- Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Pınarhisar Cezaevi’nde çekildiğiniz fotoğrafınız var, birkaç ay önce de AKP’den ihraç edildiniz. O günlerden bu güne nasıl gelindi?
İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan’ın Siirt’te okuduğu şiir için o günün
yargısı dava açtı. Bu haksız bir davaydı, bugün de aynı şeyi düşünüyorum.
Bununla birlikte yolsuzluk davaları da açılmıştı. Çok kabarık bir dosyaydı.
Şiir okuduğu için cezaevine atıldığından biz demokratlar, yolsuzluk davalarını
hiç ciddiye almadık. Çünkü Erdoğan’ı siyasetten tasfiye çabası vardı. Erdoğan
mağdurdu. O yüzden destek olma ihtiyacı hissettim.
- O dönem Tansu
Çiller’in danışmanıydınız değil mi?
Evet.
‘ARTIK ONU
TANIYAMIYORUM’
- Erdoğan ile ilk
tanışmanız cezaevinde mi oldu?
Belediye başkanı
olduğu günlerden tanırım. O zaman Çiller hükümeti iktidardaydı. Tansu Hanım pek
hoşlanmazdı Tayyip Bey’den. Ben severdim Tayyip Bey’i. Belediye başkanı Tayyip
Bey’le Cumhurbaşkanı Tayyip Bey arasında dünya kadar fark var tabii. O günlerdeki
Tayyip Bey çelebi bir adamdı. Merhametli, fakir fukara babası, dost tabiatlı
biriydi. Şimdi bambaşka biri var karşımızda ve ben artık onu tanıyamıyorum.
Cezaevine girince de hemen ziyaretine gittim. Ziyaret ile de kalmadık. Büyük
bir hukukçu olan rahmetli Ahmet İyimaya ile birlikte Adalet Bakanı’na gittik,
“Erdoğan bir demokrasi mağduru, hiç olmazsa cezaevinde rahat ettirin” dedik.
Tayyip Bey içeride dünyada hiçbir mahkumun olamayacağı kadar rahattı. Bir günde
yüzlerce kişi ziyaret ediyordu. Bir cezaevinden ziyade bir evdi Pınarhisar
Cezaevi. Bir de şimdi İmamoğlu’nun hapishane şartlarını düşünün.
Süper Loto
heyecanı Milli Piyango Online’da! Büyük ikramiye fırsatı!Milli Piyango
Online’da şans zamanı! Bildiğiniz Süper Loto’da büyük ödül için şimdi oynayın.
Üstelik MP-200 koduyla tüm oyunlarda kullanabileceğiniz 200 TL bonus
hediye.Milli Piyango
- Siyasi
birlikteliğiniz ne zaman başladı?
Danışmanlık
dönemimden sonra basın sektörüne geçtim. Sabah grubunda yazmaya başladım.
Rahmetli Erol Olçok yakın arkadaşımdı, onun çok ısrarı oldu milletvekili olmam
konusunda. Erol’un gidişat ve Tayyip Bey’in politikaları konusunda derin
endişeleri vardı. Erol hayatta olaydı bana söylediği bu endişelerin neler
olduğunu size söylerdim. Ama hayatta olmadığı için bunu yapamam. Ancak şunu
söyleyeyim, o gün bazılarına katılmadığım Erol Olçok’un endişelerinin hepsi
zaman içinde doğru çıktı. Sorunuza dönersek, benim danışmanlık formasyonumun
yeni dönemde işe yarayacağını düşünen arkadaşlar sanırım Tayyip Bey’i de ikna
ettiler ki aday olmak zorunda kaldım. Aktif siyasete girmek konusunda çok
istekli olmadığımı ve biraz da direndiğimi söylemeliyim. Daha önce de sağ olsun
Tansu Hanım defalarca beni milletvekili yapmak istedi, hep uzak durmuştum. Ama
7 Haziran 2015 seçimlerinde siyaset Tayyip Bey’le nasip oldu.
- İmamoğlu’nun
tutuklanmasının ardından “Sen aslında kendine darbe yaptın haberin yok”
ifadelerini kullandınız. Neden “darbe” dediniz?
28 Şubat’ta Tayyip
Erdoğan’a yapılan nasıl bir tür darbeyse Ekrem İmamoğlu’na yapılan da darbedir.
