Operasyon sırasındaki çatışmanın bitmesinin ardından hücre evi ateşe verildi.
Yalova’da IŞİD’lilere
düzenlenen operasyonun çatışmaya dönüşmesiyle emperyalist politikaların ve
cihatçılarla kurulan ittifakların ülkeyi sürüklediği karanlığı bir kez daha
gözler önüne serdi.
Emperyalistlerin maşası
olan ve bölgeyi tehdit eden Selefi karanlık Türkiye’yi de defalarca kan gölüne
çevirdi. Son olarak önceki gün Yalova’da gerçekleşen operasyon çatışmaya
dönüşürken 3 polis hayatını kaybetti, 8 polis ve 1 bekçi yaralandı. Operasyonda
6 IŞİD mensubu da öldürüldü.
Yalova’da yaşananlar
ülkeyi uçuruma sürükleyen politikaların adeta sonucu oldu. Suriye başta olmak
üzere bölgede yaşanan savaş ve gerilimlerde Selefi, cihatçı örgütler sahaya
sürüldü. Emperyalist odaklar tarafından kullanışlı birer aparat işlevi gören bu
karanlık odaklar iktidarın yol vermesiyle Türkiye’yi de adım adım siyasal
İslamcı bir rejime dönüştürmeye çalışıyor. Cihatçı örgütlerle kurulan
ittifaklar, Türkiye’yi bu örgütlerin arka bahçesi haline getirirken Türkiye, bu
karanlık odaklar için geçiş ve barınma alanı haline getirildi.
Hazırlanan pek çok rapora
rağmen IŞİD tehlikesine karşı iktidar hiçbir sahici adım atmadı. Gözaltına
alınan İŞİD militanları ya tutuksuz yargılanıp beraat etti ya da bir süre
tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Ankara Gar Katliamı, Suruç Katliamı,
Reina Katliamı, Atatürk Hava Limanı Katliamı başta olmak üzere pek çok
saldırıyı üstlenen örgütle mücadele göstermelik düzeyde kaldı.
Bugün yaşananların aynı
zamanda toplumsal muhalefete korku salma fırsatı olarak görüldüğü de
unutulmamalı.19 Mart’tan bu yana öğrenciler, emekliler, işçiler, kadınlar,
yaşam savunucuları başta olmak üzere toplumun farklı kesimleri pek çok kez
sokağa çıktı. Kimi zaman adaletsizliğe, tutuklamalara karşı ses çıkaran
yüzbinler kimi zaman da sefalet ücretlerine ve doğanın talan edilmesine karşı
sokakları doldurdu. Toplumsal muhalefeti bastırmak, onun büyümesini engellemek
isteyen iktidar bu fırsatı da değerlendirmek isteyecektir. Ancak iktidar ve
emperyalistler eliyle yaratılan Selefi karanlığın panzehri ise rejime karşı
anti-emperyalist, birleşik ve laiklik ekseninde bir mücadelenin büyütülmesidir.
***
TERÖR DAVASINDAN BERAAT ETMİŞ!
Yalova’da IŞİD’e yönelik
operasyonun çatışmaya dönmesi sonucu yaşamını yitiren polisler Yasin Koçyiğit,
Turgut Külünk ve İlker Pehlivan, Yalova Emniyet Müdürlüğü’nde düzenlenen
törenle memleketlerine uğurlandı. Aynı zamanda yaşananların ardından dün 21 ilde
IŞİD’e yönelik düzenlenen operasyonlarda 357 kişi gözaltına alındı. 29
Aralık’ta İzmir’de düzenlenen operasyonda ise 40 şüpheli gözaltına alındı.
Operasyonda, katana, hançer ve orakların da bulunduğu cephanelik ele geçirildi.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, önceki günkü operasyonla ilgili yapılan sosyal
medya paylaşımları nedeniyle 16 kişinin de gözaltına alındığını açıkladı.
