Barış görüşmeleri devam ederken, ABD ile İsrail’in, İran’a saldırısı, büyük bir yıkım başlattı. Şehirler ve rafineriler bombalandı. Gemiler batırıldı. En acıklısı da, 150 İranlı kız çocuğunun bir okulda bombalanarak öldürülmesi oldu.
Çatışmaların çok yönlü
yıkımlarına, yakın geçmişteki Irak, Ukrayna ve Gazze’de de şahit olmuştuk.
Artık savaşlar, bölgeden çok uzaktaki ülkelerde de ekonomik ve sosyokültürel
sorunlara neden oluyor.
Tüm çatışma kaynaklı
kayıplar, fireler ve sorunlar literatürde giderek artan şekilde entropi kavramı
ile açıklanıyor. Ancak savaşların maliyeti, çoğunlukla askeri harcamalarla
sınırlı kalıyor. Oysa savaşlar yalnızca mali kaynakları tüketmez; doğal, ekonomik
ve toplumsal düzeni de bozar.
Şimdi, savaşlarda bir
canavara dönüşen entropi kavramını tanıyalım.
ENERJİ VE MEDENİYET
ENTROPİSİ
Entropi kavramı,
termodinamik alanında, yakıtların kullanımı sırasında faydalı enerjideki kaybı
tanımlamak için ortaya atılmıştı. Örneğin ocak, sadece yemeği pişirmekle
kalmaz, çevreye de ısı yayar. Trafikte dur-kalk yaparak ilerleyen araçlar,
çürüyen gıdalar, yıpranan kurumlar ve israf edilen doğal kaynaklar entropi
artışına neden olur.
Canlılar yaşamlarını
sürdürebilmek için çevrelerinden değerli besinleri alıp ve çevreye atıkları
bırakırlar. Yani yaşamak için entropi üretilir.
Doğada, bitkilerle
beslenen hayvanların oluşturduğu ekosistemler, tüketim nedeniyle ortaya çıkan
kayıpları güneş enerjisi ile dengeler. Benzer şekilde, şirketlerin ve ülkelerin
ekonomik faaliyetleri enerji kaynaklarının kullanımını gerektirir.
Günümüzde, entropi
kavramı, enerji, madde ve bilgi içeren bütün doğal ve yapay düzenlerdeki geri
döndürülemeyen kayıpları ve bozulmayı tanımlamak için kullanılıyor.
Şimdi insanların
azdırdığı entropinin bir canavara dönüşme sürecine bakalım.
ENTROPİ CANAVARININ
ŞAHLANIŞI
İnsanlık tarihi boyunca,
enerji ve maddi kaynakların tüketimiyle birlikte üretilen entropi arttı.
Avcı-toplayıcı toplumlar doğayla uyumlu bir şekilde yaşarken, yerleşik düzende
tarla açmak için ormanlar yok edildi.
Sanayi devrimiyle
birlikte, kömür, petrol ve daha sonra nükleer enerji, savaşların yıkım gücünü
katladı. 20. Yüzyıldaki büyük savaşlarda Avrupa harabeye döndü. İkinci Dünya
Savaşında 70 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. ABD’nin atom bombaları,
Japonya’da 200 binden fazla ölüme neden oldu. Bu yıkımların zamana yayılan
bedeli hiç bir zaman tamamen belirlenemedi.
Avrupa Birliğinin
kurulması ve Soğuk Savaşın sona ermesi ile dünyanın daha yaşanabilir olması
beklendi. Ancak savaşlardaki, ölüm, yaralanma ve göçler devam ediyor.
Tatlı su kaynaklarının
hor kullanımı nedeniyle göller kuruyor. Yeraltı suları tükeniyor. Çevre
kirliliği doğal yaşam alanlarını tehdit ediyor. 1970 ile 2020 yılları arasında,
dünyada, memeli, balık, kuş ve sürüngen nüfusunun üçte ikisi yok oldu. Özellikle
arıların azalması ekosistemin çöküşünü işaret ediyor.
20. Yüzyılın
savaşlarından farklı olarak günümüzde yeni bir savaş paradigmasından
bahsedebiliriz. Artık saldırıların uzaklardan yapıldığı asimetrik savaşlar öne
çıkıyor.
2003’te başlayan Irak
savaşında öldürülen, yaralanan ve göçe zorlanan milyonlarca insan yanında
milyonlarca varil petrol Basra Körfezine döküldü. Karada ve denizde yaratılan
çevre felaketleri ekonomik ölçütlerle hesaplanması mümkün olmuyor.
Şimdi, çatışmaların
taraflara ve tarafsız ülkelere maliyetlerini ayrı ayrı inceleyelim.