Bakın size anlatayım: Demokrasilerde kurallar, partiler, rekabet, tartışma,
müzakere, sandık vardır ve tüm bu unsurların üzerinde kaynağını milletten alan rıza
ve meşruiyet şartı vardır. Siz demokratik rekabette eşitlik, dürüstlük, meşru,
teamüllere uygun siyasi mücadele yöntemlerini bir tarafa bırakır da rakibinizi
elinizdeki devlet gücünü, kontrol ettiğiniz yargı gücünü devreye sokarak
etkisiz hale getirmeye çalışırsanız bunun adı darbedir. Darbeler sadece
militarist güçlerle yapılmaz. Modern dünyada böyle de yapılıyor. 1998’de Tayyip
Bey’e yapılan da darbeydi ve bunun adını bizzat o darbeyi yapanlar “Postmodern
darbe” diye koymadılar mı...
‘EFSANE YERLE BİR
OLUYOR’
“Kendine darbe
yaptın” dememin nedeni şu: Tayyip Bey’i tarihsel bir siyasi şahsiyet yapan,
onun 28 Şubat’ta başına gelenler, getirilenlerdi. Yani önünü kesmek için ona
darbe yaptılar. Bu darbe, onu başbakanlığa, bugün bulunduğu yere taşıdı. Şimdi
o gün kendisine yapılanın daha ağırını o rakibine yapıyor. Ben o cümleyi çok
üzülerek kurdum. Tayyip Erdoğan’ı sevin sevmeyin, o siyasi tarihimizde çok
önemli bir şahsiyet olarak yer alabilirdi. Ama son dönemlerde izlediği siyaset
onun bütün efsanesini yerle bir ediyor. Korkarım böyle giderse tarihe pek
parlak bir biyografi bırakmayacak. Ayrıca bir şey daha var: Son günlerdeki
meşruiyet tartışmalarının sıkça yapılıyor olmasıyla bu söylediklerim arasında
yakın ilişki var.
‘MESELE SADECE
İMAMOĞLU DEĞİL’
- Rakipler yargı
yoluyla tasfiye mi ediliyor?
Ben bir önceki
sorunuzda da söyledim bunu. Bakın, Ekrem İmamoğlu ile geçmişte bir tanışıklığım
yok. Siyasi bir birlikteliğim yok. Ben sağ gelenekten geliyorum. O CHP’li.
Cumhurbaşkanı adayı olduğu ve seçilme ihtimali yüksek olduğu için dünün mağduru
Tayyip Erdoğan tarafından siyasi tasfiyeye tabi tutuluyor. Benim gördüğüm bu.
Erdoğan bunu yargı eliyle yapıyor. Siyasi tasfiyeyi ve kendi tabiriyle “telef
etme” işlemini örtmek için de yolsuzluk iddiaları üzerine kuruyor senaryoyu.
Benim için Tayyip Bey’in 99’da başına gelenden farkı yok. Ekrem İmamoğlu’ndan
bana ne... Ama mesele sadece İmamoğlu meselesi değil işte. Siz Türk milletinin
bütün tarihi boyunca başarmış olduğu en değerli şeyi; kansız, kavgasız,
entrikasız seçim yapma, iktidarı değiştirme yeteneğini köreltiyorsunuz. Bunun,
bu ülkenin gelecek nesillerine vereceği zararın farkında mısınız... Ben
1998’de, yani 27 yıl önce, genç bir demokrat olarak, Erdoğan’a yapılan
haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı gösterdiğim refleksi bugün İmamoğlu için
de gösteriyorum. Çünkü ben riyakarlıktan nefret ediyorum.
- Sonrasında da
ihraç edildiniz, kırılma noktası İmamoğlu mu oldu?
Ondan önce Osman
Kavala için de tepki göstermiştim. Osman Kavala’yı da tanımam, hayatımda aynı
caddeden geçmemişizdir. Eşi çok değerli bir akademisyen, kitap ve
araştırmalarından çok yararlandım. Ayşe Hanım’ın babası Tarık Buğra bizim gibi
sağ gelenekten gelenlere şuur ve ilham vermiş büyük bir romancıdır. Kavala’nın
da siyasi çizgisini hiçbir zaman benimsemedim ama ona yapılana da itiraz ettim.