SOSYAL MEDYADA İÇERİK
ÜRETMİŞLER
Çatışmada öldürülen 6
Türkiye vatandaşı IŞİD’liden Zafer Umutlu’nun 21 Ekim’de “silahlı terör örgütü
üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı davadan beraat ettiği ortaya çıktı. Gazeteci
İsmail Saymaz’ın haberine göre Umutlu’ya gerekçeli karar önceki gün, yani
çatışmanın yaşandığı gün tebliğ edildi. Tebligat, adresinde bulunamadığı için
kapısına asıldı. Ayrıca IŞİD’in ‘Marmara sorumlusu’ olarak 24 Mayıs 2023’te
tutuklanan Bilal Özbuğday’ın tahliye edildiği, “Takva” adıyla dergi yazıları
yazdığı ve YouTube’da içerik ürettiği ortaya çıktı. CHP Milletvekili Gökçe
Gökçen, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle verdiği soru
önergesinde Özbuğday’ın hangi gerekçeyle tahliye edildiğini sordu. Öte yandan
sosyal medya paylaşımları nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”
suçlamasıyla önceki gün gözaltına alınan Gazeteci Fatih Ergin, dün adli kontrol
şartıyla serbest bırakıldı. Ergin’in X hesabı erişime engellendi. Aynı zamanda
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması
istemiyle IŞİD’le ilgili soru önergesi verdi. Tanrıkulu verdiği soru
önergesinde, Türkiye genelinde IŞİD üyeliğinden yargılanan sanık, cezaevlerinde
bulunan hükümlü ile tutuksuz yargılanan kişi ve firari sayılarını sordu.
***
PEŞAVER SENDROMU YAŞANDI
Engin SOLAKOĞLU - Emekli
Diplomat
Peşaver Pakistan’da bir
kent. Pakistan Askeri İstihbaratı Taliban’ı bir eldiven misali eline takıyor,
kendisi ve ABD hesabına Afganistan’da kullanıyor. Herkes memnun. Afganistan’da
görev başarılıyor. Ülke Taliban eliyle “özgürleştiriliyor”. Afganistan bağlamında
gerisi malum. Pakistan bağlamında yaşananlara ise verilen bir isim var: Peşaver
sendromu. ISI’nin ve Pakistan askeri yönetiminin eldiven gibi giydiği Taliban,
ele yapışıyor. Virüs deriden bedene nüfuz ediyor. Bedeni dönüştürüyor. Pakistan
o gün bugündür iflah olmuyor. Nur topu gibi bir Pakistan Talibanı ortaya
çıkıyor. Sadece Peşaver değil, bütün Pakistan yobazlık, yoksulluk ve terörün
mükemmel karışımı sayesinde yaşanmaz hale geliyor.
Peşaver sendromu konusunu araştırırken karşıma
çıktı. Deneyimli gazeteci Mete Çubukçu tam 10 yıl önce gayet nazikçe yapmış bu
uyarıyı AKP Hükümeti’ne. Yıl 2014. Suriye’deki meşru rejimi yıkmak için ABD
aklı, Suudi parası ve AKP eliyle sözde bir “milli ordu” oluşturulmuşken. Hani
şu meşum “Eğit-donat” programı. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin balayı dönemi.
“Suriye’de Sunni Hükümet kuracağız, Emevi Camii’nde Müslüman kardeşlerimizle
omuz omuza namaz kılacağız. Bölgeyi Türkiye sermayesinin hizmetine sunacağız” söylemlerini
sıkça işittiğimiz zamanlar.
İdlib’de bir avuç uzman
dışında artık adlarını ve hangi ana cihatçı gövdeye, hangi Selefi oluşuma bağlı
olduklarını kimsenin akılda tutamadığı yığınla cihatçı örgüt vardı. Bunların
Türkiye ile yakın bağları olduğu, ABD’nin de uzun parmaklarının buralarda
dolaştığı herkesin bildiği bir “sır”dı.
Bugün için üzerinde
durmamız gereken, bu örgütlerin Türkiye’deki güvenlik bürokrasisi tarafından
tam anlamıyla denetlenip denetlenmedikleri ve özellikle de Peşaver sendromu
benzeri bir gelişmenin kendi topraklarımızda da yaşanıp yaşanmadığı. En son
örneklerden gidelim, Sarıyer’deki Kilise saldırısında orada görevli polisin o
gün işe gitmemesi “soğuk algınlığından” mı, “adam sendecilikten” mi, yoksa
cihatçı virüsün ana gövdeye bulaşmış olmasından mı kaynaklanıyor?
Bizim muhalif ve düzen
karşıtı kimliğimizle bu soruyu sormamız doğal karşılanabilir. Ancak asıl önemli
olan düzen içi güçlerin de bu soruyu ciddi ciddi gündemlerine almaları. “Canım
biz Pakistan değiliz, 7 bin yıllık tarihimiz var, istediğimiz an kırıveririz
boyunlarını” tarzı bir yaklaşımın duvara toslama olasılığı çok yüksek. Siyasal
İslamcılar Selefiler’i kullanarak iktidara gelmeyi ya da berkitmeyi
hedeflerler. Ne de olsa bunlar “İslam’ın zinde güçleri” ya da “öfkeli ama temiz
çocuklar”dır. Selefiler ise Siyasal İslamcılara pek de olumlu gözlerle
bakmazlar. Açtıkları alanlara girerler ve tabanlarını genişletirler. Zaman
içinde Siyasal İslamcılar kendi tabanlarına, kurumlarına hâkim olmakta güçlük
çekerler. En sonunda da iktidardan
olurlar.
