Bugün bireylerin yaşadığı bunalımlarla birlikte toplumsal bir kriz de yaşıyoruz. Bireylerin içine saplandığı tatminsizlik, pişmanlık, yalnızlık, yetersizlik, başarısızlık… yanında çocukların vahşice katledildiği, insanların yaşlı-genç demeden barbarca bombalandığı, savaşların tüm dünyayı sardığı bir dönemi soluyoruz. İşte Gazze, Ukrayna, İran, Suriye… Sözüm ona teknolojinin en üst seviyede seyrettiği dijital çağdayız. Hâl böyle olunca savaşlar da dijital oluyor. Demir kubbe, insansız hava araçları, nokta vuruşlar, süpersonik füzeler, uzaktan cihaz patlatmalar, yüz okuma sistemleri… ve daha birçok yöntem yapay zekâ desteğiyle yapılıyor.
Lakin insanlığımız
hala diplerde seyrediyor. İnsan kanı oluk oluk akıyor. Her gün onlarca çocuk
bombalanıyor ve dahi açlıktan, susuzluktan ölüyor. Hiç bu kadar barbar, vahşi
ve de biçare bir duruma düşmedik herhalde. Sanki hem birey hem de toplum olarak
insanlığını unutmuşçasına bir alzheimer hali yaşıyoruz. Bu durum tam da “U
çukuru”nun en dibini anımsatıyor bize. Evet, insanlık bugün U çukurunda
debeleniyor. Hem de öyle, böyle değil.
Peki nedir bu “U
Çukuru?
ORTA YAŞ KRİZİ VE
SETİYA’NIN U EĞRİSİ
Orta yaş krizi ilk
olarak 1965 yılında Elliott Jaques (1917–2003) tarafından ortaya atılmış ve
özellikle Batı toplumunda orta yaşlarda ya da orta yaşlılarda, gençlik
çağlarını geride bırakmanın duygusallığı ve yaşlanmanın hissedilmesi ile
dramatik olarak özgüvenin azalması sonucu görülen bir süreç olarak tanımlanıyor
kaynaklarda. Orta yaş döneminde olan erişkinlerin çoğu, hayatlarının yarısını
tüketmiş olabilecekleri düşüncesi ile orta yaş sendromuna girebilmektedir.
Etik, epistemoloji
ve zihin felsefesi alanında da çalışmalar yapan İngiliz Profesör Kieran Setiya
ise bir kitabına da isim olan söz konusu “Orta Yaş Krizi”ni dikkat çekici bir
metaforla açıklar. Bu metafor; U Eğrisi’dir. İngiltere Hull doğumlu genç felsefe
profesörü Setiya’ya göre orta yaş krizi, bireysel hayatın 35-45 yaşları
arasında yoğunlaştığı bir bunalım sürecidir. Kişiden kişiye değişkenlik arzeden
bu bunalım 50-55 yaşlarına kadar devam edebilir.
Birey yaşamını U
grafiği üzerinden okuyan Setiya, dikkatlerimizi daha çok bu grafiğin U
çukurunda yaşananlara yoğunlaştırır. İşte bu çukur, kişiden kişiye farklılık
gösterebilen bireyin 35-55 yaş aralığıdır. Ya da başka bir ifadeyle 40 yaş
sendromudur. Profesör Setiya’nın teorisine göre bireyin yaşamı yükselişle
başlar, orta yaşta bir düşüş yaşar ve sonrasında yeniden yükselme eğilimi
gösterir. Bu iniş, çoğu zaman pişmanlıklar, tükenmişlikler, imkânların
daralması ve geçmişin muhasebesiyle doludur.
Dünyada az da olsa
bilim insanları farklı zaman dilimlerinde bu orta yaş sendromuna yoğunlaştı.
Ancak ortak kabul görmüş çıktılar henüz alınabilmiş değil. Fakat konuya ilgi
her geçen gün artıyor. Mesela; “Dartmouth College’dan İktsatçı Davit
Blanchf-Lower ve Warwick Üniversitesi’nden ekonomist Andrew Oswald 2008’de ‘İyi
Olma Hali Ömür Döngüsünde U Biçimli midir?’ adlı bir makale yayınladı.
