31 Aralık 2025 Çarşamba

Selefi karanlığı yırtıp atacağız Bir Gün-Politika servisi/31.12.2025

Operasyon sırasındaki çatışmanın bitmesinin ardından hücre evi ateşe verildi.

Yalova’da IŞİD’lilere düzenlenen operasyonun çatışmaya dönüşmesiyle emperyalist politikaların ve cihatçılarla kurulan ittifakların ülkeyi sürüklediği karanlığı bir kez daha gözler önüne serdi.

Emperyalistlerin maşası olan ve bölgeyi tehdit eden Selefi karanlık Türkiye’yi de defalarca kan gölüne çevirdi. Son olarak önceki gün Yalova’da gerçekleşen operasyon çatışmaya dönüşürken 3 polis hayatını kaybetti, 8 polis ve 1 bekçi yaralandı. Operasyonda 6 IŞİD mensubu da öldürüldü.

Yalova’da yaşananlar ülkeyi uçuruma sürükleyen politikaların adeta sonucu oldu. Suriye başta olmak üzere bölgede yaşanan savaş ve gerilimlerde Selefi, cihatçı örgütler sahaya sürüldü. Emperyalist odaklar tarafından kullanışlı birer aparat işlevi gören bu karanlık odaklar iktidarın yol vermesiyle Türkiye’yi de adım adım siyasal İslamcı bir rejime dönüştürmeye çalışıyor. Cihatçı örgütlerle kurulan ittifaklar, Türkiye’yi bu örgütlerin arka bahçesi haline getirirken Türkiye, bu karanlık odaklar için geçiş ve barınma alanı haline getirildi.

Hazırlanan pek çok rapora rağmen IŞİD tehlikesine karşı iktidar hiçbir sahici adım atmadı. Gözaltına alınan İŞİD militanları ya tutuksuz yargılanıp beraat etti ya da bir süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıldı. Ankara Gar Katliamı, Suruç Katliamı, Reina Katliamı, Atatürk Hava Limanı Katliamı başta olmak üzere pek çok saldırıyı üstlenen örgütle mücadele göstermelik düzeyde kaldı.

Bugün yaşananların aynı zamanda toplumsal muhalefete korku salma fırsatı olarak görüldüğü de unutulmamalı.19 Mart’tan bu yana öğrenciler, emekliler, işçiler, kadınlar, yaşam savunucuları başta olmak üzere toplumun farklı kesimleri pek çok kez sokağa çıktı. Kimi zaman adaletsizliğe, tutuklamalara karşı ses çıkaran yüzbinler kimi zaman da sefalet ücretlerine ve doğanın talan edilmesine karşı sokakları doldurdu. Toplumsal muhalefeti bastırmak, onun büyümesini engellemek isteyen iktidar bu fırsatı da değerlendirmek isteyecektir. Ancak iktidar ve emperyalistler eliyle yaratılan Selefi karanlığın panzehri ise rejime karşı anti-emperyalist, birleşik ve laiklik ekseninde bir mücadelenin büyütülmesidir.

***

 TERÖR DAVASINDAN BERAAT ETMİŞ!

Yalova’da IŞİD’e yönelik operasyonun çatışmaya dönmesi sonucu yaşamını yitiren polisler Yasin Koçyiğit, Turgut Külünk ve İlker Pehlivan, Yalova Emniyet Müdürlüğü’nde düzenlenen törenle memleketlerine uğurlandı. Aynı zamanda yaşananların ardından dün 21 ilde IŞİD’e yönelik düzenlenen operasyonlarda 357 kişi gözaltına alındı. 29 Aralık’ta İzmir’de düzenlenen operasyonda ise 40 şüpheli gözaltına alındı. Operasyonda, katana, hançer ve orakların da bulunduğu cephanelik ele geçirildi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, önceki günkü operasyonla ilgili yapılan sosyal medya paylaşımları nedeniyle 16 kişinin de gözaltına alındığını açıkladı.

