Çin’in Ankara Büyükelçiliğinin daveti ve organizasyonuyla bir grup gazeteciyle birlikte Çin’e gittik. Ziyaretin ilk durağı Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi oldu. Uygurlara yönelik hak ihlalleri raporlarıyla gündeme gelen bölgede 3 gün geçirdik. Burada yaşananları hem Çin perspektifiyle dinledik hem de gözlemlerimizle, tartışmalı noktaları gündeme getirdik.
Çin’in Ankara
Büyükelçiliği basın biriminden ‘Eren’ ismini kullanan Yuzhe Hu, Anka Haber
Ajansı, CNN Türk, Ekonomi, Milliyet, Sabah ve Sözcü muhabirleriyle birlikte 26
Ekim’de Çin’e gittik. İlk durağımız, Türk kamuoyunda daha çok ‘Doğu Türkistan’
olarak anılan, başta Birleşmiş Milletler (BM) 2022 raporu olmak üzere Uygur
halkına yönelik hak ihlalleriyle gündeme gelen Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin
(SUÖB) başkenti Urumçi oldu.
“70” SAYILARI BİZİ
KARŞILADI
6 saatlik İstanbul-Urumçi
uçuşu sonrası havalimanına indiğimizde, bölgenin Çin’e katılmasının 70. yılı
anısına açılan sergiyle karşılaştık. Sergideki panoda Çince, “Çin tarzı
moderleşme sürecinde daha güzel bir Sincan inşa etmek için yoldaş Şi Cinping’in
öncülüğünde Parti Merkez Komitesi etrafında daha sıkı birleşmemiz gerekiyor”
cümlesi yer alıyordu.
Yaklaşık 4 milyon nüfuslu
Urumçi’de geçirdiğimiz 3 gün boyunca benzeri cümleleri ve “70” sayısını
sokaklarda, otoyollarda, doğal tabiat parklarında ve hatta tatlıların üzerinde
gördük.
(Önde: ‘Genel Sekreter Şi
Cinping ve Parti Merkez Komitesi’nin nezaket ve ilgisini olağanüstü başarılarla
ödeyeceğiz’. Arkada: (Sincan’daki etnik gruplara atıfla) ‘20 etnik grup nar
taneleri kadar sıkı birleşmeli!’)
UYGURCA TABELALAR VE
PAMUK MESELESİ
İlk gün, Uygur rehberimiz
Nisa Gül Hanım ile birlikte yaklaşık iki saat mesafedeki Tanrı Gölü’ne giderken
otoyol tabelalarında Çince ile birlikte daha küçük puntolarla Arap alfabeli
yazıları fark ettik. Bunların Uygurca olduğunu, Uygurların Arap alfabesi
kullandığını öğrendik. Eren Bey Uygurcanın bölgede resmî dil olduğunu söyledi.
Yol boyunca pamuk
toplayan işçileri de Eren Bey bize işaret etti. Sincan, yıllık 5,7 milyon
tonluk pamuk üretimiyle, ülkenin en büyük pamuk üreticisi konumunda. Ancak ABD,
2021 yılında, ‘zorla çalıştırmayla üretildiği’ gerekçesiyle bu bölgeden pamuk
ithalatını durdurmuş, Çinli yetkililer ise bu iddianın mesnetsiz olduğunu
söylemişti. Eren Bey’e bu konuyu hatırlattığımızda, “Zorla çalıştırmanın
olmadığını açıkça görebileceğimizi”, bu bölgede çalışan işçilerin Çin
ortalamasının üzerinde, haftalık 300 dolar kazanabildiğini ifade etti.
KONTROL NOKTASINI PAS
GEÇTİK
Çok iyi manzaralarla
karşılaştığımız Tanrı Gölü’nün dönüşünde ise bir noktada, otoyolda bekleyen bir
görevlinin yolu kesen trafik konilerini bizim için kaldırdığını gördük.
