"Zamanın oku geleceğe doğrudur, entropi de zamanla sürekli artar.”
Bu cümle, yalnızca fiziksel bir evrenin
yasasını değil, aynı zamanda toplumsal yapıların, devletlerin ve uygarlıkların
kaderini de dile getirmektedir. Entropi yani düzensizlik, evrendeki her
sistemin hatta evrenin kendisinin bile doğal eğilimidir. Bir toplum da tıpkı
termodinamikteki gibi sistemdir. Enerjiyi dönüştürerek yaşamda kalır, enerji
harcadıkça karmaşıklaşır ama aynı zamanda çözülmeye de meyleder. Bugünün
Türkiye’si de bu bağlamda entropik geçiş sürecinin tam ortasındadır.
ANAYASA TARTIŞMALARI VE
TERMODİNAMİĞİN 1. YASASI
Termodinamiğin birinci yasası, enerjinin
yoktan var edilemeyeceğini ve yok edilemeyeceğini ancak biçim değiştireceğini
ifade etmektedir. Türkiye’de anayasa meselesi de benzer bir doğaya sahiptir.
Egemenlik bir tür sosyal enerjidir. El değiştirse de yeniden şekillense de asla
tamamen kaybolmaz ve yok olmaz.
Yeni anayasa tartışmaları bu bağlamda eski
düzenin çözülmeye başladığını ve yeni bir enerji formuna (ihtiyaçtan öte) geçiş
olduğunu göstermektedir. Fakat bu dönüşüm yalnızca siyasi bir manevra değildir.
Aynı zamanda varoluşsal bir tercihten öte, (her hususta olmasa da) bazı
hususlarda zorlama gibi görünmektedir. Bu bağlamda bundan sonra ne tür bir
toplum olmak isteniyor? Hangi değerler, hangi kurumsal şekilde korunacaktır?
Bunların yanıtları ortaya konmaya çalışılmalıdır.
Platon’un “ideal devlet” arayışı ile
termodinamiğin enerji korunum yasası arasında, beklenmedik bir paralellik
vardır. Adalet bir toplumda enerjinin dengeli ve hakça dağılmasını
sağlayacaktır. Aksi takdirde sistem kendi iç enerjisini tüketerek dağılacaktır.
EKONOMİ VE ENTROPİ: ISI, PARA VE
DÜZENSİZLİK
Türk ekonomisi bugün hem yapısal hem de
konjonktürel bir türbülanstan geçmektedir: Enflasyon, gelir adaletsizliği,
hayat pahalılığı, üretim krizleri... Bunların hepsi, sistemin ısıl (ve diğer
enerji) veriminin düştüğünü yani entropinin arttığını göstermektedir. Tıpkı bir
motorun içindeki ısının bir kısmının işe yaramadan atık ısıya dönüşmesi gibi,
ekonominin de önemli bir kısmı verimsizlik ve kayıp gibi unsurlara sahiptir.
Kayırmacılık, plansızlık, liyakatsizlik gibi unsurlar da sistemdeki verimi
düşürerek entropik artışı hızlandırmaktadır.
Ekonomi sadece para ile ilgili bir yapı
değildir; aynı zamanda enerjidir. Bu enerji doğru yönlendirilmediğinde,
sistemde hem fiziksel hem ahlaki yıpranmalar diğer ifadeyle entropi artışı
başlayacaktır. İnsanlar çalışacak ama karşılığını alamayacak; üretecek ama
yoksullaşacaktır. Bu durum sosyo-ekonomik bir entropi patlamasıdır.
GÖÇ, KİMLİK VE ENTROPİK ÇEŞİTLİLİK
Türkiye’nin son yıllarda maruz kaldığı göç
dalgaları, hem insani hem de yapısal sonuçlar doğurmuştur. Göç topluma yeni bir
enerji katabilir ancak aynı zamanda karmaşıklığı da artıracaktır. Karmaşıklık
iyi yönetilmezse sosyal entropi hızla yükselecektir.