Adamın dosyasını okudum, bomboş, ayıptır. Siz Osman Kavala’yı
cezalandırmıyorsunuz ki, Türk yargısını ipe çekiyorsunuz. Bakın burada siyasi
tarih okumuş biri olarak söyleyeyim; bu hukuksuz kararları verenler bir gün
bağımsız ve tarafsız yargı tarafından mutlaka yargılanacaklar. Bu bu kadar
açık. Tayyip Bey 2001’de AK Parti’nin kuruluş gününde 14 Ağustos’ta Bilkent Otel’de
yaptığı konuşmada “Bizim dönemimizde yargı cezalandırma aracı olarak
kullanılmayacak” dedi. Bu konuşmayı yaparken o salondaydım ve bu sözleri
kulaklarımla duydum. Ben “Bugün AK Parti’nin müktesebatına, programına,
tüzüğüne, beyannamelerine aykırı bir iş yapılıyor. Yargı siyaset için
kullanılıyor. Bunu yapmayın. Sayın Cumhurbaşkanım buna siz engel olun” dedim.
Bu çağrımdan sonra bana “Arkadaş sen niye böyle bir şey dedin” diye soran
olmadı ama hemen beni eşim üzerinden vurmaya kalktılar. Güya cezalandırdılar.
‘TEK BAŞIMA KALSAM
DA MÜCADELE EDECEĞİM’
- AKP’den hangi
gerekçeyle ihraç edildiniz?
Türk siyasetinin
en komik gerekçesiyle, “demokrasiye ve hukuka aykırı davranmaktan” ihraç
edildim. Bir parti için; kuruluş beyannamesi, esasları, varlık nedeni, tüzüğü,
programı esastır. Kriter bunlar ise AK Parti’de Erdoğan dahil herkes ihraç
edilmeli, bir tek ben AK Parti’li olarak kalmalıyım. AK Parti kendi varlık
prensiplerine ihanet etmiştir. Kimse bana “Kardeşim bu siyaset, siyasette
bunlar olur, siyaset iyilik derneği değil” demesin. Siyasetçiler böyle
düşündükleri, ahlak ve tutarlılığı siyasetin içinden kazıyıp çıkardıkları için
dünya da Türkiye de bu hale geldi. Ben nefes alıp verdikçe, tek başıma kalsam
bile bu siyaset anlayışıyla mücadelemi yürüteceğim.
- Tutuklanmaktan
çekinmiyor musunuz?
Ben 12 Eylül’de
cezaevine girdim siyasi sebepten. 17 yaşındaydım. 28 Şubat’ta cezaevine
girmekten herhalde Tansu Çiller sayesinde kurtuldum. 15 Temmuz başarılı olsaydı
herhalde canına okunacakların başında gelirdim. “Su testisi su yolunda kırılır”
demişti merhum Demirel. Bu fikirlere sahipseniz, mücadelenize inanıyorsanız
hapishaneyi göze alacaksınız, ölümü göze alacaksınız. Cezaevine girmek benim
için hiçbir problem teşkil etmez. Cezaevi kötü bir yer değil, işkence
etmiyorlar, devlet size bakıyor. Akıllı insan için cezaevi bir yenilenme ve
güçlenme mekanı. Okumak yazmak için de... Cezaevini özendirmek için
söylemiyorum bunları. Bunlar benimle ilgili. Ama siyasi sebeplerle insanların
haksız hukuksuz cezaevine atılmaları korkunç.
‘UYARI GÖREVİMİ
YAPIYORUM’
Ayrıca, Benim AK
Parti’ye muhalefet yapmak gibi bir niyetim de yok inanın. Ben uyarı görevimi
yapıyorum. Çünkü AK Parti demokratik karakterini kaybediyor ve yozlaşıyor.
Bunun önüne geçmek için demokratik, eşit, rekabete dayalı seçim yapacağınızı
topluma ve rakiplerinize inandırmanız lazım diyorum.
- Gelecek seçim
ile ilgili kaygınız mı var?
Yakın siyasi
tarihimizde hiçbir zaman “Seçim yapılacak mı, yapılmayacak mı” tartışması
olmadı. Bugün ilk kez bu oluyor. Eminim sandığı getirip milletin önüne
koyacaklar, aksini düşünemiyorum ama toplumda böyle bir şüphe uyandırıldı.
- AKP içinde
mevcut uygulamalara bakış nedir, sizin gibi düşünen çok mu?
AK Parti’de çok
saygıdeğer, hukuktan uzaklaşmayı, yargının yozlaşmasını Türkiye için çok
zararlı gören insanlar var. Fakat eleştirilerini kamuoyu veya partinin yetkili
organları önünde değil de dar sohbetlerde dile getiriyorlar.
‘SİSTEM BÖYLE
KURULDU’
- Neden
korkuyorlar?