Sağımıza baktığımızda İngilizce, ‘Ganquanpu Polis Kontrol Noktası’ yazısı ile
karşılaştık. Urumçi’ye giren araçlar burada kontrol ediliyor, BM’nin 2022
raporuna göre bu ve benzeri kontrol noktalarında uzun kuyruklar oluşuyor, etnik
kökene göre ayrımcılık yapılıyor, iris taramasının yanısıra, telefonlar dahi
aranabiliyordu. Biz kontrole girmeden hızlıca geçtik.
İSLAM ENSTİTÜSÜ VE İŞLEVİ
İkinci gün ise 1987’de
kurulan, 2017’de 100 bin metrekarelik görkemli yeni yerleşkesine taşınan Sincan
İslam Enstitüsü’nü ziyaret ettik. Enstitü girişinde Çin bayrağı ile birlikte
‘etnik grupların bir aradalığını simgeleyen’ nar figürü yer alıyordu.
Enstitü Başkanı Muhterem
Şerif, okulun bir üniversite gibi faaliyet gösterdiğini, iki, üç ve dört yıllık
eğitimler verdiğini, eğitim dilinin Çince, Arapça ve Uygurca olduğunu söyledi.
Bin öğrenci kapasiteli Enstitü’de bu yıl 400 öğrenciyi eğittiklerini bildiren
Şerif, geçtiğimiz yıl 150 öğrenciyi mezun ettiklerini anlattı. Bu öğrencilerin
Çin’deki camilerde imam olarak çalıştığını ya da diğer İslam enstitülerinde
görevlendirildiğini ifade etti. “Kadınlar imam olamadığı için” okulda kız
öğrenci olmadığını söyledi.
DERSLİKTE KİTAP VE FLAMA
DETAYLARI
Ziyaretimizde sınıfların
bulunduğu kata çıktık. 10’a yakın dolu sınıfı, kapıların üst kısmında bulunan
cam aracılığıyla gördük. Bir sınıfa ise bizi davet ettiler. 21 erkek öğrenci,
kafalarında takkeleri, önlerinde Arapça ve Çince olduğu anlaşılan Kur’an’la
birlikte derstelerdi.
Gazeteci arkadaşlarımızla
birlikte kitabın fotoğrafını çekip daha sonra çevirisiyle kontrol ettiğimizde,
bunun Arapça ve Çince Kur’an değil, Kur’an’ın Çince tefsiri olduğunu fark
ettik.
Sınıfın arka duvarında
asılı, sarı kırmızı renklerle bezenmiş bir flama da vardı. Bunun ne olduğuna
baktığımızda ise, okulun “Şiir Anavatanı Övüyor” yarışmasında kazandığı ödül
anısına verilmiş bir flama olduğunu gördük. Kısa bir internet taramasıyla, söz
konusu yarışmadaki şiirlerde ülkeye övgüler düzüldüğü görülebiliyordu.
‘AŞIRICILIĞA KARŞI
EĞİTİM’
Okulun eğitim sorumlusu
sınıf içerisinde yaptığı bilgilendirmede, üç ana ders verdiklerini, bunların
din bilgisi, siyaset ve hukuk bilgileri ile sosyal ve kültürel bilgiler
olduğunu söyledi. Siyaset ve hukuk bilgileri dersinde aşırıcılığa karşı
eğitimler verdiklerini anlattı. Aşırıcılıkla ilgili Muhterem Şerif’e,
“Öğrencilerin sakal bırakmasına izin veriliyor mu” sorusunu sorduğumuzda,
dördüncü seferde, “Modern olmadığı için okullarda serbest değil ama dışarıda
serbest” yanıtını aldık.