SOSYAL MEDYADA İÇERİK ÜRETMİŞLER

Çatışmada öldürülen 6 Türkiye vatandaşı IŞİD’liden Zafer Umutlu’nun 21 Ekim’de “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla yargılandığı davadan beraat ettiği ortaya çıktı. Gazeteci İsmail Saymaz’ın haberine göre Umutlu’ya gerekçeli karar önceki gün, yani çatışmanın yaşandığı gün tebliğ edildi. Tebligat, adresinde bulunamadığı için kapısına asıldı. Ayrıca IŞİD’in ‘Marmara sorumlusu’ olarak 24 Mayıs 2023’te tutuklanan Bilal Özbuğday’ın tahliye edildiği, “Takva” adıyla dergi yazıları yazdığı ve YouTube’da içerik ürettiği ortaya çıktı. CHP Milletvekili Gökçe Gökçen, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde Özbuğday’ın hangi gerekçeyle tahliye edildiğini sordu. Öte yandan sosyal medya paylaşımları nedeniyle “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla önceki gün gözaltına alınan Gazeteci Fatih Ergin, dün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ergin’in X hesabı erişime engellendi. Aynı zamanda CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un yanıtlaması istemiyle IŞİD’le ilgili soru önergesi verdi. Tanrıkulu verdiği soru önergesinde, Türkiye genelinde IŞİD üyeliğinden yargılanan sanık, cezaevlerinde bulunan hükümlü ile tutuksuz yargılanan kişi ve firari sayılarını sordu.

***

PEŞAVER SENDROMU YAŞANDI

Engin SOLAKOĞLU - Emekli Diplomat

Peşaver Pakistan’da bir kent. Pakistan Askeri İstihbaratı Taliban’ı bir eldiven misali eline takıyor, kendisi ve ABD hesabına Afganistan’da kullanıyor. Herkes memnun. Afganistan’da görev başarılıyor. Ülke Taliban eliyle “özgürleştiriliyor”. Afganistan bağlamında gerisi malum. Pakistan bağlamında yaşananlara ise verilen bir isim var: Peşaver sendromu. ISI’nin ve Pakistan askeri yönetiminin eldiven gibi giydiği Taliban, ele yapışıyor. Virüs deriden bedene nüfuz ediyor. Bedeni dönüştürüyor. Pakistan o gün bugündür iflah olmuyor. Nur topu gibi bir Pakistan Talibanı ortaya çıkıyor. Sadece Peşaver değil, bütün Pakistan yobazlık, yoksulluk ve terörün mükemmel karışımı sayesinde yaşanmaz hale geliyor.

 Peşaver sendromu konusunu araştırırken karşıma çıktı. Deneyimli gazeteci Mete Çubukçu tam 10 yıl önce gayet nazikçe yapmış bu uyarıyı AKP Hükümeti’ne. Yıl 2014. Suriye’deki meşru rejimi yıkmak için ABD aklı, Suudi parası ve AKP eliyle sözde bir “milli ordu” oluşturulmuşken. Hani şu meşum “Eğit-donat” programı. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin balayı dönemi. “Suriye’de Sunni Hükümet kuracağız, Emevi Camii’nde Müslüman kardeşlerimizle omuz omuza namaz kılacağız. Bölgeyi Türkiye sermayesinin hizmetine sunacağız” söylemlerini sıkça işittiğimiz zamanlar.

İdlib’de bir avuç uzman dışında artık adlarını ve hangi ana cihatçı gövdeye, hangi Selefi oluşuma bağlı olduklarını kimsenin akılda tutamadığı yığınla cihatçı örgüt vardı. Bunların Türkiye ile yakın bağları olduğu, ABD’nin de uzun parmaklarının buralarda dolaştığı herkesin bildiği bir “sır”dı.

Bugün için üzerinde durmamız gereken, bu örgütlerin Türkiye’deki güvenlik bürokrasisi tarafından tam anlamıyla denetlenip denetlenmedikleri ve özellikle de Peşaver sendromu benzeri bir gelişmenin kendi topraklarımızda da yaşanıp yaşanmadığı. En son örneklerden gidelim, Sarıyer’deki Kilise saldırısında orada görevli polisin o gün işe gitmemesi “soğuk algınlığından” mı, “adam sendecilikten” mi, yoksa cihatçı virüsün ana gövdeye bulaşmış olmasından mı kaynaklanıyor?

Bizim muhalif ve düzen karşıtı kimliğimizle bu soruyu sormamız doğal karşılanabilir. Ancak asıl önemli olan düzen içi güçlerin de bu soruyu ciddi ciddi gündemlerine almaları. “Canım biz Pakistan değiliz, 7 bin yıllık tarihimiz var, istediğimiz an kırıveririz boyunlarını” tarzı bir yaklaşımın duvara toslama olasılığı çok yüksek. Siyasal İslamcılar Selefiler’i kullanarak iktidara gelmeyi ya da berkitmeyi hedeflerler. Ne de olsa bunlar “İslam’ın zinde güçleri” ya da “öfkeli ama temiz çocuklar”dır. Selefiler ise Siyasal İslamcılara pek de olumlu gözlerle bakmazlar. Açtıkları alanlara girerler ve tabanlarını genişletirler. Zaman içinde Siyasal İslamcılar kendi tabanlarına, kurumlarına hâkim olmakta güçlük çekerler.  En sonunda da iktidardan olurlar.