Benim gördüğüm AKP’nin
ulusal ve uluslararası gündemine uygun olarak bir araç olarak kullanmak
istediği selefi grubun bugün kendisini besleyen eli ısırdığı.
***
SOFRAYI İKTİDAR KURUYOR
Yavuz ÇOBANOĞLU - Sosyal
Bilimci
İŞİD gibi örgütleri,
politik tercihler, bu tip örgütlerin üzerindeki kontrollerin daha azlığı,
ideolojik olarak “kardeş” örgütlerin varlığı ya da yargı mekanizmalarının
“hoşgörülü” tavırları gibi yerel etkenler ile açıklamak eksik kalacaktır. Çünkü
bugün Ortadoğu haritasında sınırlar ve güç ilişkileri yeniden kuruluyor. Bu
sebeple, aynı zemini ortaya çıkaran etkenler dünya ölçeğindeki emperyalist
politikalarda da aranmalı. Zira o politikalar, hangi ülkede ne gibi
karışıklıklar çıkaracaklarını da iyi biliyorlar. Maalesef ülkeler sadece
sıralarını bekliyor. Zaten İŞİD gibi gruplar da yeri geldiğinde tüm
kullanımlara açık olarak bulunan silahlı örgütler. Yaşama imkânı buldukları
ülkelerde toplumsal sarsıntı yaratan eylemlerden iç savaşa kadar her türlü
fitili ateşleyecek güce de sahip olabilirler. Yine de neticede bir ülke, kendi
mevcut toplumsal ayrımlarını çağcıl ve demokratik yollarla çözmek yerine o
ayrımları daha da arttırıcı politikaları tercih ettiğinde, bu gibi örgütlerin
dış müdahalelerine zemin hazırlamış oluyor. Yani siz sofrayı kurarsanız,
başkaları gelir oturur.
Cihadcı grupların en kanlı ve uçta
görülebilecek karışıklıklar çıkarmak, hatta olası bir iç savaşın fitilini
ateşleyebilme ihtimallerinden daha başka etkileri de var. Öncelikle bu gruplar,
beğenin veya kabul etmeyin, dinî bir düşüncenin etrafında kümeleniyorlar.
Motivasyon kaynakları, inançları… Üstelik bir inançtan referans alan politik
görüşleri, din merkezli bir toplumsal dönüşümü amaçlamakta. Bu grup elemanları
nepotik ilişki ağlarıyla ticaretten eğitime kadar her safhada ve bürokraside
yer bulabiliyorlar. Dahası bu grupların kitleler nezdinde en görünmez
avantajları, öfkeleri dinsel bir ideoloji etrafında toplayabilme maharetleri
ile düşüncelerinin “dinin gereklilikleri” gibi kabul görmesini
sağlayabilmeleri. Dolayısıyla, başlarda “inanç” gibi görünen şey, vakti gelince
ve bir şekilde onu “meşru” görenleri de vuruyor. Bugün Avrupa ülkeleri, kendi
coğrafyalarındaki cihatçılardan kaçan dindarlarla dolup taşıyor.
Yalova’da yaşanan çatışma
özelinde bu ülkede yaşayanlar olarak bizleri doğrudan ilgilendiren iki şeyin,
ülkenin güvenlik zaafları ile yargı süreçleri olduğu söylenebilir. Mahalledeki
komşunun evine yığılan silah ve teçhizatı bizler kontrol edecek değiliz.
Üstelik takipte gözden kaçacak bir durum da yok, zira bu kişilerin katıldıkları
eylemler ile sosyal medya paylaşımları da ortada… Dahası ölen cihatçı
teröristlerden ikisinin, kısa süre önce cezaevinden çıkmış olması da ülkenin
artık söylemekten bıktığımız garabetlerinden birisi. Örneğin, Leman Dergisi
önüne toplanıp, rahatça onca şiddet eylemini gerçekleştiren bu cihatçı
gruplardan kimsenin şu anda cezaevinde olmaması ama o grubu protesto eden
akademisyen Aslı Aydemir’in aylardır tutuklu olması bile esasen çok şeyi
anlatıyor.