Bunu söylemek
istemezdim ama maalesef sistem öyle kuruldu. Herkes bir şekilde devletle
menfaat ilişkisine sokuldu. Yani kiminin karısı, kiminin kızı, kiminin oğlu,
damadı, torunu... AK Parti herkese bir şey dağıtıyor. Bana da verdiler. Nitekim
bir takım şeylere itiraz ettiğim için de geri aldılar.
- Ne vermişlerdi
size?
Eşimi vali
yapmışlardı. O zaman iki bakan arkadaş beni arayıp “Seni nasıl ayağından
çiviledik” diye espri yapmışlardı. Sistem bu. İtiraz edenin mutlaka kaybedeceği
bir şey var. O nedenle susuyorlar, torununu işe koymuş, damadı ihale alıyor.
Onların hayatlarını mı karartsın? Susuyor adam.
‘ÜZERİMİZE VAZİFE
OLMAYANA KARIŞMIYORDUK’
- Siz uzun yıllar
danışmanlık yaptınız. Eskiden farklı olarak bugün özellikle saray
danışmanlarının çok öne çıktığını görüyoruz. Nedir cumhurbaşkanı üzerindeki
etkileri?
Sarayda danışman
adı altında insanlar var. Bunlar bizim yaptığımız danışmanlık gibi danışmanlık
yapmıyor. Biz “stratejik danışmanlık” denen türden bir iş yapıyorduk ve
üzerimize vazife olmayan, boyumuzdan büyük işlere karışmıyorduk. Türkiye’nin
önemli sorunlarına dönük dosyalar hazırlar, liderlere sunardık. Danışmanlık
böyle olur. Şimdi yeni bir danışman türü icat edildi. Sarayın fiyakasını,
telefonunu, aracını kullanıyor, iyi maaş alıyor, danışmanlık dışı işlerle
uğraşıyor ve cumhurbaşkanını daha otokratik araçlar kullanma yönünde teşvik
ediyorlar.
- Erdoğan’ı
danışmanlar mı yönlendiriyor?
Yönlendirmeye
çalışıyorlar. Ama şunu söyleyeyim. Tayyip Erdoğan’ı yakından tanıyanlar bilir
ki onun bunun yönlendirmesiyle kolayca istikamet değiştirecek biri değil. Kendi
dünyası, mantığı belirleyicidir. Dolayısıyla son sözü hep Erdoğan söyler.
Danışmanların söylendiği kadar etkisi yok.
- Cumhur
İttifakı’nda kimin kimi yönlendirdiği de çok tartışılıyor. Sizin düşünceniz
nedir?
Bir şeyin var
olmasını sağlayan neyse, o var olan şey daha büyük ve güçlü bile olsa, onun var
olmasını sağlayan unsur yapay da olsa bir güç oluşturur. Buna göre MHP, AK
Parti’nin bugün iktidar olmasını sağlayan parti. Dolayısıyla bugün görünür olan
çok net. MHP, AK Parti’yi birçok konuda etkiliyor.
‘DEVLET BEY
SÜRPRİZLERİ’
Tabii bu sorunun
yanıtını ararken Bahçeli’nin siyasi macerasında yaptığı hamleleri de düşünmek
lazım. Mesela Türkiye, AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 seçimlerine nasıl
girdi, 367 krizi, başörtü krizi nasıl çözüldü, 7 Haziran seçimlerinden sonra 1
Kasım seçimlerine ve rejimi değiştiren 2017 referandumuna nasıl gidildi? Devlet
Bey bugün Erdoğan’a “Gidemezsiniz, cumhurbaşkanı olarak kalmalısınız” diyor ya,
hiç belli olmaz. Yarın sabah çıkar, ittifakı bozar ve Türkiye’yi seçime
götürür. Ben Devlet Bey’i yakından tanıyorum. “Devlet Bey sürprizleri” diye bir
kategori var siyasi hayatımızda.
‘BAHÇELİ HER AN
ERKEN SEÇİM DİLEBİLİR’
- Devlet Bahçeli
yakın dönemde erken seçim çağrısı yapar mı?
Devlet Bahçeli her
an erken seçim çağrısı yapabilir. Hükümetle herhangi bir konuda çok ciddi bir
görüş ayrılığına düşebilir ve “Türkiye yenilenmeli, milli irade tazelemeli”
diyebilir, şüpheniz olmasın. Biraz önce söyledim, siyasi kronolojisine bakın,
bunu anlarsınız.
‘ERDOĞAN
KAYBETMEYE OYNAMAZ’
- Kamuoyunda
Erdoğan sonrası ne olacağına dair yapılan tartışmaları da çok sık görüyoruz.