SALDIRININ BEDELİ
Nobel ödüllü Stiglitz ile
Bilmes, Irak Savaşı’nın ABD için maliyetinin, doğrudan askeri harcamaların
yaklaşık beş katına ulaşarak üç trilyon doları bulduğunu hesaplamıştı. (Joseph
E. Stiglitz & Linda Bilmes, The Three Trillion Dollar War: The True Cost of
the Iraq Conflict, 2008) Aslında bu hesaplarda, savaşa katılan diğer ülkelerin
yaptığı masraflar da yoktu.
Savaşların olağanüstü
yıkımlara rağmen, dünyada silahlanma yarışı hızlanarak devam ediyor. Dünyayı
yaşanmaz hale getirecek miktarda nükleer silahlara ve uzun menzilli füzelere
yatırım yapılmaya devam ediyor. Kullanılmadan raf ömrünü tamamlayanların yok edilmesi
de ilave kaynak gerektiriyor.
Günümüzde, küresel
savunma harcamaları yıllık kabaca 2.5 trilyon dolar. Bu rakamın silahlanmaya
giden kısmı, entropi çarpanına temel teşkil edecektir. Gelecekte Stiglitz gibi
ekonomistlerin, savaşın doğrudan harcamaları ile birlikte dolaylı ekonomik maliyetleri
de hesaplamaları gerekecek.
Şimdi de saldırıya
uğrayan ülkelerdeki, hesaplanabilen ve hesaplanamayan bedele bakalım.
SALDIRIYA UĞRAYAN
ÜLKELERDEKİ ENTROPİ
Dünya Bankası,
Ukrayna’daki savaşın fiziksel maliyetinin şimdiden 588 milyar dolar olacağını
hesaplıyor. Gazze’de İsrail’in verdiği fiziksel hasar için de Birleşmiş
Milletler 70 milyar dolar gerektiğini belirledi.
Şimdi, bir de
hesaplanamayan entropi çeşitlerine yakından bakalım.
1. İnsani Entropi
Savaşlardaki, ölümler,
yaralanmalar, göçlerle birlikte eğitimsiz kalan nesiller, ülkelerin geleceğini
tehlikeye atıyor. Çeşitli ülkelerde ölümler için açılan tazminat davalarında
bedel milyon dolarlarla ifade ediliyor. Dolayısıyla, binlerce insanın ölümü, en
azından milyar dolarlık yıkım demek oluyor.
2. Karbon Ayak İzi
Savaşa katılan tanklar,
uçaklar ve gemilerin kullandığı yakıtlarla birlikte yanan şehirler, petrol
kuyuları ve petrokimya tesislerinin çevreye yaydığı karbondioksit ve diğer
gazlar hesaba katılamıyor. Irak Savaşı’nda orduların kullandığı yakıtlar, küçük
bir ülkenin yıllık tüketimi yani ürettiği karbondioksit kadardı.
3. Ekosistem Entropisi
Denize dökülen petrol ve
kullanılan silahlar nedeniyle, etkilenen ve yok edilen deniz canlılarının
hesabı yapılamıyor.
4. Kurumsal Entropi
Devlet kuruluşlarının ve
ticari yapıların işlevlerini yitirmesinin toplumun yaşam kalitesini düşürmesi
kaçınılmaz. Savaş sırasında eğitim ve sağlık hizmetleri verilemiyor.
5. Altyapı ve Su Krizi
Elektrik, ulaşım ve su
sistemlerinin çökmesi kıtlık, susuzluk ve kolera gibi salgınlara neden oluyor.
6. Nükleer Entropi
Nükleer tesislere yönelik
saldırılar, uzun vadeli yerel ve küresel etkiler doğurabiliyor. Radyoaktiviteye
maruz kalan insan ve hayvanlarda kalıcı sağlık sorunları oluşuyor.
7. Bilgi Entropisi
Savaşlarda, bilgi
kirliliği yaratmak için sahte görsellere ve belgelere dayalı haberler ortaya
sürülüyor. Yaşanan katliamlar ve savaş suçları perdelenerek kamuoyu etkilenmeye
çalışılıyor. Doğru kararların alınması zorlaşıyor.
ASİMETRİK İRAN SAVAŞININ
ENTROPISI
ABD ile İsrail tarafından
İran’a yapılan saldırılar bir ay önce başlamıştı. İran ve ona destek veren
Hizbullah ve Husi güçleri karşılarındaki devasa savaş gücüne karşı asimetrik
bir savaşa yöneldiler. Anlaşılan ticaret yollarını hedef alarak, küresel ölçekte
ekonomik ve sosyal sarsıntı yaratmaya çalışıyorlar.