Benim gördüğüm AKP’nin ulusal ve uluslararası gündemine uygun olarak bir araç olarak kullanmak istediği selefi grubun bugün kendisini besleyen eli ısırdığı.

***

SOFRAYI İKTİDAR KURUYOR

Yavuz ÇOBANOĞLU - Sosyal Bilimci

İŞİD gibi örgütleri, politik tercihler, bu tip örgütlerin üzerindeki kontrollerin daha azlığı, ideolojik olarak “kardeş” örgütlerin varlığı ya da yargı mekanizmalarının “hoşgörülü” tavırları gibi yerel etkenler ile açıklamak eksik kalacaktır. Çünkü bugün Ortadoğu haritasında sınırlar ve güç ilişkileri yeniden kuruluyor. Bu sebeple, aynı zemini ortaya çıkaran etkenler dünya ölçeğindeki emperyalist politikalarda da aranmalı. Zira o politikalar, hangi ülkede ne gibi karışıklıklar çıkaracaklarını da iyi biliyorlar. Maalesef ülkeler sadece sıralarını bekliyor. Zaten İŞİD gibi gruplar da yeri geldiğinde tüm kullanımlara açık olarak bulunan silahlı örgütler. Yaşama imkânı buldukları ülkelerde toplumsal sarsıntı yaratan eylemlerden iç savaşa kadar her türlü fitili ateşleyecek güce de sahip olabilirler. Yine de neticede bir ülke, kendi mevcut toplumsal ayrımlarını çağcıl ve demokratik yollarla çözmek yerine o ayrımları daha da arttırıcı politikaları tercih ettiğinde, bu gibi örgütlerin dış müdahalelerine zemin hazırlamış oluyor. Yani siz sofrayı kurarsanız, başkaları gelir oturur.

 Cihadcı grupların en kanlı ve uçta görülebilecek karışıklıklar çıkarmak, hatta olası bir iç savaşın fitilini ateşleyebilme ihtimallerinden daha başka etkileri de var. Öncelikle bu gruplar, beğenin veya kabul etmeyin, dinî bir düşüncenin etrafında kümeleniyorlar. Motivasyon kaynakları, inançları… Üstelik bir inançtan referans alan politik görüşleri, din merkezli bir toplumsal dönüşümü amaçlamakta. Bu grup elemanları nepotik ilişki ağlarıyla ticaretten eğitime kadar her safhada ve bürokraside yer bulabiliyorlar. Dahası bu grupların kitleler nezdinde en görünmez avantajları, öfkeleri dinsel bir ideoloji etrafında toplayabilme maharetleri ile düşüncelerinin “dinin gereklilikleri” gibi kabul görmesini sağlayabilmeleri. Dolayısıyla, başlarda “inanç” gibi görünen şey, vakti gelince ve bir şekilde onu “meşru” görenleri de vuruyor. Bugün Avrupa ülkeleri, kendi coğrafyalarındaki cihatçılardan kaçan dindarlarla dolup taşıyor.

Yalova’da yaşanan çatışma özelinde bu ülkede yaşayanlar olarak bizleri doğrudan ilgilendiren iki şeyin, ülkenin güvenlik zaafları ile yargı süreçleri olduğu söylenebilir. Mahalledeki komşunun evine yığılan silah ve teçhizatı bizler kontrol edecek değiliz. Üstelik takipte gözden kaçacak bir durum da yok, zira bu kişilerin katıldıkları eylemler ile sosyal medya paylaşımları da ortada… Dahası ölen cihatçı teröristlerden ikisinin, kısa süre önce cezaevinden çıkmış olması da ülkenin artık söylemekten bıktığımız garabetlerinden birisi. Örneğin, Leman Dergisi önüne toplanıp, rahatça onca şiddet eylemini gerçekleştiren bu cihatçı gruplardan kimsenin şu anda cezaevinde olmaması ama o grubu protesto eden akademisyen Aslı Aydemir’in aylardır tutuklu olması bile esasen çok şeyi anlatıyor.

