgütlenmesi; öğretmen görevlendirmelerinin ihtiyaca göre yeniden düzenlenmesi
ve materyal/cihaz-bağlantı desteklerinin odaklı biçimde dağıtılması sayesinde
öğrencinin okulla bağı kısa sürede yeniden tesis edilmiştir. Bölgeye dönük
çevrim içi ve yüz yüze telafi uygulamaları eş zamanlı olarak yürütülmüştür. EBA
canlı ders kapasitesi ve özel yayın kuşakları, fiziksel imkânların sınırlı
kaldığı günlerde sürekliliği desteklemiştir. Bugün ölçülen kullanım ve erişim
verileri, canlı ders eş zamanlı kapasitesi, içerik havuzu genişliği ve güvenlik
katmanları bakımından sistemin deprem öncesi seviyelerin üzerine çıktığını
göstermektedir. Söz konusu artış, yerel koşullara uyarlanabilen, kırılgan
gruplara hızlı erişim sağlayan ve kararlarını veriyle kalibre eden bir
yönetişim anlayışının somut çıktısıdır.
Bu nedenle dijital
ekosistemin olgunluğu, eğitimi teknolojiye taşımaktan öte,
kalite-erişim-güven-süreklilik dengesini eğitim kültürünün içine yerleştiren
bir anlayışı ifade etmektedir. Okul merkezli iklim korunurken içerik üretimi
pedagojik bir çerçevede sürdürülmüş, erişim imkânları genişlemiş, veri
mahremiyeti ve siber güvenlik kamu güveninin doğal dayanaklarına dönüşmüştür.
Bugün ortaya çıkan tablo, kullanım ve erişim göstergeleri bakımından afet
öncesi seviyeleri aşan, kesintiye dirençli, adaleti gözeten ve toplumsal
meşruiyeti besleyen bir kamu hizmetidir.
ÖĞRETMENİN ROLÜ
Tabii bu kamu hizmetinin
sorunsuz ve sürdürülebilir bir şekilde sunulabilmesinin ön ve zorunlu koşulu,
eğitimin ana aktörü olan öğretmenin sürece aktif ve asli bir unsur olarak
katılımını temin edecek mekanizmalar üretmektir. Nitekim sonraki yazılarda ayrıntılarıyla
açıklanacağı üzere, öğretmenlik mesleğinin güçlendirilmesi yönünde atılan
adımlarla söz konusu mekanizmalar bir bir hayata geçirilmiştir. Kariyer
basamakları, sürekli mesleki gelişim ve okul temelli öğrenme üçgeni etrafında
oluşturulan politika seti, öğretmenin meslek içi hareket alanını belirgin
biçimde genişletmiştir. Çevrim içi platformlar ile yerinde programların
birlikte kullanıldığı sistem; ölçme okuryazarlığından farklılaştırılmış
öğretime, sınıf yönetiminden dijital araçların pedagojik kullanımına uzanan
pratik bir yetkinlik seti üretmiştir. Öğretmenin gelişimi, öğrencinin
başarısıyla eş zamanlı bir değişken olarak konumlanmıştır. Sınıf içi rehberlik
yeniden görünür olmuş ve kurumsal güvenin en sağlam dayanaklarından biri hâline
gelmiştir.
MESLEKİ EĞİTİM
Eğitim sistemimizdeki
dönüşümün stratejik önceliklerinden biri de meslekî eğitim alanı olmuştur.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde yürütülen mücadeleler
neticesinde antidemokratik uygulamaların tasfiyesi sağlanmış, katsayı sorunu ortadan
kaldırılmış ve meslek liselerinin önü açılmıştır. Yönelim kanalları
genişletilerek okulun itibarı ve ortaöğretimden yükseköğretime geçiş imkânları
güçlendirilmiştir. Okul ile üretim hayatı arasında kurulan düzenli iş
birlikleri, yerel ihtiyaç analizlerine dayalı program esnekliği, güvenli ve
denetlenebilir işletmede beceri eğitimi uygulamaları ve istihdama geçişi
kolaylaştıran yönlendirme mekanizmaları bu değeri kalıcılaştırmıştır. Program
tasarımı ve sertifikasyon süreçlerinden işletme-okul iş birliklerine, bölgesel
kalkınma boyutundan yaşam boyu öğrenmeye kadar uzanan yönleriyle münhasıran ele
alınmayı ve ayrıntılı bir şekilde analiz edilmeyi hak eden bu başlığa ilişkin
detaylara ilerleyen yazılarda değinilecektir.
MAARİF MODELİNE DOĞRU
Eğitim alanında bugün
itibarıyla ulaştığımız düzey, teknik iyileştirmelerin toplamıyla
sınırlayamayacağımız denli güçlü bir nitelik sıçramasına karşılık gelmektedir.
Kuşkusuz ki süreçlerin rasyonelleşmesi, ölçme araçlarının gelişmesi ve dijital
kapasitenin artması önemli kazanımlar sağlamıştır. Ancak asıl dönüşüm, eğitimi
yeniden tanımlayan bir kamu sorumluluğu fikrinin hayat bulmasında, güvenilir
yapılar ve adil mekanizmalar aracılığıyla toplumsallaşmasında yatmaktadır.
Nitekim Türkiye Yüzyılı
Maarif Modeli (TYMM), bu fikrin vücut bulmuş hâli olarak temayüz etmiştir.
TYMM, eğitimi sadece bireysel başarı ve performans çerçevesinde değil;
toplumsal adaletin, müşterek sorumlulukların ve ortak iyiye yönelmiş bir
ahlakın taşıyıcısı olarak yeniden konumlandırmayı esas alan bir anlayışı temsil
etmektedir. Bir sonraki yazıda, bu anlayışın müfredat tasarımına nasıl
yansıdığı, hangi pedagojik, ahlaki ve epistemolojik ilkeler etrafında
şekillendiği kapsamlı bir şekilde değerlendirilecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.