AŞIRICILIK MESELESİ
Bölgede terörizmle
birlikte anılan ‘aşırıcılık’, en büyük küresel tartışma konularından bir
tanesi. BM’nin 2022 raporunda, bu kavramın çok geniş ve ucu açık bir şekilde
kullanılabildiği, ‘makbul’ olmayan Uygurların bu suçlamayla özellikle 2017’den
sonra ‘yeniden eğitim kamplarına’ alındığı, işkencelere uğradığı ve hatta
kaybedildiği yazıyordu. Çin ise ‘eğitim kamplarını’ kabul etmekle birlikte kötü
muamele iddialarını reddediyor, söz konusu merkezlerin rehabilitasyon ve meslek
öğretme işlevi gördüğünü söylüyordu. 2017’de Sincan’da yayımlanan Aşırılıkların
Giderilmesine İlişkin Yönetmelik’te “Düzensiz sakal veya isim seçimi yoluyla
dinsel fanatizmi yaymak, aşırılık içeren makaleleri bulundurmak, aile
planlaması uygulamalarına müdahale etmek ve diğer aşırı söylem ve eylemler”
aşırıcılık sayılıyor, yasaklanıyordu. Çin öte yandan, 2019’dan itibaren ‘eğitim
kamplarını’ kapattıklarını duyurmuş, “Herkesin başarıyla mezun olduğunu”
aktarmıştı. Ancak BM raporu ve bağımsız araştırmalar durumun böyle olmadığını,
uydu görüntülerinden hareketle yeni ‘kampların’ inşa edildiğini savunuyordu.
Ziyaretimizde bu konunun doğrudan muhatabı olabilecek, soru sorabileceğimiz bir
eyalet ya da devlet yetkilisi ile bir araya getirilmedik.
ŞAŞAALI BİR CAMİ
Ardından sınıfların
bulunduğu binanın yanında yer alan, yine yeni inşa edilen camiye gittik.
Girişte ayakkabılarımızı çıkarıyor ya da galoş giyiyorduk. Şerif, buranın bin
kişi kapasiteli olduğunu, öğrenciler dahil olmak üzere beş vakit namaz
kılınabildiğini, aynı zamanda cuma namazının ve bayram namazlarının kılındığını
ifade etti. Şerif, SUÖB’de kaç cami olduğu sorusuna, “Tam sayıyı bilmiyorum.
Tadilatlar oluyor, sayı değişebiliyor” yanıtını verdi. “Sincan’da her camide
namaz kılınamadığına yönelik iddialar var, bunlara ne diyorsunuz” sorusunu ise,
“Vakti gelince herkes camiye gidebiliyor” şeklinde yanıtladı. Şerif, kadınların
camilerde namaz kılıp kılamadığına yönelik soruya ise “Bizim geleneklerimize
göre daha çok evde kılıyorlar. Camide hiç görmedim” yanıtını verdi.
ÇİN’DE ÖZEL MEDYA YOK -
TELE1 DETAYI
Enstitü sonrası
geleneksel tıp uygulamaları sunan bir ilaç şirketini ziyaret ettik. Ardından 8
televizyon kanalı ile 10 radyonun faaliyet gösterdiği Sincan Radyo ve
Televizyon İstasyonu’na gittik. ‘Gazeteciliğin bir kamu hizmeti olduğu’
gerekçesiyle Çin’de bütün medya kuruluşları devlete bağlı. İstasyonun girişinde
de Çince, “Partimizin Sincan'ı yeni dönemde yönetme stratejisini tam, doğru ve
kapsamlı bir şekilde uygulayacağız ve birleşik, uyumlu, müreffeh, medeni,
barışçıl ve ekolojik açıdan sağlıklı bir sosyalist modern Sincan inşa etmek
için çaba göstereceğiz” yazıyordu.
Burada, Uygurca bir radyo
da dahil olmak üzere farklı birimleri gezdik. O sırada, kayyum atanan TELE1’in
logosunu bir duvarda, “Yabancı medyayla işbirliği” başlığı altında gördük.
Kayyum meselesi ile ilgili yetkililere soru sormamıza ise nazikçe müsaade edilmedi.