***
POLİTİK TERCİHLER
DEĞİŞMELİ
Doğu EROĞLU - Araştırmacı
Gazeteci
Yalova’daki olayda, benim
anladığım kadarıyla, güvenlik birimlerinin bir istihbarat aldığı ya da şüpheli
bir telefon ya da kripto görüşmeyi yakaladıkları yönünde. Bu nedenle Yalova
kırsalındaki adrese gitmiş olabilirler. Amaçları, zaten bilinen, muhtemelen
takipte edilen şahısları, yılbaşı öncesinde gözaltına almaktı. Ancak silahlı
bir karşı koyuşla karşılaştılar.
Ancak o evde kadınların
ve çocukların olması ayrı bir soru işareti. Eğer bir bomba yapımı ya da silahlı
bir eylem hazırlığı olsa çocukları ve kadınları evde tutacaklarını
düşünmüyorum. Zaten bu bir polis meselesi değil. Bu bir politik irade meselesi.
Daha önce Afganistan ve Pakistan’a giden cihatçılara göz yumulması ve
Türkiye’ye geri döndüklerinde ufak hapis cezalarına çarptırılıp sonra sokağa
salınmaları bu tehlikenin yanı başımızda olmasını sağlıyor.
Örneğin Yunus Durmaz 2009’da Pakistan’da
gözaltına alınıp Türkiye’ye teslim edildi. Ancak ufak bir ceza alıp kısa süre
cezaevinde kaldıktan sonra dışarı çıktı ve Türkiye tarihinin en kanlı terör
eylemlerinin planlayıcısı oldu.
Şunu da unutmamak
gerekiyor, cihatçı nesiller arasında aktarılanlar hala çok taze. Afganistan’da
Çeçenistan’da Bosna’da savaşanlar alt nesillerle anılarını paylaşıyor.
Gençlerde onlar kadar saygın olabilmek için en ufak cihat fırsatını bile
değerlendiriyor.
İŞİD ve benzeri
saldırıları önleyebilmek için önce durumu doğru tespit etmek gerektiğine
inanıyorum. Bu gerçeklikler üzerinden hareket ederek sadece polisiye
tedbirlerle değil politik tercihlerle bu durumun çözülebileceğini düşünüyorum.
***
KATLİAMLARDA ROL
OYNADILAR
IŞİD başta olmak üzere
Selefi örgütlerin Türkiye’de de düzenlediği saldırılarda yüzlerce kişi yaşamını
yitirdi.
•Reyhanlı Katliamı:
Gericilerin, 11 Mayıs 2013’te belediye binası önünde iki bombalı aracın
patlaması sonucu saldırıda 53 kişi öldü, 146 kişi yaralandı.
•Diyarbakır HDP Mitingi
Saldırısı: 7 Haziran 2013 genel seçimleri öncesi HDP’nin Diyarbakır’da
düzenlediği mitinge yönelik IŞİD iki ayrı bombalı saldırı düzenledi. Saldırıda
5 kişi yaşamını yitirirken 400’ü aşkın kişi ise yaralandı.
•Suruç Katliamı:
Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) çağrısıyla, Suriye’nin
kuzeyindeki Kobani’ye oyuncak ve insani yardım malzemeleri götürmek için
Urfa’nın Suruç ilçesine gelenlerin bulunduğu alana IŞİD saldırı düzenledi. IŞİD
üyesi tarafından düzenlene intihar saldırısında 33 kişi hayatını kaybetti,
100’e yakın kişi ise yaralandı.
•10 Ekim Ankara Gar
Katliamı: KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin Ankara Gar’ında düzenlediği ‘Emek, Barış
ve Demokrasi’ mitingine IŞİD tarafından gerçekleştirilen bombalı saldırıda 104
kişi yaşamını yitirdi, 500’ün üzerinde kişi yaralandı.
•Sultanahmet Meydanı
Saldırısı: İstanbul-Sultanahmet Meydanı’nda bir turist kafilesi hedef alındı,
13 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi ise yaralandı.
•İstiklal Caddesi
saldırısı: İstiklal Caddesi’nde ikinci
bir IŞİD intihar saldırısı gerçekleşti. Saldırıda 4 kişi öldü ve 36 kişi
yaralandı.
• Gaziantep Emniyet
Müdürlüğü saldırısı: Gaziantep Emniyet Müdürlüğü önünde IŞİD tarafından bomba
yüklü araçla bir saldırı düzenlendi. Saldırıda 3 polis hayatını kaybederken,
18’i polis 22 kişi yaralandı.
• Atatürk Havalimanı
Saldırısı: İstanbul Atatürk Havalimanı’nın dış hatlar terminalinde bombalı
saldırı düzenlendi. IŞİD tarafından üstlenilen saldırıda 45 kişi hayatını
kaybetti, 239 kişi yaralandı.