Blanchflower ve
Oswald gelir, medeni hal ve iş durumuna göre uyarlama yaparak, yaşa göre
bildirilen mutluluk düzeyinin en düşük noktası ortalama 46 yaş olacak şekilde,
yetişkinliğin ilk döneminde yüksek başlayıp yaşlılıkta daha da yüksek biten,
hafifçe kıvrılan bir U eğrisi buldu. Bu şablon dünyada 72 ülkede ortaya çıktı.
Erkeklerde ve kadınlarda benzer durumdaydı ve regresyon analizi, ebeveynlik
stresi açıklamasını dışarıda bıraktı. U eğrisi yaygındı, sağlamdı ve psikolojik
olarak gerçekti.” (Setiya, 2023: S:23)
Setiya farklı
ülkelerde araştırmalar yapan söz konusu bilim insanlarının donelerini de göz
önünde bulundurarak orta yaş krizine işte bu U eğrisi bağlamında “içten bir
bakış”, “felsefik bir yaklaşım” denemesinde bulunur. İşin doğrusu U eğrisindeki
bu iniş-çıkışları birçok sanatçı-yazar hayatında daha bariz bir şekilde yaşar.
Tıpkı otuz beşindeki Dante gibi:
“Yaşam yolumuzun
ortasında Karanlık bir ormanda buldum kendimi, Çünkü doğru yol yitmişti.Ah,
içimdeki korkuyu Tazeleyen, balta girmemiş o sarp, güçlü Ormanı anlatabilmek ne
zor!” Dante’den ilhamla Cahit Sıtkı Tarancı’nın otuz beş yaşı ise durumu daha
anlaşılır kılar:
“Yaş otuz beş!
yolun yarısı eder.Dante gibi ortasındayız ömrün.Delikanlı çağımızdaki
cevher,Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,Gözünün yaşına bakmadan gider.” Özetle
Setiya; bu dönemde yaşanan boşluk hissini, pişmanlıkları, tükenmişliği, daralan
seçenek alanını… psikolojik ve felsefi boyutlarıyla analiz eder ve şöyle der:
“Orta yaş krizi yaygın olmasa bile, insan hayatının aslında yayılmış zamansal
taraflarına dayanır: imkânların gittikçe azalması, girişilen işlerin
tamamlanması veya başarısızlığa uğraması, yaşam öyküsünün birikmesi…” (Setiya,
2023: S:29)
Aslında bu dönem,
sadece varoluşsal değil, aynı zamanda değer ve yön arayışının da merkezinde yer
alır. Modern çağın bireyi bu çukura saplanmış şekilde benlik, başarı ve anlam
arayışı arasında bocalar. Belki de bundan dolayıdır ki Setiya, Erkeklerde Yaşam
Dönemeçleri kitabının yazarı Gail Shehy’den ödünçle orta yaş krizini geçirmede
en önemli etkenin para olduğunun altını çizer. Ve bu tezine destek olarak da U
eğrisinin Kuzey Amerika ve Avrupa’ya kıyasla gelişmekte olan ülkelerde daha az
görüldüğünü örnek verir.