***

POLİTİK TERCİHLER DEĞİŞMELİ

Doğu EROĞLU - Araştırmacı Gazeteci

Yalova’daki olayda, benim anladığım kadarıyla, güvenlik birimlerinin bir istihbarat aldığı ya da şüpheli bir telefon ya da kripto görüşmeyi yakaladıkları yönünde. Bu nedenle Yalova kırsalındaki adrese gitmiş olabilirler. Amaçları, zaten bilinen, muhtemelen takipte edilen şahısları, yılbaşı öncesinde gözaltına almaktı. Ancak silahlı bir karşı koyuşla karşılaştılar.

Ancak o evde kadınların ve çocukların olması ayrı bir soru işareti. Eğer bir bomba yapımı ya da silahlı bir eylem hazırlığı olsa çocukları ve kadınları evde tutacaklarını düşünmüyorum. Zaten bu bir polis meselesi değil. Bu bir politik irade meselesi. Daha önce Afganistan ve Pakistan’a giden cihatçılara göz yumulması ve Türkiye’ye geri döndüklerinde ufak hapis cezalarına çarptırılıp sonra sokağa salınmaları bu tehlikenin yanı başımızda olmasını sağlıyor.

 Örneğin Yunus Durmaz 2009’da Pakistan’da gözaltına alınıp Türkiye’ye teslim edildi. Ancak ufak bir ceza alıp kısa süre cezaevinde kaldıktan sonra dışarı çıktı ve Türkiye tarihinin en kanlı terör eylemlerinin planlayıcısı oldu.

Şunu da unutmamak gerekiyor, cihatçı nesiller arasında aktarılanlar hala çok taze. Afganistan’da Çeçenistan’da Bosna’da savaşanlar alt nesillerle anılarını paylaşıyor. Gençlerde onlar kadar saygın olabilmek için en ufak cihat fırsatını bile değerlendiriyor.

İŞİD ve benzeri saldırıları önleyebilmek için önce durumu doğru tespit etmek gerektiğine inanıyorum. Bu gerçeklikler üzerinden hareket ederek sadece polisiye tedbirlerle değil politik tercihlerle bu durumun çözülebileceğini düşünüyorum.

***

KATLİAMLARDA ROL OYNADILAR

IŞİD başta olmak üzere Selefi örgütlerin Türkiye’de de düzenlediği saldırılarda yüzlerce kişi yaşamını yitirdi.

•Reyhanlı Katliamı: Gericilerin, 11 Mayıs 2013’te belediye binası önünde iki bombalı aracın patlaması sonucu saldırıda 53 kişi öldü, 146 kişi yaralandı.

•Diyarbakır HDP Mitingi Saldırısı: 7 Haziran 2013 genel seçimleri öncesi HDP’nin Diyarbakır’da düzenlediği mitinge yönelik IŞİD iki ayrı bombalı saldırı düzenledi. Saldırıda 5 kişi yaşamını yitirirken 400’ü aşkın kişi ise yaralandı.

•Suruç Katliamı: Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) çağrısıyla, Suriye’nin kuzeyindeki Kobani’ye oyuncak ve insani yardım malzemeleri götürmek için Urfa’nın Suruç ilçesine gelenlerin bulunduğu alana IŞİD saldırı düzenledi. IŞİD üyesi tarafından düzenlene intihar saldırısında 33 kişi hayatını kaybetti, 100’e yakın kişi ise yaralandı.

•10 Ekim Ankara Gar Katliamı: KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin Ankara Gar’ında düzenlediği ‘Emek, Barış ve Demokrasi’ mitingine IŞİD tarafından gerçekleştirilen bombalı saldırıda 104 kişi yaşamını yitirdi, 500’ün üzerinde kişi yaralandı.

•Sultanahmet Meydanı Saldırısı: İstanbul-Sultanahmet Meydanı’nda bir turist kafilesi hedef alındı, 13 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi ise yaralandı.

•İstiklal Caddesi saldırısı:  İstiklal Caddesi’nde ikinci bir IŞİD intihar saldırısı gerçekleşti. Saldırıda 4 kişi öldü ve 36 kişi yaralandı.

• Gaziantep Emniyet Müdürlüğü saldırısı: Gaziantep Emniyet Müdürlüğü önünde IŞİD tarafından bomba yüklü araçla bir saldırı düzenlendi. Saldırıda 3 polis hayatını kaybederken, 18’i polis 22 kişi yaralandı.

• Atatürk Havalimanı Saldırısı: İstanbul Atatürk Havalimanı’nın dış hatlar terminalinde bombalı saldırı düzenlendi. IŞİD tarafından üstlenilen saldırıda 45 kişi hayatını kaybetti, 239 kişi yaralandı.