• Gaziantep Kına Gecesi
Saldırısı: Gaziantep’te 20 Ağustos 2016’da IŞİD, bir kına gecesine bombalı
saldırı düzenlendi. Saldırıda 52 kişi hayatını kaybetti, 94 kişi yaralandı.
• Reina Saldırısı:
İstanbul’da Reina adlı gece kulübüne yönelik IŞİD tarafından düzenlenen silahlı
saldırıda çoğu turist 39 kişi hayatını kaybetti, 70 kişi de yaralandı.
• Santa Maria Kilisesi
Saldırısı: Maskeli iki kişinin, ayin sırasında kiliseye girerek ateş açtığı
saldırıda bir kişiyi hayatını kaybetti.
***
GERİCİ SALDIRILAR
YOĞUNLAŞTI
AKP iktidarı süresince
gericilerin, laikliğe yönelik saldırıları da arttı. Bunlardan birkaçı ise şu
şekilde:
• Peygamber Sevdalıları
Vakfı tarafından Ocak 2024’te Diyarbakır’da bir alışveriş merkezine ve surlara,
kelime-i tevhid bayrağı asıldı.
• Haziran 2024’te
Diyarbakır’da özel bir dans okulunun açık alanda düzenlemek istediği dans
gösterisine katılanlar, tekbir getiren bir grubun saldırısına uğradı.
• 1 Ocak 2025’te
“Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet" başlığıyla
Galata Köprüsü’nde düzenlenen yürüyüşte tevhid bayrakları açıldı, “hilafet”
çağrıları yapıldı.
• Mart 2025’te Saraçhane
eylemleri sırasında Saraçhane Meydanı yakınlarında bulunan Şehzadebaşı Camii
önünde toplanan İBDA-C’li bir grup, tekbir getirerek “Cenk, cihat, şehadet”
sloganları attı. Cami yakınındaki bir kız öğrenci yurduna saldırmak isteyen gruba
polis müdahale etmedi.
• Haziran 2025’te LeMan
dergisindeki bir karikatürde Muhammed Peygamber ve Musa Peygamber’in tasvir
edildiği iddiasıyla İBDA-C uzantılı olduğu belirtilen Büyük Doğu Akıncılar
Derneği’nin çağrısıyla toplanan bir grup dergi binasına saldırdı. İstanbul Beyoğlu’nda
bulunan binasının kapıları ile camları taş ve sopalarla kırıldı.
• Aralık 2025’te
Yargıtay’ca terör örgütü kabul edilen Hizbuttahrir’in Türkiye kolu Köklü
Değişim Dergisi, başta Ankara olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde “Gazze”
kapsamında gerici eylemler düzenledi.
***
IŞİD HORASAN YAPILANMASI
2024 yılında IŞİD Horasan
(IŞİD-H) örgütünün Türkiye’deki faaliyetleriyle ilgili İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma sonunda bir dava açıldı. Bu, örgütün
Pakistan-Afganistan bölgesindeki koluna verilen isim. IŞİD-H mensubu Özbek, Kırgız
ve Kafkas kökenli kişilerin Başakşehir’de "Darul Vefa İlim ve Amel
Merkezi" adlı illegal mescidde faaliyet gösterdiği öne sürülüyor. İllegal
mescidlerde hücre tipi yapılanma, IŞİD’le ilgili başka soruşturmalarda da
gündeme gelmişti. İddianamede bu merkezde, öğrencilere dini eğitim adı altında
IŞİD’ın propagandasının yapıldığı, yapılanmanın liderlerinin devşirdikleri
kişileri Türkiye üzerinden Afganistan’a gönderip IŞİD-H saflarına katılmalarını
planladıkları belirtiliyor.
***
ASIL SUÇLUYU GİZLEDİLER
Yalova’daki saldırı medya
için de bir turnusol oldu. Yandaşlar, saldırıyı çarpıtmaya çalışırken medyanın
geneli de asıl meselenin etrafından dolanmayı tercih etti. Hükümete yakın
gazetelerden Yeni Şafak, manşetinde SDG’yi suçlayarak, “SDG, Hol Kampı’ndan
gönderdi” başlığı attı. Haberde ayrıca “SDG sıkıştığında DEAŞ’lıları sahaya
sürüyor. Kampta binlerce DEAŞ’lı var” ifadeleri kullanıldı. Benzer bir manşetle
çıkan Akit’te ise, “Uzmanlar Terörsüz Türkiye sürecinden rahatsız olan odaklar
SDG-YPG’yi korumak için DEAŞ hücrelerini uyandırdıklarına dikkat çekti”
denildi. Akşam ve Takvim gazeteleri de hayatını kaybeden polislerin “çocuklar
ölmesin diye şehit düştüler” vurgusu yaptı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.