Hakan Fidan, oğul Bilal Erdoğan ve damat Selçuk Bayraktar isimlerini duyuyoruz.
Tabii “Erdoğan tekrar aday olacak” diyenler de var. Sizin düşünceniz nedir?
Bu tartışmaları
yapanlar Erdoğan’ı tanımıyor. Tayyip Bey, ölçme ve değerlendirme yöntemlerini
dünyada en iyi kullanan lider. Onun kadar anket yaptıran ve anketlere göre
politika geliştiren dünyada başka bir lider yok. Gerekirse 50 tane anket
yaptırır ve “Seçimi kazanacak kim” diye bakar. Kendisinin bir daha aday
olamayacağını varsayarak söylüyorum. Ankette kim çıkarsa onu aday yapar,
Erdoğan kaybetmeye oynamaz. Bunu tartışmaya gerek yok.
- Kendisi aday
olur mu?
Benim gördüğüm
Tayyip Erdoğan’ın adaylığının tek şartı var. O da Ekrem İmamoğlu. İmamoğlu
dışarıya çıkmadan Erdoğan aday olamaz. Birbiriyle bağlantılı. Bu söylediğimi ne
CHP’liler ne AKP’liler ne de benim arkadaşlarım anlıyor.
- Nasıl bir
bağlantı?
İmamoğlu
cezaevinden çıkmadan yapılan seçim meşru olmaz. Çünkü iddialı, arkasında
milyonların olduğu bir adayı alıp cezaevine atmış, yargı yoluyla tasfiye
etmişsin. Yolsuzluk iddialarına kimsenin inandığı yok. Eğer İmamoğlu dışarıya
çıkarsa Erdoğan’ın adaylığı konusundaki bazı anayasal problemler belki
aşılabilir.
- Nasıl
aşılabilir, CHP bunu şart mı koşmalı?
Hayır, şart değil.
Böyle bir demokratikleşme, demokrasi iklimi oluşabilir. Bakın, yine aklınıza
hemen “Meşruiyet olmazsa olmaz”ı getirin. 2002 seçimlerinde Deniz Baykal,
Erdoğan’ın siyaset yasağını niye kaldırdı, bunu bugün bir daha düşünsün herkes.
Çünkü CHP genel başkanı, siyaset bilimi doçenti Deniz Baykal, 3 Kasım
Seçimleri’nden sonra Erdoğan’ın içinde olmadığı bir sistemin meşruiyetinin
olmayacağını gördü. Bir demokraside rakibiniz haksız ve hukuksuz biçimde
engelleniyorsa sizin de meşruiyetiniz tartışmalı hale geliyor.
‘AYNI FİLM
TEKRARLANIYOR’
- Ama tersi
adımlar görüyoruz, kafalarda sıranın Mansur Yavaş’a mı geldiği sorusu var...
Ben anlamıyorum AK
Parti’yi. Yaptıkları her hamle CHP’yi güçlendiriyor. AK Partililerin yaptığı
bir araştırmada bile CHP 4 puan önde. 70 yıldır kavga eden, hiziplerle uğraşan
CHP bütünleşiyor, güçleniyor, büyüyor. Yapılanlar; siyasi akla, siyasi strateji
ilkelerine uygun değil. Bakın, Erdoğan önce cezaevine atıldı sonra başbakan
oldu. Erdoğan’ın Pınarhisar Cezaevi’ndeyken başbakan olacağı belliydi. Aynı
film burada tekrarlanıyor. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum; Erdoğan
demokrasiden, hukuk devletinden uzaklaşıyor, Putin’in yaptığı gibi rakibini
hapse atıyor. Biz Tayyip Erdoğan’a geçmişte yapılanlara itiraz ettiğimiz için
onu destekledik.
‘BU ALGININ SEBEBİ
KENDİSİ’
- 1 Ekim’de Meclis
açılışında CHP dışındaki parti liderlerinin Erdoğan ile verdiği kare çok
konuşuldu. Bu, “meşruiyet” tartışmalarına yanıt mı?
Siyaset ve kamuoyu
o fotoğrafa niye bu kadar büyük anlam yükledi ben anlayamadım doğrusu. Evet,
“Trump Erdoğan’a meşruiyet verdi” lafından sonra böyle bir fotoğrafın Erdoğan’a
faydası olabilir. Anlaşılıyor ki fotoğraf, bu amaçla kullanıldı.