• Gaziantep Kına Gecesi Saldırısı: Gaziantep’te 20 Ağustos 2016’da IŞİD, bir kına gecesine bombalı saldırı düzenlendi. Saldırıda 52 kişi hayatını kaybetti, 94 kişi yaralandı.

• Reina Saldırısı: İstanbul’da Reina adlı gece kulübüne yönelik IŞİD tarafından düzenlenen silahlı saldırıda çoğu turist 39 kişi hayatını kaybetti, 70 kişi de yaralandı.

• Santa Maria Kilisesi Saldırısı: Maskeli iki kişinin, ayin sırasında kiliseye girerek ateş açtığı saldırıda bir kişiyi hayatını kaybetti.

***

GERİCİ SALDIRILAR YOĞUNLAŞTI

AKP iktidarı süresince gericilerin, laikliğe yönelik saldırıları da arttı. Bunlardan birkaçı ise şu şekilde:

• Peygamber Sevdalıları Vakfı tarafından Ocak 2024’te Diyarbakır’da bir alışveriş merkezine ve surlara, kelime-i tevhid bayrağı asıldı.

• Haziran 2024’te Diyarbakır’da özel bir dans okulunun açık alanda düzenlemek istediği dans gösterisine katılanlar, tekbir getiren bir grubun saldırısına uğradı.

• 1 Ocak 2025’te “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet" başlığıyla Galata Köprüsü’nde düzenlenen yürüyüşte tevhid bayrakları açıldı, “hilafet” çağrıları yapıldı.

• Mart 2025’te Saraçhane eylemleri sırasında Saraçhane Meydanı yakınlarında bulunan Şehzadebaşı Camii önünde toplanan İBDA-C’li bir grup, tekbir getirerek “Cenk, cihat, şehadet” sloganları attı. Cami yakınındaki bir kız öğrenci yurduna saldırmak isteyen gruba polis müdahale etmedi.

• Haziran 2025’te LeMan dergisindeki bir karikatürde Muhammed Peygamber ve Musa Peygamber’in tasvir edildiği iddiasıyla İBDA-C uzantılı olduğu belirtilen Büyük Doğu Akıncılar Derneği’nin çağrısıyla toplanan bir grup dergi binasına saldırdı. İstanbul Beyoğlu’nda bulunan binasının kapıları ile camları taş ve sopalarla kırıldı.

• Aralık 2025’te Yargıtay’ca terör örgütü kabul edilen Hizbuttahrir’in Türkiye kolu Köklü Değişim Dergisi, başta Ankara olmak üzere Türkiye’nin birçok yerinde “Gazze” kapsamında gerici eylemler düzenledi.

***

 IŞİD HORASAN YAPILANMASI

2024 yılında IŞİD Horasan (IŞİD-H) örgütünün Türkiye’deki faaliyetleriyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma sonunda bir dava açıldı. Bu, örgütün Pakistan-Afganistan bölgesindeki koluna verilen isim. IŞİD-H mensubu Özbek, Kırgız ve Kafkas kökenli kişilerin Başakşehir’de "Darul Vefa İlim ve Amel Merkezi" adlı illegal mescidde faaliyet gösterdiği öne sürülüyor. İllegal mescidlerde hücre tipi yapılanma, IŞİD’le ilgili başka soruşturmalarda da gündeme gelmişti. İddianamede bu merkezde, öğrencilere dini eğitim adı altında IŞİD’ın propagandasının yapıldığı, yapılanmanın liderlerinin devşirdikleri kişileri Türkiye üzerinden Afganistan’a gönderip IŞİD-H saflarına katılmalarını planladıkları belirtiliyor.

***

 ASIL SUÇLUYU GİZLEDİLER

Yalova’daki saldırı medya için de bir turnusol oldu. Yandaşlar, saldırıyı çarpıtmaya çalışırken medyanın geneli de asıl meselenin etrafından dolanmayı tercih etti. Hükümete yakın gazetelerden Yeni Şafak, manşetinde SDG’yi suçlayarak, “SDG, Hol Kampı’ndan gönderdi” başlığı attı. Haberde ayrıca “SDG sıkıştığında DEAŞ’lıları sahaya sürüyor. Kampta binlerce DEAŞ’lı var” ifadeleri kullanıldı. Benzer bir manşetle çıkan Akit’te ise, “Uzmanlar Terörsüz Türkiye sürecinden rahatsız olan odaklar SDG-YPG’yi korumak için DEAŞ hücrelerini uyandırdıklarına dikkat çekti” denildi. Akşam ve Takvim gazeteleri de hayatını kaybeden polislerin “çocuklar ölmesin diye şehit düştüler” vurgusu yaptı.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.