ÜNİVERSİTE VE KAYBOLAN
REKTÖRÜ
Radyo ve televizyon
istasyonunun ardından ise Sincan Üniversitesi’ni ziyaret ettik. Burada bizi
gezdiren yetkili, üniversitenin akademik başarılarını anlattı. Üniversite ile
ilgili geçmiş dönemde yapılan haberleri taradığımızda ise, üniversitenin
rektörü olan Uygur kökenli Taşpolat Tiyip’in 2017’de bir konferans için
yurtdışına çıkmak isterken engellendiği ve ardından kaybolduğu yazıyordu.
Arkadaşları onun Uygur kimliği nedeniyle, o yıl uygulamaya konan ‘baskı
politikası’ sonucu kaybedildiğini öne sürüyor, idam cezasına çarptırıldığını
ifade ediyordu. Çin hükümeti ise bunu reddederek Tiyip’in yolsuzluk konusunda
sorgulandığını söylemişti. Tiyip, 2017’den beri ortaya çıkmadı.
RENKLİ VE ‘GÜVENLİ’ PAZAR
TURU
Üniversite turu sonrası
akşam saatlerinde, kentin en renkli noktası olan Büyük Pazar’a gittik. Birkaç
sokaktan oluşan bu alanda büyük bir cami yer alıyordu. Adının “İkinci Köprü
Camii” olduğu, ziyaret edilebildiği ve dışarıdan duyulabilecek şekilde ezan okunduğu
bize söylendi. Ancak özellikle üçüncüsünü teyit etmek için vakit bulamadık.
Pazar’da kültürel bir tur yaptık, farklı lezzetleri denedik.
Urumçi’den gazeteciler de
bizimle birlikte bu tura katılıyor, peşimizden ayrılmıyor, görüntülerimizi
çekiyordu. 25 dakikalık boş vaktimizde bir kahve içebilmek için Pazar alanından
çıkmak istediğimizde bu gazeteciler bize, “Dışarı çıkmayın, orada kahve yok”
dedi. Biz yine de çıktık ve güzel kahveciler gördük. Tekrar Pazar alanına
girdiğimizde ise çıkmamızı istememelerinin muhtemel nedenini anladık. Pazar’a
girişte X-Ray cihazlarının da olduğu bir güvenlik kontrolü yapılıyordu, bununla
karşılaşmamızı istemediklerini düşündük. Biz alana ilk başta çıkış bölümünden,
kontrolsüz bir şekilde sokulmuşuz, bunu fark ettik.
AŞIRICILIKLA MÜCADELE
SERGİSİ
Urumçi’deki son gün,
buradaki gezimizin en çarpıcı görüntüleri ile karşılaşacaktık. Sincan
Aşırıcılıkla ve Terörizmle Mücadele Sergisi’ne gittik. Sergide özetle,
Sincan’da çok farklı etnik grupların on yıllarca huzur içinde yaşadığı fakat
1990’dan itibaren cihatçı teröristlerin bölgeyi karıştırmak istediği ifade
ediliyordu. Sivillere ve silahlı güçlere yönelik terör saldırıları
anlatılıyordu. Bu saldırılarda kullanılan bıçaklar ve silahlarla birlikte,
saldırıların rahatsız edici görüntüleri de sergileniyordu.
Terör olaylarının toplam
bilançosunu, ölü ve yaralı sayısını sorduğumuzda ise bunun hesaplanmadığını
bildirdiler. Serginin son bölümünde ise, özellikle 2017’den sonra hükümetin
çabasıyla bu terör olaylarının bittiği, halkın huzur içinde yaşamaya başladığı,
yatırımlarla kalkınmanın sağlandığı mesajı yer alıyordu. Bu noktada da resmi
bir yetkili olmadığı için, konuyla ilgili ayrıntılı sorular soramadık.
Urumçi’deki son durağımız ise, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin 70. Kuruluş
Yıldönümü Sergisi oldu. Burayı daha hızlı geçtik, duvarlardaki metinlerde
İngilizce yer almıyor, yalnızca Çince yazılar bulunuyordu. Burada yine Çin
yönetiminin bölgeye yaptığı yatırımlardan bahsediliyordu. Serginin ardından
Pekin’e doğru yola koyulduk. Bu bölüm yarınki gazetemizde olacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.