Ama muhalefetin
Erdoğan’a yaklaştığı biçiminde yorumlara hiç katılmıyorum. Nitekim bu yorumlara
o fotoğrafta yer alanlar açık tepki gösterdiler.
Bu bakımdan o
fotoğrafla ilgili yorumlar tamamen abartılı ve siyasette hiçbir anlamı ve
gelecekte de hiçbir etkisi olmayacaktır. Ben başka bir açıdan bakıyorum bu
fotoğrafın yarattığı tartışmaya. Tayyip Bey siyaseti öyle bir güvensizlik ve
kutuplaşma çukuruna düşürdü ki, aslında çok normal kabul edilmesi gereken bir
fotoğrafa inanılmaz anlamlar yükleniyor. Tam bir post-trust vakası yani.
İnsanlar niçin
TBMM gibi bir mekanda devletimizin başkanıyla diğer parti başkanlarının
birlikte fotoğraf vermelerini makul ve güzel bir şey olarak algılamıyorlar.
Bunu oturup cumhurbaşkanının düşünmesi lazım, bu algının sebebi kendisidir.
O fotoğraftaki
insanların yarısı cumhurbaşkanının kısa bir süre önce “terörist”, “vatan haini”
gördüğü insanlardı. Öyle değil miydi, yoksa ben mi yanılıyorum? Bir resim
etrafında böylesine bir tartışma yapılabiliyorsa işte bunun nedeni, bu
röportajın da konusu olan anormalliklerdir.
- ŞU AN
TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI EN BÜYÜK SORUN NEDİR?
Türkiye’nin
ekonomiden diplomasiye birçok sorunu var ama bugün Türkiye’nin en büyük sorunu
demokrasi ve hukuk devleti vasfımızın gördüğü hasarlar, açılan gedikler. Çünkü
buradaki hasar ve yanlış gidişat diğer bütün sorunların çözümünü engelliyor.
Özgür Özel, İmamoğlu’nun cezaevine atılmasının 150 milyar dolara mal olduğunu
söyledi, kimse itiraz etmedi. İmamoğlu hürriyetine kavuşmaz, seçimlere
girmezse, Selahattin Demirtaş özgürlüğüne kavuşmazsa, Osman Kavala, Fatih
Altaylı, Ayşe Barım saçmalıklarına bir son verilmezse, Can Atalay ayıbı ortadan
kaldırılmazsa bunun anlamı “Türkiye gerçek bir demokrasi ve hukuk devleti
yolunda yürümeyecek” demektir. Bu kadar açık. Türkiye demokrasi ve hukuk
devleti yolunda yürümediği sürece ne enflasyon hallolur, ne dış yatırım gelir
ne iç barış sağlanır.
- TÜRKÇE’Yİ EN İYİ
KULLANAN LİDER SİZCE KİM?
Ahmet
Davutoğlu’nun Türkçesini çok beğenirim. Türkçesi de kalemi de güçlü. Demokrat
Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın Türkçesi iyi. Çok donanımlı biri. Anahtar
Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu da iyi. Fakat o kadar hızlı ve yoğun
konuşuyor ki mesajı kayboluyor. Benim tanıdığım liderler içerisinde Aydın
Menderes vardı. Hem çok güzel konuşurdu, hem bir filozoftu. Demirel, Özal
Türkçe’yi bozarak konuşurlardı. Erkan Mumcu’nun muazzam Türkçesi vardı. Ecevit
ve Baykal’ın Türkçeleri de kulağa hoş gelen, sağlam Türkçelerdi. Şimdi tabi bir
de Özgür Özel Türkçesi var hayatımızda. Zaman zaman kural dışı ama tatlı, hoş
bir Türkçe. Diğerleriyle ilgili bir şey diyemiyorum, çünkü başkalarının
yazdıklarını camdan okuyorlar.
PORTRE
1963’te Konya’da
doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji
Bölümü’nden mezun oldu. Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden
master derecesi aldı. 53 54 ve 55. Hükümette Başbakan Başdanışmanlığı, Türk
Demokrasi Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği, Analitik Araştırmalar Merkezi
Başkanlığı, Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı Genel Sekreterliği, Politika
Merkezi Düşünce Kuruluşu Genel Koordinatörlüğü, gazete köşe yazarlığı ve medya
temsilciliği görevlerinde bulundu. 25 ve 26 dönem İzmir Milletvekili seçildiği
AKP’den Nisan 2025’de ihraç edildi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorum yazarak, düşüncelerinizi benimle paylaşabilirsiniz.