EĞRİ CETVELDEN
DOĞRU ÇİZGİ ÇIKMAZ
Setiya’nın U
eğrisi metaforuyla dile getirdiği hususlar önemlidir hiç şüphesiz, lakin bu
teorilerin genelde Batı kültürel bağlamı içinde üretildiğini de göz ardı
etmemek gerekir. Bireyin yaşadığı bunalım yalnızca ekonomik ya da bireysel
değil aynı zamanda inanç, kültür, ahlak gibi değerlerle de doğrudan
ilişkilidir. Batı toplumlarında orta yaş krizi daha çok bireysel tatminsizlik
ve kariyer doyumsuzluğu ile tanımlanırken, doğu toplumlarında bu kriz daha çok
anlam kaybı, kökten kopuş ve manevi boşluk şeklinde tezahür eder. O nedenle
bütün bu teori ve araştırmalarda asıl olan, meseleye nereden ve hangi referans
ve kabullerle baktığımız hususudur. Kalkış noktanız hatalı ve ön kabulleriniz
yanlışsa netice de haliyle eksik, yanlış ve de yanıltıcı olacaktır. Çünkü eğri
cetvelin doğru çizgisi olmaz hiçbir zaman. Yeri gelmişken ifade etmek gerekir
ki; modern çağ beraberinde insan tabiatına aykırı yaşam ve yaklaşımlardan
mütevellit bir yığın sorunu da önümüze koydu. Çoğu psikolojik menşeli olan bu
sorun ve çıkmazları şimdi de tanımlama, teşhis ve tedavisi ile ilgili bir yığın
araştırma, analiz, tespit… üzerinde çalışılıyor. Tıpkı helvadan yaptıkları
tanrılarını acıkınca yiyen putperestler gibi…
Maalesef bu
hastalık doğu toplumlarına da bulaşmış durumda ve çığ gibi büyüyüp yayılıyor.
Bu sorunun farkında olan birey ve toplumlar söz konusu hastalığı çabuk
atlatabiliyor ancak henüz bu illetin farkına varamayanların hayatında derin
yarıklar bırakmaya devam ediyor. Kendi kültürel kodları içinde doğrulanan bazı
çıkarımlar, evrensel olarak uygulandığında yanıltıcı olabilir. Bu nedenle
yaşanan krizin kaynağına inmek için bireysel deneyimleri yerel kültürel
bağlamlarla birlikte okumak gerekir.
TOPLUMLARIN U
ÇUKURU
İnsan yaşamının
giderek uzadığı günümüzde, orta yaş ve yaşlılık dönemleri en önemli toplumsal
konulardan biri haline gelmiş durumdadır. İşin doğrusu orta yaş dönemi bireyler
için nasıl varoluşsal bir sorgulama alanıysa, toplumların gelişme sürecinde de
gözlenen önemli bir dönemeçtir. Çünkü toplumlar da tarihsel dönüşümler
sırasında benzer bir U çukurundan geçmektedir. Bu çöküş anlarında hem
bireylerin hem de toplumların buhrandan çıkış yolları, yalnızca ekonomik ya da
psikolojik değil aynı zamanda ahlaki, inançsal ve kültürel dinamiklerle de
yakından ilişkilidir. Çünkü toplumlar da bireyler gibi düz bir çizgide
ilerlemezler. Her medeniyetin tarihinde çöküş, buhran, yeniden doğuş gibi iniş
çıkışlar vardır. Uygarlıklar kimi zaman bu “çukur” dönemlerden geçerken ya
yeniden doğmuş ya da tarihin derinliklerine gömülmüştür. Tekerrür eden tarih
bunun sayısız örnekleriyle doludur. İşin doğrusu son dönemlerde İran, ABD,
İsrail, Filistin, Suriye, Ukrayna, Rusya… örneğinde olduğu gibi birçok
ülke-ulus-medeniyet U çukurunun girdabında batış/yükselişle karşı karşıya
bulunmaktadırlar. Aynı şekilde bugün özellikle modern toplumlar da benzer bir U
çukuru yaşamaktadırlar. Ahlaki çözülme, kimlik buhranı, sosyal yalnızlık,
amaçsızlık… gibi unsurlar bireyleri olduğu kadar toplumları da sarsmaktadır. Bu
krizlerden çıkış, yalnızca yapısal reformlarla değil; anlam üretimiyle,
değerlerin yeniden inşasıyla mümkün olabilecektir ancak.