Bir sistemin entropisi arttığında, düzen
kurmak daha zor hale gelecektir. Bu bağlamda kimlik çatışmaları, kültürel
sürtünmeler ve güven krizleri baş gösterecektir.
Türk toplumu, “misafirlik” ile “ev
sahipliği” arasındaki ince çizgide bocalarken Türklük kavramı da evrim
geçirmektedir. Türklük etnik değil, kültürel ve tarihsel bir anlam birliği
olarak düşünülmelidir. Eğer bu kavram esnetilirse sistem entropi yasasına göre
dağılacaktır. Denge ise entropi ile mücadelede en kritik ilkedir.
İŞSİZLİK VE UMUTSUZLUK:
KULLANILMAYAN ENERJİ, ARTAN ÇÖKÜŞ
Bir sistemde kullanılmayan enerji, boşa
harcanan ısıya dönüşür. İşsizlik, özellikle gençlerin işsizliği, toplumun
dinamik potansiyelini devre dışı bırakacaktır. Bu durum, bir yandan psikolojik
yıpranma, diğer yandan sosyo-politik radikalleşme doğuracaktır.
Kierkegaard’ın deyimiyle, “İnsanı öldüren
şey ölüm değil, umutsuzluktur.” Umutsuzluk bir anlamda entropinin insan
ruhundaki karşılığıdır. Eğer bir toplum gençliğine anlam veremezse termodinamik
ifadeyle onun tüm (enerji) potansiyelini değerlendiremezse, o toplum kendi
termodinamik çöküşünü başlatacaktır. Bu ise kaçınılmaz sondur.
DİN, ENTROPİ VE İKMAL
Tüm bu çözülmeler arasında, insanın
sığınmak istediği en kadim yapı dindir. Zira din, en başından beri kaosa karşı
bir düzen ortaya koymaktadır. İslam’da “fitne” düzensizliktir; “tevhid” ise
birlik ve düzen anlamına gelmektedir. Kur’an’da evrenin ölçüyle yaratıldığı
(Mülk Suresi 3), her şeyin bir takdir (ölçü) içinde olduğu vurgulanmaktadır.
Bu, entropiye karşı ilahi düzenin metaforik anlatımıdır.
Dini bakış sadece bireye değil topluma da
bir tür negentropi (ters entropi) sağlamaktadır: Ahlaki ilkeler, adalet, infak,
yardımlaşma... Bunlar sistemin içindeki dengeleyici enerji akımlarıdır. Ancak
unutulmamalı: din, sadece ritüel değil, ahlaki eylemdir. Enerji harekete
geçmedikçe düzen kurulamaz.
SONUÇ
Entropi kaçınılmazdır ancak kaos da kader
değildir. Son zamanlarda Türkiye entropik bir evreden geçmektedir. Bu, çözülme
kadar dönüşümün de evresidir hatta başlangıcıdır. Sistemler kaosa yaklaşmadan
yeniden düzen kurulamayacağı bilinmektedir. Tıpkı bir yıldızın kararmadan önce
yeni elementler yaratması gibi, Türkiye de kendi iç basıncıyla yeniden
yapılanma sürecine girmiş gibidir. Fakat bu süreç kör gidişe bırakılırsa,
entropi toplumu yutacaktır. Bu yüzden bilimle düşünmek, felsefeyle sorgulamak,
inançla direnç kazanmak elzemdir, önemlidir. Düzen, sadece yasalarla değil;
ahlakla, bilgiyle, adaletle, dayanışmayla kurulur.
“Allah, bir milleti değiştirmez; ta ki
onlar kendilerini değiştirene kadar.” (Ra’d Suresi, 11)
Prof. Dr. Ünal Çamdalı, Ankara Yıldırım
Beyazıd Üniversitesi öğretim görevlisidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.