Savaşın etkileri civar
ülkelerden başlayarak bütün dünyaya yayılıyor. Binlerce insan ölüyor veya
yaralanıyor. Batırılan ve vurulan yüzlerce gemiden yakıt sızıyor.
İran’ın karşı
saldırısında, körfez ülkelerindeki, hava alanları, fabrikalar, su arıtma
tesisleri ve askeri tesisler vuruluyor. Uçuşlar ve taşımacılık durma noktasına
geliyor. Hürmüz Boğazının kullanımının kısmen engellenmesi bile küresel
piyasaları etkilemeye yetti. Petrol ile birlikte doğalgaz, gübre ve altın
fiyatları inip çıkıyor.
Asimetrik savaşta hedef,
büyük hasar yerine yüksek ölçekte bir ekonomik entropi yaratmak oldu. Bu
maksatla, yüksek teknoloji içeren ve göreceli olarak ucuz insansız hava
araçları kullanılıyor. Bu şekilde Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin ve Kızıl Deniz
girişinin engellenmesi küresel ölçekte bir krize neden oluyor.
İran savaşının
maliyetinin şimdiden, ABD için onlarca milyar dolar olduğu anlaşılıyor. Savaşın
devamı için talep edilen 200 milyar dolar da nihai maliyetin trilyon dolara
yükselebileceğini gösteriyor. İsrail’in ve İran’ın kullandıkları silahların
maliyeti henüz bilinmiyor.
Savaşa taraf olmayan
ülkelerde de çatışma bölgesinden kaynaklanan çeşitli sorunlar ortaya çıkıyor. O
bölgeden geçen, kara, deniz ve hava yollarındaki aksamalar yolcular ile
birlikte küresel ulaşımı etkiliyor. Tedarik zincirindeki aksamalar küresel
üretim ve hizmetleri engelliyor.
İran Savaşı’nın,
özellikle de petrol ve doğalgaz sevkiyatlarını engellemesi, küresel piyasalarda
çeşitli ürünlerin fiyatlarını yükseltmeye başladı. Bu çatışmanın devamı
durumunda Süveyş Kanalı’nın devreden çıkışı ihtimali bile var. Böylece deniz
ulaşımında ciddi gecikmeler ve maliyet artışları olacaktır. Bu maliyetlerin
ekonomik entropi yaratması kaçınılmaz.
Ulaşımda aksamaların
sadece enerji kaynaklarının taşınmasını engellemekle sınırlı kalmayacağını
özellikle gübre sevkiyatını da engellemesi bekleniyor. Bu nedenle, tarım
ürünlerinde fiyat artışları da söz konusu. Öte yandan, uluslararası ticaretin
can damarı durumundaki bu deniz yolları Çin ile Akdeniz Ülkeleri ve Avrupa
arasındaki ticareti zora sokması bekleniyor.
Savaşın sürmesi durumunda
komşu ülkelere ve Avrupa’ya göç de söz konusu olabilir. Bu da daha önce Irak,
Suriye ve Afganistan göçmenleri için olduğu gibi büyük insani sorunlar
yaratacaktır.
SONUÇ: ENTROPI CANAVARI
DÜNYAYI TEHDİT EDİYOR
Termodinamiğin İkinci
Kanunu’na göre, entropi tamamen yok edilemez, ancak kontrol altında
tutulabilir. Günümüzde, israf temelli tüketim ekonomisi entropi artışına neden
oluyor. Buna ilaveten, savaşların yarattığı yıkımlar, entropiyi hızlandırarak
gezegenin dengesini bozuyor. Ne yazık ki, bu yıkımlar net bir şekilde
hesaplanamıyor.
Gelişmiş ülkelerin
tüketim ve silahlanma odaklı modeli, gelişmekte olan ülkeler tarafından da
benimseniyor. Bir taraftan da yüksek teknolojili ucuz silahlarla asimetrik
savaşın yaygınlaştığını görüyoruz. Bu gidişle, şahlanmakta olan Entropi
Canavarı, dünyayı yaşanmaz hale getirecek.
Savaşlara ve yıkıma engel
olacak güçte bir uluslararası kuruluş da yok. Bu nedenle hepimizin, israflar ve
savaşlara karşı bilinçlenme ve sorumluluk alma zamanı geldi. Bu konuda,
alınabilecek bireysel ve ulusal önlemleri ayrıntılı olarak tartışmakta yarar
var.
Son Söz: Gelecek
nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için, ayağını yeryüzünün yorganına
göre uzatmaya odaklı bir medeniyet paradigmasına ihtiyaç var.