YENİDEN DİRİLİŞ
Felsefe profesörü
Setiya’nın bireyin yaşamı üzerinden U grafiği şeklinde anlatmaya çalıştığı söz
konusu kriz, hadiseyi anlayıp anlamlandırma ve akabinde çıkış yolu bulma
noktasında zihnimizde yeni ufuklar açıyor. Tabii Setiya daha çok kendi kişisel
deneyiminden yola çıkarak bireyin yaşadığı orta yaş kriziyle ilgili
çözümlemelerde bulunur ve hal çareleri önerir. Ona göre en önemli çözüm
önerisi; hedef odaklı “telic” yaşamak yerine, sürecin kendisini değerli kılan
“atelic” etkinliklere önem vermektir:
“… ‘telic’
faaliyetler “nihai tamamlanma” ve “ulaşıp son verme” durumlarını hedefleyen
faaliyetlerdir (‘Telic’, Yunanca ‘amaç ” anlamına gelen ‘telos’tan türemiştir).
Ders vermeniz, evlenmeniz, bir aile kurmanız ve zam almanız gibi. Ancak tüm
faaliyetler böyle değildir. Bir takım diğer faaliyetler de ‘atelic’tir:
Hedefledikleri herhangi bir son veya bitiş noktası veya ulaşıldıklarında
tamamlandıkları (veya yerlerine yapacak başka bir şeyin olduğu) nihai bir nokta
yoktur. Müzik dinlemeyi, ebeveynlik yapmayı veya arkadaşlarınızla vakit
geçirmeyi düşünün. Bu faaliyetler gerçekleştirmeyi bırakabileceğiniz şeylerdir,
fakat onları bitiremez veya tamamlayamazsınız. Onların var oluşları, nihai
hedefi olan bir planın parçası üzerine değil, sınırsız bir sürecin üzerine
kuruludur.”
Orta yaş krizinden
çıkış yolu hususunda bir adım daha ileri giden Setiya, bireyin önüne adeta
evrensel bir reçete sunar:
“… Çok ben
merkezli olmamalısınız. Saplantılı bir mutluluk arayışı, mutluluğun
gerçekleşmesinin önüne geçer. (Çünkü) yalnızca bir araç değil, kendi kendine
bir ideal son olarak kafasını kendi mutluluklarından başka bir amaca,
insanlığın gelişimine, hatta bir sanata veya meşgaleye koyanlar mutludur.”
(Setiya, 2023: S:129) Bu öneri, birey için olduğu kadar toplum için de
geçerlidir. Sürekli “ben” merkezli bir hayat arayışı, ne bireye ne de topluma
gerçek bir doyum sunar. Anlamı insanlık adına kolektif bir fayda içinde aramak,
hem bireyin hem de toplumun krizden çıkışı için önemli bir adımdır. En önemlisi
ise bu krizden çıkışta bireyin inancıyla yeniden bağ kurması ve toplumun
kültürel mirasını hatırlamasıdır.
U ÇUKURUNUN
NERESİNDEYİZ?
Bireyin
yaşamındaki orta yaş krizi, modern toplumların genel bunalımıyla paralel bir
yapıya sahiptir. Setiya’nın U grafiği, sadece psikolojik değil; felsefi,
sosyolojik ve kültürel bir sorgulama aracına da dönüştürülebilir. Ancak bu
sorgulama, yalnızca Batı merkezli reçetelerle değil; yerel değerleri, kültürel
bağlamları ve inanç sistemlerini dikkate alan çok boyutlu bir yaklaşımla mümkün
olabilir. Toplumların da bireyler gibi kendi U çukurlarını tanıması, bu
buhranın kaynaklarını doğru analiz etmesi ve yeniden bir değer inşası sürecine
girmesi, yalnızca hayatta kalmanın değil, yeniden dirilişin de anahtarı
olacaktır.
Sonuç olarak biz
de o soruları buraya bırakarak kapatalım bu bahsi: Bugün biz birey/toplum
olarak bu U çukurunun neresindeyiz? Ve U eğrisinin iç karartıcı girdabından
çıkış için hangi değerleri yeniden inşa etmemiz gerekir?
YUSUF TOSUN
KİMDİR?
İstanbul Teknik
Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden mezun olan Yusuf Tosun, Anadolu
Yazarlar Birliği Genel Başkanı’dır.